İçeriğe geç

Artemis'in Kalbi

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Artemis'in Kalbi

Bölüm 3

Beterik Joe

3. Bölüm: Beterik Joe

Kapı açıldığı gibi kendimizi kara ormanın içinde bir anda yere çakılmış şekilde bulduk yere düşer düşmez üzerimiz tamamen çamurla kaplanmıştı. Soğuk zemindeki çamur yığını yüzünden iliklerime kadar ıslanmıştım Rosa'da öyle. Saçlarımı sırtımda tamamen çamura bulanmış şekildeydi. Saçlarımı ellerimin arasına alıp suyunu sıktığımda çamurlu siyah su akıp gitti.

Rosa yerden korkakça kalkıp, "Bu böyle olmamalıydı çok yanlış yerdeyiz." Derken elleri titriyordu.

Tek kaşımı kaldırıp, "Sakın bize kaybolduk deme Rosa!" Dedim sinirle.

"Hayır kaybolmadık ama girmememiz gereken uçurum ormanlarındayız kara ormanın en dip köşesi burası."

"Ürkütme beni bir çaresi vardır kurtulmamızın öyle değil mi?" Diyerek gözlerine baktım. Fakat yolu bilmediği her halinden belliydi.

"İnan bilmiyorum Kate ama iwigel haritası yönümüzü bulmamıza yardım eder."

"İwigel haritası yol gösterici harita mı? Bir kitapta okumuştum."

"Evet tam olarak dediğin şey." Deyip çantasından iwigel haritasını bir hışımla çıkarıp elini üzerinde birkaç kez gezdirip birkaç büyülü sözcüğü bir araya getirdi. Sözcükler bir araya geldiğinde harita Lalough'u gösteriyordu. Uçurum ormanlarında adımlarımız hızlı ve bir hayli korkutucuydu birkaç adım daha attıktan sonra sırtımdan bir el beni haince yakaladı.

"Sakın kıpırdama" diyordu kalın ve boğuk sesli bir adam.

"S-sen kimsin?" Diye seslendim cılız sesimle. "Benden ne istiyorsun?"

"Senden istediğim şey kanın. Bu kanın kokusunu nerden duysam tanırım."

O kadar çok ürküyordum ki sanki kalbim korkudan duracak gibiydi. "L-Lütfen b-beni bırak ne istersen yaparım. Rosa lütfen yardım et!" Fakat çırpınışların boşaydı elindeki kara büyüyle Rosa'nın vücudunu kaskatı bir şekilde dondurmuştu. Rosa konuşmaya çalışsa da bunu başaramıyordu.

"Boşa yardım dilenme seni ucube. Artemis'in kalbine konmuş bir sineksin sen ve ben seni ezeceğim." Diyerek beni aşağılamaya devam ediyordu iğrenç sesiyle.

"L-lütfen yapma bırak beni konuşalım." Demiştim saçma bir şekilde. Burası çok farklı bir yerdi ve ben bu durumu medenice çözmeye çalışarak aptallık ediyordum. Sırtımdan sıkıca tutup turnaklarını boynuma doğru bastırıyordu. Kalbim korkuyla atarken nefesimi ayarlamakta çok zorlanıyordum. Omzumdan tutan adam beni kendine doğru iyice çekip bir anda o iğrenç yüzünü bana gösterdi.

"Beni tanıdın mı ucube? Ama nereden tanıyacaksın bir sinek efendisini tanıyamaz."

"N-ne sen ne çeşit bir pisliksin böyle, ucube olan sensin asıl." Bu cümleyi hangi cesaretle sarf ediyordum bilmiyorum kafayı yemiş olmalıydım. Adamın gözleri sinirden kıpkırmızı olmuştu elindeki sivri değneği kalbimin üstüne doğru bastırıp kalbimi yerinden sökmek istercesine canımı acıtıyordu.

"H-hayır.. n-ne olur yapma.." Deyip gözlerimi kapattığımda arkadan bir anda yeri göğü inleten bir şimşek tüm kara ormanı bir anda aydınlatmıştı. Karşımda Abel Lennigham'ı görmeyi hiç beklemesem de hayatımızı kurtarmaya gelen kişi o olmuştu.

Uzun boyu ve kaslı cüssesiyle korkusuzca, "Demek sen yediyiyenlerden karanlık beterik Joe..." diyerek kıs kıs gülüyordu Bay Lennigham. Eliyle bir metre ileriden Joe'nun boynunu sıkıyordu ama bu eylemi tamamen büyüyle yapıyordu.

