ŞEHİT J.ASB.ÜÇVŞ TÜRKER GÜÇLÜTÜRK ANISINA:
----------------------------------------------------
~Hakkari sınırı~
Sonunda sınıra az bir mesafe kalmıştı, ancak bir şey eksikti. Bir şeyler yanlış işerliyordu.
Bu zamana kadar her şey çok normaldi, sorun da bu ya, hiçbir yerde terörist izine rastlamamıştım. İşte bu yüzden olacakki içimde tuhaf kötü bir hissiyat vardı. Saki heran bişey olacakmış gibi tedirgin hissediyordum.
Gözümü her ne kadar yoldan ayırmamaya çalışsamda, aracın pili zayıflamış bir el fenerini andıran cılız farları o sisli geceyi aydınlatmaya yetmiyor gibi duruyordu.
Az sonra karartı şeklinde iki kişinin bana, ellerinde bulunan el fenerleri ile el kol hareketleri yaparak aracımı sağa çekmemi işaret ettikleri dikkatimi çekti.
Bu kişilerin kim oldukları bir an için sisin de etkisiyle meçhuldü. Aklıma ileride yol kontrol noktası olabileceği gelmişti. Eğer öyle olsaydı hapı yutmuştum çünkü araçta bulunan cephanem legal değildi.
Bir an için basıp gitmeyi düşünmüştüm, bu iki kişi polis yada jandarma olabilirdi. Eğer öylelerse araca el konulup tutuklanma ihtimalim yüksekti.
Kim bunlar diye düşünürken bir yandan da aracın hızını belirli aralıklarla yavaşlatıyordum. Bir yandan kafamda deli düşünceler ile bir yandan da o iki karartı arasındaki mesafe yaklaşmaya devam ediyordu.
Çok geçmeden aramızdaki mesafe yaklaşık otuz metre civarına düşmüştü artık gözlerimi iyice onlara dikmiştim, bu şahısların kim oldukları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı.
"Hassiktir!"
Diyerek haykırdım aniden, o kişilerin terörist olduklarını üzerlerindeki kıyafetlerden, silah ve teçhizatlarından, aynı zamanda boyunlarındaki poşularından çok belliydi.
Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, içimden keşke bunlar polis özel harekat yada jandarma olsalardı diye geçirmeye başlamıştım.
Hızla üzerimde bulunan tüfek ve techizatı çıkartarak yan koltuğa istifledim. Ardından üzerini ceketimle kapattıktan sonra aracı ilerideki sağda yavaşça durdurdum.
Zaten teröristler öncesinden araç trafiğini engellemek maksadıyla önümdeki yola oldukça büyük taşlar dizmiş, asfalt üzerinde ayakta duran kamuflaj parkalı beş altı teröristten bazıları silahlarını bana doğrutlmuş, bazıları ise silahlarını omuzlarına asmış vaziyetteydiler.
Tüm bu olanlar birkaç saniye içinde gerçekleşmişti, araç tamamen durduğunda aracımın farları artık net bir şekilde yol üzerinde bulunan teröristleri aydınlattığı o kısacık anda, bende camı aşağıya indirmiştim.
Yol üstünde bekleyen ve hemen üç beş metre ötemdeki teröristlerin artık soluklarını adeta iliklerimde hissediyor gibiydim.
Terörist kapımı sertçe açarak bozuk Türkçesiyle "eşegi in!" diye seslendi bana. Araçtan inmemi istiyordu.
Arabadan indiğimde üzerimi aramaya başladılar, daha sonra bana kürt diliyle:
"Tu kî yi? Tu ji ku de têyi u bi ku de dıçi?"
(Kimsin sen? Nereden gelip nereye gidiyorsun?)
diye sordu.Bende sakince aynı şekilde karşılık verdim.
"Ez bazıruganım, ez mal dıguharinım, jı bo kar derbasi İraqe dıbım."
(Tüccarım, mal taşırım, iş için Irak'a geçiyorum.)
Biz konuşurken bir yandan diğer teröristlerde arabayı kontrol ediyorlardı.
"Navê te çi ye?"
(Adın ne?)
"Hazar."
O an için gerçek ismimi vermek istememiştim. Terörist ise yüzümdeki maskeden şüphelenmiş olacakki maskeyi işaret ederek:
"Ev çi ye?!"
(Bu nedir?!)
"Ji ber sermayê ye"
(Soğuktandır)
Cevap vermemden çok kısa bir süre sonra aracımı arayan teröristlerden birisi aniden üzerini ceketimle kapatmış olduğum silah techizatı farketmesiyle "Eskêêêrr!" diye bağırması bir olmuştu.
İfşalanmamın ardından anında bütün teröristler bana karşı mevzilenmişlerdi, yapacak başka birşeyimin olmadığını anlamıştım. Fakat oracıkta ölemezdim henüz değil.
B planımı devreye sokmamla önümdeki teröristin boşluğundan yararlanarak silahını kapıp onu yere itmemle kafasından vurmam bir olmuştu.
Bir anda mermiler havada uçuşmaya başlamıştı, kendimi zar zor bulduğum yakınımdaki bir sipere atmıştım.
Teröristlerin silahlarının patlamasıyla beraber canım aracımın camları tuzla buz olmuş, hızla saçılan cam parçaları şiddetle üzerime dökülmüştü.
Aracın sağından, solundan, dört bir yanından gelen mermi sesleriyle birlikte etrafa yoğun bir barut kokusu hakim olmuştu. Mermilerin kaportada bıraktığı sesler kulağımı tırmalarken bende aynı şekilde karşılık veriyordum.
Beş dakikayı geçmeden ateş çemberi dediğimiz bir taktikle her tarafımı sarmışlardı, biran için öleceğimi sanmıştım.
Araca güçlükle ulaşıp elime aldığım birkaç molotof'u kullanarak etrafımda bulunan teröristleri etkisiz hale getirmeyi başarıyorsun.
Yaklaşık yarım saat sonrasıydı bölgedeki teröristlerin çoğu uzaklaşmış, on tanesi cehennem bir tanesi yaralı sürünerek kaçmaya çalışıyordu;
"Nereye kaçıyorsun lan köpek soyu?!"
Kaçamaması için tam da bacağından vurmuştum onu, arkasını dönüp yüzüme acınası gözlerle baktı. Ben ise yüzümde kocaman bir gülümsemeyle şunları söyledim.
"Bu arada eskiden adım Alparslan'dı"
Yaralı terörist bozuk Türkçesiyle cevap vermeye çalıştı;
"Şimdi ne?"
"Gölge"
Ardından kafasına üç tane mermi boşalttım, o ölmüştü fakat içimdeki intikam arzusu dipdiriydi. İşin tuhaf yanı ise o kadar mermi yemesine rağmen aracımın hala çalışır vaziyette oluşuydu.
----------------------------------------------------
Bu bölüm, gerçekler tamamen çarpıtılarak gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanmıştır.
Kaynak: Şefik Ünal - İki Mermi Bir Hayat
"İkincisi yok;
Hayatın,
Hayalin,
Aynadakinin..."
~ Emekli Yarbay Şefik Ünal
----------------------------------------------------
~6. Bölümün Sonu~
