Ertesi gün sabah erkenden kalktı Tuna. Hoş gece boyu da iyi bir uyku uyuyabildiği söylenemezdi. Kalktı, kahvaltısını yaptı,giyindi, evden çıktı. Bir müvekkili ile görüşmeye gitmeden önce uğraması gereken bir yer vardı.Arabasını asfalt yoldan çıkararak patika yola doğru sürdü. İçinde tuhaf duygular vardı, ilk kez onu ziyarete gidiyordu. Asfalt yoldan beş 10 dakika daha ilerledikten sonra Uzun uzun çam ve çınar ağaçlarıyla çevrili mezarlığa vardı. Mezarlıkta huzurlu bir sessizlik hakimdi. Soğuk mermer taşlarla çevrili mezarlıkların üstünde rengarenkçiçekler vardı. Ölüler yaşayanlardan daha çok çiçek alıyordu, gerçekten de vicdan azabı sevgiden çok daha güçlüydü. Mezarların arasında uyuyanları uyandırmaktan korkar gibi sessizce ilerlerken onun bulunduğu parseli buldu. İçini yine aynı tanıdık huzursuzluk hissi kapladı. Sanki biri tarafından izleniyordu. İclal'in mezarı henüz taze sayılırdı. Öleli ancak 4 yada 5 ay olmuştu. kendi kendine defalarca bunun böyle olmadığını tekrarlasa da onun ölümünde kendi payının olduğunu biliyordu.karşısından cevap alamayacağının farkında olduğu halde "neden beni artık rahat bırakmıyorsun" diye fısıldadı. Aniden çıkan sert rüzgar Tuna nın ensesinden içeri dolarak ürpermesine neden oldu. Gözlerine biriken yaşları elinin tersiyle sildi. Gözünde eski hatıralar canlandı. İclal in mezarının üstüne yaseminler bırakılmıştı. Yaseminleri çok severdi O. Yaseminlerin kokusu rüzgar estikçe burnuna doluyordu. Daha fazla duramadı. Aklında İclal ile tanıştıkları anın hayaliyle hızlı hızlı mezarlıktan çıktı. Arabasına bindi,yola çıktı. Karınca gibi beynine üşüşen hatıralar ile müvekkili ile görüşmeye gitti.
İki yıl önce...
Tüm gün staj yapabilmek için avukatlık bürolarını dolaştı. Artık ayaklarını hissetmiyordu. Soracağı birkaç yer daha kalmıştı. Oralar da olmazsa, onun için çok zor olacaktı. Avukat Tuna Gökmen'in bürosuna girdi. Sade ve zevkli mobilyalarla döşenmiş genişçe bir büroydu. Yirmili yaşlarının sonlarında, temiz yüzlü genç adama elini uzatarak: "Merhabalar, ben İclal Yaman. ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Avukatlık stajımı yapmak için görüşmeye geldim. Avukat Tuna Bey'le görüşebilir miyim?" "Benim hoş geldiniz." "Hoş bulduk." "Evraklarınızı görebilir miyim?" "Tabii ki, Tuna Bey." Yarım saat kadar süren ve gerekli detayların görüşüldüğü bir toplantıdan sonra: "Gayet başarılı görünüyorsunuz İclal Hanım. Bakın, açık konuşacağım. Sekreterim bir hafta önce işten ayrıldı. Yerine henüz birini bulamadım. Eğer siz bana bir süre sekreterlik konusunda yardımcı olursanız, ben de sizinle çalışmak, size yardımcı olmak isterim. Yeni birini bulana kadar sizden yardım istiyorum." "Tabii ki, elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsiniz. Ne zaman başlayabilirim?" "Ne zaman isterseniz." "Çok iyi, yarın kaçta geleyim?" Gözlerinin içi güldü genç kızın. Hem yorgunluk hem de umutsuzluk çökmüştü içine; bu gelişme onun için harikaydı. "9 gibi gelirseniz sevinirim. Görüşürüz." "İyi günler." İyi bir kıza benziyor diye düşündü genç adam. Notları da gayet başarılıydı. Artık telefonlara bakmaktan çalışamaz olmuştu. İyi olmuştu bu gelişme onun için.
