-Kaptan sizden emir bekliyoruz!
Elindeki bıçağı efsanevi canavara yani Roch'a doğru çevirdi.
-Bu arkadaş bize biraz sıkıntı çıkarıyor kaptan. Her ne kadar en zayıf efsanevi kuş olarak bilinsede, Tek bir insanın baş edebileceği varlık değil.
Kaptanın kulağına eğilip fısıldayarak devam etti.
-Sancia, baş edebileceğine emin misin?
-Antik bir varlık sonuçta. Yaşlı ama tecrübeli, tabi ki zor olacak Falken. Ayrıca şimdi iş zamanı. Görünmezliği kullan ve rockun sağ tarafına geç ve emrimle büyülü zincirleri bedenine sar.
Falken çok yetenekli suikastcilerden biriydi. Bu işin üstesinden gelecek kadar yetenekliydi ancak bir kusuru vardı...
Falken, emiri yerine getirmek için ayrılırken kaptan tekrar furkana seslendi.
-Dikkat et pençeleri büyük, beraber yattığın kızların tırnaklarına benzemez. Bu sefer sen altında kalırsın.
Falken'ın panik hali kaptanı güldürdü ama bundan daha önemli problemleri vardı.
Hızlı bir şekilde Roch'u gözlemledi. Roch Antik canavarlardan biriydi. Eski çağlarda insanlar bu canavarları tanrı statüsüne koymuş ve onlara ibadet etmişlerdi. Düzenli büyü ritüelleriyle bu canavarları anar ve onların ruhlarına kendi büyü güçlerini kurban ederdi. 5 antik canavardan biri olan Roch, uzun ve devasa gövdesi, baştan aşağı kızıl tüyleri ve keskin pençeleri ile çok korkutucu bir görünümü vardı. Daha ürkütücü olan ise en güçsüz bilinen bu varlığın rüzgarı ve ateşi kontrol edebilmesiydi. Efsaneye göre tek bir kanat hareketi ile koca bir şehri yok edebildiği söylenirdi. Bu devasa kuş çok büyük bir sorun olacaktı. Kaptan hızlı bir hamle ile saldırmaya karar vermişti.
-Askerler büyüleri hazırlayın geri çekilmek yok. Şehre girerse eğer...
Kaptan duraksadı. Olabilecekleri o da biliyordu. Boğazını temizledi ve devam etti.
-Şehre girerse herkez neler olcağını biliyor. Saldırıya hazırlanın ve emrimi bekleyin. Ön saflarda sadece ben olacağım siz arkadan destek vereceksiniz.
Kaptan hazırlandı. Büyülerini hazırlarken bir yandan askerleri kontrol etti.
-Saldırı başlasın.
Kaptan Roch'a doğru koşmaya başladı. Bir elinde ışık hüzmeleri, diğer elinde ise karanlığın silüeti vardı. Kaptan hızlıca ışık hüzmeleri ile yolunu aydınlattı ve karanlığın silüetine bürünerek saldırmaya başladı. Işığın rehberliğinde çok hızlı hareket ediyor ve rochun pençelerinden kaçıyordu. Karanlığın kaosundan faydalanıyor ve rocha saldırmaya çalışıyordu.
Roch ise kanatlarını kendine siper ediyor, rüzgar ve ateşi kullanarak kaptanın hızını kesmeye çalışıyordu. Kaptan bu şekilde rochu yenemeyeceğini biliyordu, amacı açıklık yakalamak ve furkana fırsat sağlamaktı.
Savaş bu şekilde devam ediyor, askerler bütün güçleri ile Kaptana destek çıkıyordu. Sancia ise bir yandan ışığın rehberliğinde Roch'un saldırılarından kaçıyor, diğer taraftan karanlığın kaosundan faydalanıp saldırıyordu. Işığın hızını kullanmasaydı, roch ile kafa kafaya mücadele edemezdi. Açıklık arıyor ama roch bu fırsatı vermiyordu. Sonuçta bilinci olan bir varlık vardı karşısında. Roch bile karanlığın ve aydınlığın ona sorun çıkaracağını biliyordu. Mümkün olduğunca, Kaptanın kendisine yaklaşmasına izin vermiyordu. Sonuçta aydınlık ve karanlık, iyilik ve kötülük, savaş ve barış kısaca zıtlığın kaotik düzeni onu korkutuyordu. Nihai mühür söz konusuydu. Kaptan ise kendinden emin bir şekilde saldırıyor ve gelen saldırıları savuşturuyordu. Sanki bu savaş sonsuza kadar sürecek gibiydi. Uzun bir süre sessiz olan bu ovalar şimdi kaosa doyuyor ve savaşın içinde kayboluyordu.
