Sabah telefonumun bildirim sesi ile uyandım. Telefonumu açtığım da kimden bildirim geldiğine baktım.
Okul müdürünün kurduğu gruptan bildirim gelmişti.
Mesajı okumaya başladım
Okul müdürü: Gençler yarın okulumuzda yarışma olacaktır. Yarışma ise resim çizme yarışması. İsteyen grup olup yarışacak , isteyen tek kişi olarak yarışacak. Yarışmaya ise resim hocanız olan Sibel Yıkıcı hocanız girecektir. Kazananı o belirleyecektir.
Ne? Olamaz... Sibel Yıkıcı... Bu hoca bize gıcık resmen! Off, girsem mi yarışmaya? Ama bana gıcık ben de ona gıcığım... Daha doğrusu tek bana değil Eslem'e, Efsun'a, Yağmur'a ve Sare'ye de gıcık o.
Kızlar uyandılar ise onların fikirlerini alıyım. Hemen odamdan çıktım ve kızlar uyanmış mı diye bakmaya gittim. Hiç biri odalarında yoktu. Oturma odasına girdim. Üçü oturma odasındaydı.
"Günaydın Deniz, okul müdürünün gruba attığı mesajı gördün mü?"
"Evet..." Dedim, kısık ve kötü bir sesle.
"Gördüm..."
"Eee katılalım mı yarışmaya?"
"Bilmem..."
"Biz katılmak istiyoruz."
"Tamam o zaman ben de katılyım da"
"Da sı?"
"Sibel hoca bize gıcık biliyorsunuz, o yüzden katılmak pek istemiyorum yaa."
"Evet Deniz. Biz de bunu biliyoruz. Ama yine de katılalım şansımızı deneyelim."
"Peki...Tamam katılalım."
"O zaman katılıyoruz!!"
"Evet... Katılıyoruz"
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Sare'nin odada olmadığını fark ettim.
"Bu arada Sare nerede?"
"Sare ekmek almaya gitti."
Kısa bir süre sonra kapı zili çaldı. Kapıya bakmaya gittim.
Kapının deliğinden baktığımda Sare'yi gördüm.
Kapıyı açtım.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum. Günaydın bu arada."
Sare ve ben oturma odasına geçtik.
Yağmur konuşmaya başladı
"Deniz katılacakmış. Ama Sibel Yıkıcı hocanın haksızlık yapmasından korkuyormuş, ne diyorsun?"
"Hem haksızlık yapsa onun günahı...Değil mi? Belki oylama yapılacaktır."
Ben konuştum
"Ya oylamalarda bir plan yapıp öğrencileri tehdit ederse?"
"Doğru yaa, O da var. Yine de katılalım. Sare' nin dediği gibi tehdit veya haksızlık yaparsa onun günahı."
"Peki tamam katılıyoruz o zaman."
"Okul müdürüne yazar mısın? Ne zaman saat kaçta olacakmış yarışma. Öğrenelim."
"Tamam yazıyorum bekleyin bir dakika."
Siz: Müdürüm yarışma saat kaçta, hangi gün olacak?
"Yazdım kızlar. Birazdan cevap verir. İçimde kötü bir hisler var ama neyse."
"Takma kafana. Öyle bir şey yaparsa şikâyet ederiz. Kolay bir şey bu ayrıca haksızlık yapmadan kazanamasak bile üzülmeyelim sonuçta her şeyi kazanacağız diye bir şey yok. Değil mi?"
Eslem"in dedikleri beni etkilemişti. O haklıydı, biz burada kazanmayı düşünüyoruz, hiç eğleneceğimizi düşünmüyoruz. Sonuncu olsak ama eğlensek 1. olmuşuz gibi olur. Ama 1. Olup eğlenmesek sonuncu olmuşuz gibi olurdu."
Telefonumdan bildirim sesi geldiğinde telefonu açtım ve kimden mesaj geldiğine baktım.
Okul Müdürü: 1 hafta sonra saat 07.30'da olacak. Yeri sormamışsın ama ben yinede söyliyim, bahçede olacaktır. Sibel hocanız size daha çok bilgi vermek için numarasını atmamı istedi.
