2. Bölüm: Kalbin Laneti
Duyduğum bu olaya karşı kalbim hiç olmadığı kadar korkuyla bir çarpıntı misali atmaya başladı. Ya bir rüyadaydım ya da gerçek olmayacak bir hayal görüyordum. Kendimi eğer bu duruma inandırırsam biliyordum ki kesinlikle kendimi psikiyatri servisinde bulacaktım ama yine de gördüğüm rüyanın anlam kazanıyor oluşu vardı aklımda. Kalbim deli gibi çarparken sanki kendimi olmayacak şeylerin içine itmeye kendim razıymışım gibi inançla deli gibi soruluyordum. Bir tilki vardı aklımda, aklıma binlerce soruları bırakan.. Her şey aniden oldu ayağa kalktım bar kısmına ilerledim ve hiç duymadığım bir ses duymaya başladım. Bir kalbin çarpma sesi ve bu sesi insanların duyamayacağını biliyordum.
"Siz kafayı yemiş birkaç insansınız sadece buna inanmamı beklemeyin." Diyerek son çırpınışlarımla açıklaması dahi olmadığını düşündüğüm gerçeğe son kalan gücümle karşı çıkıyordum.
"Sen kaçsan da içindeki bu güç çoktan uyandı Kate 31 ekim senin doğum günün değil mi?" Diyordu karşımda sakince gülümseyip bana kafayı yedirmek üzere olan yaşlı Hanım.
"E-evet öyle.." dedim şaşkınlık içerisinde yüzüne bakarken, "Sanırım benim hakkımda bildiklerine şaşırmamalıyım." Dedim Linda teyzenin güleç olan yüzünden bir damla bile soğukluk akmamıştı. Sadece gülüyor ve saçna sapan açıklamalar yapıyordu.
"Senin kendi dünyanı bulmana yardım edeceğim ama bu gücü uyandırmak senin elinde ve gerçek gücünü bulmakta öyle." Linda teyze kurduğu cümlelerin benim istediğim cevaplar olmadığını bilmesine rağmen inatla aynı şekilde devam ediyordu.
Saçımı aklım karışırcasına kaşıdım. "Anlamıyorum gerçek güç nedir?" Derken saçımın dibini parmaklarımla sinirle kazıyordum.
"Yaratılışında sadece sana bahşedilmiş olan gücün, gerçek güçtür." Dedi şöminesine birkaç odun daha atıp ateşin harlamasını sağlayarak. "Susan gösterebilir misin?" Diyerek Susan'a karşı gözlerini kırpıştırdı.
Susan elini açtığı anda avcunun ortasında şimşekler belirivermişti. Gözlerim heyecanla Susan'ın avcuna bakarken elinden çıkan şimşeğin ışığı gözümün içinde parlıyordu. Hayret ediyordum hiç bilmediğim bir diyara gelip hiç göremeyeceğim bir rüyanın içerisinde sıkışıp kalmış gibiydim.
"B-bu m-m-mükemmel-" kafamı sağa sola sallayıp düştüğüm buhrandan çıkmaya çalışıyordum. "Siz şimdi bana diyorsunuz ki seninde buna benzer bir gücün var? Hah.." alaycı bir şekilde güldüğümde Susan ve Linda teyze tüm ciddiyetle suratıma tokat gibi çarpan gözlerle bakıyorlardı.
Ellerim korkudan deli gibi titrerken, "S-siz ciddisiniz.." dediğimde beni onaylarcasına ikisi de kafasını evet der gibi salladı.
"Hayatımda hiç olmadığım kadar ciddiyim hem de Kate." Demişti Susan. "Öncelikle senin buradaki okula transferini sağlayacağız."
"Susan eğer bu bir rüyaysa hemen uyanmak istiyorum. Bunca şey gerçek olmamalı.. olamaz.." derken çaresizce kendimi koltuğa bıraktım. Endişeli gözlerim küçücük kulübeyi süzerken elim ayağım tedirgince sallanıyordu.
"Malesef canım, rüyada değilsin." Diyerek elimi tuttu ve gözlerimin hizasına doğru eğilerek yüzüme gülümsedi.
"Sen hangi okulda olacaksın peki?" Derken gözümdeki acı bakış daha da keskin hale gelmişti. Susan kötü havanın dağılması için role girerek çok neşeli tavırlar sergilemeye başladı.
"Tabi ki Lalough, ondan daha iyi okul yok emin ol!" Derken koluma bir fiske şakayla vurdu.
"Abel, Anita ve Rob'da Lalough'da olacak."
