İçeriğe geç

AQUARIUS

Bölüm 4 · 13 dk okuma

AQUARIUS

Bölüm 4

TAKIM YILDIZLARI

Siz takım yıldızlarım benim bu karanlığımı aydınlatan ikinci şeysiniz, birincisini her gün her saniye anlatıyorum size. Belki o bunu bilmiyor ama sokakta ki hayvanlar, gölgesinde oturduğum ağaçlar onu ondan daha çok iyi biliyorlar.

Sabahın erken saatlerinde yağmurun melodisiyle uyandım. Evren her sabah beni uyandıracak bir yol buluyordu. Sanırım bir şeylere geç kalmamı istemiyordu. İşte o an anladım neye geç kaldığımı. Bugün kütüphane de Ella ile buluşacaktım. Dün yemekte konuşmuştuk ve bu benim aklımdan çıkmıştı eğer şans eseri hatırlamasaydım onu yalnız bırakmış olurdum. Buluşmamıza 1 saat vardı, okulun ikinci günü olmasına rağmen derslere girmemeye karar vermiştik. Ne yapacağımı bilmiyordum, lise de bu bölüm için çok düşünmüştüm. Gerçekten mutlu olacağım bir bölümdü ama bu kızla dersten bile kaçasım geliyordu. Hızlı bir şekilde hazırlandım . Ares okula gitmişti ben de evde fazla oyalanmayıp üzerime bir ceket geçirip, kulaklığımı takıp evden çıktım. Her bir ten parçama değen rüzgarla birlikte kütüphaneye doğru ilerledim. Evan saçlarımı birbirine dolaştıran rüzgarın elleri değilde keşke senin ellerin olsaydı. Kütüphaneye girdiğimde buluşma saatinden yarım saat erken geldiğimi fark etmiştim. Bir yerlere geç kalmaktansa erken gelmeyi tercih eden insanlardandım. Etrafımda ki kitapları inceleye inceleye bir yere oturdum. Burada aldığım her bir nefes bana huzur veriyordu. Bu huzur eşliğinde eşyalarımı hazırlayıp masamı düzenleyip Ella'nin gelmesini bekledim. Fazla beklememiştim o da benim gibi erken gelmeyi tercih etmişti.