Abel geldiğinde korkudan titreyen bacaklarım tutmaz olmuştu. Korkudan titreyen ellerimle yüzümü avcumun arasına alıp gözyaşlarımı sildikten sonra dizlerimin üstüne çöküp gözlerimi sımsıkı kapattım. Bay Lennigham Beterik Joe dediği kişinin canını öyle bir yakmıştı ki adamın boğuk bağırışları tüm ormanı inletiyordu. Karanlık ormana doğru ilerlerken lacivert gözleriyle bana çok öfkeli ve tehtidkae bakış atıyordu.

Abel Lennigham yere doğru eğilip tek elini bana uzatıp, "Sen kafayı mı yedin?" Diyerek bana öyle bir kızıyordu ki sanki kafayı yemiş olmalıydı.

"Benimle düzgün konuş ayrıca ne yapsaydım?" diyerek elini tutup ayağa kalktım.

"O sana ucube dediği anda boğazını parçalamalıydın nasıl bir büyücüsün sen? İçinde Artemis'in kalbi varken nasıl bu kadar güçsüz olabilirsin!" Gözlerini kocaman açıp bana öfkeli bir şekilde bakıp bağırmaya devam ediyordu. O bağırmaya devam ederken Beterik Joe'ya sinirlenmediğim kadar Abel Lennigham'a sinirlenmiştim.

"Bana bağırma Abel, sakın bir daha bunu yapma." Derken elimden çıkan sihir hüzmesi Abel'ı birkaç metre ileriye fırlatmıştı. "B-ben çok özür dilerim bunu nasıl yaptım bilmiyorum." Diyerek Abel'a doğru hızlı adımlarla koşup onun kalkmasına yardım ettim. Dizlerimin bağı çözülmüştü acı öfke dolu haykırışlarımı kalbime iliştirmiştim. Hayatımda ilk defa birisi beni öldürmeye çalışmıştı. Korkularım yığınla üzerime birikmişken ne kadar çok düşmanımın olduğunu ancak anlayabilmiştim. Yalanları hayatımın ortasına koyarak beni büyüten herkes bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunu ileride çok iyi anlayacaktı.

"Keşke bunu beterik içinde kullansaydın. Çok yanlış kişiyi seçtin, ya ben gelmeseydim ne yapacaktın aptal mısın sen?"

"Abel yeter ama bana hakaret etmen bittiyse lütfen yardım et Rosa'yı kurtaralım." Abel sihirli değneğiyle Rosa'yı kurtarırken çok farklı sihirli kelimeler kullanıyordu. Rosa'yı kurtardıktan sonra dönüp gözlerime öfkeyle baktı. Rosa kurtulduktan sonra ona kocaman sarıldım.Abel Lennigham, çok yakışıklı kaslı ve uzun boylu bir erkekti upuzun kirpikleri, yanağındaki gamzesi ile resmen bir heykel gibiydi. Abel'a daha önce bu gözle bakmamıştım derin derin nefes alması bile insana çok farklı şeyler hissettirebiliyordu.

Kahverengiden turuncu renge dönen gözlerine baktığımda kalbin atış sesi normal düzeyden daha çok atmaya başlamıştı ne zaman Abel'ın yanında bulunsam bu kalp sesi daha da fazlalaşıyordu. "Tamam Kate sakin durumu bu kadar içselleştirmeye gerek yok." diyordum içimden ama bunu çoktan düşünmeye başlamıştım. Kara ormanın en dip köşesinde bizi bulup kurtarmış olması sanırım en büyük şansımızdı.

"Abel sana minnettarım." Diyerek bakışımı Abel'a karşı yumuşattım. Gözleri gözlerimdeydi bakışı derin ve gözleri kısıktı. Kafamı sağa sola sallayıp kendimi hemen topladım. "Okula nasıl gideceğiz?"

"Peri tozu her şeyi çözer." Diyerek yere tozu attığı anda kendimizi okulun büyü kalkanı dışında bulduk. Büyü kalkanı gözlerimin içerisinde öyle bir parlıyordu ki daha önce Alvistadayken bile bu kadar ışığı bir arada görmemiştim. Okul o kadar büyüktü ki karşısındaki iki dağın arasından geçen gölle birlikte devasalığı karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim.

"Bu ışık yığını nedir böyle?" Diyerek dokunduğumda Abel bir hışımla tedirgincr bana seslendi. "Sakın dokunma!" Dedi fakat o bunu söylemeden önce çoktan dokunmuştum fakat sorunun ne olduğunu Abel Lennigham'ın gözlerine bakınca anlayamıyordum.