Dediğinde kaşlarım havaya doğru merakla şekil aldı. "Yoksa?"
"Evet onlarda büyücü." Demişti kendini rahatça koltuğa bırakırken, "Biz doğduğumuzdan beri büyücü olduğumuzu biliyorduk senin gibi tuhaf bir yazgımız olmadı."
"Anlamıyorum kafam karmakarışık neden bu kadar büyük yalanların içerisinde bırakıldım?"
Susan bana cevap vermeden konuşmaya devam etmişti. "Lalough kabul mektubu gelmiştir Profesör Lowell seni tanıyor çoktan senin adına başvuru yapmıştır."
"Linda teyze, Susan beni burada herkes tanıyor ama ben kimseyi tanımıyorum beni neden insanların yanına gönderdiler?"
"Kalbini parçalayan bu hissi duyabiliyorum. Benim gücüm de bu işte, bilinmezin ötesindeki kalp ayrılıkların bile hissedebiliyorum bu hissi onarabilirim."
"İstediğim cevap bu değil! Kafayı yemek üzereyim anlıyor musunuz beni?" Diyerek acı içerisinde gözlerine bakmıştım. Sanki bağırışlarım boşa bir dilenme gibiydi.
İçimde kocaman yanmayı bekleyen bir sinir ateşi vardı. Bir büyünün peşine takılıp başka bir diyara gelmiştim. Kulübede oturduğum yerde gözyaşlarım akmaya başlamıştı soğuk zemin ıslanırken, kalbim çarpıntı misali atışıyla nefesimi zorluyordu.
"Seni çok iyi anlıyorum Kate bunu yaşamak kolay değil ama sen bu diyara alışınca bırakmak istemeyeceksin bunu bulmamız gerek senin yazgını arayacağız."
Susan'a kafamı tamam der gibi sallayıp kollarına sarılmıştım. Aradığım güç Susan'ın ellerindeydi kalbimi deşip beni bu diyara sürükleyen acı bilmek isteyeceğim, öğrenmek isteyeceğim bir kaderdi. Hiç kitap satırlarına hapsolmuş gibi hissettiniz mi? Bu çok olanaksız bir durumdu. Fakat bu durumu yaşamak bir delinin hayatını yaşamaktan farksızdı büyüye kim inanır ki.. Başkasına anlatsam beni bir deliden farksız görürdü. Hayatımı oluşturan yazgı beni yabancı ve vahşi bir diyarın ortasında yalnız başıma bırakmıştı.
Kulaklarıma ilişen kurtların uluma sesi beni bir anlığına susturmuştu. Ayağa kalkıp bir iki adım attım kendimi pencerenin önünde buldum dışarıya baktığımda karanlık bir ormanın ortasında olduğumuzu anlamıştım.
Pencereden ayrılıp elimi masa üzerinde gezdirerek kapıya yönelip kapıyı açtım. Kurtlar tam karşımda durup bana diz çökmüşlerdi aramızdaki bağı anlamak benim için çok zordu ilk defa bir kurt sürüsünü karşımda görüyordum. Kurt sürüsü önümde başlarını eğip bekliyordu. Akan burnumu koluma sildikten sonra gözyaşlarım durmuştu.
Gözlerim korkudan kocaman açılsa da kalbim bu durumu sanki daha önceden sahiplenmiş gibiydi. "Linda teyze bu ne demek oluyor?" Meraklı gözlerle kurtlara bakmaya devam ediyordum.
"Kurtlar sana hürmet gösteriyor."
"N-nasıl?" Deyip birkaç adım attım. "Neyin hürmeti?"
"Bazı ödenmemiş zaferler var. Yaşadıkları zaferin kaynağı sensin senden başkası olamaz."
"Çok gizemli konuşuyorsun Linda teyze."
"Bu kurtlar çok güçlüdür Kate ve sana sonsuz bir hürmetle bağlılar senin gidip başlarını okşamalarını bekliyorlar bunu yapmazsan buradan ayrılmazlar."
Kurtlara yürürken korkmamız beklenir onlara yaklaştıkça içimde korku değil güven hissi artıyordu. Birkaç adım daha attıktan sonra karanlık ormanın başladığı yere adımımı atmıştım en önde duran koca kurtun başını elimle sevip başımı eğerek hürmet göstermiştim. Kurt sürüsü başını kaldırıp ormana doğru yürümeye başlamıştı. Koca kurt ormana giderken dönüp bana başını sallayıp ormana doğru sürüsünün peşinden koşmuştu.
