_________
Güneşimi kaybetmemin üzerinden neredeyse iki hafta geçmişti.
Daha iki hafta önce beraberdik, konuşuyorduk, gülüyorduk, eğleniyorduk ama ben onunla olan son anılarım olduğunu bilmiyordum.
Keşke son bir defa kanlı canlı görebilsem onu, keşke yanımda olsa sarılsam sıkı sıkı ama yok, ona sarılıp onunla konuşmak istiyorum ama o beni çoktan bırakıp gitti.
Karşı dairemdeki yatağında uyumak yerine mezarlıkta toprağın altında yatıyor. O toprağın altında yatarken ben yatağımda nasıl huzurla uyurdum? O geceleri karanlıkta dışardayken ben nasıl evimde oturabilirdim?
Tanıdık bir melodi duyunca, gözyaşları içinde oturduğum soğuk zeminden kalkıp koltuğun üzerindeki telefonuma uzandım ve alıp tekrar eski yerime oturdum.
Bakışlarım birkaç saniye telefonun ekranında dolandı. Jungkook arıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse arama sebebini merak ediyordum.
Gözyaşlarımı elimin tersi ile silip burnumu çektim ve aramayı yanıtladım.
"Alo"
Sesim uzun zamandır ağlıyor oluşumdan dolayı oldukça ince çıkmıştı.
"Merhaba nasılsın?"
Gözlerimi yumdum ve tekrar burnumu çekip kafamı havaya kaldırdım. Galiba şuan duymak isteyeceğim son soru bu olabilirdi. Ben iyi değilken sorulan "Nasılsın?" Sorusu canımı acıtabilecek birçok şeyden biriydi.
Nekadarda 'İyi değilim Jungkook' demek istesemde yapamadım, sustum hiçbirşey demedim, zaten kendiside ben susunca derin bir nefes alıp tekrar konuşmaya başladı.
"Sence Yuna cidden intaharmı etti?"
Sakin ve hüzün dolu bir ses tonu ile sorduğu soru duraksamama neden olmuştu.
Tekrar gözyaşlarımı sildim ve derin bir nefes aldım. "Bilmiyorum" biraz durup devam ettim "Son zamanlarda iyi değil gibiydi."
"Oraya gelmek üzereyim seninle birkaç birşey konuşacağım."
"Tamam. Bekliyorum"
Telefonu kapattıktan sonra elimin tersi ile göz yaşlarımı silip ayağı kalktım, biraz etrafı toplasam iyi olacaktı, çünkü son yaşananlardan sonra günlerimin neredeyse 23 saatini odamda geçirmiştim.
Jungkook aniden arayıp evime geleceğini söylemişti, açıkçası nasıl hissedeceğimi şaşırmış durumdaydım çünkü son zamanlarda hislerim hep aynıydı ve galiba jungkook bile hislerimde bir değişiklik yaratamıyordu.
Galiba hüzün aşka ağır basabiliyormuş.
Kapının çalması ile Jungkookun geldiğini anladım ve hızlıca kapıya doğru ilerleyip kapıyı açtım.
Kapıyı açtığımda jungkookun alışılmadık halini görmem kendimi çok tuhaf hissetmeme neden olmuştu çünkü daha önce onu hiç bu kadar çökmüş bir halde görmemiştim.
Onu her gördüğümde yüzü parlıyor olurdu o yüzden dikkatle yüzünü süzdüm, eskilerden bir parıltı aradım ama yoktu.
Sonunda kendime geldiğimde "Hoşgeldin" deyip kapının önünden çekildim ve devam ettim. "Içeri geç"
Ayakkabılarını çıkarttı ve beraber içeriye geçip oturduk ben onun o yakışıklı yüzüne bakarken o ise evi inceliyordu. Sonunda evi incelemeyi bitirince bana döndü ve yerinde biraz hareketlenip derin nefes alarak konuşmaya başladı.
"Intahar olduğu için polisler dosyayı kapattılar" dikkatle onu dinliyordum.
"Yuna'nın kendine bunu neden yaptığını, onu bu raddeye getiren şeyin ne olduğunu bulmak istiyorum ve en yakın arkadaşı olduğun için yardımına ihtiyacım var"
Bakışlarını bende sabitledi. Bir yanıt bekliyordu ama ben o sırada gözlerimin dolduğunu ondan gizlemeye çalışıyordum.
Yüzümü yana döndüm ve gözlerimi sıkıca kapatarak kolum ile gözyaşlarımı sildim.