"N-nasıl oldu bu? Nasıl sana bir şey olmadı eline bakmama müsade eder misin?" Diyerek elime dehşet dolu şaşkınlığıyla bakıyordu.

Rosa şaşkınlık içerisinde, "B-bu m-mümkün değil." Derken şaşkınlıkla açılan ağzını eliyle kapatıyordu. O kadar şaşkınlardı ki..

Abel ve Rosa'nın tepkisi o kadar büyüktü ki sanki biraz sonra başıma büyük felaketler geleceğini hissetirir derecedeydi. "B-Ba-bana ne olacak şimdi?" Deyip gözyaşı dolan gözlerimle Abel'a baktım.

"Kate bu kara büyüdür ve bu büyüyü sadece profesörler açarsa içeriye girebiliriz, yoksa vücutta derin yaralar açılır ve uzun bir süre boyunca bu yaraların acısından kıvranıp durursun." Gözlerim korkuyla büyüdü ve kalbim çarpıntı şeklinde atmaya devam ediyordu.

"Söylediğine göre bana da böyle bir şey olması gerekiyor o zaman ama neden olmadı?"

Kafasını sorgularcasına kaşıdı. "Bunu bilmiyorum. Profesör Lowell'a bunu iletmemiz gerekiyor."

Elim yanmadı, yara olmadı duyduklarım yüzünden yaşadığım düşünce buhranı düşünmemi zorlaştırmıştı. Abel'a minnettarım hayatımı kurtardı ama içimdeki korkuyu yenemeyeceğimi düşünmeye başlamıştım attığım adımın arkasında ne var? Bu düşünceler beynimi bir ateş misali yakarken kara büyüye karşı adımımı atıp Lalough'un büyük bahçesine girdim. Kara büyüden bu kadar rahat geçebildiğimi gören Abel tüm şaşkınlığıyla bana bakıyordu.

Burası öyle bir yerdi ki bahçesine bir orman denebilirdi. Profesörlerden biri gelip Rosa ve Abel'a yol açmıştı benim rahatça geçebildiğimi gören profesör de aşırı şaşkın bir ifade ile bana bakıyordu.

Heykellerle bezenmiş bahçesinde yürürken duyduğum fısıltılardan korkup, "B-bu ne, ne sesi bu? Ne oluyor..." diyerek yine kulaklarımı kapatmış,kendimi yere diz çökerken bulmuştum.

Sevgili kurtarıcım Abel Lennigham yine elini uzatarak beni güçlü tutmayı başarmıştı..

Fısıltılardan oluşan dünyam ya bana yeni bir dünyanın kapısını açıyordu ya da dünyamı benim başıma yıkıyordu. Çıktığımız yolculuklar bizi hep biraz korkutmaz mı zaten? Korkunun üstüne gitmediğimiz zaman o korku bizimle yaşayıp içimizde büyümeye devam eder.

İçimde büyüyen korkuyu alıp bir kenara bırakmak istedim onu sahiplenecek gücüm yoktu. İçimdeki gücü hissetmem çok zaman alırdı belki..

"Yerden kalk, sen bu kadar güçsüz olamazsın."

"Her şey kelimelerde kolaydır zaten."

"Kolayı başarmak senin elinde bunu çok iyi biliyorsun."

"Teşekkür ederim sevgili kurtarıcım." Diyerek yüzüne gülümseyip, bir anda somurtmaya başladım. Aramızdaki bu soğuk enerjiyi iliklerimize kadar hissediyorduk bu habis bakışma Lalough'a girerken birkaç kez devam etmişti.

Lalough'un kapısına geldiğimde sağ ve solda bulunan şamdanlar dikkatimi çekmişti sanki yüzyıllardır bu kapıdan geçen büyücüleri görmüş gibilerdi.

"Abel sana bir şey sormak istiyorum. Heykellerin yanındaki fısıltıları sen de duydun mu?"

"Tabi hepimiz duyduk Kate." Diyerek Rosa'da cevap vermişti.

"Duydum ve gördüm tabi ki.." diyerek yine kıs kıs gülüyordu. Kendini beğenmiş aptal büyücü.

"Neyi gördün anlamadım?"

"Heykellerin ruhlarını tabi ki, bunu da bilmiyorsundur eminim. O heykeller bu okulu yöneten profesörlerin, içinde bulunduğumuz diyarın senato üyelerinin heykelleridir. Onların ruhları heykellerin içlerinde yaşar birbirleriyle görüşürler."

"Bu cidden aşırı ürkütücü.." diyerek içimi yoklayan korkutucu histen titreme tutmuştu.

"Çok korkma yemezler seni." Diyerek yine o ukala bakışını yüzüme atıp yanımızdan ayrılmıştı.

