İçeriğe geç

Arkana Bak

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Arkana Bak

Bölüm 7

-7-

Elimdeki makarna tabağını tutarken Özgür ile kesintisiz bir şekilde bakışmaya devam ediyorduk. Geçen zaman her birimizden çok şey aldığı gibi, çok şeyi de bahşetmişti. Bir tabağıma, bir duvarlara bakarken Özgür'e attığım kaçamak bakışlarım sonunda yakayı ele verdi.

-Manzara güzel sanırım?

Sorarcasına kurduğu bu imalı cümle utanmama sebep olurken kahkaha attım.

-Makarnayla beslenmeye devam edersen, korkarım ki sana bakan tek kız olarak ben kalacağım.

Yalandan dudaklarını büküp büyük bir ciddiyetle cevabını verdi.

-Hayır demezdim. Ama bu dünyaya iki çılgın fazla gelir.

İkimiz de aynı anda gülüşürken tabakları yıkayıp yerine yerleştiriyorduk. Ben salona geçip tepki dahi veremeyecek bir yorgunlukla kendimi koltuğa attım. Aldığım nefes bile annemi hatırlatırken bunu dışarı yansıtmamaya çalıştım. Ne kadar başarılı olduğum ise tartışmaya açıktı. Özgür'ün nasıl hissettiğini ve neler düşündüğünü anlamak her zaman çok zordu.

Saklamakta profesyonellik kazanmıştı resmen.

Çok geçmeden o da benim arkamdan salona geldi. Bir süre kablosu çekilmiş robot misali hareketsiz ve sessiz kalarak bana baktı. Tek kaşımı 'ne oluyor?' dercesine kaldırdım. Aklına dahiyane bir fikir gelmişçesine dilini şaklattı.

-Fotoğraf albümü nerede?

Ardından ekledi.

-Bizim fotoğraflarımızın da olduğu albümden bahsediyorum.

-Televizyon ünitesinin alt çekmecesinde olmalı. Beyaz kılıflıydı.

El çabukluğuyla arayıp bulduğu albümü kapıp yanıma oturdu.

-Bakalım hangi karelerimizi yakalamayı başarmışlar...

Hafifçe ona doğru yaklaşarak albümdeki fotoğrafları daha rahat görmeyi başardım. İlk sayfada beyaz kundağa sarılmış ve tahminimce bir kaç aylık olan bebeği kucağına alıp meraklı gözlerle bakan oğlan çocuğu çarptı gözüme.

-Aaa Özgür, bu sensin!

-Bu kara bebek de sensin işte.

Omzuna yumruk atmamla beraber inledi.

-Tamam şaka yaptım, rahat dur.

Sıradaki sayfaya geçtik. Bu fotoğrafta biraz daha büyümüştük. Özgür'ün sırtında sırt çantası vardı ve okulun kapısında durup kameraya bakıyordu. Ben ise ağlamaktan bitap düşmüş şekilde onun kucağına atlamaya çalışıyordum. Bu sefer ikimiz de aynı anda güldük. O bana fotoğrafları gösterirken, mazide kalan anılarımızı zihnimde canlandırdım.

'-Özü!

Özgür diyebilecek kadar dahi konuşamadığım yaşlarımdı. Yüzümü ekşitip gülümsedim.

-Okuldan yeni geldim Deniz. Oyun oynayacak halim yok. Lütfen beni sıkma.

Oldukça yorgun ve düşünceli görünüyordu. Patladı patlayacak bir hali vardı.

-Of! Bu ödevlerin hepsini hangi ara yapacağım ben?

Anlam veremediğim kağıtlara baktım. Ödev diyordu...Sanırım çok önemli bir şeydi.

-Özü bunlar ne?

-Onları okuldan öğretmenim verdi. Onlar benim derslerim. Bugün hemen bitirmem gerek. Yoksa öğretmenim bana çok kızar ve çikolata vermez.

Çikolata kelimesini duyunca gözlerimi kocaman açmıştım. Belki Özgür'e yardım edersem hem o mutlu olurdu hem de bir çikolata da ben alabilirdim.

-Ben yemek yemeye gidiyorum. Sen aç mısın? Yemek yedin mi?

-Yedim ben.

Başını sallayarak mutfağa doğru gitti. Masadaki kağıtlarına bakarken alt dudağımı ısırdım. Vakit kaybetmeden boya kalemlerimi alıp masaya yığdım. Bildiğim ne kadar çiçek ve hayvan resmi varsa kağıda çizip boyamaya başladım.

Özgür'ün ödevi çok güzel olacaktı!'

Duyduğum sesle düşüncelerimden sıyrılarak yüzüne baktım.