Her ne yaparsam yapayım güçlü olamıyordum, onu unutamıyordum.
Çoğu kez nefesim daralıyor kendimi küçük bir kutunun içerisindeymiş gibi hissediyordum. Bazen ise ölüm geliyordu aklıma, artık bu acıya daha fazla dayanamayıp öleceğimi düşünüyordum ama hala yaşıyordum, hala yaşamayı becerebiliyordum.
Dolu gözlerim ile ona döndüm.
"Ben birşey bilmiyorum, nekadar ısrar etsemde sorununun ne olduğunu bana söylemedi"
Arkasına yaslandı.
"Son zamanlarda Yunadan hazzetmeyen birileri varmıydı"
Ona baktım ve kafamı 'hayır' anlamında salladım. "Tek samimi olduğu kişi bendim, birsürü arkadaşları vardı ama hepsi onu severdi, hiçbiri onu bu raddeye getirecek birşey yapmazdı ayrıca hiçbiriylede oturup saatlerce dertleştiği bile olmazdı"
Pür dikkat beni dinledikten sonra cebinden bir kağıt çıkartmış bana uzatmıştı. Uzanıp kağıdı aldım ve açtım, herhangi bir başlık yoktu.
Okumaya başladığımda bunun Yunaya ait bir veda mektubu olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Mektupta ölümünden hiçkimsenin sorumlu olmadığını, kendisinin intahar ettiğini ve son birkaç aydır kendini sebepsiz yere çok huzursuz hissetiğini anlatmış beni çok sevdiğini yazmayıda unutmamıştı.
Bu sefer sadece gözlerimin dolmasıyla kalmadı, Gözyaşlarıma engel olamadım.
Ben hüngür hüngür ağlarken jungkook elimden mektubu almış cebine koymuştu tam o sırada ise telefonu çalmış, yerinden kalkıp konuşmak için mutfağa geçmişti.
Bunu fırsat bilerek kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Onun yanında ağlayıp onuda huzursuz etmek istemiyordum.
Yuna'nın elinden yazılmış o mektuptan daha yeni haberim olmuştu çünkü Yunayı banyoda bulduğum zaman dayanamamış orada bayılmıştım, gözlerimi açtığımdada kendimi hastanede bulmuştum.
Kim daha iki hafta önce beraber olduğu arkadaşının bugün intahar notunu okumaya dayanabilir ki?
Kim daha dün akşam beraber olduğu arkadaşını, sabah evinde kanlar içinde bulmaya dayanabilir ki?
Belki buna dayanabilecek birileri olabilirdi ama ben okadar dayanıklı bir insan değilim ve hayatım boyuncada hep sulugöz bir kız olmuştum, en ufak bir şeyde hemen gözlerim dolar kendimi tutamaz hüngür hüngür ağlardım.
Jungkookun adım seslerini duyunca hemen kendimi toparladım ve ona doğru baktım, neyseki o gelene kadar biraz olsun sakinleşebilmiştim.
"Yunanın evine taşınacağım"
Söylediği şey ile donakalmıştım. Şaşkınlıktan ağzım hafif açık kalmış bir şekilde ona bakıyordum. Olan bu şeyden sonra ben bile burdan taşınmayı planlıyorken o Yunanın evine taşınmaktan bahsediyordu.
"Ben bile burdan taşınmayı düşünüyorken sen buraya taşınmaktan bahsediyorsun" dedim şaşkın olduğumu belirten bir ses tonu ile.
Cebine koyduğu kağıdı tekrar cebinden çıkarttı ve açıp önümdeki orta sehpanın üzerine koydu.
"Bu Yunanın el yazısı ama dikkatli bakınca biraz değişik olduğunu anlayabilirsin"
Kağıttaki yazıyı dikkatle inceledim. Yuna'nın yazısını nerde olsa tanırdım, kağıttaki yazıda Yuna'nın yazısıydı ama çirkin yazmıştı normalde yazısına özen gösterirdi.
Kafamı kaldırıp Jungkooka baktım.
"Yani"
"Yani biri korkunca yazısı çirkinleşir, değişir. Belkide biri bunu ona zorla yazdırdı."
Hayretler içerisinde ona bakmaya başladım. İntahar ettiği ortadaydı o yüzden böyle şeyler düşünüyor olması beni oldukça şaşırtmıştı.
"Büyük ihtimal ağlayarak yazıyordu onun için çirkin yazmıştır."