"Bu adam hep böyle ukala mı?"

"Sakin ol, aşırı ukala biri yanında resmen konuşasım kaçıyor." Derken Rosa Abel'dan iğrenerek söz ediyordu.

Büyük salona giden upuzun koridorda ilerlerken sağ ve sol duvarda bulunan eski fotoğraflara bakarak ilerliyordum. Hepsi birbirinden farklı ve önemli şahsiyetlerdi.

Büyük salonun, büyük kapısına geldiğimde en son fotoğraf çok dikkatimi çekmişti.

"Bu kişi kim Rosa?" Derken büyük devasa resmi işaret ettim.

"Waron diyarının şuanki Kralı Albert'ın annesi kendisi çok büyük bir şifacıydı. Bilmiyorsundur ama herkes şifacı olamaz çok nadir bir durumdur."

Tablodaki kadınla bakışırken duygularımın akışı yönünü değiştiren bir his vuku buluyordu içimde. Büyük salona girerken bizi okulun profesörlerinden bayan Hazel karşılamıştı. İçeriye girerken boynumdaki lekeye bakıp; "Kate, Kate Wilsend sonunda seninle tanıştım."

"Merhaba memnun oldum profesör."

"Ben Hazel Sera sizin asa hocanızım umarım seninle çok iyi anlaşırız."

"Hiç şüpheniz olmasın bayan Sera sizden öğreneceğim çok şey var."

İçeriye doğru ilerlediğimizde büyük salonu öğrenciler çoktan doldurmuştu içerisi mumlarla döşenmişti ama ne döşenmek tüm mumlar büyü ile yanıyordu. Bu görüntü karşısında büyülenmemek, büyüyü yapana karşı saygısızlık olurdu.

Biraz daha ilerlediğimde boş bir masa bulup hemen Rosa ile geçtik. Abel ve yanındakiler de gözlerini dikip bize bakıyorlardı. Benden gözlerini çekmemelerindeki sebep her neyse onu bulup üzerimden atmalıyım diye düşünürken Abel'ın yanında bulunan Susan bana el sallayarak selam veriyordu. Bununla da yetinmeyip beni yanına çağırdı. Yanlarına giderek, "Susan nasılsın?" Diyerek sakince gülümsedim.

"İyiyim Kate, bak gel seni Rob ve Anita ile tanıştıracağım." Anita benimle tanışacağı için resmen mutsuzluktan ölüyordu oflayıp puflaması bir türlü bitmiyordu.

"Memnun oldum Anita, ama sen hiç memnun gözükmüyorsun." Dedim elimi ona uzatarak sıkmasını beklerken elimi sıkmadan, "Sevdim seni bana böyle cevap veren ilk kişisin." Demişti bunu dediği anda donup kalmıştım sanki ona birinin karşılık vermesini bekliyormuş onca sene..

Anita yüzüme gülümsemeye başlayınca Rob ve Susan çok şaşırmıştı. "Anita seni böyle görmek.. çok şaşırdım doğrusu" demişti Rob.

"Neden şaşırdınız ki?"

"Çünkü Anita bugüne kadar kimseye böyle gülümsemedi.." dedi Rob ve bu duyduğum en saçma cümleydi. "Neden bir sebebi mi var Anita?"

"Dünyada ve burada çok kötü düşünceli insanlar var."

"Anita'nın kötü düşünceleri olan insanları sezme gibi bir yeteneği var. Bizim dışımızda kimseye gülmez ve yakın davranmazdı seninle tanışana dek." Demişti Susan. Sevincinin ardında şaşkınlığı yüzüne yansıtırken.

"Ve senin içinde kötülüğün k'si yok Kate." Diyerek Anita kolumu sıvazlıyodu.

Şaşkınca yüzüne bakarak, "Buna ne denir bilmiyorum ama teşekkür ederim." Dedim.

Herkes birbiriyle konuşurken salonda büyük bir fısıltılar korosu vardı. Herkes birbiriyle tanışmaya devam ederken Abel'in gözleri benden ayrılmıyordu ya benden istediği bir şey vardı ya da bulamadığı bir şey fakat söylemem gerekirse felaket derecede yakışıklıydı.

Birkaç saniye bakışmamızdan sonra büyük salonun ihtişamlı kapısını büyü ile bayan Hazel açmıştı içeriye giren kişi profesör Lowell'dan başkası olamazdı.