-Matematik ödevimin üzerine resim yaptığın günü hatırlıyor musun?

-Nasıl hatırlamam ki? Beni gıdıklamaktan ağlatmıştın.

-Kızım üstünü karalasan neyse, onlar silinir. Yahu resim yapmak nedir? Çizdiğin kelebek, kelebek hariç her şeye benziyordu.

O gülmekten kıpkırmızı olurken ben de ona eşlik ettim. Uzun zamandır kafam bu kadar dağılmamış ve gündemin stresinden bu kadar uzaklaşmamıştım. Bana çok iyi geliyordu.

Çok geçmeden yeni bir fotoğrafa daha bakmaya başladık. Pembe renk bir etek giymiş, kameraya doğru öpücük atıyordum. Özgür ise arkada somurtmuş bir şekilde ciddi ciddi bana bakıyordu.

'-ÖZÜ!

Özgür irkilip yüzünü buruştururken, sessiz olmam için elini dudaklarıma götürdü.

-Şşş, sessiz ol! Boğazın acıyacak. Efendim bal?

-Bunu sen yaptım!

Onu dinlemeyip tekrar bağırmıştım. Fakat bu kez sesimin şiddetini umursamadan söylediğim cümleye odaklandı.

-Bana ne yaptın?

Etrafımıza bakarken yalnız olduğumuza emin olduktan sonra, elbisemin cebinden kağıttan yaptığım mavi kalbi çıkarıp ona verdim.

-Pembe yapacaktım ama sen kızıyorsun 'Pembe kızlar için!' diye. Mami yaptım. Erkek rengi o.

Utanarak gülümsedim.

-Kalbim sana.

Özgür'ün şaşırmış ve anlamayı başaramamış haline bakmadan oradan kaçtım. Ellerim ağzımda kıkır kıkır gülerken yanaklarım anın heyecanından ötürü kızarmıştı.'

Zihnime nükseden anıları tekrar yaşamışçasına coşkuya kapılırken başımı omzundan kaldırdım ve ayaklandım.

-Kahve içer misin?

Düşünürcesine gözlerini etrafta gezdirdi. Albümü kapatıp bir köşeye koydu.

-Olabilir. Ama beraber içelim.

Raflara bakarken onaylarcasına başımı salladım.

-Yalnız sadece Türk kahvesi var. Ben kendime sade yapacağım. Sen nasıl istersin?

Tuzlu... Diye söylendi ağzının içinden.

-Anlamadım?

Deniz'in söylediği kelimeyi duymuş olmasından korkup irkildi. Hızla cevap verip düştüğü durumu kurtarması gerekiyordu.

-Şey dedim ya...

-Ne dedin Özgür?

Aklına gelen ilk cümleyi seslice söyledi.

-Şekerli ortalı kahve olsun.

Dünyadan değilmiş gibi ona bakarken, kurduğu cümleyi çözmeye çalıştım. Şekerli ortalı?

-Orta şekerli demek istedin sanırım.

-Ya sen takıl işte bir şeyler yaparsın. Ne anlarım kızım ben şekerden tuzdan?

Onu cevapsız bırakıp işime geri döndüm. Suları makineye koyup tam kahveyi atacakken şekerin bittiğini fark ettim.

-Şeker bitmiş, alıp geleyim.

-Sen çıkma ya. Ben de gidebilirim.

-Sen ne anlarsın şekerden tuzdan?

Şimdi lafını ona geri iade etmemin şaşkınlığını yaşamakla meşguldü. Kendine gelmesini beklemeden kapıyı ardımdan çekip çıktım. Aslında şeker, avuçlarımın arasına gelen bir bahanem olmuştu sadece. Dışarı çıkıp hava almaya ihtiyaç duymuştum. Onunla yıllarımı geçirdiğim bu evde artık o olmayacaktı. Uyumak bile ızdırap gibi gelirken, daha fazla hiç bir şey olmamışçasına vakit geçiremezdim. Sığındığım bu şehrin içindeki anılarım, zihnimi ve yüreğimi esir alıp bir hastalıklı hücre gibi büyüyordu. Gözlerimin baktığı hiçbir yerde onun olmadığı gerçeği yüzüme çarpıp beni sersemletiyordu. Şimdi ise bu soyut duygulardan bir nebze olsun kurtulabilmek için Özgür'ün varlığına sığınıp, gerçek hayata yeniden adapte olmaya çalışıyordum.

Beni düşüncelerimden çekip çıkaran bir diğer etken ise, yalnız başıma yürüdüğüm bu sokakta işitmeye başladığım adım seslerdeydi. Sağımı solumu hızla kolaçan ederken, tekrar önüme döndüğüm an yabancı bir gölge görüş alanımda bitti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.