Son bir haftadır staj işiyle uğraşıyordu İclal; derin bir nefes aldı. Otobüse binerek evine doğru yol aldı.
İşe başladığından bu yana neredeyse bir aylık zaman geçmişti bile. Tuna Bey iyi bir avukattı, ondan çok şey öğrenirdi. Yakışıklı sayılabilecek bir adamdı. İclal beğeniyordu Tuna yı ama bunu belli edecek cesareti kendinde asla bulamazdi. Aslında güzel sayılabilecek bir genç kızdı. 23 yaşındaydı, beline kadar inen kumral saçları, ela gözleri vardı; boyu çok uzun sayılmazdı ama alımlı biriydi. Küçük ve biçimli bir burnu, güldüğünde ortaya çıkan bir gamzesi vardı. O da beni beğenir mi acaba diye düşündü önce ama sonra bunun kocaman bir saçmalık olduğuna kanaat getirdi. Çünkü doğuştan biraz engeli vardı İclal'in. Hayatı boyunca bununla baş etmeye çalışmak zorunda kalmıştı. Akran zorbalığına, düşüncesiz, anlayışsız insanların saçma davranışlarına maruz kalmıştı hep. Aslında birçok engelliden daha şanslıydı çünkü çok fark edilir bir durumu yoktu, dikkatli bakınca anlaşılıyordu. Annesinde akraba evliliğinden dolayı daha fazla ortopedik engel vardı, kendisinde ise annesine nispeten daha azdı. El ve ayak parmaklarında gelişimsel sıkıntılar vardı. Genetik olduğu için onun çocuğunda da olma ihtimali vardı; bu düşünce onu hep üzmüştü. Engelinin yarattığı öz güven eksikliği ile hayatına birini almaya hep çekinmişti. Bu duruma insanların tavırları, ona yaklaşımı da sebep olmuştu.. Akran zorbalığına, düşüncesiz, anlayışsız insanların saçma davranışlarına maruz kalmıştı hep. Aslında birçok engelliden daha şanslıydı çünkü çok fark edilir bir durumu yoktu, dikkatli bakınca anlaşılıyordu. Annesinde akraba evliliğinden dolayı daha fazla ortopedik engel vardı, kendisinde ise annesine nispeten daha azdı. El ve ayak parmaklarında gelişimsel sıkıntılar vardı. Genetik olduğu için onun çocuğunda da olma ihtimali vardı; bu düşünce onu hep üzmüştü. Engelinin yarattığı öz güven eksikliği ile hayatına birini almaya hep çekinmişti. Bu duruma insanların tavırları, ona yaklaşımı da sebep olmuştu. Kendisi de çok gayretli ve çalışkandı. Çok zor bir hayatı olmuştu; babasını küçük yaşta kaybetmiş, annesi, kardeşi ve kendisini tek başına büyütmüştü. Kitaplarını alabilmek ve okul masraflarını karşılayabilmek için okul hayatı boyunca part-time işlerde çalışmıştı. İyi niyetle yaklaştırdı insanlara; karşılığında aynı iyiliği görmese de.
Babasının annesine "Doğurduğun çocuk da kendin gibi sakat" sözleri onun çocukluktan bu yana yarası olmuştu. Belki karşı cinse olan ön yargısı bu nedenleydi. Sevilmeyeceğini, buna layık olmadığını düşünürdü hep. Üniversite hayatı, okul ve çalışmak zorunda olduğu işler arasında geçmişti. Cebinde çok parası da olmadığından gezip eğlenmeye çok fırsat bulamamıştı. Düşünmesi gereken okuyan ve kendinden küçük kardeşinin de olması onu hep kendi hayatından fedakarlık etmeye yöneltmişti. Bir aydır olduğu gibi, yine erkenden ofise vardı İclal. Tuna Bey saat on gibi gelirdi; o gelene kadar işlerin çoğunu halleder, dosyaları düzenlerdi. Tuna Bey nazik bir adamdı. Hafiften şakaklarında kirlaşmış saçları ona olgun bir hava katıyordu. 180 boylarında, yakışıklı sayılırdı. Her zaman temiz, bakımlı ve iyi giyinirdi. Aileden zengindiler, çevrelerinin çok geniş olması onun avukatlık mesleğinde tutunmasını sağlamıştı. Başarılı, tuttuğunu koparan bir adamdı o ayrı ama çevre ve tanınmış olmak, alacağın davalarda önemliydi. Aralarında altı yedi yaş kadar fark vardı. O da henüz genç bir avukattı. Kafasında bu düşüncelerle dosyaların arasında kaybolmuşken, Tuna kapıda belirdi: "Günaydın İclâlcım." "Günaydın Tuna Bey." "Şu 'Bey' e, 'Hanım' a bir son ver artık, biz mesai arkadaşıyız." "Peki," dedi gülümseyerek. "Peki ne?" "Peki Tuna." "Tamam İclal, şimdi anlaştık bak ne güzel oldu."
