İçeriğe geç

APARTMENT || JJK

Bölüm 8 · 7 dk okuma

APARTMENT || JJK

Bölüm 8

8.

_________

Yaklaşık onbeş dakikadır uyanmış telefon ile ilgileniyordum.

Son zamanlarda doğru dürüst derslere girememiştim. Bu gidişle devamsızlıktan üniversiteden atılacaktım. Tam herşey yerine oturuyor derken birşeyler oluyordu ve ben yine üniversiteye gidemiyordum.

Telefonun ekranına odaklanmışken aniden üstte berilen mesaja kaydı bakışlarım. Jungkook toplantının on dakika sonra başlayacağına ve beni kapıda bekleyeceğine dair birkaç birşey yazmıştı.

Telefonun ekranını kapatıp yatağa bıraktım ve derin bir nefes verdim. Bugün olanları düşünmemek için kendimi oldukça zorluyordum ama pek becerikli olamıyordum, nekadar düşüncelerimin odak noktasını değiştirmeye çalışsamda zihnimin köşesinde bir yerlerde gururumun kırıldığı o anlar dolanıp duruyordu.

Ayağı kalkıp üzerime düzgün birşeyler giydim ve saçlarımı havada at kuyruğu şeklinde bağladım. Normalde bu modeli pek sevmezdim ama Yuna bana herzaman bu modelin çok yakıştığını söyler bu şekilde bağlamam için ısrar ederdi. Bende onun beni hep izlediğini düşündüğüm için şimdi saçımı böyle bağlamak istemiştim.

Ayakkabımı giyip evden çıktığımda kapının önünde kimseyi görmemiştim. Jungkook bekleyeceğini söylemişti, beni bırakıp gitmiş olamazdı.

Evimin kapısını kilitlerken karşı dairemin kapısının açılmasıyla oraya doğru döndüm. Jungkook kaşları çatık bir şekilde evden çıkıyordu. Şu an Onu sinirli gördüğüm sayılı anlardan birisiydi.

Kapıyı sertçe kapattıp kafasını kaldırdığında aniden yumuşayan bakışları ile beni daha yeni farkettiğini anlamıştım.

Ufak adımlarla yaklaştı ve "umarım çok bekletmemişimdir" dedi. Genelde gecikmek pek huyu değildi o yüzden biraz şaşırmıştım.

"Yok yeni çıkmıştım zaten evden" deyip ekledim, "hadi gidelim". Adımlarımı merdivenlere doğru yönlendirdim ve aşağıya indim o sırada ise jungkookta arkamdan geliyordu.

Toplantı bodrum katta yapılacaktı çünkü orada bir toplantı alanı vardı. Daha önce hiç gitmemiştim ama orada olduğunu biliyordum, bir aralar bina yöneticisi bahsetmişti.

Toplantı yapılacak yere geldiğimizde random bir sandalyeyi çekip oturdum birçok bina sakini buradaydı. Gözlerimle oturan insanları taradım, neredeyse hepsini sima olarak tanıyordum. Kimisi ile konuşmuşluğum olmuş kimisi ile ise daha önce selamlaşmamıştım bile.

Masayı gözlerimle tararken bakışlarım yanımda oturan jungkooka kaydı. Oda benim gibi bina sakinlerini inceliyordu ama çok dikkatli bakıyordu o yüzden elimle kolunu dürtmüştüm hemen.

Bana doğru döndüğünde kulağına eğildim ve "insanları bukadar dikkatli inceleme rahatsız olabilirler"dedim. Jungkook daha birşey diyemeden Yönetici gelip en baş köşeye oturmuştu bile.

Yönetici yerine yerleşip "Herkes burdamı?" Diye sorduğunda kapıcı yani bina görevlisi bay Ho "Herkes burada" diyerek cevap vermişti.

Yönetici Bay Jin Ho yerinde huzursuzca kıpırdanarak konuşmaya başladı.

"Apartmanımızda bulunan bu üzücü olaylar nedeniyle oldukça tedirgin ve korkmuş olduğunuzun farkındayım, bu olanların kesinlikle tesadüf olduğu gayet ortada Hyun su'nunda dosyası tıpkı Yunanınki gibi kapanacak gibi görünüyor lütfen kendinizi korkutmayın"

Hyun su'nun dosyasıda kapanacak dediğinde oldukça şaşırmış jungkooka bakmıştım oda bana şaşkınca bakıyıyordu. Hyun su'nun dosyasının kapatılması söz konusu bile olamazdı vücudunda boğuşma izleri vardı, cinayet olma ihtimali çok yüksekti.

Başta herkes Bay Jin Ho'yu pür dikkat dinlemiş olsada konuşma bitince çoğu kişi bir ağızdan konuşmaya başlamıştı. Bunun üzerin bay Jin Ho sertçe elini masaya vurarak "Lütfen teker teker konuşun!" diye uyarıda bulunmuştu.

