40 Dakika o kadar hızlı geçti ki. Evi zar zor topladık. Ama neyse ki ev toplu ve azda olsa temizdi. Odama geri çıktığımda Jesoo'nun kanepede oturduğunu ve Keila'nın iki tane sweati çantasına tıkmaya çalıştığını gördüm. Biraz daha dikkatli baktığımda sweatlerin benim olduğunu gördüm. Keila'ya ''Şimdi seni siktim.'' der gibi baktım.
Mary: Keila Rogers elindeki sweatleri hemen yere bırak!
Keila: Sikçek beni.
Gidip kanepede oturan Jesoo'nun arkasına saklandı. Jesoo ''Beni karıştırmayın abi.'' der gibi kalkıp gitti. Bende bunu fırsat bilip kanepenin üstüne çıkıp Keila'nın sırtına çıktım. O anırmaya başladığın da Jesoo'nun merdivenlerden inerken birilerine bir şeyler söylediğini duydum. Kendimi yerde bulduğum Keila'nın beni yere itip kaçmaya başladığını gördüm. Hemen ayağa kalkıp onu takip ettim. Hızla merdivenlerden inip salona koştu. Hemen arkasında olduğumu arkasına dönünce anladı. Arkasını dönünce onunla çarpıştık. Dengesini kaybedip yere düştü. Ayağıyla bana bilmeden çelme taktığı için bende onun üstüne düştüm. Biz hayat şokumuzu yaşarken kapı zilinin çaldığını ve içeri birinin girdiğini duydum. Sonrasında da Keila anırmaya başladığı için kulağımı ve gözümü kapattığımdan kimin geldiğini göremedim.
Keila: AAAAAA! Sapık vaaar! HELP MEE!
Mary: Ne bağrıyon abi kullağımın dibinde. Hem sweatlerimi dızlamaya kalkışıyor hem de kulağımın dibinde bağrıyor! Şerefsiz oğlu şerefsiz!
Ellerimle yere baskı uygulayıp ayağa kaktım ve üstümdeki tozları ellerimle temizlemeye çalıştım. Yere geri baktığımda Keila'nın kıkır kıkır güldüğünü görüm.
Mary: Ne gülüyon lan it?!
Kafamı salonun kapısına çevirdiğimde şuanda görmek isteyeceğim son kişiyle bakışıyordum. Beyaz t-shirt'ün üstüne giydiği lacivert hırkası ve altına giydiği hafif bol lacivert pantolonuyla normalden daha çekici gözüküyordu. Şu anda suratından her şeyi okuyabiliyordum. Aidan bana ''Sen biraz evvel o kızın üstünde ne yapıyordun?'' der gibi bakıyordum.
Ben ne diyeceğimi düşünürken Keila yerden kalkıp kolunu omzuma atıp konuşmaya başladı.
Keila: Enişte sen buna bakma. Suçlu benim. Merak etme sevişmedik. Rahat rahat sikebilirsin.
Ben arkadan Keila'nın kafasına tokadı geçirirken kızlar arkada kahkahalarla gülerken Aidan hepimize ''Siz iyi misiniz ?'' bakışı atıyordu. Tam Aidan ağzını açmış konuşucak iken ben kızları eline çantalarını verip arkalarından itekliyerek kapı dışarı ettim. Aidan'a geri döndüğümde salonun kapısından beni izlediğini gördüm. Çocuk bakma ölürüm.
Mary: Geçelim mi?
Aidan: Olur.
İlerleyip Aidan'ın yanından geçtim. Geçerken o mükemmel kokusu burnuma ilişti. Yeşil elma, yeni kitap ve kahve gibi kokuyordu. Salondan geçip merdivenlere ilerledim. Odama çıkan merdivenleri es geçip çalışma odasına ve diğer odalara açılan koridora çıkan merdivene ilerledim. Merdivenlerden çıkarken arkamdan gelen ayak seslerinden Aidan'ın arkamdan geldiğini duyabiliyordum. Dönen merdivenlerden çıkıp koridorda ilerledim. Çalışma odamı dün temizlediğim için sıkıntı yoktu. Kapıyı açıp geçmesi için Aidan'a yol verdim. Geçti. Yine o koku.
Mary: Çantanı kanepeye bırakabilirsin. Ben bir kaç eşyamı alıp geliyorum.
Aidan'ı çalışma odamda bırakıp koridordan kendi odama ilerledim. İçeri girip kalem kutumu çalışma defterlerimi alıp çalışma odam geri döndüm. İçeri girip kapıyı kapattığımda kemanımı inceleyen bir Aidan görmeyi beklemiyordum.
Aidan: Keman çaldığını bilmiyordum.
Mary: İnsanlara ''Ben keman çalmayı biliyorum.'' diye hava atmayı sevmiyorum.
Aidan: Haftaya okulun müzik grubu için seçmeler yapılıcakmış. Katılıcak mısın?
Mary: Bilmem. Belki katılırım.
