Sırtımı yatak başlığına yaslamış telefonla ilgileniyordum. Gözlerim telefonun köşesindeki saate kaydığında artık hazırlanmam gerektiğini anlamıştım.
Birşeyler hazırlamak için mutfağa geçtim ve işe koyuldum. Birkaç gündür olan olaylardan dolayı üniversiteye gidememiştim eğer bugünde gitmezsem kesin üniversiteden atılırdım.
Birşeyler atıştırdıktan sonra odama geçtim. Dün akşam annemler eve gitmek için yola çıkmışlardı çünkü teyzem rahatsızlanmış hastaneye kaldırılmıştı.
Içimden iyi olması için dualar ederken çalışma masamın üzerindeki notlar takıldı gözüme, Hyun Soo benim için onları arkadaşından ödünç almıştı ama olanlardan sonra bende kalmıştı. Bugün sahibini bulup versem iyi olurdu.
Notu çantama koyduktan sonra evden çıktım. Ben kapımı kitlerken Jungkookunda çıktığını görmüştüm. Büyük ihtimalle onunda dersi vardı.
Dün beni salıncakta sallaması aklıma geldiğinde istemeden gülümsemeye başlamıştım. Hayatımın en mükemmel birkaç dakikasıydı ama annemlerin enteresan bakışlarına marus kalmasaydım daha uzun olabilirdi.
Arkamı döndüğümde bana bakan bir çift gözle karşılaşmış heycanlanmıştım. "sabah sabah bu mutluluğunun nedeni nedir?" Dedi gülümseyerek. Tam o anda aptal sırıtmamın hala suratımda olduğunu farketmiştim. "Hiç öyle gülüyorum" deyip bakışlarımı kaçırdım. Keşke mutluluğumun sebebi sensin diyebilseydim ama ben o hakkımı o gece terasta kaybetmiştim galiba.
Gülümsemesi dahada genişledi. "Neyse hadi gidelim" . Şaşkın bakışlarımla ona bakmaya başladığımda onunda bana aynı şekilde baktığını görmüştüm. Şaşırdığımı anlamış olacakki "zaten aynı yere gidiyoruz" diyerek merdivenlerden inemeye başlamıştı.
Doğru söylüyordu, zaten aynı yere gidiyorduk ve Min Ji artık yoktu, o yüzden onunla gitmemin bir sakıncasıda yoktu.
Araba hareketlendiğinde Jungkook hemen konuşmaya başladı, sanki konuşmak için bu anı beklemiş gibiydi. "Kanın Hyun Soo' ya ait olup olmadığını öğrenmemiz için cesetten örnek alınması gerekiyormuş, mezarın açılması için izin falan alınmalı. Delilimizde sağlam değil. Kanın sahibini öğrenemeyeceğiz gibi duruyor" derin bir nefes verdi. Bu konu nedeni ile canının sıkkın olduğu belliydi.
"Bay Yi Hyuna güvenemiyorsak bizde polise gideriz" dediğimde gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. "Adam koskoca davayı kapattırdı Vien. Diğer polisler hepsi onun emrinde. Polis bize yardım edemez" bu defa derin ve sıkıntılı bir nefes veren bendim. Çıkmaz bir yola girmiş gibi hissediyordum. Kanın Hyun Soo'ya ait olduğunu kanıtlarsak belki bir ihtimal birşeyler yapabilirdik. Aklıma birşey gelmesi ile heycanla yerimde kıpırdanıp Jungkooka döndüm. Oda anlık olarak bana dönmüş daha sonra yola bakmaya devam etmişti.
"Hyun Soo'nun evinde saç teli falan bulabilirsek belki kan ile karşılaştırılabilir. Tahlilleri yapabilecek tanıdıklarımda var" heycanla anlattığım şeyleri Jungkook pür dikkat dinlemiş daha sonra heycanla bana dönüp "evet mantıklı" demişti.
"Ama evine nasıl gireceğiz?" Mantıklı sorusu karşısında durakladım, evine girebilmek için bir yol bulmam gerekiyordu. "Bunu daha sonra düşünürüm" dediğimde Jungkook arabayı park etmiş bana bakarak "Iyi düşün bakalım ufaklık" demişti hafif gülerek.
Kaşlarımı çattım. "Sen benimle dalgamı geçiyorsun?". Kıkırdamaya başladı. Onun gülümsemesini görmem ile bende istemsizce gülümsemeye başlamıştım. Bu adam beni resmen kontrolden çıkartıyordu onun yüzünden durup dururken gülümsüyor ayrıca kalp ritimlerimi düzene sokmakta zorlanıyordum.
Bana bu şekilde takılması, kendini bana yakın hissetmesinin ve arkadaşlık sürecine girmiş olmamızın bir göstergesiydi bu nedenle hoşuma gitmişti.
Ünüversiteye girdiğimizde Jungkook ile ayrılmıştık. Arkasından hüzünle baktım keşke tüm gün boyu sadece onunla olabilseydim, muhtemelen sadece o yakışıklı ve kusursuz yüzünü seyrederdim.
Amfi'ye girdiğimde boş bir yere geçip oturdum ve çantamı kurcalamaya başladım o sırada notları görmüştüm, sahibini nasıl bulacağım hakkında tek bir fikrim yoktu. Aklıma notun üzerinde isim yazabileceği geldiğinde merakla notu inceledim neyseki üzerinde isim yazıyordu.
Park Jimin
Ders bittiğinde Park Jimin tipinde birilerini bulabilmek için bakışlarımı etrafta gezdirdim. Sonunda birini gözüme kıstırdığımda hızlıca yanına gittim, Amfiden çıkmaj üzereydi.
