Arya ~
3 Ağustos 2023
Yine günü canım çıktıktan sonra bitirmiştim. Bugün çekim inanılmaz yorucu geçmişti. Sabah Kahraman gittikten sonra ajansa kahvaltılık setler gelmişti. Tabii ben dâhil herkes, Arda Bey sipariş verdi sanmıştık.
Kahvaltı faslının ardından beni çok seven canım kocam, Kahraman tarafından alındığını öğrenmiştik. Herkes ne kadar şanslı olduğumu dile getirip kocamı övse de, Arda Bey ve ben hâliyle tuhaf bir durumda kalmıştık. Belki de ben tuhaf hissettiğim için bana, Arda Bey de öyle hissetmiş gibi gelmişti, bilmiyorum. Zaten paydos verene kadar Arda Bey’i bir daha görmemiştim.
“Arya, eve seni benim bırakmamı ister misin?” Duyduğum sesle irkildim. Arda Bey gelmişti.
Yorgunluktan geberiyordum. Yani teklifine evet diyecektim. Ama arabam ne olacaktı? Arda Bey aklımdan geçenleri anlamış gibi, “Merak etme. Arabanı sabah bizden birilerine bıraktırırım,” dedi.
Teşekkür ederek, eşyalarımı alıp peşine takıldım. İki gün üst üste 2 ay içinde bitirmemiz gereken çekimlerin hepsini yapmıştık. Yeni iş kabul etmediğimiz sürece bayağı uzun süre elimizdekiler yetecekti.
Bebeğim, bu yoğun tempo sana zarar veriyor mu? Lütfen, bu seferlik anneni affet.
Arabaya geçtiğimde Arda Bey yeniden konuşmaya başladı. “Seni çok yoruyoruz, değil mi? Sabah haklı olarak Kahraman Bey biraz kızdı.” Ne münasebet? Kahraman hangi hakla işime karışıyordu? Eskiden olsa beni düşünüyor triplerine girerdim ama şimdi?
Asla inandırıcı olmayan bir ses tonuyla, “Sadece beni düşünüyor. Lütfen, Kahraman’ın kusuruna bakma,” dedim. “Yarın tedaviye başlıyormuşsun. Bizimkilerden duymuştum ama bu kadar yakın zamanda başlayacağınızı bilmiyordum.” Yarın tedaviye mi başlıyormuşum? Hah! Benim neden haberim yoktu? Hayır zaten hamileydim. Allah aşkına, neden tedaviye gideyim? Ne yani... Hamileliğim de mi rüyaydı? Komple sıyırdım mı ben?
Haberim varmış gibi, “Tam karar vermedim. Sadece muayene olacağım,” dedim. “Bu süreçte seni zorlamamaya çalışacağım. Biliyorsun, sen mutluysan biz de mutlu oluruz.” Ama işler aksayacak olursa eminim böyle yapıcı konuşmazdı. Bu sektörde herkes köprüyü geçene, menfaati devam edene kadar ayıya dayı diyordu. Yuh! Ben ayı mıydım? Aklıma Picard düştü. Onu özlüyordum.
Bari kendine hakaret etme, canım Arya’m. Ayı demişken bal olsa da yeseydik. Şöyle akışkan tatlı mı tatlı... Mesela çiçek balı. Ben eve varana kadar balla ilgili her türlü şeyi kafamda kurdum. Ballı kurabiye, ballı poğaça... hatta araba dururken ballı waffle'ı düşünüyordum.
Arabadan eşyalarımı alıp indim. Evin kapısına doğru yönelirken, “İyi geceler, Arda Bey,” dedim. Kapıya bir adım kala Arda Bey arkamdan seslendi.
“Arya, anahtarı unuttun. Verebilir misin?” Tabii ya, arabanın anahtarı! “Buyurun,” diyerek çantamdan çıkarıp uzattım.
