İçeriğe geç

Arkana Bak

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Arkana Bak

Bölüm 3

-3-

Orada kaç dakikadır dikiliyordum? Ya da ne kadar zamandır elimdeki zarfa bakıyordum? Hiç mi hiç emin değildim. Panik yapmak ve korkmak istiyordum. Zira bütün bu duyguları yaşamak, tepkisiz kalmaktan çok daha kolay ve çok daha az dehşet vericiydi.

Kendime bir an önce eve girmem gerektiğini hatırlatırken, elimdeki zarf ve mektubu annemin göremeyeceği şekilde montumun iç cebine sıkıştırdım. Kapıyı örtüp içeriye girdiğimde bir ağlama sesi işitince, bütün o gerginliğim erirken şaşkınlıkla duraksadım. Oturma odasından gelen bu sesleri takip ettiğimde, annemin yere oturup dizlerini kendine çektiğini ve sarsılarak ağladığını gördüm. Anlaşılan o ki, ondan gizli bir iş yapmayı becerememiştim. Yanına hızlıca çökerek ellerimi dizlerinin üstüne koydum.

- Neyin var? Neden ağlıyorsun?

Gözleri hışımla bana dönünce, inci misali akıttığı yaşlar dudaklarına düştü ve ufak ama canlı bir tebessüm bahşetti. Vakit kaybetmeden olabildiğince sıkı sarıldı bana.

-Seni evde göremeyince...

Ve tekrar ağlamaya başlarken, ardı sıra akan her gözyaşını silmek için çabaladı. Anlaşılan o ki,

Beni evde göremeyince kaçırıldığımı ya da başka bir şeyin başıma geldiğini zannetmişti.

Onu kolundan tutup nazikçe oturduğu yerden kaldırdım ve banyoya gidip yüzünü yıkamasında yardımcı oldum. Ardından yemek masasına oturduk. İkimizin de canı hiçbir şey istemese bile zinde kalmamız ve kendimizi bırakmamamız gerekiyordu. Herkes dünyanın sonu gelmiş gibi davransa da henüz hiçbir şey belli olmadığı gibi bitmiş de sayılmazdı.

Yemek boyunca ikimiz de çok sessizdik, ve ben tamamen düşüncelerime dalmıştım. Anneme kar küresinin yanında gelen o nottan bahsetmemiştim. Ve bu sabah posta kutusunda bulduğum şifreli mektuptan da aynı şekilde bahsetmedim. Haberinin olması gerekiyor muydu? Şüphesiz ki evet. Ama psikolojisi bu denli bozukken, bir de gizemli mektup aldığımızdan, hele ki onca yaşanmış şeyden sonra babamın bana gönderdiği nottan bahsedersem, akli dengesi de morali de daha fazla bozulacaktı. En azından şimdilik söylememeliydim. Kendimce bunu uygun gördüm.

-Sofrayı toparlamamda bana yardım etmek ister misin?

Eskiden de olduğu gibi...

-Evet, tabii.

Biraz daha annemle beraber vakit geçirmemin ardından, dinlenmek için odasına gitmek istediğini söyledi. Evet herkes çok korkuyordu ve her birimiz baskı altındaydık. Ama onun bu denli çökmesi hiç normal değildi.Yalnız kalmasına içim asla el vermese de onu zorlamam doğru olmazdı. O da aynı benim gibi, henüz içindeki savaşı bitirememişti. Şehirdeki kaosun yanı sıra, babamın açtığı yaralar kabuk bağlayamayacak kadar büyük ve derindi.

Ardından ben de kendi odama geçtim ve kapımı kilitleyerek çalışma masamın başına oturdum. İncelemem, belki de çözmeyi denemem gereken bir şifreli mektupla karşı karşıyaydım.

Neyi ifade ediyor olabilirler diye düşündüm. Doğum tarihleri?

Hayır.

Uğurlu rakamlar? Belki evet ama aşırı derece saçma ve alakasız.

Böyle büyük bir stres altında, tek başıma biraz daha düşünmeye devam edersem kafam bir karpuz misali patlayabilirdi. Dinlenmek ve kendime gelmek için suyumu yudumladım. Ilık sıvı boğazımdan geçerken, adeta ruhum ferahlamıştı.

Ardından aklıma kurtarıcı bir fikir geldi.

Neden her şeyi kendi başıma çözmek yerine, zarf ve mektubu bir polis şubesine teslim etmiyordum ki? Ne de olsa orada çalışan dedektiflerin ve ilgili polislerin görevi buydu. Bu alanda eğitimlerden geçmiş, deneyimler kazanmışlardı. Ve benim gibi sivil bir vatandaşın bunları tek başına üstlenmesi garip karşılanabilir, güvenliğimi tehlikeye atabilirdi. Bu düşüncemi çok yerinde bir kaçış yolu olarak benimsedim. Ön kapıdan çıkarsam annem yine yokluğumu fark edip paniğe kapılabilirdi. Hızlıca bir çözüm yolu ararken gözüm yastıklarıma, oradan da yatağımın kenarındaki pencereye ilişmişti. Sanırım ne yapacağımı bulmuştum. Ama öncesinde kapıyı kilitlemem gerekiyordu...

