İçeriğe geç

Araf

Bölüm 5 · 10 dk okuma

Araf

Bölüm 5

Yol gösteren

"Arel." Sarsılıyordum. "Arel bana bak, hayal görüyorsun." Gözlerimdeki perde sanki yavaşça kalktı. Araf'a döndüm.

"Araf." Onu gördüğüme o an öyle mutlu olmuştum ki. O anları tekrar yaşamamak öyle güzeldi ki. Çölde bir vaha gibiydi. "Sensin."

"Hayal görüyorsun burada bizden başka kimse yok. İyisin"

Doğruldum, onun gözlerinin içine baktım. "Araf, o sarı saçlı çocuğu bulmak zorundayız, bana tekrar seslendi. Kurtuluş yolu bizden geçiyor beni bul dedi."

"Arel sakin ol, bunu daha sonra konuşacağız."

"Araf inan bana ilk gördüğüm rüya ya da hayal değildi."

"Ya doğru değilse? Ona yıl o evden çıkmamışsın bu bariz, ya artık hayaller görmeye başladıysan? Ya -" sustu.

"Şizofrensem." Kendimi sorguladım. Ya gerçekten şizofrensem ve onlar benim hayal ürünümse, ya hâlâ o odada ilaçların etkisindeysem? Bu soruları kendime sorunca bazı şeylerde ikileme düşmeye başladım. Belki de arafta kalmıştım.

"Gittiğimiz yer ölümümüz olabilir diyorum. Hayalde ve ölüme gidiyorsan? O zaman ne yapacağız." Haklıydı ama yine de ona alınmıştım. "Alınmanın sırası değil Arel. Şu salgından kurtulduktan sonra ne sen bizi göreceksin ne de biz seni. Bu yüzden fazla alışma." Sözleri acımasızdı, canımı yaktı ama sesimi çıkarmadım. Omzumdan aşağı düşen saçlarıma baktım. Toplamıştım ama bir şekilde açılmıştı. Sarı saçlarımı izlerken ağlamamak için kendimi sıkıyordum ancak o an gördüğüm şey beni şok etti. Saçımın bir tutamı daha gözlerimin önünde simsiyah oldu. Bunu Araf'ın da gördüğünü biliyordum.

Saçlarıma bakarken ona fısıldadım. "Saçlarımız karanlığa döndüğünde asıl karanlık biz olacağız." Ona baktım. "Bana bunu da söyledi. Hâlâ hayal mi diyorsun?" Ona yaklaştım. "O halde bu senin aptallığın. Asıl bulmazsak hepimiz öleceğiz."

🎧

Araf ve ben bir daha konuşmadık, ben önden o arkamdan diğerlerinin yanına gittik. Şimdi ise yaklaşık bir saattir bu önümüzdeki kocaman duvarı nasıl kıracağımızı düşünüyorduk.

Alvin'e baktım. "Çok yanlış düşünüyoruz. Kırmak herkesin aklına gelebilecek ilk şey. O hiçbir zaman ilk seçeneği seçmez. Basit ama zekice düşünmemiz gerek, siz zor olanı düşünüyorsunuz." Duvarın önünde durdum etrafta detaylıca göz gezdirdim.

Yukarıya doğru uzanan incecik bir misina o an dikkatimi çekti. Tavana doğru gidiyor, orda sarmaşıkların arasına saklanmış misinaya dolanıyordu. Zor da olsa gözlerim misinaya takip etmeye başladı, yavaş yavaş gözlerini ayırmadan misinanın diğer ucunu bulmak için yürümeye başladım.

Luis, "Bu yine ne yapıyor?" İsyan eder gibi söyledi.

Martin ise beni savundu. "Senin yapamadıklarını yapabiliyor, o olmasaydı buraya tıkılı kalırdın."

Alvin hafifçe güldü. "Kıskanıyor bence."

Luis sinirle söze atladı. "Ben bu cüce kılıklının nefesini kıskanayım."

Onların bu davranışlarına güldüm ama odağım bir an olsun saşmadı.