Arabaya bindiğimde anahtar yakındayken otomatik kontağı çalıştırabiliyordum. Bir keresinde sırf bu özelliği yüzünden karşıya geçene kadar anahtarın yanımda olmadığını fark etmemiştim. Marketten çıkıp arabayı çalıştırmayı deneyince anahtarın yakında olmadığıyla ilgili uyarı almıştım. Hâliyle arabayı çalıştıramamıştım. Bunun üzerine anahtarın, Efsun anneyle eve gönderdiğim ceketin cebinde kaldığını anlamıştım.
Allah'tan orada bulunan birkaç beyefendi, hızır gibi yetişip yardımcı olmuştu. Hatta biri ağzından benimle ilgili bir şey kaçırmış, beni takip ettiğini itiraf etmek zorunda kalmıştı.
“İyi değilsin, değil mi?” dedi Arda Bey. Gözlerimi kırpıştırıp yüzüne baktım. Şaşkınlıkla, “Ne?”diyebildim. Anahtardan benim iyiliğime nasıl gelmiştik?
“Herkesi kandırabilirsin, Arya. Ama ben seni yıllardır tanıyorum. Biz seninle tanıştığımızda evli bile değildin. Eskiden fuarlardan, işten ya da ne bileyim... Bebekten falan bahsederken gözlerinin içi gülerdi. Şimdi şu haline bak! Bir şeyler ters gidiyor.”
Beni bu kadar iyi tanıyor muydu? “Tedaviyi istemiyorum. Bu nedenle Kahraman'la aramız biraz limoni.” Dostane bir şekilde elini omzuma koyarken, “Arya,” dedi. Hemen ardından bir şeyler hatırlamış gibi aceleyle elini omzumdan çekti.
Samimi bir ifadeyle, “Benimle her şeyi konuşabilirsin. Her konuda yanında olmaya devam edeceğim. Sen benim en büyük starımsın,” dedi.
Aramızdaki farkı biraz kapattım. “O zaman Arda Bey, sizden bir şey rica edebilir miyim?” Başkasının duymasını istemiyordum. Etrafı bu yüzden kolaçan ettim. “Tabii ki, Arya. Lütfen söyle bana,” dedi.
“Yale, geçen ayın parasının bankaya yatmadığını, birkaç güne hesaplara geleceğini söylemişti. Bundan sonraki aylar, en azından sizinle yeniden konuşana kadar parayı nakit olarak hazırlar mısınız?”
Şaşırarak, “Nakit mi?” diye sordu. “Arya, o kadar yüklü miktardaki parayı sana nakit mi vereyim?" Bakışları kısa süre etrafta gezindi. “Bavula falan koymamız gerekecek.” Biliyorum, Arda Bey ama başka ne yapabilirim ki? Muhtemelen birkaç aya kalmadan nakitsiz kalacaktım. Bu yüzden şimdiden önlemimi almam gerekiyordu.
İkna olması için uğraşarak, “Anlıyorum, sizin için zor olacak ama yapabilir misiniz? Benim birkaç lüks ihtiyacım var. Siz de biliyorsunuz her yaptığım kayıtlı olduğu için, Yale ve Kahraman görebiliyor. Babamı da tanıyorsunuz. Sadece kazandığım parayı biraz keyfimce, kimseye hesap vermeden harcamak istiyorum,” dedim.
“Tamam, sen aksini söyleyene kadar öyle yapacağım. Eğer daha fazla paraya ihtiyacın varsa söyle. Bu ayın parasını da hesaplatıp ikisini birlikte nakit verebilirim. Ne dersin?” Allah derim, Arda Bey ama muhtemelen siz bundan şüphelenirsiniz.
“Hayır, o kadarına ihtiyacım yok. Zamanında nakit vermeniz yeterli. Teşekkür ederim.” Gözlerinin içine minnetle gülümsedim. Sayesinde araba ve ev için nakit parayı ayarlamıştım. Hesabımdan yüklü miktarda para çekmeyeceğimden, hem şüphelenmeyecek hem de takip edemeyeceklerdi.
“Yale’ye ne demeliyim, peki?” diye sordu. “ARK'la yapılacak yenileme sözleşmesinden sonra toplu olarak hesabıma yatıracağınızı söyleseniz?”