Neyse ki annem bu sefer benim çıktığımı görüp şüphelere kapılmayacaktı. Çıktığımı görmeyecek, bilmeyecekti.

Dakikalardır sokakta elimden geldiğince hızlı yürümeye çalışıyordum. Bazı insanlar bana doğru dönüp nereye gittiğimi anlamaya çalışsalar da, çok geçmeden önlerine dönüp kendi işleri ile ilgileniyorlardı. Çoğunun umurunda olduğum bile yoktu. Zaten böylesi çok daha iyiydi benim için. Dikkatleri üzerime çekmek, şuan isteyeceğim en son şey bile değildi. Bilhassa, her gün polislerle temasa geçen biri değildim ve bu durum benim için de fazlasıyla garipti.

Şubeye çoktan ulaştığımda, inanılmaz derecede kalabalık, karışık ve tam bir karmaşa içerisinde olduğunu kendi gözlerimle gördüm. Tam çıkıp gitme kararı almışken, omzumdan bir el beni tutup kendine doğru çevirdi.

-Merhaba Deniz. Ah, seni en son gördüğümde yürümeyi bile yeni öğrenmiştin. Yıllar sonra böyle talihsiz bir günde karşılaşmak... Ne kötü şans... Eee nasılsın? Hangi rüzgar attı seni buraya?

Bu kırklı yaşlardaki beyefendinin, annemin arkadaşı olduğunu biliyordum. Ancak ismini tam olarak çıkartamamıştım. Bu yüzden direkt konuya girmeyi tercih ettim ve ona olan biten her şeyi, babamın göndermiş olduğu not ve hediyeyi bile en ince detayına kadar anlattım. Endişe ile kafa karışıklığı içerisinde parmaklarını saçlarından geçirdi. Üzerindeki kara bulutları def ederek, yüzümü iki elinin arasına aldı ve konuştu;

-Aklından nasıl düşüncelerin geçtiğini, bu düşüncelerin seni ne kadar rahatsız edip boğduğunu anlayabiliyorum. Bu işe şahsen de el atacağım. Bize, bütün bu ekibe haber vermekle tüm şehre unutulmaz bir iyilik yapmış oldun. Seninle gurur duyuyorum. Aklın artık burada kalmasın. Biz bu işle ilgileneceğiz. Kendine ve annene göz kulak olmayı unutma.

Ardından sarılarak vedalaştık.

Evet efendim, aklım biraz olsun sizde kalmayacak. Zira benim elimde hepsinin bir kopyası var. Bu hayatta her zaman bir b planımızın olması gerekir, değil mi? Umarım bana gücenmezsiniz.

Saatler geçmişti. Ve ben sonunda eve gelip kendimi duşa atabilmiştim. Bazen bu günlerin hiç bitmeyeceğini düşünüyordum. Artık içim git gide daralıyordu.

Akşam olmak üzereydi. Annemi kontrol etmiştim ancak hala uyuduğunu görünce onu rahatsız etmek istemedim. Hafifçe açılan üstünü tekrar örterek odasından sessizce çıktım. İyiden iyiye acıktığımı belli edercesine sesler çıkaran midemi doyurmak adına, dolapta bulduğum sandviçi yemeye başladım. Korka korka haber kanallarında geziyordum. Rastgele bir tanesinde durdum. Hangi haberi sunduklarını belirtmeme gerek var mıydı?

Ancak, işler artık daha da garipleşiyordu.

“Herkese tekrardan iyi akşamlar dileriz. Şehirden bir kaç saat önce aldığımız haberi teyit ettik ve sizlerle de paylaşmaya karar verdik. Çevre sakinlerinin yüksek ses ihbarında bulunması sonucu, şehir merkezindeki en ünlü polis şube personellerinin yarısından fazlası bir grup tarafından toplu şekilde katledilmiş olarak bulundular. Kimlikleri tespit edilemese de üç adet ağır yaralı mevcut. Kaldırıldıkları hastanede müdahaleleri sürüyor. Can güvenliğinizden ve ailenizi güvence altına aldığınızdan emin olun. Gelişmelerden sizleri haberdar etmeye devam edeceğiz.”

Oturduğum yerde gerinirken, mırıldanarak sütümü içmeye devam ettim.

Umarım şu meşhur polis şubesi, bir kaç saat önce benim de içinde bulunduğum şube değildir.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

4. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.