Bölüm3
İş günü boyunca İclal, Tuna’nın her hareketini farkında olmadan izledi. Öğle yemeğinde, Tuna ona katılmak isteyip istemediğini sordu. İclal, daveti kabul etti ve ikisi, ofisin yakınındaki bir kafede yemek yedi. Sohbetleri, işten günlük hayata, en sevdikleri filmlerden müzik zevklerine kadar uzandı. İclal, Tuna’nın ona olan ilgisinin sadece arkadaşça olup olmadığını merak etmeye başladı.
Günün sonunda, Tuna İclal’e yaklaştı ve “Bu akşam bir kahve içmek ister misin? Biraz daha sohbet etme fırsatımız olur,” diye teklif etti. İclal’in yüzü kızardı, ama mutlulukla kabul etti.
Kahve dükkanında, ikisi yan yana oturdu. Tuna, “İclal, seninle vakit geçirmek benim için çok özel. Umarım bu, sadece başlangıçtır,” dedi. İclal, Tuna’nın samimiyetine şaşırdı ve “Ben de umarım,” diye fısıldadı.
Yol boyu muhabbet edip gülüştüler. Esprili bir adamdi Tuna, onunla konuşurken insanın canı hiç sıkılmaz diye düşündü İclal. Yol nasıl geçti ikisi de anlamamisti.
Ertesi gün iş çıkışında
Gayet şık ve elit bir restorana geldiler. Kadınların giyim kuşamlariağzını açık bıraktı genç kızın. Kendi gittiği yerler en fazla öğrencilerin takıldığı kafelerdi. Üstü başı çok sönük kalmıştı buranın yanında. Boğazını temizledi önce
_ keşke bu kadar lüks bir yere gelmeseydik. Kıyafetim çok uygun olmadı sanki buraya.
_hayir alakası yok. Buradaki insanların dikkatini sadece güzelliğinle çekiyorsun şu anda. Tabi en başta benim.
Ne, nasıl bana mı dedi onu, güzelsin mi dedi bana. Dikkatini mi çekmişim. Elimi kolumu nereye koysam Allah'ım yüzüm yine kıpkırmızı oldu. Bu adamın yanında zaten elim ayağım dolaşıyordu dusunceler yağmur gibi İclalin beynine üşüştü. Boğazı kurudu bir yudum su içti. Dudakları da kurumuştu heyecandan. Dudaklarını ıslattı.
_tesekkur ederim. Çok naziksin dedi.
Utanarak başını öne eğdi.
_nezaket değil düşündüklerimi söyledim İclal.Garson menüyü getirdi. Yemeklerini seçtiler. Yemek sonuna kadar sohbet ettiler. Dönüşte Tuna İclal i eve kadar bıraktı. İkisi için de çok güzel bir gece olmuştu.
Ertesi gün işe giderken daha özenli hazırlandı İclal. Hafif bir makyaj yaptı, saçlarını dalgalandirdi. Üstüne başına daha da dikkat etti bugün,normalde de ederdi de. Üstelik Tuna dün güzelsin demişti ona. Yanakları kızardı yine, vedalasirken tokalaşma bahanesiyle elini de uzun tutmuştu sanki. Saçmalama İclal diye düşündü, adam sadece kibar.
İş yerine vardı, baktı ki Tuna çoktan gelmiş, kahvaltı hazırlamış, çayı demlemiş.