Misinanın diğer ucunu buldum, bir taşa sıkıca bağlanmıştı. Hemen yanlarına tekrar gittim, misinanın diğer ucunun nereye bağlı olduğunu anlamaya çalıştım. Ve bingo. O kocaman duvarı incecik misina tutuyordu, buda onun icatlarından biri olmalıydı. Kapı tek seferlik açılabilecek şekilde tasarlanmıştı.

Heyecanla onlara döndüm. "Size söylemiştim, basit düşünmemiz gerek demiştim. Misina var, diğer ucu bir taşa bağlı. Duvarın dengesini o taş sağlıyor, eğer biri o makinayı çözüp çekebilirse kapı açılacak. Mükemmel bir mekanizma tasarlanmış. Ancak kapıyı açan kişinin ipi bıraktığı gibi koşması gerek, yoksa ebediyen içerde kalabilir çünkü kapı tek seferlik açılabilecek biçimde tasarlanmış." Duvarı incelemeye devam ettim. "Ancak misina çok ince, elli kesecektir." Beni en dikkatli dinleyen Araf'tı. Sözü devraldı.

"Alvin, Martin ve Marvin kapı açılır açılmaz karşıya geçiyorsunuz."

Alvin kaslarını çattı. "Sen ve Arel?"

Araf bana dönüp. "Sen yanımda duracaksın, kapanma süresini hesaplayacaksın önce daha sonra yanımda sayacaksın uzakta olursan seni duyamam."

Alvin. "Ben yanında dururum Araf. Kızın durmasına ne gerek var?"

Ona baktım. "Sen durursan ikiniz birlikte oradan geçemezsiniz ikiniz de fazla büyüksünüz. Biriniz burada kalır."

Araf başını salladı. Marvin hafifçe güldü. "Şu kız kadar zeki olsaydık gölgelerin geleceği çok parlak olurdu." Hafifçe güldüm, Luis ise gözlerini devirdi.

"Bana biraz zaman verin." Taşa doğru yürüdüm. "Ve mümkünse ağzınızı açmayın."

Taşla aynı hizzada durdum. Ayaklarımı yavaş yavaş birbiri önüne atıp hesaplamaya başladım. Hepsi dikkatle beni izliyordu. Adım sayımı dakikalara daha sonra da saniyelere hesapladım. Yavaşça duvara yaklaştım. "Duvarın ağırlığını hesaba katarsak." Birkaç saniye düşündüm, Araf'a döndüm. "Sen ipi bıraktıktan sonra sadece 16 saniyemiz var. Bütün gücümüzle koşmamız gerek çünkü yetişememe ihtimalimiz büyük. Yol artı zaman birbiriyle denk gelmiyor." Tek kaşım havalandı. "Üstesinden gelebilecek misin?" Bana 'hiç şüphem olmasın' bakışları attı.

Luis yine konuşmaya başladı ve bu benim fazlasıyla sinirlerimi bozuyordu, keşke onu kurtarmasaydım. "Kendinden çok eminsin, peki sen başa çıkabilecek misin?"

Marvin çok sessizdi ancak Martin onun tam tersi biriydi ve yine benden önce davrandı. "Oğlum sen sadece kapıdan çıkacaksın bir de gelmiş ahkam kesiyorsun kuş beyinli herif. Sen zeki biriydin ne oldu beynine?" Sırıtarak Martin'e baktım, oda aynı şekilde bana. Yumruğumu ona doğru uzattığımda oda yumruğunu uzatıp çok kısa bir süre benim yumruğumla tokuşturdu.

Luis sinirle Martin'e baktı. "Sen her daim şunu koruyup durma bana."

Alvin alayla güldü. "Kıskanç Luis."

Luis neden böyle yapıyordu cidden bilmiyordum. En başından beri bu şekilde davranıyordu ve artık can sıkmaya başlamıştı. Diğerlerine bakıp gülümsedim, o sırada aklıma Araf'ın dedikleri geldi. "Şu salgından kurtulduktan sonra ne sen bizi göreceksin ne de biz seni. Bu yüzden fazla alışma." Onlara çok alışmıştım, bu yüzden bile salgın bitmesin istiyordum. Oysaki ortalama üç gün olmuştu.

🎧

Çok az miktarda şeyler atıştırmış birkaç yudum su içmiştik, ayakta durmamız gerekiyordu.

