Zeytin üç gün gelmedi.
İlk gün önemsemedim. Kedidir, gezer dedim. İkinci gün peteğin üstü boş kalınca ev fazla sıcak gelmeye başladı. Garip.
Üçüncü gün apartman yöneticisi kapıyı çaldı.
"Rahatsız ettim. Şu aşağıdaki 1 numarada oturan Sevim Teyze var ya, hastanedeymiş. Kedisini soracaktım, sizde mi diye."
Dizlerim boşaldı sanki. Demek sahibi varmış.
"Gri-beyaz olan mı? Burnunda ben olan?"
"He ya. Adı aslında Pamuk'muş. Sevim Teyze'nin kızı taşınmadan önce bırakmış. Kadıncağız bakam deyip sokağa da bırakamamış. Apartman bakıyordu işte."
O akşam ilk defa apartmandaki diğer kapıları çaldım. 2 numara, 4 numara. Herkes aynı şeyi dedi: "Biz arada mama veriyorduk."
Meğer Zeytin kimseye ait değilmiş gibi yapıp herkese aitmiş.
Gece yarısı camdan aşağı baktım. Apartman boşluğunda, çöp konteynerinin yanında oturuyordu. Bana bakıyordu.
Aşağı indim. Kucağıma almadım. Yanına oturdum.
"Gidecek misin?" dedim fısıldayarak.
Miyavlamadı. Sadece başını bacağıma yasladı. O an anladım, dram kedinin gidecek olması değilmiş. Dram, benim kalmak için bir bahaneye ihtiyacım olmasıymış.
Ertesi sabah Sevim Teyze taburcu oldu. Zeytin de, yani Pamuk da, 1 numaraya indi.
Kapım yine sessiz. Ama bu sefer peteğin üstü sıcak.