Açık camdan yağmur çisemeye başlayınca kapatmak için cama yöneldim. Camdan dışarı baktığımda kızların benim evime doğru nah çektiğini gördüm. Beni görmüş olacaklar ki beş kere de bana nah çektiler. Sonra Keila'yı sürükleyerek gittiler.
Camı kapatıp arkamı döndüğümde Aidan'ın duvara yaslanmış beni izlediğini gördüm. Bana beni yiyecekmiş gibi bakıyordu. Kalp krizi geçiriyorum galiba. Kısa sürelik bir utanma yaşadım şu anda domatese döndüğüme eminim. Kendimi biraz toplayıp boğazımı temizleyip konuşmaya başladım.
Mary: Bir sorun mu var?
Aidan: Domatese dönmen dışında hiçbir sıkıntı yok küçük hanım.
Ben ellerimi yüzüme götürüp kafamı eyer iken Aidan olduğu yerden doğrulup masaya doğru ilerledi. Konuşmaya daha fazla devam edersek gerçekten domatese dönüşüceğimi düşündüğüm için masaya gidip Aidan'ın yanındaki sandalyeye oturdum.
Mary: Hangi dersten çalışmak istersin?
Aidan: Biyoloji.
Mary: Hangi konu?
Aidan: Üreme.
Anlık bir şokla Aidan'a döndüğümde sırıttığını gördüm. Ona tokat atmayın o an o kadar çok istedim ki ama boş verip yan taraftaki çekmece biyoloji ile ilgili olan kitap ve defterleri çıkardım. Konu anlatımı kitabından üreme konusunu açtım. Anlatmaya başladığımda arada dönüp Aidan'a dönüp bakıyordum. Ve gördüğüm tek şey sırıtıp beni yiyecekmiş gibi bakan bir adet Aidan'dı. 5 dakika sonunda dayanamayıp Aidan'a döndüm ve konuşmaya başladım.
Mary: Ne bakıyon lan?
Aidan: Hocama bakamaz mıyım?
Mary: Hocan değilim ben senin. Burada en imanlı şeklimle en imansız konuyu anlatmaya çalışıyorum. Otur oturduğun yere.
Aidan: İyi be. Devam et anlatmaya.
Mary: Gerçekten bu konudan hiç bir şey anlamadın mı?
Aidan: Anlasam neden bu konuyu anlatmanı istiyim?
Mary: Ben nerden biliyim. Romantik komedilerde kız gider hangi konudan çalışalım diye sorar çocukta üreme der. Sonrada çocukta gider kızı siker. Ben burada sikilmemeye çalışıyorum, sense bana yiyecekmiş gibi bakıyorsun. Ve ayrıca çoğunlukla erkekler hoca bu konuyu anlatırken pür dikkat kesilirler ki daha sonrasında her hangi bir kızı sikebilsinler. Ben yine çok konuştum dime?
Aidan'a baktığımda sanki hayatının en güzel anlarından birini yaşıyormuş gibi bakıyordu. Hafif alt dudağımı ısırıp önüme döndüm. Solumda duran telefonuma benim aptal arkadaşlarım tarafından mesaj geldiği için hem ekran açılmış hem de kemanla çalıp ayarladığım ''I wanna be yours'' şarkısından ''I just wanna be yours'' kısmı çaldı. Ve tahmin edin arka planımda ne var. Tabii ki Draco Malfoy'un fanlar tarafından da yapılan fotoğrafların olduğu kendi yaptığım bir adet wallpaper. Fanlar anladı ne demek istediğimi. Aidan'ın telefonuma baktığını hissettiğim an telefonumu alıp ayağa kalktım. Aidan'a döndüğümde bana ''O neydi lan öyle?'' der gibi bakıyordu. Ben ise ona sadece bir kelime söyledim.
Mary: Kahve?
Aidan: Olur.
Nasıl içtiğini sormadan kapıya yöneldim. Çünkü Aidan hakkında en iyi bildiğim şey bu. Kahveyi nasıl içtiği. Çalışma odasından çıktım koridoru geçip merdivenlerden aşağı indim. Salondan mutfağa ilerlerken bir yandan kızları arıyordum. Onların açmasını beklerken bir yandan da attıkları mesajlara bakıyordum. Telefon açıldığı gibi kulağıma dayadım ve mutfağa girdim.
Olivia: Enişte sikti mi seni?
Lily: Sikse arkadan seslenirdi.
Keila: Bak bir şey söyleyemiyor demek ki enişte onu sikerken çok bağırmış ve sesi kısılmış.
Jesoo: Bence biz mesaj atınca arka planı gözüktü ve bu yüzdende mutfağa sözde bir şey yapmaya indi.
Mary: Boşuna senarist demiyoruz ablaya... SİZİN ALLAH BİN BELANIZI VERSİN! CEHENNEMİN TAAA DİBİNE GİDİNDE SİKSİNLER SİZİ ORDA!
Olivia, Lily, Jesoo, Keila: Ama bak bela okuma döner dolaşır sana gelir.