Kütüphane de sessiz geçen iki saatin sonrasında kumsala gitmiştik. Aramızda adlandıramadığım bir çekim vardı. Bu kız en yakın arkadaşım olacak gibi hissediyordum. Onun diyiş tarzı ile “Zeus’un kızı ile peri kızı uyumlu bir çift olacaktı.” Sessizliğimizin içinde Ares’i düşündüm. Keşke o da burda olsaydı. Evana gel dememe bile gerek yoktu zaten benim kalbim her zaman onun gelmesini bekliyordu. Düşüncelerimin arasına Ella girdi. “ Hava çok güzel ve böyle havalar bana bu yılın çok güzel olacakmış gibi hissetmemi sağlıyor. Sende öyle hissediyor musun?” Evet ben de öyle hissediyordum, tam bunu dile getirecekken yanıma bir çocuk gelip oturdu. Ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım. Şaşkınlığımız karşısında ufak çaplı bir kahkaha atıp merak dolu gözlerimizi yanıtsız bırakıp konuşmaya başladı. “Siz iki hukuk öğrencisi galiba olmanız gerektiği yerden farklı yerdesiniz.” Haklıydı ama kimdi ve bizi nerden tanıyordu. Kısacık bir sürede kafam yüzlerce soruyla dolmuştu. Başım belada mıydı, Ares’e haber vermelimiydim bilmiyordum. Korku dolu düşüncelerimin arasına bir ses girdi. “Endişlenmenize gerek yok aynı sınıftayız, beni fark etmemiş olmanız garip. Neyse adım Hanry.” Doğru çocuğu şimdi hatırlamıştım. İlk günden kolay fark edilecek biri değildi aslında ama sakarlığımdan dolayı çarpışmıştık. Ella olayı hatırlamış olmalı ki gülerek konuşmaya başladı. “Artık 3 hukuk kaçakçımız var ama senin burada ne işin var?.” Haklıydı neden buradaydı ki? Sessizliği fazla uzatmadan sorularımıza cevap verdi. “Dersten kaçacaktım nereye gideceğimle ilgili bir fikrim yoktu. Ares’de o sırada size ulaşamayınca endişelenmişti. Athena’nın en sevdiği yer burasıymış burada olabilirsiniz diye düşünüyordu. Bende hem gezmek amaçlı hemde o rahatlasın diye buraya geldim. Daha yeni haber verdim ona merak etmeyin.” Gülümsedim, belli ettiğinden fazla endişelendiğini biliyordum dışarıya yansıtmamaya çalışıyordu ama korkuyordu. Benim de ailemiz gibi karanlığa gömüleceğimden korkuyordu. Onu asla bırakmayacaktım ama buna inanmıyordu. Düşüncelerimin arasına melodi gibi bir ses geldi. Bu ses Hanry’e aitti. “Depresyon havasından çıkıp yemek yiyebilir miyiz? Ceza Hukuku dersinden yeni çıktım ve açlıktan ölüyorum.” Yeni gelmisti ve hemen alışmıştım. Ayrıca aramıza yemek yemeyi seven birinin gelmesi hoşuma gitmişti çünkü bende deli gibi acıkmıştım. Hızlı bir şekilde ayaklanıp konuşmaya başladım. “Aşırı açım, 6 tane hamburger yiyebilme kapasitem var şu anda o yüzden oyumu yemek yemeye kullanıyorum.” Hanry bu sözlerimi duyar duymaz ayaklandı. “Ben 8 tane yerim.” Çocuk gibi inatlaşacak gibi duruyordu. “Henry her iddiasına girerim ki seni geçerim.” Oturduğu yerden bir hızla Ella ayaklanıp sözü aldı. “Tamam o zaman kimin kazanacağını görelim. Kazanan istediğini yaptırır.” İkimiz aynı anda “Anlaştık.” dedik. 3’ümüzde sanırım hayatımız boyunca bu anı beklemiştik. Rotamızı en yakın hamburgerciye çevirip ilerledik. Evet heyecanlanmıştım. Siparişimize karşı garson biraz şaşırmıştı ama olsun mutluydum. Henry’le benim önüme 8 tane hamburger gelmişti Ella ise kendisine bir tane almıştı . Bizi izlemeyi tercih ettiğini söyledi. Henry’le bakışıp güldük Ella aramıza girdi “İddialı bakışlarınız bittiyse artık başlayalım.” Güldük hızlı bir şekilde yemeye başladık tahminimden çok zordu sanki patlayacaktım bizim bu hallerimize ise Ella gülüyordu. 4’üncüde tıkandım ama Henry hâlâ yemeğe devam ediyordu. Çocuk inadı vardı sanki güldüm. Ben de devam ettim. O kazanmıştı ve 8’ini de ciddi bir şekilde yedi bu çocuk neydi anlayamamıştım. Ben 6’da pes etmiştim bu kadar yememize inanmayan Ella kazananı belirtti. Ve ben ne isterse yapacaktım kendimi bu aklımın almayacağı çocuğa hazırlamam lazımdı. “Hanımefendi beni geçeceğini söylemişti ama 6’da pes etti, yalan söylemek ayıp değil mi?” Güldüm çünkü bunu söylerken çok ciddiydi tam bir çocuktu. Benim sessizliğimi aldırmayıp konuşmaya devam etti. “Şu an karar veremedim istediğim bir zaman söylerim ama unutma bunu sakın.” Gülümseyip ekledim. “Sen varken unutmam pek mümkün olmayacak.” Birbirimizle veda etmemiz için daha erkendi ama benim eve gitmem gerekiyordu onlar ise beni eve bırakıp ayrılmaya karar vermişlerdi yolda ilerlerken birden kötüleştim. Gözlerimi açtığımda başımda Ares duruyordu, hastanedeydik. Henry ve Ella ise kenarda oturuyorlardı.