Derin bir nefes aldı ve eliyle anlını ovuşturdu.
"Bilmiyorum Vien içimden bir his buraya taşınmam gerektiğini söylüyor ve galiba öyle yapacağım. Onu kendine bunu yapacak kadar zorlayan şeyin ne olduğunu bulmak istiyorum"
Bakışlarımı önümdeki kağıttan çekip ona baktım. "Tamam, madem öyle düşünüyorsun taşın"
Birkaç saniye durup yüzümü süzdü galiba ciddi olup olmadığımı çözmeye çalışıyordu.
Sonunda bana bakmayı kesip Kapıya doğru yürüdü ve ayakkabısını giyerken "Benimle gel yardıma ihtiyacım var" deyip evden çıktı.
Bende daha fazla durmadım ve hemen ayağı kalkıp peşinden gittim. Terliklerimi giydim, evimin anahtarını aldım ve jungkookun ardından kapattığı kapıyı açıp çıktım.
Evimin kapısını kapatıp arkamı döndüğümde jungkookun Yunanın dairesinin önünde durmuş kapıyı açmaya çalıştığını görmüştüm.
Jungkook kapıyı açarken bende öylece onu seyrediyordum ve bir yandanda içeriye girebilecek cesareti arıyordum kendimde. Içeriye girince o anların tekrar gözlerimde canlanmasından korkuyordum.
Sonunda jungkook kapıyı açabildiğinde direkt olarak içeri girmişti ben ise arkasından yavaşça ve tereddütle içeriye girmiş kapıyı kapatmıştım.
Etrafıma baktım. Ev son gördüğüm gibiydi hiçkimse dokunmamıştı, bunu dağınık olmasından anlamıştım. Birazdaha etrafıma bakınca eski anılar canlandı aklımda, onunla oturup film izlediğimiz, şarkı söyleyip, ders çalıştığımız günler.
Gözlerimin dolmasına engel olmaya çalışırken jungkookun konuşması ile dikkatimi ona vermiştim.
"Yunanın odasını toparlayabilirmisin, oraya dokunmayacağım diğer odaya yerleşeceğimde"
Onu onayladım ve Yunanın odasına doğru gidip kapıdan içeriye girdim. Kokusu hala duruyordu, sanki birazdan gelecek ve yine eski zamanlarımıza dönecekmişiz gibi hissetmiştim.
Yavaş yavaş odasını toparlamaya başladım.
Her birinin yerini ezbere bildiğim eşyaların tozunu alıp yerli yerine yerleştiriyordum.
Odasındaki her bir eşyasına dokunduğumda kafamda eski anılarımızın canlanıyor olması arada duraksayıp gözlerimi yummama neden oluyordu.
Çalışma masasını toparladığımda yatağının çarşaflarınıda sirkeleyip düzeltmiştim. Çarşaflarını değiştirmemiştim çünkü ne zaman bu odaya girsem onun kokusu hep burada olsun eski anılar yok olmasın istiyordum.
Son olarak yeri süpürüp silmek kalmıştı, bu yüzden süpürge makinasını diğer odadan almak için kapıya doğru yöneldim fakat sert birşeye basmamla ayağımın acısından yüzümü buruşturarak yere eğilip neye bastığıma baktım.
Bu bir kol düğmesiydi ama şeklinden anladığım kadarıyla bir erkeğe aitti.
Kafamda tonlarca soru işareti yaratan bu düğme ile odadan çıkıp Jungkookun yanına giderek düğmeyi ona gösterdim.
"Yuna'nın odasında buldum galiba sana ait"
Kaşlarını çattı, bu tepkisi kafamdaki soru işaretlerini tekrar tekrar düşünmeme neden olmuştu.
Tepkisinden anladığım kadarıyla jungkooka ait değildi, peki ya ona ait değilse kime aitti?
Yuna'nın kesinlikle böyle şeyler kullanmadığından emindim.
Elimdeki kol düğmesini aldı ve iki parmağının arasına alarak inceledi. "Bu benim değil" parmaklarının arasındaki düğmeyi avucuna alıp bakışlarını bana dönderdi.
"Erkek arkadaşımı vardı?"
Kafamı yavaşça iki yana salladım.
Yunanın erkek arkadaşı yoktu olsa bilirdim.
Çatık kaşlarının altındaki huzursuz bakışları ile beraber evin içerisinde gidip gelmeye başladı.
"Sana birşeyler var demiştim Vien"
_____________