Sibel Yıkıcı (Numara...) Bu numara Sibel hocanın numarası, ona özelden yaz sana daha çok bilgi verecek.
Ne? Daha çok bilgi ne olabilirdi ki? Kesin planları var o lanet kadının. Ayrıca neden şimdi söylüyor okul müdürü? Yoksa... yoksa bu bir işbirliği mi? Kafamda bir sürü soru vardı. Ve neden bu kadar erken? Daha çok fazla bir şey düşünmeden yazmaya başladım.
Siz: Tamam müdürüm teşekkürler. 07.30 çok erken değil mi? Neyse sorun olmaz. Sizin kararınız ben karışmıyım.
Sorun olmazmış. Yazdığım mesaja bak sanki arkadaşıma yazmışım gibi olmuş. Saygısızlık yapmışım ya of. Sorun olur ya! 07.30 ne? Okula mı gidiyoruz? Bu saatte yarışmamı olurmuş? Bir anda böyle yazmak geldi içimden. Fazla saygısızlık yapmamak için yazmadım, yoksa yazardım.
Yazıyor....
Aha yazıyor, ne dicek acaba? Umarım sinirli bir şekilde yazmaz. Yoksa o çok sinirli bir müdür.
Okul Müdürü: Maalesef hepsini Sibel hoca belirledi. Yarışmayı o düzenliyor. Rica ederim.
Normal okul saatinden 1 saat önce zorla okula getirtip, ders çalıştırıyorsunuz? Bu ne demeli peki? Kesin işbirliği yapıyorlar. Bir gün o ikisine hepsini açıklicam. Hoca falan demicem bu ne ya? O hoca saygı duymuş. E biz? Öğrenciler? Onlar bize saygı duymuyor? Off ya daha fazla sinirlenmem.
"Ne zaman saat kaçta olacakmış Deniz? Kaç saattir telefona bakıyorsun ve öfkelenmiş gibisin. Bir şey mi oldu?"
Hiç bir kelime,harf dahi etmeden telefonu ona verdim. Okumaya başladı. O da çok şaşırdı. Aklımdakileri kızlara söyleyince onlar da benimle aynı fikirde oldular.
"Kesin o okul müdürü denmeyi ve o hoca denmeyi hak etmeyen iki kişi bize plan yapıyor. Özellikle Deniz'e. Bize hiç öyle bir şey yazmadı saatlerdir ondan mesaj gelmiyor ha sıra var desek teker teker yazmak yerine direkt gruba yazardı kesin planı var bununda. Zaten Deniz okula yeni geldiğinde ona gıcık gıcık bakışlar atıyordu. Bu kadının planları önceden hazırmış."
Dedi Efsun öfke ile. Bende ona katıldım. Bu ikisi ne yapmaya çalışıyorlardı? Bir yandan korkuyordum, bir yandan bana hiç bir şey olmicak ama içimizden birine zarar gelecek gibi hissediyorum. Özellikle Eslem...
"Kızlar ben bi Sibel hocaya yazıyım, bakalım ne dicek bu kadın"
"Tamam yaz yazmazsak kesin bir şey yapar."
Numara kaydediliyor...
Numara kaydedildi!
Numarayı " Sibel cadısı " olarak kaydetdiniz.
Sibel hocayı böyle kaybettiğimde büyük bir kahkaha attım.
"Deniz noluyor? Delirdin herhalde."
Telefonumu onlara verdim ve ismi görünce onlar da büyük bir kahkaha attılar.
"İsim tam da yakışmış he."
"Aynen tam da uydu."
"Neyse ben yazıyorum Sibel hocaya."
Siz: Merhaba hocam. Numranızı okul müdürü verdi. Yarışma için bilgi vericekmişsiniz.
Çok merakla bekliyorduk cevabı. Anında mesajı gördü. Sanki önceden bekliyormuş gibi.
Yazıyor....
Sibel cadısı: Evet. Bunun için okulun bahçesine gelmen gerekiyor.
Yazdığı mesajı okumadan kaydettiğim isime bir kez daha bakıp güldüm. Daha sonra mesajı okudum.
Ne? Ne alaka? Neden okul?
"Kızlar okulun bahçesinde konuşacakmışız. Ama korkuyorum ya."