“Tamam, sen nasıl istiyorsan,” diyerek uzun boyunu eğip başını yüzüme yaklaştırdı. “En büyük destekçilerinden biri olarak buradayım. Lütfen bunu unutma, Arya. Ben de kardeşliğin bir üyesiyim.”
Arda Bey, arkasını dönüp arabasına gitti. Kapıya doğru adımladım. Ardından anahtarımla kapıyı açarak içeriye girdim. Muhtemelen evde bir ton iş beni bekliyordu. Ben de isterdim tabii kapımı hizmetli bir ablanın açmasını, hatta mümkünse Aynur ablanın o tatlı sesi ve anne yüreğiyle, “Arya’m geldin mi? Aç mısın? Ne istersin kuzum, hemen yapayım,” demesini.... Anne sıcaklığını...
Bunun yerine kıpkırmızı olmuş Kahraman’ı görmemiş olurdum. Ups! Kıpkırmızı mı? Kahraman bana neden böyle bakıyordu? Çantamı yere bırakarak yanına doğru ilerledim.
Aşağıdan yukarıya onu süzüp, “İyi misin? Bir şey mi oldu?” diye sordum. Sabah gördüğüm Kahraman’la şu an gördüğüm Kahraman’ın alakası bile yoktu. Daha çok yıkılmış, yaşlanmış, pes etmiş gibi bir hâli vardı. İstemsizce çenemi dikleştirdiğimde bakışları anında çenemi buldu.
Hayretle, ‘’Bana nasıl böyle bakarsın!’’ diye bağırdı. ‘’Sen...’’ Yüzü şokla kasıldı. ‘’Beni aşağıdan yukarıya süzdün ve çeneni mi dikleştirdin?’’ Bu kadar şaşıracağı ne yapmıştım ki? Şu an ne alakası vardı? Bu özellikle yaptığım bir şey miydi? Açıkçası Kahraman beni benden daha iyi tanıyordu. Yani neden onu süzdüğümü ve çenemi dikleştirdiğimi bilmiyordum. Belli ki o biliyordu... Kafam daha çok karıştı.
Titreyen bir ses tonuyla, ‘’Arya, neler oluyor anlamıyorum!’’ dedi. Bana bağırılmasından ve emirler verilmesinden nefret ederdim. Bu konuda taviz verdiğim tek insanın, bu şekilde davranması daha da sinirlerimi bozmaya başlamıştı.
Gözlerinin titreştiğini görünce dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. ‘’Korkuyorum,’’ diye mırıldandı. Bu lanet yerde neler oluyordu? ‘’Asıl ben seni anlamıyorum. Ne yapmaya çalışıyorsun, Kahraman?’’ Onu dinleme!
Omuz silkti. ‘’Bana düşmanınmışım gibi bakamazsın! Ben senin öldürmen gereken hedeflerinden biri değilim!’’ Gözlerim sözlerinin anlamıyla yerinden çıkacak gibi oldu. ‘’Sen..’’ diyebildim.
Elinden güç alarak duvara tutundu. Sanki kendisini rahatlatmaya çalışıyordu. ‘’Ben senin kocanım,’’ diye mırıldandı. Bu hâli... çok garipti. Acı çekiyordu. Yıkılmış bir adam gibi gözüküyordu.
“Arya, sadece soruma doğru cevap ver.’’ Cevabın hayır olmasını umduğu titreyen ses tonundan belliydi. ‘’Başka biri mi var?” Ne!? Bu soruyu benim sormam gerekmez miydi? Beni neden boşuyorsun, başka biri mi var? Benden sıkıldın mı? Senin derdin ne?
Kahraman'ı anlamadığım için ona doğru garip bakışlar atmaya başladım. Kaşlarımı çattığım an daha da hiddetlenerek sordu. “Arya, beni aldatıyor musun? O yüzden mi böyle davranıyorsun?” Şu an zihninde tam olarak ne yaşıyorsun, Kahraman?