3 saat önce Ella’nın anlatımıyla

Yolda ilerliyorduk, herşey çok güzel ilerliyordu. Ama Athena da bir terslik var gibiydi birden hızlı bir şekilde kenara geçip midesinde ne varsa kusmaya başladı. Yemek yerken aşırıya kaçmış olmalıydı, hızlıca yanına gittim. İyi değildi her halinden belliydi. Olduğu yerden kalkarken birden kendinden geçti. Henry onu tutmuştu. İçim ürperdi bu bir kaç güne kadar tanımadığım kız hayatımda öyle bir yer edinmişti ki korkudan kalbim çok hızlı atmıştı. Düşüncelerimin arasında Henry’nin sesini duydum. “Ella sakin ol çantasını al, hastane çok yakın endişelenecek bir durum yok.” Titreyen ellerimle dediğini yaptım. Henry Athena’yı kucağına alıp hızlı bir şekilde hastaneye ilerledi. Bende peşlerinden ilerledim. Her adımda kalbim yerinden çıkacak gibiydi ona bir şey olmasını istemiyordum. İçimi huzurla kaplayan gülüşünü görmemek beni geriyordu. Hastaneye girdiğimizde acilde ki bir doktora her şeyi anlattık. Zehirlenme durumu olma ihtimalinden dolayı bütün testleri yaptılar. Kandan korktuğunu söylemişti şu an gözlerini açsaydı korkardı. Düşüncelerimi bölen Athena’nın telefonuydu. Ares arıyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum bana fırsat vermeden Henry atlayıp telefonu açtı ve konuşmaya başladı. “Alo Ares. Benim Henry şu anda sizin evin yakınında ki hastanedeyiz gelsen iyi olacak.” Ares’in endişeli sesini duyuyordum. “Ne oldu, Athena iyi mi?” Henry kontrolü elinde tutabiliyordu sakince konuşmaya başladı ama çok fazla endişeli olduğunu görüyordum, korkuyordu. “Şu an pek bilgim yok birazdan haber verirler, ama sakın kal buradayım seni bekliyor olacağım.” Telefonu kapattılar. 10 dakika civarında Ares gelmişti. Koşmuştu, nefes nefese gelmişti yanında ise tanımadığım biri vardı o da onunla koşmuştu. Ares sesi titreyerek konuşmaya başladı. “İyi mi, tam olarak ne oldu, neyi var?” Sorularını cevaplayamayacak kadar korkuyordum. Henry sakin bir şekilde konuşmaya başladı. “Yarış yaptık 6 tane hamburger yedi, onu eve bırakmak için ilerlerken yolda fenalaşıp kustu. Birden bayıldı hastaneye getirdik bizde. Zehirlenme ihtimalinden dolayı test yaptılar bizde” sözünü kesmesinin sebebi doktorun gelişi oldu. Doktor gerginliğimize karşı gülümseyip konuşmaya başladı. “Endişelenmenizi gerektirecek bir durum yok sadece dediğiniz gibi çok fazla yemek yemiş. Hanımefendi tahminimiz den daha hassas bir vücuda sahip. Odasına aldık şimdi yanına gidebilirsiniz, uyandığında taburcu edicez.” İçim rahatlamıştı, Ares’inde içi rahatlamış gibiydi gülümsedi. Yanında tanımadığım çocuk kulağına bir şeyler söyleyip vedalaşıp ayrıldı. Kimdi bilmiyorum ama Athena için endişelenmişti bunu görebiliyordum. Odaya girdik, biz kenara otururken Ares Athena’nın dağılan saçlarını elleriyle karıştırdı o sırada Athena gözlerini açtı. İçimde ki korku ela gözlerini açtığı anda bitmişti.

Athena’nın Anlatımıyla

Başımda 3 çift endişeli göz vardı. Azar işitecekmiş gibi duruyordum ama komik bir durumdu gülümsedim. Ares hariç gülümseme herkes gülümseyerek yanıt verdi. Titreyen elleriyle elimi tuttu, yutkundu kısık bir ses tonuyla titreyen sesiyle konuştu. “Bir daha seni böyle yatarak görürsem yemek yapmam. Aç aç durursun.” Güçlü durmaya çalışıyordu ama bu hali içimi parçalıyordu. Gülümseyerek yanıtladım onu. “Bu durumda açlıktan ölücem.” Güldü kalbim aydınlandı. Her gülüşünde kalbime yıldızlar düşüyordu. Arkasında ki iki kişiye baktım onlarda gülüyordu artık o kadar karanlıkta değildim. Ares taburcu olmam için işlemleri halletmeye giderken Henry yanıma oturdu. Sessizce, pişman olmuş bir çocuk edasıyla konuştu. “Özür dilerim.” Elini tuttum, kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Gözelerinin içi parlıyordu. Gülümsedim. “Hakkınızla yarışı kazandınız beyefendi tebrik ederim.” Güldü. Ares odaya geldiğinde yanımdan ayrıldı. Serumum çıkarırken Ella elimi tuttu. Korktuğumu biliyordu. Bu 8 numaralı oda artık yıldızlarla doluydu. Bu oda da benim ruhum bir tane daha takım yıldızına sahip oldu. Evan’ı beklediğim Aquarius’um ve gülüşleriyle içime yıldızlar eken bir takım yıldızına sahipti ruhum.