Kızlar da benim gibi şaşırdılar ve birbirlerine baktılar.
"Deniz bizde geliyoruz. Hazırlanın, onları gizlice gözetliyeceğiz."
"Gerçekten buna gerek yok."
"VAR DENİZ! BİZ EN YAKIN ARKADAŞIMIZI KORUMALIYIZ!"
"Eğer yakalanırsanız..."
"YAKALANMAYIZ. HAZIRLANIN."
"Peki..."
Hepimiz hazırlandık. Ben onların önündeydim. Onları tanımıyormuş gibi davranıyordum, onlar da beni tanımıyorlarmış gibi davranıyorlardı.
Okula geldiğimizde bahçede Sibel hocayı gördüm. Yanına gittim. Kızlar ise bizi duymayacak, ama görebilecekleri bir yere saklandılar.
"Merhaba hocam."
Hiç 'çok bekledin mi? Beklettim mi? Kusura bakmayın.' falan demedim. Demeye niyetim yoktu zaten.
"Merhaba Deniz. Hoşgeldin."
Adımı söylerken bile iğrendim! O kadar yani!
"Hoşbulduk hocam."
"Aslında konuşacaklarımız bilgiler değil."
Çok şaşırdım. Kesin yaptığı planı uygulanacaktı bana.
"Ne için peki?"
"Beni dinle. Ben seni asla sevmedim. Sevmeyeceğim, yarışmaya katılırsanız sizi tüm okula rezil ettireceğim eğer katılmazsanız sizi suçlu birileri yaparım. "
"NE SAÇMALIYORSUN SEN!"
"Ahaha tehlikeye girdin tatlım. Bu tehlikenin bir çıkışı yok maalesef, olsaydı yine çıkışı kapatırdım."
Konuşmaları çok itici,ergen ve sanki ilkokulda kavgaya giren biri gibi konuşuyordu.
"Ne yani planın bu mu?"
"İlk ama son değil daha çok planlarımız var."
"Planlarımız derken? Yoksa..."
"Evet. Ne diyeceğini biliyorum. Okul müdürü ile işbirliği bu. O zaten sizi sevmiyordu. Her şeyi açık açık konuştuk. Bayram ziyaretinde anlamayın diye sizi en çok beğendi."
" Demek ki planlarınız buydu. Sizi küçük cadılar. Asla hoca denmeyi haketmiyorsunuz."
"2 plan bir arada olacak. Bekle sen...Soyadım gibi sizi yıkacağım. Şimdi gidebilirsin."
Sinsi bir şekilde güldüğünde yüzüne bir tükürüp hızlı adımlarla oradan gittim.
Kızların yanına geldiğimde bana ne dediğini sordular ben ise onlara evde anlatacağımı söyledim.
Eve geldiğimizde onlara her şeyi detayına kadar anlattım. Onlar kısa bir süre şok geçirdiler. Ama biz biziz,istediğimizi yaparız. O yarışmaya gireriz.
Hemen plan yapmaya koyulduk.
Aradan bir kaç saatler geçti ama hâlâ ortada bir plan yoktu.
"En iyisi polise söylemek bence."
"Evet en mantıklısı bu."
"Bu fikri seçelim."
"Daha fazla kafa yormayalım bu fikir."
"Evet polisi arayalım."
1 hafta sonra
Sabah 06.00 da uyandık, hepimiz sinirliydik. Sinirle üstümüzü giyindik,sinirle kahvaltı yaptık,sinirle evden çıktık,sinirle yola koyulduk.
Hiç konuşmuyorduk. Sessizlik vardı. Okula geldiğimizde bahçeye gittik. O gıcık Sibel cadısı karşıladı bizi. Yüzüne bile bakmadan 'Yarışanlar' adlı yaptıkları küçük bir kulübeye girdik. Yarışan çok az kişi vardı. Sebebi çoğu Sibel cadısını sevmiyorlardı ama bunu saklıyorlardı.
Ve tabii ki yarışanlarda kimin kazanacağı ortada duruyordu. Sibel cadısının en sevdiği öğrenci buradaydı. Adı ise "Gizem Ortak" tamda soy ismi kendine uyuyordu. Çünkü o da Sibel cadısının ortağıydı.