"Afedersiniz" diye seslendiğimde olduğu yerde durmuş arkasını dönerek bana bakmıştı.
Bakışlarını üzerimde gezdirdi ve konuştu. "Buyrun".
"Park Jimin kim biliyormusunuz acaba?" Rahatsız edici bir şekilde gülümsedi. "Bu güzel bayan onu neden arıyor acaba?" Kaşlarımı hafif çattım ama moralimin bozulduğunu pek belli etmemeye çalışıyordum "onu tanıyormusunuz?" Dediğimde yüzündeki sırıtmayı kaldırmadan cevap verdi "evet"
"Nerde?" Diye sordum heycanla. "Benim" dediğinde bu defa şaşkın bir şekilde ona bakmaya başladım. Madem sensin ne diye lafı dolandırıyorsunki kardeşim.
Elimdeki notu alıp ona uzattım. "Not için teşekkür ederim" dediğimde. Elimdeki nota bakıp kaşlarını çattı, muhtemelen notunu Hyun Soo' ya verdiğini hatırlamıyordu. "Neyseki üzerine isminizi yazmışsınız" diye devam ettiğimde elimdeki notu alıp başını yere eğdi. Az önceki sırıtışı yok olmuş, morali bozulmuştu.
"Rica ederim" diyerek yanımdan ayrıldı. Hyun Soo'yu hatırladığı için kendini kötü hissetmiş olmalıydı. Doğrusunu söylemek gerekirse ben ondan daha kötü hissediyordum çünkü başta şüphelendiğim adamın şimdi ölüm nedenini bulmaya çalışıyordum.
Garip duygular beni ele geçirmeden Amfiden çıkıp kantine geçtim ve oturup Jungkooku görmek ümidi ile etrafı taradım. Onu şimdiden özlemiştim.
Onu göremeyince bakışlarımı masaya çevirdim, tam o sırada önümdeki sandalye çekilmişti. Kafamı kaldırdığımda karşımda Suji'yi görmüştüm. Onunla en son Min Ji'nin bana saldırdığı gün konuşmuştuk.
Gülümsedim ve "Merhaba" dedim oda "merhaba, Nasılsın?" Diyerek karşılık vermiş. O harika gülümsemesi ile hemen oturmuştu. "Iyi ya sen?" Elindeki kahfesinden bir yudum aldı. "Bende iyi" ona gülümsemem ile karşılık verdim. Diyecek birşey bulamıyordum. Bakışlarımda belki Jungkooku görürüm diye etrafta dolanıyordu.
"Annen ve Babanmı gelmişti" dediğinde ona döndüm ve gülümseyerek kafamı salladım. "Ama hemen gitmek zorunda kaldılar teyzem rahatsızlanmış". Endişeli ses tonuyla hemen konuştu. "Geçmiş olsum umarım ciddi değildir" kafamı iki yana salladim "sağol ciddi birşey değil"
Aramızda birkaç dakkika sesizlik olduğunda sesizliği o bozdu.
"Sencede tuhaf değilmi?" Meraklı bakışlarımı üzerinde gezdirdim. "Hyun Soo'nun evinin kapısı açıkmış. Kim intahar ettiğinde kapıyı açık bırakırki" şüphe dolu bir ses tonu ile konuşmuştu. O bile ortada birşeyler olduğunun farkındaydı ama nasıl olurda polisler farkında olup Bay Yi Hyunu durdurmazdı.
Kafamda yine deli sorular oluşunca derin bir nefes alıp verdim, bu işi sadece Yuna için çözmek istiyordum.
"Evet garip" deyip sustum. Ona bile güvenemezdim. "Nenem için endişeleniyorum" dediğinde birazda olsun onu rahatlatmak için "merak etme sadece intahar etti hem Bay Yi Hyun dava ile yakından ilgileniyor bir problem olursa eminim icabına bakar" gülümseyip kahvesinden bir yudum daha aldı söylediklerim onu rahatlatmış gibi görünüyordu.
"Müsait olduğun zaman alışverişe çıkmaya ne dersin?" Kabul edip etmemek arasında gidip geldim ama yinede kabul ettim uzun zamandır yanlız olmaktan sıkılmıştım. Kız kıza bir alış veriş iyi olabilirdi.
Birkaç derse daha girdikten sonra eve geçip kendimi yatağa attım. Okul gerçekten çok yoruyordu. Bir an önce bitmesini ve mesleğimi elime almayı diliyordum ama Yuna ile kurduğumuz hayaller aklıma geldikçe içimde kocaman bir boşluk hissi oluşuyordu. Bazen Allaha onu bana geri vermesi için dua ediyordum.
Bugün Jungkookuda hiç görmemiştim, belki onu görebilsem daha iyi hissedebilirdim.
Aklıma ona yazmak geldiğinde telefonu çıkarttip yazdım.
"Bugün nerdeydin?" Mesajımı anında görmesi ve beni araması bir olmuştu. Hemen heyecanla yatakta doğrulup telefonu açtım.
"Alo" arkadan bazı sesler geliyordu birşeyler yapıyor gibiydi ve seslerden evde olduğunu anlamıştım. "Bugün şu sana bahsettiğim kamera işini hallettim" dediğinde merakla sordum. "Kimsenin seni görmediğine eminmisin?". "Rahat ol kimse görmedi. Her kata taktırdım gizli ve küçük olduğundan dolayı fark edilmez"
Bu bölüm sıkıcı ve kısa oldu 😪