Hastane çıkışında Ella ve Henry bizden ayrılıp gitmişlerdi. Biz de evimize doğru ilerliyorduk kalbim mutluluktan yerinde durmuyordu. Ares elimi sımsıkı tutup gülümsedi. Eve girdiğimizde odama girip dinlenmek istediğimi söyledim. İlaçlarımı alıp sessizce kafamı yastığa indirdim. Tam uykuya dalmak üzereyken yanımda bir hareketlilik hissetmiştim bu Ares’in kokusuydu. Arkamı dönüp ona sarıldım bugün çok korkmuştu. Onu bırakamazdım bu haliyle. Sımsıkı ona sarılıp vücudumu ona teslim ederken ruhumu uykunun kollarına teslim etmiştim. Sabah’ın erken saatlerinde mutfaktan gelen seslerle uyandım. Ares kahvaltı hazırlıyor olmalıydı. Bugün hiç bir şekilde enerjim yoktu ama içeri mutlu bir şekilde girdim. İyiydim iyi olacaktım. Ares vardı Evan’i görecektim. Onu özlemiştim dün onu yazmaya vaktim olmamıştı. Sessizliğimle Ares’in yanına geçtim. Çocukken de böyleydim. Sessizdim. Dilimden kelimelerin dökülmesi yerine, kalbimden defterime satırlar aktarmayı severdim. Yazardım, çizerdim. Korkularımı, kaçmak istediklerimi çizerdim. Sonra onları gökyüzünün en derinliklerinde saklardım. Ares sessizliğimi fark etmişti. Her zaman ki sessizliğim değildi, çığlıkların sessizliğiydi. İçimde ki kavganın, gürültünün sessizliğiydi. Bir şey demedi, demezdi de iyi olmaya çalıştığımın farkındaydı. Bunu başaracağımı biliyordu. Güzel bir kahvaltı hazırlamıştı, kahvaltımızı yapıp dışarı çıktık. Ah Evan’ım gözlerim senin geçtiğin yollara takılı kaldı. Biliyorsun benim nefesim senin peşinden gelmeme izin vermiyor. Kokun dolu o yollar nefesimi kesiyor, ayaklarımın bağlarını çözüyor, kalbimi düğümlüyor. Ben sana çıkan her yolda nefessiz kalıyorum belki de yolun sonunda senin olmayacağını bilmemden dolayıdır. Korkuyorum Evan’ım eğer peşinden gelirsem Buzdan Dev’in hikayesi burada biter diye.