Kurt sürüsünün arkasından bakıp donup kalmıştım. Kurtların bana hürmet göstermesindeki sebep neydi? Birkaç dakika daha dışarda durmuştum arkadan Susan gelip koluma dokunduğunda bir anda durduğum yerde sıçradım.
"İyi misin?"
"İyiyim Susan ve yazgımı öğrenmek istediğime karar verdim." Deyip deli cesaretiyle atılmak istediğim kederin köhne kılıcını kalbime saplamıştım.
"Evine çağrı mektubun çoktan yollandı Kate." Dedi gülümsemesini büyüterek, "Bunu yapmam saniyelerimi aldı bilirsin büyü varsa her şey mümkündür."
Tedirgince hırkamı çekiştirerek, "Buradan nasıl geri döneceğiz?" Demiştim.
"Tabi ki peri tozuyla.." Dediği anda yere tozu serpiştirip "Alvista" diyerek bizi getirdiği yerden alıp yolculuğa başladığımız yere götürmüştü.
Bay Hammish Burger'ın arka çıkışı..
Koşar adımlarla tekrar içeriye girdiğimde Rosa hala beni bekliyordu. Susan diğerlerinin yanına gidip fısıldayarak durumdan bahsetmeye çoktan başlamıştı bile Susan anlattığı anda herkesin gözleri bir anda bana doğru döndü. Olan şey neydi ve nasıl bir oyun dönüyordu? Arkamdan yıllarca gizlenen büyük sır neydi? Herkesin bu kadar önemli gördüğü şey sarmaşıkların altında gizlenmiş gibiydi. Panik atak krizine girmem gerekirken hala sakinliğimi koruyor oluşum bile beni korkutmaya yeterken Abel Lennigham'ın ateş valsi yapan gözlerine denk gelince kafamı hemen Rosa'ya doğru döndüm.
"R-rosa neler oldu bir bilsen.." derken ellerimin deli gibi titreyişine bakıyordum.
"Sonunda öğrendin demek.." dediğinde öfkeye bürünmüş bakışımla gözlerine bakmaya başladım. "S-sen nereden biliyorsun?"
"Ben fısıltıları ve düşünceleri duyabiliyorum Kate." Derken bu kadar rahat oluşu kalbimi paramparça ediyordu.
"Ama.." deyip duraksadım. "Bana bugüne kadar neden söylemedin? Sen benim dostum değil misin?" Diyerek bağırıp masadan öfkeyle kalktım. Herkesin gözleri hala üzerimdeyken kafenin kapısını hızlıca açtım. Yıllardır yaşadığım her şeyin yalan oluşu ve herkesin gözümün içine bakarak rahatça yalan söylemesinin hüznü içimdeki toprakları kurak hale getiriyordu.
En çok inandığım, dostum dediğim, ailemden ayırmadığım insanın bile beni yıllarca kandırıyor oluşu sanki tüm dünyanın başıma yıkılmasıydı. Tepemde kara bulutlar deli gibi şimşekler atarken hayatımın ortasında büyük bir yangın başlıyordu. Cadde boyunca yağmurun altında koştum caddenin sonunda ıslak banka kendimi bıraktığımda takatim kalmamıştı nefes nefese kalmıştım ve gözyaşlarımı yağmura teslim ettmeye karar verdim durdum ve oturdum.
Rosa peşimden bana yetişmeyi başarmıştı. Endişeyle ellerimden tuttu tedirgince gözlerime baktı. "Bunu söyleyemezdim çünkü kalbin lanetinden korktum."
"N-nasıl? Anlamadım neyin laneti?" Derken öfkeyle ayağa kalktım. Yağmurun döktüğü damla sayısı kadar üzerime yağıyordu yalanlar. Yakınlarım gözümde bir canavardan farksız hale geliyordu.
"Ben bunu öğrendiğini sanmıştım."
"Ben hiçbir şey bilmiyorum Rosa hiçbir şey. Hayatım nerede başladı? Babam kim? Ben kimim? Bilmiyorum anladın mı? Bilmiyorum." Diyerek haykırmaya devam ediyordum. Kalbime ağır gelen hissi, yalanları taşımak çok zordu. Uçsuz bucaksız bir uçurumun kenarında kurtuluş için bekliyordum. Beklemem nafile bir davranıştı. Bu güç beni içten içe kemirmeye çalışan bir lanetti. Hissettiğim şey içimde kötülüğün hakim oluşuydu.
"Buraya gel ağlama lütfen.."