Sakin tutmaya çalıştığım ses tonumla, “Ne diyorsun, Kahraman? Ne aldatması? Yorgunluktan ölüyorum, tüm gün çalıştım. Sabah birlikteydik. Seni aldatıyor gibi mi gözüküyordum sana?’’ diye sordum. ‘’Üstelik tüm gün evdeyim. Yale eve geliyor. Utku'yla şirkette görüşüyoruz. Ajans dışında gittiğim doğru düzgün bir yer bile yok.’’
Bakışlarını üstümden çekmediğini görünce, ‘’Şu an beni neyle suçladığının farkında mısın?” diye sordum.
Sesim her an patlamak üzere olduğumun belirtileriyle doluydu. Kahraman'ın bunu algılayabildiğine emindim.
Sahtekarlığı yetmiyor, bir de beni onu aldatmakla mı suçluyordu? Beni... Hamile olan karısını! Gerçi hamile olduğumu bilmiyordu, bilmesin de zaten. Ha dur, unuttum!
Tam Kahraman konuşacakken izin vermeyip, “Yarın doktordan randevu aldığını neden bana söylemedin? Tüp bebek tedavim konusunda neden el alemden bilgi alıyorum ben? Tedaviyi... onca ağrıyı, iğneyi, muayeneyi onlar mı yaşayacak? Ha, dur! Yoksa bebeği doğuracak olan sen mi yaşayacaksın?” dedim.
Ona kızgın olduğum bariz bir şekilde belliydi. Sözlerime inanamıyormuş gibi irkildi. “Arda mıydı, yani?” Arda söyledi, başka kim söyleyecek? Başka kiminle konuşmuştu? Yale'yle mi? Maşallah! Benim dışımda herkesin yarın tedavi için hastaneye gideceğimden haberi vardı.
Sadece, “Evet,” diyebildim. Tek bir kelimemle Kahraman'ın dünyasının başına yıkıldığını gördüm. “Bunu bana nasıl yaparsın? Gece geldiğimde Arda da oradaydı. Kapının kilitli olduğu gördüğüm an anlamalıydım,” dedi. Nasıl yani? Kapı kilitli miymiş?
“Ne?” dedim istemsizce. Kahraman’ın yüzü bembeyaz olmuştu. “Onunla yattın değil mi? Arda'yla? O yüzden kapı kilitliydi. Yoksa ben güvenliği çağırıp yedek anahtar istediğimde uyanırdın. Kapının önünde hâliyle gürültü oldu. Sen çıt sesine bile hazır ola geçersin. Nasıl duymamış olabilirsin ki? Aptalın tekiyim!’’ Şokla onu dinliyordum. Kendinden emin bir şekilde, ‘’Aşağıya inip güvenlikle kavga ettiğimde odanın anahtarını anca alabildim. Onda da aşağıya koştura koştura Arda indi. Koynundan çıkarıp yanıma mı gönderdin?” diye sordu.
Arda ve ben mi? Ne alaka? Şok içinde birkaç saniye Kahraman'ın yüzüne baktım. Boşanacağı kadını mı kıskanıyordu? Her şey çok fazla şüpheliydi.
Hayretle, “Şu an ne dediğini bilmiyorsun. Böyle bir şeyi asla yapmam ben,” dedim.
“Haklısın. Ajans dışında bir yerlere çok nadir gidiyorsun. Ona da zaten birlikte gidiyoruz. Ajansa misafir odalarını bu yüzden mi yaptırdı, Arda Bey’in?’’ Kahraman'ın her konuştuğu kelimede, bir şeyler içimden kopup gitti. ‘’Bu yüzden benimle birlikte olmadın, değil mi? Yoksa sana ilgi gösterdiğimde dibin düşüyor kızım senin. Ben nasıl azgın olduğunu bilmiyor muyum? Yetemiyor muyum sana? Arda mı tatmin ediyor?’’ Öldür onu! O seni hak etmiyor.