Servis bizi okulun önüne bırakıp yanımızdan uzaklaştığında etrafımı inceledim. Sonbahar geliyordu. Dökülen yapraklar, dalgalı saçlarımda gezinen rüzgar, siyaha boyanan bulutlar... Bu havalarda ellerim hep üşürdü ama sen severdin bu havaları. Belki seninle üşüyen ellerimle gözlerine eşlik eden kahverengiye boyanmış bu evrende birlikte yürürdük. Ares ellerimin üşüdüğünü fark etmiş olmalı ki ellerimi sıcacık avucunun içine aldı. Beni bu manzaradan kaçırmak istermişçesine içeri götürdü. Yerlerimize oturduk. O kafasını sıraya koyup uykuya kollarını aralarken, dün gece yazı yazmayıp ihanet ettiğim defterin kapağını araladım. O sırada defterimin üzerine bir gölge düştü. Tanıdık bir ses duydum “Buzdan Dev” oydu. Kafamı kaldırınca göz göze geldik. Gülümseyip gitti ben ise onu arkadan izledim. Nereden çıkmıştı bilmiyorum ama giderken ruhumu da yanına alıp götürmüştü. Benden geriye bir şey kalmamıştı, ruhumla birlikte her şeyi yanında götürmüştü. Sesi kalbimde ki satırları ele geçirmişti artık onu yazamıyordum. Ah Buzdan Dev’im seni yazdığımı bilseydin acaba böyle yeniden güler mıydın? Sessizlik bu soruma cevap veren olmamıştı. Gülümsedim, önümde oturuyordu uzunca onu izledim. Dikkatim Ella gelince dağıldı. Bu sefer önüme değilde yanıma oturmuştu. Bir şey demeden derse odaklanmaya başladı. Hanry bugün okula gelmemişti. Şu an geride tek ben kalmıştım. Ruhum özgürlüğüm için savaşlar veriyordu, yaralanıyordum ama hayattayım. Önümde ki deftere karalamlar yapmaya başladım. Sen vardın Buzdan Dev, biz vardık, yıldızlarının vardı. Gülüyordun, yıldızların parlaklığını çalan bir gülüşün vardı. Gecenin maviliğinde kahverengi gözlerini izliyordum. İşte buydu çizdiğim resmim. Nefsimi çizmiştim ben, gün içinde aldığım sandığım nefesin gerçek haliydi. Düşüncelerim boğuyordu beni o sıra da bir el uzandı bana. Ares kulaklıklarını uzatıyordu. Kulaklığını takıp uyudum. Saatler geçti okul bitene kadar kaldırmamıştım kafamı. Dünden dolayı çok yorgundum. Okul bitmişti herkes gitmişti Ella benle iletişime ne kadar geçmek istese de konuşmamak için çok ısrar etmiştim. Başım felaket derece de ağrıyordu. Ares başımda durup benim kalkmamı bekliyordu. O sırada biri omzuma dokundu. Yine o gülümsemeyle bana baktın Evan ve ben sana yeniliyordum. Ares yanımızdan gitmişti, sen ise gülümsemeni hiç bozmadan konuşmaya başladın. “İyi misin, istersen birlikte gidebiliriz. Yol arkadaşı iyi olur.” Yol arkadaşı, bu havada, iyi miyim bilmiyorum ama ayağa kalktım. Onu bekletmeden konuşmaya başladım. Sanırım bir ara nefes almayı unutmuştum. “İyiyim. Yol arkadaşı olur aslında, güzel. Birlikte gidebiliriz.” Cümlenin devrikliğine aldırmadan gülümseyip yürüdü. Ben ise nefesinin yetmeyeceğini bilmeme rağmen onun peşinden gidiyordum.

Bu yolda nefesim yetmezken, seni senden habersiz izledim. Onu izlediğimi fark etti, bakıp gülümsemesi bütün vücudumda kan akışının hızlanmasını sağladı. Cebinden kulaklıklarını çıkardı anlamsız atıyım bakışa gülerek cevapladı. Sen hep böyle gül Buzdan Dev’im. “Sessizliğimize müziğin çok yakışacağını düşündüm.” dedi kulaklığın birini bana uzatırken. Onun yanındayken konuşmak daha çok imkansız geliyordu bana. Gülümseyip sadece kulaklığı almakla yetindim. Atlantis şarkısını açtı. Gülümsedim bu şarkıyı hiç bir zaman dinlememiştim ama bu şarkı artık sıradan bir Atlantis şarkısı değildi. Bu şarkı artık bizim Aquarius gezegenimize aitti. Şarkılar birbirini takip ederken karanlıklara döşeli evimin önüne geldik. Gülümsedi anlamlandırmadaığım bir gülümseme vardı. Kulaklığını ona uzattım. Kahverengi gözlerini gözlerimden ayırmadan konuşmaya başladı. “Sanırım yakında yeniden görüşeceğiz.” dedi. Anlayamadım ama onunla yeniden görüşecek olma düşüncesi kalbimde ki yıldızları parlatıyordu. Gülümseyip el salladım. El salladı. Onunla ilk kez konuşmuştum yıllardır aşık olduğum çocuğa sadece bir kaç kelime edebilmiştim. Arkasından izledim, içimde çığlıklar atmak geliyordu. Sevincim ruhuma sımsıkı sarılıyordu nefes almakta zorluk çekiyordum. Bana gülmüştü, kalbim bunu için sayfalarca mısralar dökebilirdi.