Bu kargaşa içinde Sancia, Roch'da açıklık belirtisi arıyor ve gözlerini devamlı Roch'un üzerinden ayırmıyordu. Ancak Roch binlerce savaş görmüş ve bu savaşlarda rol almış bir varlıktı. Tecrübe dolu hareketleri tam bir savaş tanrısı gibi görünmesini sağlıyordu. O gerçekten inanılmaz bir varlıktı ama hesaba katmadığı bir durum vardı. Kaptan hırsı ve kararlılığı sayesinde beklenmeyeni yapmayı düşünüyordu. Bir anlık boşlukta, ellerini gözlerinin önüne getirerek Furkana ''Gözlerini kapa'' işareti yaptı ve ardından ağzından şu büyülü sözler döküldü.
-Anyu naub isvaryg.
Bu sözlerin ardından, saniyenin 10'da 1'i gibi bir zamanda anlık bir ışık patlamasına yol açtı. Bu patlama yakında, çevresinde ve büyüyü yapan kişide geçici bir körlüğe yol açıyordu. Roch antik bir varlık ve güçlü olmasına rağmen bu ''geçici'' körlükten kaçamazdı. Kendisi de etkilenmiş olmasına rağmen Sancia, kendinden emindi. Nedeni ise gözlerini parlak bir ışık kaplasa dahi, Karanlığı, daha doğrusu karanlığın suretini kullanabiliyor olmasıydı. etrafında bulunan ve somut olan herşeyi bir suret şeklinde görebiliyordu. Bu fırsatı değerlendirdi.
-Falken şimdi!
Falken hızlı şekilde Roch'un yanına hücum etti. Hızlı olmalıydı. tek bir şansı ve ufacık bir zamanı vardı. Tüm benliği ve büyü gücüyle bağırdı.
-Anyu ppa isvaryg.
Fallen'ın vücudundan çıkan büyülü zincirler Roch'un hareketlerini durdurmuştu. Sancia karanlığı ve ışığı tek elinde topladı. Roch'u göremiyordu ancak silüetini görebiliyordu. Silüetin tam ortasına doğru kendisini hedefledi ve var gücüyle hedefe doğru zıpladı. Roch'a tam dokunduğu anda...
-Anyu em dexa
Bu büyülü sözler, hem kendi kaderini hem de onu tanıyan ve çevresindeki herkesin kaderlerini değiştirecekti.
Sonbaharın kendine özgü eşsiz bir kokusu vardı. Ağaçlardan düşen yapraklar, ahenk içinde bir o yana, bir bu yana savruluyordu. Bu doğallığı bozan şey ise taştan yapılmış surlardı. Yüksekliği 20 metreyi aşan bu surlar, gece 3'te gelen sivrisinek sesi gibi, bu güzel atmosferi bozuyordu. Bu yüksek surlar Atraka şehrine aitti. Bu şehir Ratta İmparatorluğu'nun başkentiydi. Sağlam ve mimari açıdan tam not almış binaları, temiz ve bakımlı sokakları, insanların rahatça alışveriş yapması için gerekli iş hanları ve pazarları vardı. Ortaçağ teknolojilerini en ileri düzeyde kullanan bu şehir, büyü eğitimleriyle de öne çıkıyordu. Birçok çocuğun hayali, büyü eğitimi alıp maceralara atılmak ya da krallığına sadık birer büyücü olmaktı. Ancak insanoğlunun bulunduğu her yerde entrika, yolsuzluk ve daha nice kötülük bulunur.
Kralın gözleri sarayın penceresinden süzülen sonbahar güneşinin altında parlıyordu. Ratta İmparatorluğu'nun başkentindeki bu muazzam şehirde bir gün, kralın hükmettiği düzen ve büyüsü her şeyi kontrol altında tutuyordu. Ancak Tyrannis, krala doğrudan seslenmekte bir tereddüt etmeden konuştu.
-Kralım hata yaptığınızı düşünüyorum, köylü birini neden kutsuyorsunuz?
O sadece bir piyo-
Kral hızlı bir şekilde sözünü kesti.
+Eskiden bu tabirler kullanılırdı, ancak şuan geçmişte değiliz. Biliyorum halktan birisi, sadece piyon olarak orduda görev alabilir. Satranç tahtasındaki taşları bir düşün, piyon sınırlı bir hareket kabiliyetine sahip ve ilk kurban gidecek bir taş, lakin bunca zorluğa rağmen doğru hamleler yapılırsa eğer, şah dışında bütün taşların yerini alabilir.
Tyrannis düşünceli bir ifade ile cevap verdi:
-Doğru fakat işin siyasi tarafından da düşünün kralım, böyle bir istisna yapmak sizce nasıl bir sonuç verir?
