İçeriğe geç

APEX

Bölüm 3 · 3 dk okuma

APEX

Bölüm 3

Part Three: The Light Outside the Tunnel

Yedi Büyük Günah’tan bir diğeri daha, parçalanarak yok olmuştu. Geriye kalanlar dehşet içinde ne yapacaklarını bilemez haldeydiler.

Netami — Haset’in Günahı — öne çıktı. Donuk ve nefret dolu gözlerle Sūkōeshi’ye baktı. Dudaklarından tıslayan bir yemin döküldü.

“Gōyoku… Bōshoku… Kanınız yerde kalmayacak.”

Avcundan siyah metalden yapılmış, iblis motifli bir mınçıka çıkardı. Ellerinde döndürerek yere vurdu.

“Dai go no tsumi! Yuganda mirai!”

(Beşinci Günah: Çarpık Gelecek!)

Mınçıkasını savurduğunda, havada cam kırığı gibi bir yarık açıldı. Bu yarık, gerçekliğin dokusunu yırtarak Sūkōeshi’nin bedenini ortadan ikiye böldü. Gövdesi iki parçaya ayrılarak havaya savruldu.

Netami hafifçe kıkırdadı ve arkasını döndü.

“Bu kadar, ölümlü. Geleceğini istediğim gibi kırabilirim. Hasetime karşı duracak bir varlık yok. Tek sözüm, bir evrene bedel.”

Ama o döndüğü anda, kara bir madde gövdesinden koparak Sūkōeshi’nin avucuna doğru aktı. Netami’nin gözleri büyüdü.

“Sen… nasıl?!”

Sūkōeshi'nin yüzü nefretle değil, alayla şekillendi. Hafifçe güldü.

“Acizsiniz… Hah! Geleceği bozmak mı? Seni tanımadığımı mı sandın Netami? Gücünüzü ezberledim. Ve şimdi… senin gücün benden geçip başka bir dosta aktarılacak.”

“Michibiki no gyaku-ji: Burakkuu~ēbu!”

(Ters Hidayet Yolu: Kara Dalga!)

Sol avucundan fışkıran siyah dalga, Netami’yi içine çekti. Tüm bedeni yok olurken sadece kopmuş başı geride kaldı.

Sūkōeshi ardından Eusebius’un cansız bedenine döndü. Sağ avucundan çıkan kara bir maddeyle onu tamamen sardı. Birkaç saniye içinde Eusebius’un gözleri yeniden açıldı.

“Zen’nō no ibuki: Shinokagami!”

(Her Şeye Kadir Nefes: Ölüm’ün Aynası)

Tüm tünel, bir anda zifiri karanlığa büründü. Eusebius ağır adımlarla iblislere doğru yürümeye başladı. Dört iblis hareket edemiyordu. Ne kaçabiliyor, ne konuşabiliyorlardı.

Eusebius ağır ağır kılıcını kınından çekti. Soğuk bir fısıltıyla konuştu:

“Horaizonrain: Burūsutā!”

(Ufuk Çizgisi: Mavi Yıldız)

Kılıcı bir anda mavi bir yıldız gibi parladı. Eusebius tam hamle yapacaktı ki… bir ses duyuldu. Ve o anda Eusebius’un bedeni tamamen dondu. Ardından Sūkōeshi de hareketsiz kaldı.

“Bu… imkânsız…” diye mırıldandı Sūkōeshi. “Bu kadar hızlı yetişemezdi.”

20 Nisan – Saat 16:45 – Kiyokata Tüneli Girişi

Viktor sigarasını yaktı. Dondurucu büyünün merkezine adım attı ve Sūkōeshi’nin karşısına geçti.

“Buraya kadarmış, Sūkōeshi,” dedi. “Artık şu lanet yıkımı durdurmalısın.”

Sūkōeshi gülümsedi, hatta kıkırdadı. “Cidden komiksin dedektif. Ama ben daha yeni ısınıyorum.”