Beyaz kirli sakallı, birazcık kilolu, Noel babaya benzeyen bir adamdı . Ha sorarsanız onun kadar tatlı mı diye hayır değildi. Eminim rüyanızda görseniz korkacağınız tipten bir adamdı fakat güven veren bir siması vardı. Büyük salonun ortasından yürüyüp diğer profesörlerin olduğu yere doğru çıktı. Burada konuşma yapmaya başlaması için bir anda sihirli güçlerle çok ihtişamlı bir kürsü karşımıza gelmişti.

"Sevgili Lalough'un yeni öğrencileri aramızda sizi görmek çok güzel size ders verecek olan profesörleriniz de eminim aynı şeyi düşünüyor. Hepiniz çok şaşırıyorsunuzdur bu okulda olmak bir ayrıcalık bunu da biliyorsunuz. Tatsız olayların, kara büyülerin olmadığı bir Dünya isterdik ama bu mümkün değil o yüzden okulun her yanını çevrelemiş olan kara büyüye karşı dikkatli olmanızı rica ediyorum sizde artık bu aileden olduğunuz için bunu bilmelisiniz bazı kötü büyücüler bizi tehdit ediyor o yüzden bu kara büyüyle yaşamayı öğrenmeniz gerekiyor." Birkaç saniye sessizlikten sonra profesör Lowell gözlerime doğru bakarak;

"Korkutucu şeyler içimizdeki birkaç yanılgıdan ibaret, içinizdeki sihre ve güce inanın çünkü kalbinizden dilediğinizde her şey mümkün. Ziyafetimiz başlamıştır flybird su perileri yemek dağıtımında size yardımcı olacak şimdiden afiyet olsun."

Profesör konuşmanın bitirdikten sonra masamız flybird perileri tarafından donatılmaya başlamdı. Aklınıza gelebilecek her türlü yiyeceği burada görebilirdiniz ama tabi ki bunların hepsini yiyemem gençseniz ve on sekiz yaşındaysanız kilonuzun ve sivilcelerinizin olmamasını istersiniz ee tabi ben de bir genç olduğuma göre yememe dikkat etmeliydim.

Karşımızda bulunan masada Abel ve diğerleri vardı. Abel yemek yedikçe gözleriyle beni süzüyordu. Bundan rahatsız olsam da güzel turuncu gözleriyle bana bakması bir hayli hoşuma gidiyordu.. dur Kate onca şeye rağmen mi? Evet evet bana o kadar şey yaptı gözlerini çek ve ona bakma!

Yemeklerimizi yedikten sonra bayan Hazel herkesin kalacağı odayı sırasıyla gösteriyordu. Odalar üç kişilikti ve her beş odaya bir ortak alan düşüyordu. Kalacağım odada Rosa ile kalmam büyük bir şanstı.

Ortak alanda yanan büyük bir şömine vardı. Bu şömine kendi ateşini kendi yakabilen büyülü bir şömineydi karşısında büyük yastıklı yumuşacık birkaç tane koltuk vardı hemen buraya gömülüp elime bir kitap almıştım. Abel ortak alana geldiğinde bir kız yanına doğru yanaşıp onunla flörtleşmeye çalışıyordu. Kalbim bu anda ritmini bozmuştu içimden gelen büyük siniri bastırmakta çok zorlanıyordum ayağa kalkıp merdivenden odaya çıkacakken elimdeki sihir yoğunluğu fazlasıyla artmıştı ne zaman sinirlensem saçma sapan sihirler vücudumdan kontrolsüz çıkıyordu. Elimi merdivenin bir köşesine uzatıp kimse zarar görmesin diye boş bir alana sihrimi yolladığımda dengem bir anda şaştı ve merdivenden tam düşecekken Abel arkamdan yetişip beni belimden yakalamıştı.

Ama ne yakalama vücutlarımız iç içe geçmiş gibiydi..

Hiçbir zaman, hiçbir erkekle bu yakınlığı yaşamamıştım. Ve yine aynı şey bir kalp sesi atışı yoğunluğu tam olarak kulaklarımı haşır neşir ederken elim Abel'in kaslı kollarında, gözlerimde turuncu gözlerinde kaybolmak üzereydi.

"B-ben çok özür dilerim, k-kimseye zarar gelmesin diye.."

"Tamam sorun yok." Diyerek beni bir anda bırakmıştı afallamış gibi bir hali vardı. Eliyle saçını sıvazlayıp bana bir kere daha baktıktan sonra yanımızdan ayrılıp kendini odasına atmıştı. Kalbim kelebeklerin kanat çırpışı gibi yerinde duramaz şekilde pır pır atıyordu. Daha önce kalbimin böyle bir hisle karşılaştığını hiçbir şekilde hatırlamıyordum.

Bölüm sonu

6 yorum