Parmaklarını saçlarının içinden sertçe geçirdi. Sonra da kafasını kaldırıp sinirle bana baktı. ‘’Kaç gündür bana bozuk atmanın nedeni bu, değil mi? Belki de o heriften hamile kalıp senin diye yutturacaktın!” dediğinde Allah yarattı, demedim. Yüzüne orantısız bir güçle tokadı geçirdim. Osmanlı tokadı da neymiş? Gelsinler de benden öğrensinler!
Kahraman, bu hareketimi hiç beklemiyor olacak ki sus pus kaldı. Zamanında arkasına saklandığı kadın, artık onu koruyamazdı çünkü Kahraman, o kadını karşısına almıştı. Çantamı yerden alıp, hırsla dış kapıyı açarak dışarıya çıktım.
Ne halin varsa gör! Asla karşında ezilip büzülmeyeceğim. Aldatmışım ha... Bebek başkasından... Laflarını sana tek tek yedireceğim, Kahraman. Ayaklarıma kapanacaksın ama nafile... Bu saatten sonra ne bana ne de bebeğime yaklaşmayacaksın!
Bahçenin yarısına kadar ilerledim. Park yerine yönelirken bir yandan da çantamdan araba anahtarımı arıyordum. Sonra park yerinde arabamı bulamayınca yolun ortasında kalakaldım.
Ah, salak kafam! Sanki araba burada mıydı? Onu ajansta bırakmıştım.
Hayır anahtarı yanımda olsa, taksiyle ajansa geçip anahtarla biner devam ederdim. Şimdi ne yapacaktım? Telefonumdan saati kontrol ederek, saat’in çoktan 11’i geçtiğini gördüm.
Telefona parmağımı okuttum ve Buğra’yı aradım. Birkaç defa çaldı ama açan olmadı. O sırada yavaş yavaş sitenin çıkışına doğru ilerledim. Güvenlik görevlileri etrafı dolanıyordu.
İçlerinden biri “Arya hanım, yardıma ihtiyacınız var mı?” diye sordu. “Sadece taksi lazım da, şimdi kulübenin oraya gidip çağıracağım.” dedim, cevabım üzerine aralarında bakıştılar.
Aralarından en genç olanı, “İsterseniz ben bırakayım sizi, saat geç oldu.” dedi. Bir yerden de tanıdık geliyordu, ama nereden çıkaramadım. Herhalde sürekli burada oldukları için görüyordum.
Ne münasebet canım? Güvenlik görevlileri, beni neden bir yere bıraksın. “Gerek yok, teşekkürler.” dedim ve adımlarımı hızlandırarak kulübeye ilerledim.
Sitenin dışına yakın bir yerde, daha önce indirdiğim uygulamadan taksi çağırdım. Keşke şapkam olsaydı, eğer tanınırsam sorun olabilirdi. Taksiye binerken bile, kendimi güvende hissetmiyordum. Biz kadınlar, ne zaman kendimizi güvende hissetmiştik ki?
Böyle zamanlarda ne olur ne olmaz, Kahraman’a mesajla plakayı yazardım. Şu anda K harfine karşı çok soğuktum. K harfine bile lanet olsun! Neyse harfin ne suçu vardı? Acaba bu saatte ballı waffle bulabilir miydim?
Uygulamadan taksi beni almayı kabul etti. Plakası, 34 KAN 694. Neyse hadi bir harf ile kurtuldun, yoksa seni iptal eder başka taksi çağırırdım. O sırada kulübeden, benden büyük iri yarı bir adam çıktı.
Şapkasını bana doğru uzatırken, “Arya hanım, bir şey lazım mı?” diye sordu. Bu sitenin tüm güvenlikleri beni tanıyor muydu? Şapkaya ihtiyacım olduğunu nereden anlamıştı?
“Teşekkür ederim, yeterli.” diyerek şapkayı aldım. Ama taksici, gece gece bu kadın neden şapka takıyor? Beni kesecek mi diye düşünmesin? Ya beni almazsa derken taksi geldi. Taksiye binmeden şapkayı taktım.
Kapıyı güvenlikte ki adam açtı sağ olsun. İri yarı ama nazik bir beyefendiydi. Ben koltuğa yayılırken, şoförle birbirlerine kafa salladıklarını gördüm. Yavaştan yola koyulduk.
