"Ya Allah aşkına hangi kadın bu yaşında evlenir ki?, vallahi delireceğim artık ya!"
Duru oflayarak bana baktı;
"Kızım üvey baban milyoner! Sende milyoner sayılırsın artık, sabahtan beri ofluyorsun, ben olsam mutluluktan ağlıyordum." Kaşlarımı çattım.
"Duru sende mi ya? Paranı al bir yerine sok ama artık!" yataktan kalkıp odadan çıktım. Hırkamın fermuarını kapatıp, kulaklıklarımı taktım. Evet para güzeldi, parayı seviyordum, ama o adamın parası benim değildi. Dün aniden annem gelip evleniyorum demişti. Hemde bir anda, şok geçirmiştim. Evet annem erkeklerle gezen dolaşan bir kadındı, ama dediğim gibi sadece geziyordu. Evleneceğini hiç düşünmemiştim. Ve evet yarın sabah ilk uçakla Kaliforniya'ya gidiyorduk.
"Kızım mor bavulu aldın mı?" Başımı evet anlamında salladım, ve taksiye bindim, arkamdan annem de binip elimi tuttu. Gülümseyerek bana baktı;
"Artık kira derdi yok, fatura derdi yok, yemek derdi yok." Annemi konuşup üzmek istemiyordum, ama böyle yapması beni sinirlendiriyordu.
"Anne, ben o adamın evine gitmek istemiyorum, sırf parası için mi kalacağız onunla? Gider küflü ekmek yerim ama oraya gitmem." Evet şuan bana sövüyorsunuz belki, gururunu... Diyorsunuz belki, ama Tanımadığım bir adama baba demek, ve tanımadığım bir insanın evinde kalıp beleşe yemek yemek mahcup hissettiriyor. Ve zavallıymış gibi hissediyorum.
"Kızım daha tanımadın bile adamı? Çok iyi bir insan ve artık ona baba diye seslen. Rezil etme beni."
Derin nefes verip, sessizliğe gömüldüm. Ne desem işe yaramayacaktı, sanırım anın tadını çıkarmalıyım.
Üvey babamın, annemin alnına öpücük kondurup, hizmetçilerine bavulları içeriye götürmeyi emretmesini izledim.
"Hoşgeldin, kızım." Gülümseyip içeriye geçtim.
"Hayatım, zamanla alışacak."
İçerisi oldukça büyüktü, burası ev gibi değil, şato gibiydi. Bu kadar büyük bir yerin temizliği oldukça zahmetli olmalı diye geçirdim içimden.
"Üvey kardeşim sen olmalısın." sesin geldiği yere baktım. Kumral, 1.87 boylarında bir çocuk vardı. Sakalını yeni tıraş etmişti sanırım. Ve günahını almayayım, oldukça yakışıklıydı.
"Sanırım." gülümsedi.
"Beni takip et." Kaşlarımı çattım.
"Nereye?"
"Odana"
Sessizce onu takip etmeye başladım, umarım iyi anlaşırız.
"İçeri gir." İçeri girdiğim an konfeti patladı, irkilerek, kulaklarımı kapattım. O sırada çocuğun gülüşünü duydum.
"Asıl şimdi hoşgeldin." Dişimi sıkarak üzerine doğru ilerlediğim sırada odada tek olmadığımı fark ettim.
"Bunlar kim?" Sırıtarak, sarışın uzun boylu, hafif çilli çocuğu gösterdi.
"Doğukan, arkadaşım." Doğukan göz kırptı.
Kafamı tekrar çocuğa çevirdim.
"Mal mısın oglum sen, odamdaki konfetileri sen toplayacaksın" kahkaha attı.
"Onları hizmetçilere söylerim toplarlar."
"Hayır, sen toplayacaksın" Allah aşkına ben ne diyorum? Birisi beni sustursun lütfen. Çocuk kaşlarını çattı, bir kaç saniye ölüm sessizliği oldu.
"Efendim?"
"Kendin pislettin, kendin temizle!" Lütfen artık birisi susturabilir mi, benden iki kat fazla çocuğa karşı meydan okuyorum resmen! Bi çarpsa yere çarpılacağım.
Bana doğru yaklaşıp aramızdaki mesafeyi kapattı.
"Bir daha söylesene" sustum, ne diyebilirim ki? Tam tekrar ağzımı açacakken odaya, esmer gözleri kahverengi, uzun boylu kaslı, ve benden oldukça iri bir çocuk girdi. Odayı, karamel kokusu sardı.
"Ne oluyor?"
"Üvey kardeşimiz bize meydan okuyor, yerdeki pislikleri ben temizleyecekmişim." Sırıtarak, bana baktı. İçeriye giren çocuk beni süzdü, ama bakışları fazla boştu. Küçümseyerek bakmıştı.
"Kendi pisletti, kendisi temizlemeli. Hizmetçilerin şuan yeterince işi var diye düşünüyorum. Ayrıca internetteki makaleleri okuduğuma göre oldukça saygılı, işe düşkün bir çocuk olduğun yazılıydı."
-Devam Edecek-