Kral uzaklara bakarak düşüncelere daldı. Sonunda kararlı bir şekilde konuştu:
+ Biliyorum Tyrannis ama bu gelenek yüzünden kaç tane insan ülkesine verimli olmadan öldü? Kaç tanesi soylu olmadığı için aşağılandı?
Bu sözler Tyrannis'in içinde bir öfke uyandırdı, ancak saraydaki atmosferi düşündü. Krala açıkça karşı gelmek, Sancia'nın kutsamasını engellemek için doğru bir hamle olmayabilirdi. Tyrannis öfkesini gizlemek ve krala karşı saygılı bir tavır sergilemek için derin bir nefes alır. Tyrannis krala bakarak sakin bir tonla cevap verir:
-Anladım kralım, belkide bu istisna halkın gözünde bir değişime neden olabilir.Belki de Sancia'nın kutsanması sadece bir piyon olmadığını kanıtlamasına yardımcı olabilir. Siyasi tarafını da düşünerek bu durumu, halka doğru bir şekilde anlatmak önemli olabilir.
Kral Tyrannis'in sözlerini düşündü ve bir süre sessizce gözlerini kapattı. Bu konuşma Atraka şehrinin geleceğini etkileyecek önemli bir dönemeç olacaktı.
Atraka şehrinin kalbinde sarayın görkemli taşlarından oluşan kutsama salonunda halk Sancia'nın kutsamasını heyecanla bekliyorlardı.
Kral tahtında oturmuş, yanında Tyrannis ve diğer yüksek rütbeli soylular kutsamayı takip ediyorlardı.
Kutsama salonunu tıklım tıklım dolmuştu. Sonuçta halktan biri piyondan daha yüksek bir mertebeye ulaşacaktı.
Kutsama salonu kapısının açılması ile birlikte halk daha da çoştu. Sancia yanında şovalyelerle içeri girdi. Başı dik bir şekilde insanları selamlıyordu. Ancak soylular ona garip bir şekilde bakıyorlardı. İğrenmiş gibilerdi. Sancia bunun farkındaydı ama çokta önemsemiyordu. Mutluydu...
En azından Tyrannis'in sesi, tüm salonu susturana dek.
-Sevgili Misafirler, kutsamadan önce kralımız bir konuşma yapacak lütfen herkes onu dinlesin.
Tyrannis, konuşma yapması için kralın önünden çekilir.
+Değerli halkım ve saygı değer soylular, bu güzel günde bir amaç için toplandık. Yüzyıllardır geleneklerimize bağlı kaldık, bizi çağın ötesinde bir imparatorluk yaptı ancak ben bir kral olarak yeni düzen başlatmak istiyorum. Şu anda bu düzene adım atacağız. Öne çık Sancia. Halkın içinden bir soylu olacaksın.
Tyrannis bu sıra kraldan söz istedi, önemli olduğunu işaret etti. Yüzünde pis bir gülüş ile sahneye çıktı.
-Afedersiniz kralım bu devrim gününde, saygıdeğer soylular ve halkın önünde güzel bir konuşma yaptınız. 2 hafta önce Roch yenildi. Zafer grubunun kaptanı ve sorumlusu Sancia idi. Askerler Sancia'nın gücüne tanık oldular ve son darbe ile yok olduğunu söylediler. Raporları bu şekildeydi. Ancak savaş meydanına araştırmaya gittiğimde tek bir iz bile bulamadım. Ruh kalıntısı, büyü izi yada fiziksel bir parçası yoktu. Öldürülen veya bu dünyadan silinen canlılar kalıntı bırakır. Bence onu öldürmedi, onu mühürledi ki bu büyük bir suç.
Salondan sesler yükselmeye başladı. İnsanların kafası karışmış vaziyette krala bakıyordu. Tyrannis tekrar söze girdi.
-Kralım, ışık büyüsünü kullanın. Eğer böyle bişey yaptıysa, göğsünde bıraktığı iz parlayacaktır.
Kral teredtüd etmişti ancak insanlar ondan çıkaracak kararı bekliyordu. Ellerini kaldırdı ve büyü yapmak için hazırlandı.
+ Anyu seer gare.
Sancia, acı içinde yere düştü. Gün yüzene çıktığı için, göğsündeki işaret onu içten içe yakmıştı.
+Demek doğru. Bunu yaptığıma pişman olacağımı düşünmüştüm. Kendini açıkla Sancia.
-Söyleyecek bişeyim yok kralım. Yapmam gerekeni yaptım.
+Anlıyorum. Normal şartlarda idam edilmen gerekiyor. Lakin senin baban şerefli ve asil bir askerdi. Ülkemiz için savaştı ve benim dostumdu. Babanın ve onun dostluğu hatrına ölmeyeceksin. Ama bu ülkede kalamazsın, o yüzden sürülmeni emrediyorum.