Apartman sakinleri bu uyarıyı dikkate alarak sakinleşmiş ve sırayla konuşmaya başlamışlardı. Ilk başta oldukça endişeli görünen kapıcı bayan Sae Bom konuşmaya başlamıştı. "Bay Jin Ho benim çocuklarım var ve eşimle bu apartmanın ailemiz için tehlikeli olduğunu düşünüyoruz o yüzden işten ayrılmak durumunda kalacağız"

Bay Jin Ho başta sesiz kalmış daha sonra

"Tedirgin olmakta haklısınız ama dediğim gibi bu tesaduften başka birşey değil, bunu polis memurlarımızın değerlendirmesinden yola çıkarak söylüyorum tamamen kendi düšüncem değil ve sizin gibi insanları kaybetmek istemem" demişti.

O sıra kafamda dolanıp duran tek düşünce Bay Ho'nun nasıl bukadar rahat olabilmesiydi. Herkes çok tedirgin ve korkmuşken kendisi gayet profesyoneldi.

İmalı bakışlarımı Jungkooka göstermek için döndüğümde pür dikkat masada konuşan apartman sakinlerini dinlediğini fark ettim. Bukadar dikkatli olmasının sebebi büyük ihtimal onları tanımamasıydı ve tanımak istemesiydi.

Bende burdaki insanları pek tanımıyordum ama hepsini daha önce görmüştüm. Zaten küçük bir apartmanda olduğumuz için çok az daire vardı. Genellikle bizim buralarda Üniversite ve iş yerleri olduğu için öğrenciler ve çalışanlar bu çevredeki apartmanlarda oturmayı tercih ediyorlardı. Tıpkı benim gibi, yurdum Üniversiteme çok uzak olduğu için ve en çokta Yunanın ısrarları için taşınmıştım buraya.

Düşüncelerimden ayrılıp konuşan kişiye baktım alt katımızda yani giriş katta torunuyla tek başına yaşayan yaşlı teyze konuşuyordu. Torunu benim yaşlarımdaydı ve üniversite okuyordu onu okulumda birkaç defa görmüştüm. Hem nenesine bakıp hemde okul okuduğu için birkaç defa kendi içimden tebrik etmiştim onu, bir gün bizzat kendisinede bu düşüncelerimi söylemek isterdim.

Yaşlı teyzenin tedirgin bakışları yok olmuş "Sana güveniyorum Jin Ho" demişti Yöneticiye.

O sırada torununun ise onu onaylıyormuş gibi bir hali vardı.

Ortamdaki sesizliği bozan kişi şimdide son katta oturan ve Yöneticinin karşı komuşusu olan Bay Kang Woo olmuştu. Bir yandan yeni yakmış olduğu sigarasını içerken bir yandanda konuşmuştu. "Ne olursa olsun benim için hava hoş, izninizle bikaç işim var Siz devam edebilirsiniz" Bir eli ile sigarasını içerken diğer eli ise cebindeydi. Yavaş adımlar ile kapıya doğru yürüdü ve çıkıp gitti. Kendisi çok hatta aşırı rahat bir insandı muhtemelen bu yaşına kadar yanlız yaşadığı içindi. Tuhaf ve dağınık bir tarzı olduğundan dolayıda ne iş yaptığı hakkında tek bir fikrim dahi yoktu. Sokaktaki serserilere benziyordu. Buralarda bir ev tercih etmesinin nedeninide oldukça merak etmiştim.

Bay Jin Ho derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı. Tüm gözler onun üzerindeydi.

"Merak etmeyin bana olan güveninizi asla boşa çıkartmayacağım. Ha bu arada Yi Hyun soruşturma ile yakından ilgileniyor. Şu an defin işlemleri ile uğraştığı için armızda değil daha sonra size bir açıklama yapacaktır. Toplantı bu kadar sormak istediğiniz birşey yoksa dağılabiliriz"

Kimseden ses çıkmayınca kalkıp gitmişti. Onun ardındanda herkes evine gitmek için hareketlenmişti.

Toplantı boyunca tek bir kelime bile etmeyen Jungkooka döndüm hala etraftaki insanları inceliyordu. "Jungkook" ona seslendiğimde kafasını bana doğru döndürdü. Bana döner dönmez huzursuzluk dolu gözleriyle karşı karşıya kalmıştım.

"Hadi gidelim" ayağı kalkmasıyla bende ayağı kalktım ve arkasından ilerlemeye başladım. Merdivenlerden yukarı çıkmış benim dairemin önünde durmuştu. Muhtemelen konuşmak istediği birşeyler vardı o yüzden hiç bozuntuya vermeden kapıyı açtım ve beraber içeriye girdik.

Kapıyı açar açmaz jungkook benden önce ayakkabılarını soymuş içeriye geçip oturmuştu. nedenizce hoşuma gitmişti bu hareketi. Benim evimde kendi evindeymiş gibi hissediyordu.