“Tanıyor musunuz?” diye sordum. Benden yaşça büyük taksici, “Sürekli buradan müşteri alırım, abla.” dedi. Abla kısmında biraz takılmıştı, ne diyeceğini şaşırmış gibiydi. Sanırım bacım, kardeşim seçenekler arasındaydı. En son, Abla da karar kılmış gibi gözüküyordu.
Haklı olarak, “Nereye gitmemi istersiniz?” diye sordu. Nereye gidecektim? Annemlere mi gitseydim? Ay saçmalama! Buğra da telefonumu açmadı. Hava soğuk değil, belki açık havada oturabilirdim? Kafeye gidebilirdim? Yok orada tanıyabilirler. Hem ağlayacak gibiyim, X de TT olmak istemiyordum.
Kaldı ki, Kahraman’ın anında haberi olurdu. Ajansa geri dönebilirdim? Ah! Hayır, kapı kilitliymiş. Onu sonra düşüneceğim. Bu kadar şeyi aynı anda nasıl düşüneyim, bende insanım yahu!
Adama, “Beni 5 yıldızlı bir otele bırakabilir misin?” dedim. O da sanki nereye gideceğini önceden biliyormuş gibi, arabayı sürmeye devam etti. 5 yıldızlı diye özellikle belirttim. Güvenli, konforlu ve tanınan bir yer olması önemliydi.
Resmen artık yorgunluktan bayılmak üzereydim. Ama uyumamak için kırk takla atıyordum. Takside uyuyakalmak en kötü kabusum olurdu. Ya adam beni bir yere götürüp, işkence yapıp keserse? Sonuçta, bunlar Türkiye’de daha önce olmamış şeyler değildi. Ben artık iki canlı olarak, her şeye dikkat etmek zorundaydım.
İçimi bir vicdan azabı sardı. Bebeğim için ultrasona bile hala gidemedim. Ters giden bir şeyler varsa, şu an ruhum duymuyordu. Hem doktorum, kalp atışlarını duyabileceğimi söylemişti. Kaldı ki, kapsamlı bir muayeneden geçmem gerekiyordu. Kan tahlili yaptırıp, vitaminler kullanmalıydım.
Neydi o folik asit ya da o tarz şeyler işte. Yıllarca bebeğimi bekledim ve sonra sorumsuz annenin teki mi oldum? Hep bu anları hayal etmedim mi? Şu an doktora gidersem, muhtemelen dikkat çekerdim. Ama bir yolunu bulmalıydım. Doktor dikkat edeceksin dediği halde, kaç gündür yapmadığım şey kalmamıştı. Belki de ona zarar vermiştim? Anne için stres ve üzüntü kötüydü.
Şu 5 gündür yaşadıklarım, gerçekten beni üzmedi ve stres olmadım annecim. Lütfen böyle üzüldüğümü düşünme, başıma gelmeyen kalmadı ama.. inan ben, sen benimle olduğun için çok mutluyum. Sen beni koşulsuz şartsız seveceksin ve bende, yanında olup seni her zaman koruyacağım. Senden tek istediğim sağlıklı olman, lütfen bana sıkı sıkı tutun.
Ben bebeğimle konuşurken, otelin önüne taksi yavaşlayarak yanaştı. Cüzdanımdan çıkardığım parayı, taksimetre de yazan tutardan fazla fazla uzattım. Sonuçta bu saatte beni sağ salim buraya getirmişti, bunlar önemli şeylerdi.
Çantamı ve eşyalarımı alıp taksiden indim. Kahraman’la kavga ederken, ajansdan getirdiğim birkaç kıyafet ve kişisel eşyanın bulunduğu el valizim elimde kalmıştı. Halbuki evden sadece çantayı alıp çıktığımı hatırlıyordum. Demek ki o yüzden taksici bey, otel dediğimde sanki tahmin etmiş gibiydi.