Herkes yerlerindeydi. Alvin, Luis, Marvin ve Martin büyük taştan kapının önündelerdi, Araf ve ben ise taşın yanındaydık.

Araf'a dönüp mırıldandım. "Bu tuzaklar en az iki kişi üstesinden gelecek biçimde tasarlanmış. Bunlar ben kaçmayayım diye tasarlandığına göre bu mantıklı geliyor ancak sonradan düşününce pervanede bile kaçamamam gerekiyordu. Neden kocaman bir labirent kurdu? Sence de saçma değil mi bu?"

Araf kaşları çatık bir şekilde bana döndü, dudakları aralandı tam bir şey söyleyecekti ki Luis seslendi. "Yıllarca sizi bekleyemeyiz." Gözlerimi devirdim.

Arafla birbirimize baktık ve başımızı salladık, çok sert bakışları vardı ama çok hoştu da. Birkaç saniye sonra diğerlerine geri döndüm. Bir parmağımı kaldırdım, daha sonra iki ve üçüncü parmağımı kaldırdığımda Araf misinayı sertçe çekti. Zorlanıyordu, bir mekanizma kurulu olsa da kapı fazlasıyla ağırdı ve misina fazlasıyla inceydi.

İçeri ilk giren Luis oldu, daha sonra Alvin girdi ve ikizler de aynı anda kendilerini içeri attılar. Araf'a baktım. "16 saniye Araf. Unutma sadece 16, bir saniye bile gecikemeyiz." Misina parmaklarını kesmeye başlamıştı, dişlerini sıkıyordu. Sadece başını sallayabildi. "Bırak ve koş!" Bunu dememle bıraktı ve ikimiz de koşmaya başladık.

16-15-14

Son hızımızla koşmaya çalışıyorduk.

13-12-11

Ayağım bir taşa takıldı, son nada Araf beni elimden yakaladı ve el ele koşmaya başladık. "Son 10!"

9-8-7

Elimde onun kanının ıslaklığını hissediyordum. Elimi öyle sıkı tutuyordu ki düşmeme asla izin vermiyordu.

6-5-4

Yetişemeyecektik. Araf bana döndü ben ona. İkimizin aklından da aynı şey geçti buna bakışlarından emin oldum.

3-2-1

O anda ikimiz de içeriye doğru kaydık.

0

Kapı yüksek sesle, etrafa duman saçarak kapandı.

Nefes nefese ikimiz de yerde uzandık. Nefesim düzene girdiğinde ise kahkaha atmaya başladım, vücudum fazlasıyla adrenalin salgılamıştı. Hepsi bana deldirmişim gibi bakıyordu, ama bir yandan da gülmemek için zor duruyorlardı. "Ne kadar havalıydım gördünüz mü." Ayağa kalktım ve Araf'ı gösterdim. "Ondan bile daha havalıydım." Etrafıma baktım. Birbirinin aynı dört tane mağara duruyordu.

Luis. "Hadi üstün yetenek hangisi doğru yol bul. Biz bunu neden kurtardık ki? Kurtarmasaydık geldiğimiz yoldan geri çıkacaktık."

Diğerlerine baktım. "Bu hep böyle aptal mıdır?" Sinirle ona baktım. "Seni defalarca ben kurtardım. Bunu unutma Luis." Ona doğru yaklaştım. "Ben olmasaydım vahşilerin akşam yemeği olacaktın." Yüzü kızardı, benim onu kurtarmamdan utanıyordu. "Sen korkağın tekisin, ölmemek için burada ki herkesi satarsın."

Luis konuşacaktı ki Araf onu susturdu. "Sizin tartışmanızı dinleyecek durumda değiliz. Doğru yolu bulmamız gerek." Onun ellerine baktım, kan içindelerdi.

Yavaşça ona yaklaştım. "Elini bana ver." Emir cümleme karşılık kaşları çatıldı ancak yine de elini uzattı. Ceketimin cebinden elbisemden kestiğim parçayı çıkardım. Bir işe yarayacağını biliyordum.

Araf mırıldandı. "Çantada malzemeler var."