"Ağlamayınca da değişen bir şey yok ki değişmeyen tek şey var benim hiçbir şey bilmediğim."
"Annem bazı şeyleri biliyor olabilir istersen Rosaleydi kütüphanesine gidelim." Dediğinde artık şaşıracak gücüm kalmadığı için kafamı sallamakla yetinmiştim. Birlikte Rosaleydi kütüphanesine gitmek için trene bindik. Trenle yaptığım en yavaş yolculuktu yaptığımız bu yolculuk. Yalanları hayatıma girişinin tiyatrosuydu bu. Kütüphaneye geldiğimizde Sonya teyze tüm her şeyi öğrendiğimi çoktan öğrenmişti.
"Kate güzel kızım sana bunları yaşattığımız için çok üzgünüm ama kalbin laneti buna izin vermedi." Demişti başını öne hüzünle eğerek.
Öfkeliydim. Kalplerini kırmak için her şeyi yapmam gerekirken sadece, "Kalbin laneti nedir lütfen artık anlatın bana lütfen.." diyerek çaresizce gözlerimi yere doğru eğdim.
"Anlattıklarımı artık öğrenmen gerektiği için anlatacağım." Derken elini elime uzattı. Yalanların uzattığı eli tutamayacak kadar kırılmıştım herkese. "Artemis Ay tanrıçası öldürüldüğü gün sen doğdun onun öldüğü an senin doğumun gerçekleşti. Zaman farkı olsa da koruyucular böyle doğdular ve kalbinizin ruhları Artemis'le bağlandı. Bu bağı kimse ama kimse bozamaz senin peşinde olan bazı kişiler var. Ceyota kabilesinin kralı Honour Lennigham senin peşinde olacaktı. Bu yüzden tam on sekiz yaşına basmanı bekledik artık güçlerin aktif, doğum gününde tüm güçlerin tamamıyla aktif olacak ve bundan sonra Artemis'in kalbiyle yaşamayı öğrenmen lazım."
"B-bu gerçek mi?" Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Sanki uzun soluklu bir korku filmi izlemişim de etkisinden çıkamamışım gibi kalbim hızla atıyordu. "Honour Lennigham hala benim peşimde mi?" Dedim bir kuş gibi titrerken.
"Bunu bilmiyoruz. Uzun süredir kötülük yapmamaya ant içmişti ve on sekiz yıldır yapmadı."
"Kötülük içerisinde bekleyen bir duygu bunu açığa çıkartmak kendi elinde ben o pisliğe hiç güvenmiyorum. Seni görünce bunu yapmak istemez umarım." Demişti Rosa.
"B-ben nasıl Artemis'in kalbini taşırım bu nasıl mümkün olabilir?"
"Mümkün Kate.."
"Bu kalp beni koruyacak mı? Kötü güçler benim peşimdeyse nasıl kurtulacağım?"
"Elindeki güce, kalbindeki sevgiye güven eğer sen kendine güvenirsen başaramayacağın hiçbir şey yok hem biz yanında olacağız."
Çaresizce, "Teşekkür ederim Sonya teyze anladığım kadarıyla devamını anlatmayacaksın ve bunu ben bulacağım." Dedim.
"Malesef bu kadarından fazlasını anlatamam ama sana söyleyeceğim son şey profesör Lowell'a güven o seni koruyacak." Sonya teyzeyi yanıtsız bırakarak ayağa kalktım giderken Rosa kolumdan tutup, "seninle geleyim istersen?" Diyerek sormuştu.
"Yalnız kalmalıyım." Diyerek kütüphanenin çıkışına doğru yavaşça yürüdüm. Kapıdan çıkar çıkmaz kafamdaki sesleri susturmak için son ses açtığım şarkıyı bile duyamayacak kadar kafamdaki sesleri dinliyordum. Trene bindiğimde bile sanki her şey gerçeklik algısının dışına çıkmıştı ve dünyada güvenecek kimsem kalmamıştı. Tren yavaşça ilerlerken dolunay tepemizde yükseldi ve son kez güzel ışığını gecemize yağdırdı.
Evimize girdiğimi duyan annem heyecanla kapının önğne doğru geldi. Annem Arina, "Kate sana bir haberim var en iyi okullardan birinden sana bir çağrı mektubu geldi." Demişti ağzı sevinçten kulaklarına varırken.
"Hangi okul?" Dedim annem Arina'nın tepkisine bakılırsa çok büyük ve başarılı bir okul gibi hissediyordum.