İçeri geçtim. Ares yüz ifademi komik bulmuş olmalı ki evin evin içinde küçük çaplı bir kahkaha patladı. “Ne oldu hanımefendi, yıllardır aşık olduğun çocukla mı konuştunuzda bu kadar mutlusunuz?”

Yüz ifadem büyük bir şaşkınlığa bıraktı kendini “ Ne, ne alaka şimdi bu?” güldü baya dalga geçiyordu benimle.

“İkizinim ben senin her şeyini biliyorum. Sen benden ne kadar saklamaya çalışan da bunu ilk başta o çocukla karşılaştığınız ilk an anladım. Onu öyle güzel sessizce seviyordun ki karışmak istemedim. Bunu bana söylemediğin için kırıldım tabi.” Bu olamazdı onca yıl ondan her şeyi saklamaya çalıştım ama o her şeyi biliyormuş ve şu an karşımda deli gibi sırıtıyordu. Kıpkırmızı olan yüzümle hızlı bir şekilde odama geçip, defterime kalemimi alıp çatıya çıktım. Aşağıdan bir ses yükseldi. “İstediğin kadar çatına kaç güzelim ama yemekte konuşacak bunu.” Güldüm sesimi duymasın diye ağzımı kapamaya çalıştım. Kalbim çok hızlı atıyordu sen bana ne yapıyordun Buzdan Dev, bilmiyorum ama sanki beni iyileştiriyordun. Güneş batana kadar seni gökyüzüne anlattım, sohbetimize ara sıra rüzgar katıldı. Sanki kulağıma Atlantis fısıldanıyordu. Düşündükçe kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu, düşüncelerimi bölen Ares’in sesi oldu. Yemek için beni çağırıyordu heyecanlı bir şekilde yanına gittim. Konuşmak için hazırlanmıştım.

Yemeğimizi yerken bu halime gülerek Evan dedi. Dedi demesine de benim heyecanım bunu kaldıramadı. Vücudumun kontrolünü kaybediyordum. Yüzümde anlamsız bir gülümseme vardı. O ise bu aptal gülümsememle dalga geçiyordu. “Yüzünde ki gülümsemeye yenik düşmeyi bırakıp, konuşmaya başlamaya ne dersin Athena’m.” Evet ya konuşmak, bir kaç dakika içinde konuşmayı unutmuştum, titreyen sesimi düzeltmeye çalışarak konuşmaya başladım. “Ne anlatmamı istiyorsun?” güldü.

“Athena’m her şeyi biliyorum. Evan’ın Buzdan Dev olduğuna kadar, ama seni nasıl bu kadar mutlu ettiğini anlamıyorum. Sen mutluysan ben de mutluyum ama üzülmene kalbim dayanmaz. Seni kötü halde görmeye dayanamam. Bir damla gözyaşım benim için bir inci kadar değerli. Sen benim yıldızımsın ve yıldızımın parlaklığının sönmesine asla izin vermem. Ayrıca şu telefonunu açsan iyi edersin Ella ve Hanry sana ulaşamayınca beni aradılar ama deliye dönmüşler meraktan.” Gülümsedim böyle karşılamasını beklemiyordum. Bakışmalarımız ve gülümsemelerimiz eşliğinde yemeğinizi yedik. Odama geçtiğimde çatıma çıktım 2 saate yakın Ella ve Hanry’e hesap verdik sonra yıldızları izledim. Gece yarısına yakın odama geçip kendimi huzur eşliğinde rüya dünyasına bıraktım. Sessizliğe bürünen bu evrende sanki bir tek sen konuşuyordun Evan. Ben ise gözüm kapalı seni takip ediyordum. Düşersem tutar mıydın acaba, yorulsam nefes almak için dinlendiğimde bekler mıydın bilmiyordum. Belki de bu yüzden soluk soluğa korkarak geliyordum peşinden. Seni bulursam birlikte dinlenir miydik Buzdan Dev’im?

Gökyüzünün bana sunduğu en güzel yıldızsın Evan. 9 yıl önce bir gülüşe aşık oldum. Yıldıza benzetmiştim. O günden beri belki de bu yüzdendi yıldızlara aşkım. Buzdan Dev’im sen her zaman gül...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.