Viktor cebinden bir kart çıkardı. Ona doğru fırlattı.

“Aisutōtemu: Deddorīfurosuto!”

(Buz Totemi: Ölümcül Buzlanma!)

Kart Sūkōeshi’nin göğsüne yapıştı. Ardından sağ omzu ve kolu buzla kaplandı, sonra parçalanarak kırıldı.

Ama Sūkōeshi hâlâ gülüyordu.

“Komiksin. Aptal bir buzla beni durduramazsın. Organlarımı bile dondursan…”

O sırada, Eusebius bedeninden yoğun bir mana salarak buzları parçaladı. Ardından tek hamleyle diğer iblisleri kılıcıyla doğradı. Viktor’un gözleri dehşetle açıldı.

“Lanet olsun…”

Sūkōeshi kahkaha attı.

“Ne oldu dedektif? Ağzın açık kaldı.”

Viktor’un elindeki kart bir anda alev aldı. Alevlerin içinden bir hançer oluştu.

“Raitoningu u~ōdo: Shokku dagā!”

(Yıldırım Totemi: Şok Hançeri!)

Viktor yıldırım hızında hareket etti. Hançeriyle Sūkōeshi’nin diğer kolunu kopardı.

Sūkōeshi bağırdı, ama ağzından kahkaha eksik olmadı.

Tam bu sırada Abe tünele koşarak geldi. Elinde kırmızı, parlayan yazılarla bezeli bir kuşak vardı.

“Asuteka no shīru: Reddo beruto!”

(Aztek Mührü: Kızıl Kuşak!)

Kuşakla birlikte Abe, birden Eusebius’a saldırdı. Art arda hamlelerle onu geriye itti. Bu manzara karşısında Sūkōeshi bile şaşırmıştı. Abe’ye doğru hareket etti.

Viktor yeni bir büyü hazırlarken, Sūkōeshi önce davrandı.

“Dai Ichi Kai: Shōmotsu!”

(Birinci Seviye: Sömürme!)

Sūkōeshi’nin sağ kolu patladı. Tünelin tamamı, siyah ve yapışkan bir maddeyle kaplandı. Yedi Büyük Günah’ın cesetleri maddenin içine çekildi. Ardından… Abe de.

Viktor, Abe’nin kaybolduğunu görünce öfkeyle bağırdı.

“Ne yapıyorsun, Sūkōeshi?!”

Sūkōeshi çıldırmışçasına kahkaha attı.

“Benim olanı… geri alıyorum, Viktor!”

“Dairoku no tsumi: Daraku no shinpan!”

(Altıncı Günah: Yozlaşmış Hüküm!)

Sūkōeshi’nin bedeni kaslarla doldu, devasa bir yapıya büründü. Sol elinde topladığı enerjiyle yere yumruğunu indirdi. Tüm tünel, yerle bir oldu.

Viktor gözlerini açtığında, gri toz bulutu içinde Büyücüler Konseyi'nin üyeleri görünüyordu. Konsey büyücüleri Abe’yi sedyeyle taşımaktaydı. Başında, Viktor’un eski eşi Noriko vardı. Sessizce eğildi, elini Viktor’un yanağına koydu.

“Beladan uzak duramıyorsun,” dedi iç çekerek. “İşte bu yüzden senden boşandım. Ben sadece biraz huzur istedim.”

Viktor gülümsedi ve yavaşça doğruldu.

“İyi yapmışsın, Noriko.”

Yavaşça parmağındaki yüzüğü çıkardı. Kadının avucuna bıraktı. Sonra arkasını döndü. Birkaç adım attıktan sonra bir kez daha durdu.

“Biri Abe’ye söylesin… peşimden gelmesin. Bu iş artık... boka sardı. Onun zarar görmesini istemiyorum.”

Noriko bir şey söylemek için ağzını açtı ama Viktor onu duymadı bile.

Gitmişti...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.