_gunaydin İclal. Börekleri şimdi aldım sıcacıktı hadi soğutmadan birlikte yiyelim.
_niye girdin bu kadar zahmete ben gelir hazırladım.
_senin için yapmak istedim.
İclal in gözlerinin içine baktı aşık bir adam gibi.birlikte kahvaltı ettiler.
İkisi de birbirinden etkileniyordu ama Tuna yanlış anlaşılmaktan korkuyordu, İclal ise hayal kırıklığından. Kahvaltıyı toplarken masadaki tabağa aynı anda ikisi de uzaninca elleri birbirine değdi. Genç kız bakışlarını kaçırdı, hemen elini çekti.
_ kahveler de benden olsun. Nasıl içersin.
_orta. Haftaya ne zamandır beklediğim film vizyona giriyor kimseye söz verme beraber gidicez.
_filmin adı ne
_supriz olsun gidince görürsün ama çok beğeneceğine eminim.
Tüm hafta boyu çok yoğun çalışmışlardı. Tuna ofise çok fazla uğramadı hafta boyu gitmesi gereken dosyaları hep mail olarak göndermişti İclal. Sinemaya gidelim sözünün üstünden tam 10 gün geçmişti. Unuttu sanırım diye düşündü.Çok fazla anlam yükledim hareketlerine diyerek hayiflandi. Onun gibi bir adam tutup bana aşık olacak değil ya.
_ merhabalar diyerek kapıdan girdi Tuna. Çok şık lacivert bir takım elbise giymişti. Elinde evrak çantası kolunda metal kordonlu saatiyle çok yakışıklı görünüyordu.
_ merhaba dedi iclal. Başını bilgisayara yeniden indirdi. Adamın ağzına düşecek gibi çok ilgili görünmek en son isteyeceği şeydi.
_ birlikte sinemaya gideceğimizi unuttum sanma. Vizyona giriş tarihi değişti ayrıca bu hafta yoğunluğu ancak atlatabildik, kafamız rahat bugün filmimize gidebiliriz ne dersin.
_ aslında bugün için planım var. Başka zaman gitsek.
_ ben özür dilerim sana sormadan biletleri almıştım erteleyebileceğin bir plansa bu filmi seninle birlikte izlemeyi çok isterim dedi Tuna, İclalin gözlerinin içine bakıyordu. Onun gözlerine her baktığında kızaran yüzü,mahcup halleri çok hoşuna gidiyordu.
_ ben arkadaşlarımla konuşup size söylerim. Alt dudağını hafifçe dişleyip başını tekrar bilgisayara indirdi. Bu adama hayır demek onun için çok zordu.
_ şimdi bir toplantim var. Dönüşte seni burdan alırım sinemaya geçeriz dedi heyecanla.Aslinda planı falan yoktu genç kizin hevesli görünmek istemiyordu.Saat 6 gibi Tuna geldi, üstünü değişmişti, kot pantolon ve tshirt ile de çok yakışıklı diye düşündü İclal. Kendisi de yarım saat çarşıya çıkıp yüksek bel bir kot pantolon üstüne crop bı tshirt geceleri hava serin olmaya başladığı için de bir kot ceket almıştı. Birlikte çıktılar,arabaya bindiler. Bir süre muhabbet ederek gittikten sonra Tuna:
_Şimdi çalan şarkı benden sana gelsin.
Şarkının nakaratinda uzanıp İclalin elini tuttu, şarkıyı elleri birbirine kenetlenmis şekilde dinlediler. Bu baya bildiğin aşk itirafıydı. İkisi de çok heyecanlandi. Tuna, sevdiği kızın avuçlarında tuttuğu elini dudaklarına götürdü,usulca bir öpücük kondurdu. Sinemada filmi el ele izlediler. İclal sevdiği adamın omzuna başını koydu, Tuna da kolunu İclalin beline doladı, Sinema çıkışı sokağın başına kadar bıraktı. Evinin önüne kadar bırakmasını istemedi İclal burada herkesin birbirini tanıdiğini, annesine yalan yanlış bir şey söylenmesini istemediginisöyledi.