Yarışma başladı o kadar güzel çiziyorduk ki, herkes bize hayranlıkla bakıyordu.
Hiç kimse Gizem'e bakmıyordu. Anaokulundaki çocuklar gibi çiziyordu. Yarışma süresi bittiğinde fırçaları bıraktık. Bir kenara geçtik.
Sibel cadısı konuşmaya başladı
" Ve kazanan...."
"Kazananımız..."
"İştee kazananımız...."
"GİZEM ORTAK"
Sonrasını anlatmıyorum bile. Bunu biliyorduk, tek biz değil herkes biliyordu,izleyen herkes biliyordu. İkisi bize gıcık gıcık gülüyorlardı.
İzleyen çoğu kişi Sibel cadısına hakaret etmeye başladılar.
Hoca falan demediler, her şeyi saydılar.
4 saat sonra
"Kaç saattir buradayız ve kavgayı dinliyoruz?"
"4 saattir."
"Cidden mi?"
"Evet."
4 saat buradayız ve kavgayı dinliyoruz,gidemiyoruz, çünkü her yeri Sibel cadısı ve Okul müdürü cadısı kapattılar.
Kızlarla arkamıza döndük, köşeye geçmek için yürümeye doğru başladık. Sonra o köşeye geçemedik çünkü... Bir şey oldu, okul müdürü geldi, silah çıkarttı. Evet doğru duydunuz SİLAH ÇIKARTTI Eslem'e doğru nişan aldı ve...
.....
.....
.....
O ses... Kurşun sesi. Eslem yere doğru düştü,bağırış sesleri, müdür cadısına ve Sibel cadısına edilen küfürler...
O an Yağmur,Efsun, Sare ve ben... Ağlıyoruz, ellerimiz kan olmuş.
"Deniz ambulansı ara ÇABUK!"
Herkesin elinde telefon, kimisi ambulansı, kimisi polisi arıyordu.
Ambulans ve polis geldi, polisler Sibel cadısını ve müdür cadısını tutukladılar.
Ambulans Eslem'i götürdü. Arkadan ise bizim ağlayışlarımız...
Hemen taksiye binip ambulansı takip etmesini istedik.
Taksi hızlandı ve hastaneye gelmiştik.
2 saat sonra
Doktor yanımıza geldi
"Maalesef kötü haberim var. Artık 5 değil 4 kişisiniz..."
"Ne?"
"Ne?"
"Ne?"
"Ne?"
Beynimde tekrarlanıyordu o cümle 'Artık 5 değil, 4 kişisiniz...'
Saatler sonra...
Mezar açıldı, Eslem bir tabutun içinde, oraya gömüldü... Bu görüntü dünyadaki en acılı görüntüsüydü...
O gün saatlerdir ağladık, durmadık, artık akan şey göz yaşı değil bir kan damlalarıydı. Gözlerimiz morarmıştı,kan olmuştu.
Duyduğumuza göre Müdür cadısı ve Sibel cadısı 10 yıl hapishane cezası yapılmış, tüm okul şikayetçi olmuş. Bu olaydan dolayı okulda etkinlik ve kurs olmicak sadece biz yakınları olarak bize özel rehberlik açık olacakmış. Yaz tatili sadece bizim okula 2 ay uzatıldı.
Herkes polise, idam cezası vermelerini istemiş. Müdürün ve Sibel'in geçmişini gördüklerinde polisler çok şaşırmış, geçmişleri tam da idam cezasını hakediyorlarmış.
İdam cezası verilmiş. Artık kurtulacaktık. Biz dördümüz artık her gün okulun rehberliğine ve Eslem'in mezarına gidecektik.
Unutmayın ki bizim için Eslem hâlâ yaşıyor, sadece gözleri kapandı, biz hâlâ ona yer ayıracağız.
Gerçek ölüm gözlerimizin kapatılıp bedenimizin bir tabutta olup üstümüze toprak atılması değil, asıl gerçek ölüm gözlerini kapatıp tabutta olup üstüne toprak atılması ve kalpten gitmesidir... Bunu asla unutmayın.