"Lalough büyücülük okulu" demişti gözlerim şaşkınlıkla açılırken, "Yoksa," deyip sinirle ayağa kalktım. "Sen de mi biliyorsun? Bana bunu neden yaptın?" Dediğimde gözümden deli gibi yaşlar süzülmeye başladı. İçimde biriken her şey dökülüyordu kalbimden..
Annem elindeki mutfak bezini holdeki masaya bıraktı. "Kate lütfen ağlama." deyip titreyen elleriyle elimi tuttu. "Kızım, yapamazdım-"
"Bir insan kızını yıllarca bir yalanla nasıl büyütür? Sen bunların olacağını bilmiyor muydun?" Gözlerimi öfkeyle silip salona doğru hızlıca yürüdüm. Annem Arina karşımda susup sessiz hıçkırıklarla ağlıyordu. Yalanlarının günyüzüne çıkacağını bilmesine rağmen bana bugüne kadar tek kelime dahi etmemişti.
"Seni, senden korumak istedim. Kocaman diyarın koruyucusu olmak.." deyip sustu.
"Koruyucu mu?" Deyip duraksadım. Meraklı ve acı dolu gözlerimle gözlerine baktım.
"O kocaman diyarın tek bir koruyucusu var. Kalbin kanetinden dolayı anlatamam bunu sana çok özür dilerim." Deyip ellerini tekrar elime uzattığında ellerimi geri çektim. Beni koruduğunu düşünürken sadece kendisini koruduğunun ve ne kadar bencil olduğunun farkında değildi. "Babam.." deyip sustum. Boğazıma diziliyordu kelimelerin ağırlığı.
"Bunu söylemek benim için çok zor Kate." Ayağa kalktı şömineye doğru birkaç adım attı ve bir anda, "Baban Ceyota kabilesinden Honour'un üvey kardeşi Aaron Wilsend." Dediğinde gözbebeklerim dehşet içerisinde kocaman açıldı.
"Anlamadım? Ne dedin?" Deyip korkarak annemin gözlerine baktım. " Honour B-benim amcam mı?" Kalbim yerinden çıkıp fırlayacakmışcasına deli gibi çarpıyordu. Uçurumun kıyısında annemle kendimizi derin sulara bırakmak üzereydik ve biliyorduk ki eğer o denize ikimiz atlarsak birimiz boğulurdu.
"B-baban ş-şu an.." derken kelimeler annemin ağzında kuruyup kalmıştı. "Tutsak, kapıkıran kulelerinde.." Gözlerinde yıllardır taşıdığı acıyla birikmiş yaşlar sağanak yağmur gibi annemin gözlerinden boşalıyordu.
"Bana neden yalan söyledin anne?" Annem Arina Acı içerisinde korkarak bakan gözlerini yere doğru eğdi. Gözleri gözlerime bakmaya cesaret edemeyecek kadar ağırlaşmıştı.
Sadece kekeleyerek cevap vermeye çalışıyordu. "B-ba-baban ailemden bir kişinin hayatını kurtardı. Yapmaması gereken yasaklanan bir büyüyü kullandı Kate." Hıçkırıkları büyüdükçe kalbimi dağlıyordu kederi.
"N-nasıl? Yasak büyü derken? Lütfen açık ol kafayı yemek üzereyim yalvarıyorum sana anne.." dedim annem Arina bugüne kadar babamın öldüğünü söyleyerek beni yalanlarla dolu sırlı bir kadere mahkum etmişti.
"S-s-sarmaşıkboğan," dediğinde gözünün dehşetle doluşuna şahit oluyordum. "sarmaşıkboğan büyüsüyle aileme saldıran kötü bir cadıyı boğarak öldürdü." Dediğinde iki eliyle yüzünü kapatıp sessiz hıçkırıklarını fazlasıyla arttırmıştı. Kalbimin derinliklerini acısıyla sızlatan yaşadığım en travmatik olayı yaşıyordum. Kim babasının katil olduğunu öğrenmek ister ki? Gözbebeklerim kocaman açılmıştı bir anda ayağa kalkıp duyduklarım karşısında donup kalmıştım.
Yanak kaslarım öyle bir gerilmişti ki, dişlerimin arasından kelimeler zorla çıkıyordu. "K-ka-til mi?" Endişeyle dolup taşan gözlerim annemin titreyen eline doğru kaydı. Bedenimden buram buran öfke fışkırıyordu.