"Biliyorum. Ama onlar bize daha acil durumlarda lazım olacak." Bir şey demeden beni izledi. Dişimle elbisesi yırttım. Eline güzelce sarıp bağlarken gözleri benden hiç ayrılmadı. Diğer eline baktım. Onda pek bir şey yoktu, gözlerinin içine bakıp geri çekildim. Onun gözleri benden ayrılmadı.

Aklımda sarışın çocuğun cümleleri döndü. 'Hissedeceksin. Hislerin sana pusula olacak'

Onlara döndüm. "Araf'a anlatmıştım. Biri benimle konuşuyor. Eğer onu saçlarım siyaha dönmeden önce bulmazsak asıl karanlık biz olacağız. Bana bunu söyledi. Nasıl ve neden bilmiyorum ama onu bulmalıyız."

Luis, "hayal olmadığı ne malum?"

Alvin Luis'e ters ters baktı. "Saçlarının siyahlaması nasıl hayal olabilir? O zaman hepimizin şizofren falan olması gerekir." Luis mantıklı buldu ama sesi çıkmadı.

Marvin. "Daha buradan çıkamadık onu nasıl bulacağız?"

Nefes verdim. "Bilmiyorum ama bizi bir şekilde buradan çıkaracağım."

Martin güldü. "Sevdim bu kızı ben. Zeka seviyesini arttırıyo."

Araf bana döndü. "Sence hangi mağara?" Oda bana soruyordu, çünkü biliyordu yapabilecek tek kişi bendim. Diğerleri çok düz düşünüyordu. Araf ters davransa da benim düşündüğüm yönden düşünüyordu bunu biliyordum, diğerlerine bıraksak herkesin bir kapıdan girmesini önerirlerdi bunu biliyordumm

Kaşlarımı çatıp mağaralara baktım. "Biraz düşünmem gerek."

Luis Araf'a döndü. "Bence hepimiz farklı kapılardan girelim." Bingo, aptal kapana yakalandı.

Araf gözlerini devirdi. "Mantıklı fikri olan?" Luis'e yandan bir bakış attı. "O hariç." Luis sinirle nefes verdi.

"Bir de ağla Luis." Dedi Alvin ve bu gülmeme neden oldu. O an gözlerime bir perde indi.

Etraf maviye döndü karanlıktı ve sanki daha eskiydi, onlar yoktu. Sadece havada parlayan bir ışık vardı. 'Karanlıkların içinde tek bir ışık, güneşin üzerindeki karanlık. Beni uzaklarda arama aslında çok yakındayım.' Bana yol göstermeye gelmişti. Bunu anladım. Mağaralar daha eski görünüyordu, ışık etrafta süzüldü ve tavana doğru yükseldi. Gözlerim onu takip etti. Tavandaki büyük delikten içeri girdi. Çıkış mağaraların hiçbirinde değildi, çıkış yukarıdaydı.

Gözlerimdeki perde kalktı, kendime geldiğimde sarsıldım. Marvin ve Martin beni tutuyordu, Araf tam karşımdaydı.

Saçlarımın bir tutamının daha karanlığa döndüğünü hissetti, sağ taraftaki saçlarımın yarısı artık siyah sayılırdı.

Marvin kaslarını çattı. "Her transa girdiğinde saçları kararıyor. Ve böyle gitmeye devam ederse çok zamanımız yok." Bana baktı. "İyi misin?" Başımı salladım. Beni anlıyordu, sessiz biriydi ama zekiydi.

Araf'a döndüm, çünkü bana fazlasıyla dikkatli bakıyordu. "Çıkışı öğrendin." Dedi. Sırıtarak başımı salladım. Martin ve Marvin beni bıraktılar.

Martin gülerek. "Ben bu kızdan korkmaya başladım." Diye fısıldadı, ama bunu benim kulağıma söyledi. Bu benim gülmeme neden oldu.

Mağaralardan uzaklaştım ve yukarıdaki deliğin tam altında durdum. Elimle yukarıya gösterdim, hepsi aynı anda oraya döndüler.

Marvin, Martin'e doğru.

"Korkmakta haklısın kardeşim." Dedi.