Otele doğru ilerlediğimde birkaç görevli yanıma yaklaştı. İçlerinden biri misafirperver şekilde, hemen el valizimi elimden aldı. Bu karşılama bana fazla abartılı gelmişti.
Görevli çantama da uzandı, ama kafamı olumsuz sallayarak almasına izin vermedim. O da anında geri çekildi. Kayıt için kimliğim gerekiyordu, ve cüzdanımda çantamdaydı.
Otelden içeri girip, resepsiyona doğru hareket ettim. Güzel bir oteldi. Ama zaten, 5 yıldızlı otellerin hepsi artık aynı kalitede oluyordu. Spa ve masaj kalitesi iyiyse, benim için daha yüksek puan alabilirdi. Bir de ütü çok önemliydi.
Yemeklerine de artık yarın bakacaktım, bugün çok geç olmuştu. Güler yüzlü çalışan, “Hoş geldiniz, randevunuz var mıydı?” diye sordu.
“Hayır, acaba boş odanız var mı?” dedim. Ama bu sezonda muhtemelen çok zordu, eminim aylar önceden full çekiyorlardır. Şansımı deneyecektim ve hayır derse başka otele gidecektim.
Eğer sabaha kadar bulamazsam birinin lobisinde oturup beklerdim. Muhtemelen sabahta ajansa döner, Arda’dan anahtarı alır ve arabayla başımın çaresine bakabilirdim.
“Ne kadar kalacaksınız?” Hiç bilmiyordum ki? Ne kadar kalacaktım. Buğra’ya ulaşabilsem, bilirdim işte.
İlk aklıma geleni söyleyerek, “3 gün.” dedim. 2 gün sonra ARK ile toplantımız vardı, Holding binaları buraya yürüme mesafesindeydi. En azından oraya buradan gidebilirdim. Sonrasına bakacağız, belki ablama gidebilirdim. Tam şu anda, beni seven birinin varlığına ihtiyacım vardı. Bana sıkı sıkı sarılacak birini yanımda istiyordum.
O kişinin artık Kahraman olmayacağı gerçeği, bir anda sertçe yüzüme çarptı. Şimdi ben ne yapacaktım?
Görevli asansörlere doğru ilerlerken, “Arya hanım, size odanıza kadar eşlik edeceğim. Lütfen buradan buyurun.” dedi.
Görevliyi arkasından takip ettim, el valizimi alan beyefendi de beni takip etmeye başladı. Acaba beni tanıyor muydu? Şapkaya rağmen görebilmiş miydi? Hayır ismimi kimlikten mi gördü diyeceğim, ama kimliği de vermedim ki?
Bunlar neye göre kayıt yaptılar? Allah’ım 5 yıldızlı otelde mi katledeceklerdi, bu hamiş minnoş kulunu? Ben takside uyuyakalmış olabilir miydim? Ya da belki de 5 gündür aralıksız full uyuyordum. Belki her şey aptal hayal gücümün bir ürünüdür.
Odama girdiğimde, kartı yerine takıp ışıkları açtım. Görevli “Başka istediğiniz bir şey var mı?” diye sordu. İstemsiz olarak “Oda servisinde ballı waffle var mı?” diye sordum.
Kadın yüzüme ‘ciddi mi bu’ ifadesi ile bakıp, sağındaki adamla göz göze geldi. Bir şeyler konusunda gözleriyle iletişime geçtiler.
Beyefendi bana dönüp, “Tatlılarımız arasında waffle yok. Ama eğer isterseniz, çevredeki yerleri aratıp sordururum.” dedi. “O zaman sağ olun, o kadar uğraşmanıza gerek yok.” dedim.
Teşekkür ederek ikisini de uğurladım. Otel odam güzeldi. Girişte oturma bölümü, yanında bar tabureleriyle dizayn edilmiş bir alan vardı. Biraz ilerlediğimde makyaj masasını ve solunda yuvarlak bembeyaz yatağı gördüm. Üstünde yuvarlak beyaz aydınlatma vardı.