Artık her şey Eslemsiz, her macera Eslemsiz olacaktı. Günlerimiz daha zordu. Eslemin ailesi de yıkık bir haldeydi.
Eslem bizim Arkadaş Grubumuzun en sessiz ve sakiniydi. Az konuşurdu, konuşmaktan daha çok dinlemeyi severdi.
Onu koruyamadık biz, bizim suçumuz, keşke biz hapise girsek, ölene kadar çıkmasak ordan.
Orada dersimizi alsak, orada anlasak her şeyi, her şeyin bizim suçumuz.
Bütün saat kendimizi suçladık, hatta polise bile söyledik ancak polis kabul etmedi. Akşama kadar mezarlıktaydık, ayrılmadık ordan.
Gece saat 04.23 gibi eve gittik, Eslem'in odasına girip kıyafetlerini,takılarını, yatağını her şeyini kokladık.
Biz şimdiden bile onu çok özledik,yemek yemedik, uyumadık bütün gün hep onu düşündük, hiç konuşmadık.
Onsuz ev bomboştu. Evin eski huzuru, neşesi birden gitmişti, ev huzursuz ve neşesiz olmuştu.
Aranızda ölümü anlayan kişiler vardır umarım, en iyi siz bizim halimizi bilirsiniz, en iyi siz anlarsınız bizi.
Yıkılmış haldeyiz, bir yerimizi dahi hareket ettirmiyoruz, dudağımızın arasından bir kelime harf dahi çıkmıyordu.
Asıl suçlu biziz, kendimizd bu hale getiren biziz, her şeyin suçlusu biziz. Ben kızlara iyi düşünmeyi öğretmiştim ama şimdi iyi düşünemiyorduk.
Ne diyecektik?
'OH İYİKİ ÖLDÜ BOŞVERİN" mi diyecektik?
Umarım gittiği yerde mutlu olur... O her zaman kalbimizde, o asla ölmedi.
'O öldü.' Cümlesi, 5 harf, 2 kelime,bir cümle, günlerce özlem ve üzüntü, yıkılma, depresyon...
O cümleyi duymak bizi sinirlendiriyordu. O ölmedi, o yaşıyor öldü diyenler merhametsiz.
Bizim halimizi anlayan sadece bunu yaşayanlar. Bizi en iyi onlar anlar. En çok en çok onlar anlar...
Bizim yıkıklığımızı en çok onlar anlar...
Bizim üzüntümüzü en çok onlar anlar ...
Bizim halimizi en çok onlar anlar...
Bizim halimizi en çok onlar bilir...
Bizim 'O ölmedi' deyişimizi en çok onlar anlar...
Bizim günlerce uyumadığımızı en çok onlar anlar...
Bizim günlerce yemek yemeyip, bir şey içmediğimizi en çok onlar anlar...
Her şeyimizi en çok onlar anlar...
Umarım aranızda bizi anlayan kişi vardır ve inşallah çok değildir... Çok kötü bir acı... En kötü acı....
Çok sevdiğin birini kaybetmek çok acı bir şey... En kötü acı budur... Siz bilir misiniz bu acıyı yaşamayanlar? Umarım başınıza bu acı hiç gelmez....
Yanınızda olanların kıymetini bilin, her zaman onların yanında olun, onları koruyun, çok iyi bakın onlara. Sadece 1 kez görebiliyoruz, asla bilerek üzmeyin onları.
SEVGİLİ OKURLARIM!
ÖZLEDİNİZ Mİ KİTABIMI?
BÖLÜM HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
BU ARADA SÖYLEMEDİM;
MÜDÜRÜN ADI: EREN YIKAR
HADİ SİZE BİR KAÇ SORU SORİYİM:
1)EREN HOCAYI VE SİBEL HOCAYI SEVEN VAR MI?
2)SİZCE ESLEM'İN ÖLMESİ DOĞRU MU?(LÜTFEN SADECE HAYIR DEMEYİN AÇIKLAYIN KLASİK OLMAMASI İÇİN DİKKAT EDİN.)
3)GİZEM ORTAK,EREN YIKAR,SİBEL YIKICI SİZCE SOYİSİMLERİ KENDİLERİ İLE BAĞLANTILI MI?
CEVAPLARI BEKLİYORUM BAYY>