"Kate baban kötü biri değil cadının hakettiği şey buydu orada cadılar, yediyiyenler, kırık kanat yiyenler daha nice kötü yaratıklar var. Bunu yapmak zorundaydı." Sesini korkuyla yükseltip sevdiği insanı son kalan gücüyle savunuyordu.
"Gerçekten artık ne desem bilmiyorum sanki beynim patlayacak gibi." Dediğimde annem tekrar konuşmaya başlamıştı.
"Kurt kabilesinden biriyim ben. Ailem kurt kabilesi ve babanın kurtardığı kişi de bir kurt adamdı." Şaşkınlıklarıma bir yenisi eklendiğinde derin ve gergin bir nefes alıp anneme, "B-b-benim beynim patlayacak gibi gerçekten.." Deyip titreyen bacaklarımla yavaş yavaş odama yürümeye başladım. Öğrendiklerimin vermiş olduğu ağırlıktan dolayı yatağımda hemen sızıp kalmıştım bedenimi soğuk yatağa atınca içimdeki yangını söndürmeye yetmemişti. Bilinmezin ötesinde kötü bir kader beni bekliyordu. Babam bir katildi ve ben bir büyücüydüm. Sanırım bunu başkasına anlatsam bana gülüp delisin sen diye haykırırdı. Duyduğunuz kötü şeylerin varlığı gözünüzün önünde olmadığında gerçek dışı bir olaymış gibi gelir. Böyledir böyle hissettirir.
Sabah olduğunda sanki hiçbir şey normal değilmiş gibi gözlerimle odamı süzdüm acaba hangi eşya yalan hangisi doğruydu. Bugüne kadar hangi bir aptal gibi yaşamıştım. Komodinin üstğnde duran telefona doğru uzanıp bildirimleri teker teker açtım.
Kime: Kate Wilsend
Kimden: Rosa >
Kate seni kütüphanede bekliyorum geçişi buradan yapacağız.
Mesajı gördüğümde annemle buruk bir vedalaşma yaşayıp hemen eşyalarımı alıp trene binmiştim. Anneme kızıyordum çünkü bugüne kadar beni tamamen bir insan olarak yetiştirmiş ve bana yıllarca yalan söylemişti. Hayatta en önemli şeyleri bir insanın bilmesi gereken her şeyi benden saklamıştı. Yaptığım yolculuk bir kitabın içerisine yolculuk gibiydi içimdeki tuhaf hissi bir türlü yenememiştim. Yaşadıklarım gerçeklik algısından çok uzaktı. Kalbimin derinini kara bir ormana teslim etmiştim. Bataklıkta doğan bir güneş gibiydim.
Kütüphaneye geldiğimde Rosa'nın tuhaf giyinimini görünce şaşırmıştım. "Ben de mi böyle giyineceğim"
"Evet kabul ediyorum üzerim biraz tuhaf olabilir ama orada böyle giyiniyorlar sende kendine göre bir tarz bulursun bence. Bu arada şuradaki kapının ardında geçit."
Elimle işaret ederek, "Şu büyük kapıdan mı bahsediyorsun?"
"Evet" deyip kapıyı açmıştı. Kapıyı açıp ardındakileri görünce üstümüze yağan yıldızlar varmış gibiydi bu ışık yığını içerisinde kendimi bir yıldız olarak düşünmüştüm. İçimdeki kalbin ay tanrıçasına ait olduğunu düşününce kendimi değerli hissetmiştim. Beni büyüleyen bu his Artemis'in hissettiği güzel duygular olsa gerek kıyıma uğrayan güzel duygular..
*
Prensesleri her zaman prensler kurtarmak zorunda değildi. Bir prensesi tabi ki başka bir prenses kurtarabilirdi ve tuhaf bir yazgıyı narin bir prenses tüm gücüyle bozabilirdi. Kraliçe Artemis için Alınması gereken intikam varsa parmaklarımının ucundaki sihirde gizliydi ve Artemis'in kırılmış kalbini onaracak kişi de bendim. Seçilmiş olan da benim öyleyse bu kalbi yaşatmaya devam edip savaşması gereken de benim. İçimdeki bu düşüncelerle yolculuğa çıkmak bana bir hayli güç vermişti. Artemis'i öldüren kötülük beni canlı tutmuştu.
Yıkılan kulelerin altında kalan prensesler, saçını kesip cadıya veren prensesler bu diyarın olmazsa olmazlarıydı peki ya cadının zehirli elmasını tadan ve onu benimseyen bir prenses var mıydı? Zehrin etkisini yitirdiği yedikçe zehrin temizlendiği bir prenses var mıydı? Sıkı durun evet vardı.