🎧

"Hayır bu kızı önden gönderemeyiz! Bizi bırakıp kaçmayacağı ne malum?" Luis sinirle bağırıyordu.

Marvin artık biraz dava fazla konuşuyordu. "Oğlum sen aptal mısın aptal taklidi mı yapıyorsun? Biz -"

Martin sözünü devam ettirdi."seni nasıl oraya kaldıralım oğlum, kız küçücük çıkacak ipi bağlayacak işte."

Luis küçük bir çocuk gibi davrandı. "Bende yapabilirim." Araf sinirleniyordu bunu fark ettim. Gözlerinin içine bakıyordum ve ateş çıkacak gibi gözüküyordu. "Beni çıkarabilir-"

Araf'ın sert sesi Luis'i susturdu. "Luis. Sen çocuk gibi davranmaya devam mı edeceksin. Bu emri ben veriyorum. Duydun mu. Bana karşı gelebilecek misin?" Luis yutkundu. "Bu sana son uyarımdır. Ona göre davran." Araf'ın arkasından Luis'e dil çıkardım. Araf bana baktığında ise başka tarafa dönüp hiçbir şey yokmuş gibi etrafı izledim.

🎧

"Biraz daha yukarı kaldırın ulaşamıyorum!" Diye bağırdım.

Araf sinirle konuştu. "O halde yamuk durmaktan vaz geç ve kitaplığın üzerine atlarken gösterdiğin marifetleri şimdi de göster." Ona yukarıdan ters ters baktım.

Alvin'in omuzlarından yukarıya doğru var gücümle atladım. Son anda deliğin kenarlarındaki taşlara tutunduğumda ufak bir nefes verdim.

Martin, "düşme sakın!" Diye seslendi. Onlara baktım. Ellerim kayıyordu ve aşağısı fazlasıyla yüksekti.

"Düşersem sizi öldürürüm!" Diye bağırdım.

"Konuşmayı kes de tırman." Araf'ın otoriter ve sakin sesi duyuldu.

Kendi kendime mırıldandım. "Çok kolay sanki." Kollarımda kalan son güçle kendimi yukarı çektim, dizlerimin üzerine basarak delikten biraz uzaklaştım. Bana verdikleri ipi sağlam bir kayaya bağlamam gerekiyordu, sağlam olduğunu düşündüğüm bir kayaya sıkı sıkı bağladım.

Luis aşağıdan, "bizi burada bırakıp gidecek demiştim size." Tam o sırada ipi aşağı sarkıttım ve Luis'e nefretle karışık bir gülümseme yolladım.

Başta Luis olmak üzere hepsi tek tek tırmandı. Luis ilk olmasa kıyamet kopacaktı.

Etrafımıza baktığımızda ortada bir su birikintisi vardı. Etrafımıza kayalarla çevriliydi, su birikintisi derin ve çok berraktı. Suyun içindeki turkuaz taşların rengi suya yansıyordu. Ve yukarıdan vuran ay ışığı daha da parlak yapıyordu. Ay'a baktım, görmeyeli uzun zaman olmuştu. Suya baktım, ay ışığının yansıması vuruyordu. Daha sonra da kendi yansımamla göz göze geldim.

Alvin, "Şimdi ne yapacağız? Bu kayalara tırmanmak imkansız." Haklıydı.

Martin bana doğru. "Ne yapacağız Arel?"

Araf elini suya değdişirdi, su dalgalanmaya başladı, benim yansımam bulanıklaştı. Su durulduğunda ise artık o benim yansımam değildi, sarışın çocuğun yansımasıydı. Saçlarının benimle aynı kısımları siyaha bulanmıştı, gözlerimin önünde bir tutam daha siyaha boyandı. "Bul beni. Kalbimin karardığını hissediyorum bul beni." O an bende hissettim, kalbimde bir ağrı, bir ağırlık hissettim. Bunlar kötülüğün tohumlarıydı. Kötülüğün izleriydi

. Kötülüğün isleriydi.

---------------------------------------

Bölümü nasıl buldunuzzzz???

Ben hâlâ çok çok çok heyecanlıyım.

Bana destek verirseniz güzel şeyler olacağına inancım sonsuz💖💖

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.