Bir kez daha eli ile saçlarını düzeltti, sevdiği adamın karşısında mükemmel gözükmek istiyordu. Navigasyondan yükselen ses ile heyecanı katlandı "500 metre sonra sola dönünüz."
Yıllardır seviyordu biriciğini. Bu gün söyleyecekti herşeyi, dökecekti içini. Yan koltuktaki kızıl lale buketine baktı ama sevdiceğimin teni bu laleleri kıskandırırdı...
Aklına yemyeşil gözleri geldikçe kalbi hızlanıyordu, küt küt atıyordu...
Birleşmiş Milletler toplantısı sırasında görmüştü onu; siyahlar içindeydi, yeşil gözleri bir zümrüt kadar parlaktı, saçlarını at kuyruğu yapmıştı... Bir erkeğe uzun saç bu kadarmı yakışırdı! O gün tutulmuştu işte ona. Beş yıldırda başkasını görmezdi gözü. Tam beş yıldır gizlice sevmişti onu, ama artık dayanamıyordu gidip açılacaktı ona.
Ona layık olabilirmiydi emin değildi, tek bildiği onun kimseye güvenmediğini. Peki kendisine güvenirmiydi bu adam? Onu kendine aşık edebilirmiydi?
Gözlerini tekrar aynaya dikti, uşankasını çıkarıp tekrar bembeyaz saçlarını düzeltti. O kadar heyecanlıydı ki navigasyondan yükselen sesi bile az kalsın duymayacaktı. "100 metre sonra kavşaktan sola dönünüz." daha çok yolu vardı, biliyordu ama her an sevdiği adamın evine daha çok yaklaştığını bilmek bile gözlerini aydınlatıyordu, ona sarılmak için sadece 100 km kaldığını bilmek, 100 km sonra onu görecek olmak... Bir rüyadan farksızdı! Elini ceketinin göğüs cebine attı, çıkardığı fotoğrafa uzun uzun baktı, internetten bulmuştu onun fotoğrafını. Gülümsedi. "sevgilim... Sadece saatler sonra kavuşacak olmamız ne kadar garip!"
Ona soracağı bir sürü soru vardı; vodka severmiydi, sigara içermiydi, en sevdiği renk hangisiydi, en sevdiği yemek neydi, en çok neyden korkardı, en çok kimi severdi, bir şeye bağımlımıydı, nasıl bu kadar cesur olabilirdi, aşka inanırmıydı, travmaları varmıydı, fobileri nelerdi, hobileri nelerdi, ne tarz giyinmek hoşuna giderdi, nasıl tiplerden hoşlanırdı?
Bunların hepsini ona sorabilirdi artık aralarında sadece 50 km vardı...
Avrupalı ülkelerin onu neden sevmediğini merak ederdi; sadece avrupalılar değil neredeyse tüm dünya nefret ediyordu ondan, peki nefretlerinin sebebi neydi? Kendisinden başkasına zararı olmayan bir ülkeden neden nefret ederdi insan?
Son 30 km kalmıştı...
Hayattan bıktığı olmuşmuydu, peki hiç intihar etmeyi denemişmiydi, kendini severmiydi, en büyük isteği neydi?
Son 15 km...
Her an dahada yaklaşıyordu, artık kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu...
Son 5 km...
Ya reddederse? Ne yapardı o zaman! Dünyası başına yıkılırdı, ölürdü resmen...
Son 3 km...
Yok ya reddetmezdi, değilmi? Kızıl saçlısı severdi onu...
"Yüz metre sonra hedefinize varmış olacaksınız."
Duyduğu korna sesi ile gözlerini sevdiceğimin fotoğrafından ayırdı, dikiz aynasına bakıp telaşla direksiyonu tuttuğunda her şey için çok geçti, arkadan gelen tır onun eceli olacaktı...
Öldüğünü düşündü sevdiceğime kavuşamadan ölseydi...
...
Ambulans sesleri sokakları inletiyordu, ceset torbasının fermuarı kapandığında bir aşkta ölmüştü. Rusya, Türkiye'sine kavuşamadan ölmüştü.
Şu an sevdiceğimin evinden 100 metre uzaktaydı, ölüydü...
Son 100 metre kalmıştı oysa ölmesi zorunlumuydu?
Paramparça olmuş arabanın içinde bir lale buketi duruyordu, yok olmuş bir aşkın son izleriydi...
Rusya beş yıldır deli gibi aşık olduğu sevdiceğime kavuşamamıştı...
...