Yatağın karşısında televizyon ve onun altında mini şömine göz dolduruyordu. Sanırım sadece elektrikli görsel amaçla konulmuştu. Ve televizyonun sağından ve solundan geçiş yerleri vardı.
Arkasına baktığımda jakuziyi gördüm. Boyutu iki kişi için idealdi, e ben tek kişiydim. Ay yok iki kişiydim. Üzgünüm bebeğim, bir anda seni unuttum. Demeye çalıştığım 2 insan içindi. Off tabii ki sende insansın, yani bebek olduğun için öyle söyledim. Her neyse!
Jakuziye, basamaklı mermer basamaktan çıkılıyordu. Sağ tarafında boydan cam, sol tarafında banyo olduğunu tahmin ettiğim bir kapı vardı.
Girişte makyaj masasının karşısında da tuvalet vardı. Banyo’ya girdiğimde; yeniden büyük bir küvet, ayakta duş almak için duşakabin, tuvalet ve lavabo bulunuyordu. Banyosu biraz ufak mıydı? Tek lavabo vardı? Çiftler yüzünü nasıl yıkayacaktı?
Oda iyiydi ve bende 3 gün kalabilirdim. Ve yatağa tam anlamıyla bayılmıştım! Bekar evimde almak istemiştim, ama 2+1 rezidans daireydi. O nedenle uygun görmemiştim, bu yatak için burası gibi geniş ve ferah bir yer olmalıydı. Mümkünse ayak ucu pencereye bakmalı ve kalktığımda güzel bir manzara görmeliydim.
Aşırı hızlı şekilde duş aldım. El valizimden dün giydiğim geceliği bulup, yeniden giymek için çıkardım. Yale seni çok seviyorum be kızım. Allah’tan el valizimi o hazırlamıştı. Muhtemelen ben birçok şeyi unuturdum. Zaten bu aralar aşırı dalgın ve unutkandım. Hamilelikten dolayı olmalıydı.
Diş macunumu çıkarttım ve banyodaki jelatinli diş fırçasını kullandım. Benim için rutinler önemliydi. Roll-on sürdüm, saçlarımı taradım ve hafiften kuruttum.
Saçlarım yine ıslaktı, ama rahatsız edecek kadar değildi. Odanın kapısını, yanındaki siyah panelden kilitli moduna getirdim. Sonra da rahatsız etmeyin modunu açtım. Salsınlar beni saatlerce uyuyacağım!
Havluyu çıkarıp geceliğe uzandığımda, gecelikle biraz bakıştık. Öyle bir gece giydim, ertesi gece giyemem tribim yoktu. Ama gece, ‘rüya mı değil mi’ ne halt olduğunu anlamadığım şey, üstüne bir de sabah ki Kahraman şokundan sonra.. senden soğudum güzel geceliğim.
Makyaj aynasının pufunun üstüne geceliği bırakıp, çıplak şekilde yatağa girdim. Sabah gün ışığına uyanmamak için güneş geçirmeyen perdeleri de kapatmıştım. Zaten oda sıcacıktı, atmosfer olsun diye şömineyi ve sesini de açmıştım.
Odanın zifiri karanlığını, sadece şömine ışığı kırmıştı. Arya, rahatla ve uyu!
~ 🪞 ~ ✨ ~ 🪞 ~ ✨ ~🪞 ~
ARK Evreni, şimdi Inkspired uygulaması ve ruyambooks . com'da...
~ 🪞 ~ ✨ ~ 🪞 ~ ✨ ~🪞 ~
AYTEN - KAHRAMAN - MEHTAP - ARYA - ZÜHRE - ASRIN - ARVEN - AŞİR
SERİNİN DÖRDÜNCÜ ÜÇLEMESİNDESİNİZ!
Kitaplarım bağımsız olarak okunabilir ama ortak karakterlere ve geniş bir olay kurgusuna sahiptir.
Bu kitap, ARK Evreni Serisi adı altında yayınlanmaktadır.
Arya ve Kalender'in aşklarına şahit olan herkes 🪞✨ emojileri ile yorumları donatsın!
Yorumlarını merakla bekliyor olacağım... ♥