Bende hızlıca içeriye geçtim ve oturmadan önce "birşey içermisin?" diye sordum.

Bacağını durmadan sallıyordu çok fazla gergindi. "Hayır. Otur" gergin olduğu için birşey demeden karşısına oturdum.

Merak ettiğim çok şey vardı. Tabiki bunların cevabı Jungkooktada yoktu ama beraber tartışarak belkide bazı soru işaretlerini yok edebilirdik.

Aramızdaki sesizliği ben bozdum.

"Hyu su'dan boşunamı şüphelendik?"

Deminden beri ayaklarımda olan bakışlarımı ona çevirdim.

"Öldürüldüyse bile şüphe etmekte haklıydık çünkü kol düğmesinin birini Yunanın evinde bulduk." Derin bir nefes verdim. Kafam çok karışıktı. Hyun su'dan şüphelenmememiz gerekiyormuş gibme geliyordu. Sadece tek bir kol düğmesi olayı ile ondan şüphelenmek nekadar doğruyduki? Ayrıca bir katil cinayet işlerken kaybettiği kol düğmesini başka bir yerde hatta öldürdüğü kişinin en yakın arkadaşının yanında takacak kadar aptalmıydı?

"Diyelimki Hyun su Yunayı öldürdü ve katil. Peki ya Hyun suyu kim öldürdü iki tane katilmi var? Diyelimki iki katil var peki ya neden katiller birbirini öldürsünki?"

Ellerini kafasının arasına alıp ofladı ve tekrar doğrulup bana döndü. "Yunayı öldürmediyseler bile Yunanın ölümüne sebep olmuş olabilirler. Aralarında anlaşmazlık çıkmış olabilir. Her neyse emin olduğum tek bir bişey var oda bunu yapan her kimse apartmandan biri"

Söylediği şeylerde haklıydı.

"Apartmandan olduğunu nereden biliyorsun?"

Cebindeki telefonunu çıkartıp sehpaya koyarken konuştu. "Yunadan sonra apartman girişine kamera takıldı görüntüleri izledim apartmana giren çıkan olmamış."

Jungkookun bukadar titiz bir şekilde olaylara dedektif gibi yaklaşması ondan daha çok etkilenmeme neden oluyordu. Bana birşeyler açıklarken okadar etkileyici görünüyorduki bazen onu dinlemeyi unutuyordum tıpkı şimdi olduğu gibi.

Ben kafamı öne eğip sesiz kalınca tekrar konuştu. "Boynundaki izlerin dün akşam olmadığına eminmisin?"

Bakışlarım tekrar onu buldu. Bu hayatta emin olduğum iki şey vardı. Biri jungkooka deli gibi aşık olduğum diğeri ise Hyun su'nun o gece boynunda tek bir iz bile olmadığı.

Kafamı evet anlamında sallayıp "çok eminim" dedim ve ekledim. "Boynundaki izler eski değildi zaten. Biri onu resmen boğmaya çalışmış, Polislerin bunu fark etmeyip dosyayı intahar diye kapatmaları için deli olmaları gerekiyor"

Sıkıntılı bir nefes verdi.

"Bu konuyu daha sonra konuşalım şuan geç oldu ve çok yorgunum"

"Tamam" deyip istemeye istemeye onunla beraber ayağı kalktım. keşke hep burada kalabilseydi hep yanımda olsaydı ama Min ji vardı, onun yanında olması gerekiyordu.

Jungkooku geçirdikten sonra kendime bir kahve yapıp oturdum. Bu konu Jungkooku ciddi anlamda huzursuz etmişti, aynı zamanda benide huzursuz etmişti. Daha dün akşam yanında olduğum biri bu sabah yoktu. Tıpkı Yunada olduğu gibi. Bir gece uyumuştum ama sabah uyandığımda buralardan gitmişti bile.

Alışık olduğum bu değişik duygu kalbimi ele geçiriyordu fakat bir yandanda Hyun suya karşı başka duygularda vardı içimde mesela Yunanın ölümünde parmağı olması ihtimali onun için üzülmemi engelliyordu.

Öylece düşüncelere dalmışken köşede duran notlar takıldı gözüme. Hyun su benim için arkadaşından almıştı. Notların sahibini bulup geri vermem gerekiyordu.

Ben öylece dalmışken kapımın alacaklı gibi üst üste çalınması ve birkaç kalabalık sesi gelmesi ile hemen elimdeki kahveyi hızlıca bırakıp kapıya doğru ilerledim.

Mercekten baktığımda sinirden kızarmış bir adet Min ji görmeyi beklemiyordum.

Merakımında etkisiyle hemen kapıyı açtım. Ben daha Min jinin yüzünü dahi görmeden kendisi benim saçlarımdan tutup beni yere atmıştı bile.

O bana deli gibi saldırırken ben kendimi korumaya çalışıyordum o sırada ise Jungkookun Min jiye olan bağırışları yankılanıyordu apartmanda.

__________

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.