Sancia en mutlu günü olacağını düşünürken, bir anda dünyası başına yıkılmıştı. Bu saçma düzen onuda etkilemişti. Ancak kendine gelmesi gerekiyordu. olanları düşündü. Tyrannis'in halktan birinin soylu olmasını istememişti. Kraldan önce diğer soylularla konuşup onları manipüle ettiğine kanaat getirdi. En son kozunu oynayıp kendisine zarar verdiğini düşündü. Çıkış yolu veya kendini aklayacak bir yol bulamadı. Başını kaldırdı, Tyrannis'e öfkeli bir bakış attı ve sonra krala döndü.
-Kralım, ben ülkenin iyiliği için yaptım. Lakin görüyorum ki kimse benim yada halkın iyiliğini düşünmüyor. Verdiğiniz cezayı kabul ediyorum. Affınıza sığınarak size bir önerim var. En yakınınıza bile tam güvenmeyin.
Sancia, son sözlerini söyledi ve arkasını döndüğünde, umutlarını ve hayallerini bıraktı...
-Alicia, sınırı geçmek üzereyiz. Havalan ve benim için biraz bilgi topla yukarıdan. Doğru yöne gittiğimizden emin olmak istiyorum. Bağımsız bölgeye yaklaşmış olmalıyız.
Alicia, Sancia'nın elinden havalandı. Ratta krallığından ayrılalı neredeyse bir yıl olmuştu. Sürgün olduğunda yüzüne büyülü bir damga vurulmuştu. Bu damga, kişinin sürgün olduğunu belirtmek için yapılıyordu. Krallık sınırlarını geçene kadar yüzünde kalacaktı. Damgalı kişilerle krallıktan kimse konuşmuyor yada o kişiye yardım etmiyordu. Bu zor dönemi neredeyse atlatmıştı. Sürgün zamanı içerisinde tek yardımına koşan Alicia oldu.
Alicia, bilinci olan büyülü bir canlıydı. Bu büyülü canlılar, seçtiği insanlara bağlı kalıyor ve onlarla beraber yaşıyordu. Alicia parlak tüyleri olan küçük bir kuş gibiydi. Çok fazla etkileşime girmiyordu. Ancak ne söylenirse yerine getiriyordu. Sancia'nın en yakın dostuydu.
-Hey Sancia, Sanırım sınırı geçtik. Yüzünde damgayı göremiyorum.
+Ben seni göremiyorum, sen nasıl yüzümü görebiliyorsun?
-Bu bir sır.
''Sen ve anlamsız yeteneklerin'' Diye düşündü Sacia.
-Farkında mısın? Seni duyabiliyorum. Biz bağlıyız unuttun mu?
+Hiç özelim kalmadı...
-Onu boşver. Önündeki ağaçları geçinde ileriye bak. Sanırım bağımsız bölge dediğin yere geldik.
Sancia biraz daha hızlandı. Ağaçlardan dökülen yaprakların süslediği patikadan çıktı ve doğruca ileriye baktı. Karşısında bağımsız bölge şehri Sweetan vardı. Bir kısmı nehirle çevrili bu şehir, Antik yapısı ve doğayla bütün görüntüsü, bu şehri eşsiz yapıyordu. Bu güzel şehrin kurallarını bilmediği için Aliciaya seslendi.
+Alicia, ben içeri girene kadar kendini gösterme ve varlığını sakla. Bu şehrin garip kuralları olduğunu duymuştum.
-Anlaşıldı. Yukardan seni izleyeceğim.
Sancia, uzun taş köprüden şehrin girişine doğru yol aldı. Amacı bir süre bu şehirde yaşamak ve geleceği hakkında plan yapmaktı. Bütün bunların önünde en büyük sıkıntı para kazanmaktı. Önceliği bu durumu çözmekti. Bunları aklında kurcalarken bir yandan kapı girişine gelmişti. Kapı gardiyanı Sancia'yı durdurdu.
-Durun hanımefendi. İsminiz nedir.
+Sancia.
-Pekala geçebilirsiniz. İsminizi yazdım.
+Ne? Bu kadar mı? Sorgu ya da nerden geldiğimi falan sormayacak mısınız?
Gardiyan hafifce güldü.
-Hayır Bayan Sancia. Burası eğlence sehri Sweetan. Burada katı kurallar veya insanı sıkboğaz eden yönetim yok. Buraya insanlar eğlenmek için gelir. Nasıl biri olduğunuz önemli değil. Burada refahı halk sağlar. Birine karşı fiziki bir eylemde bulunursanız, cezayı halk keser. Burada kimse huzurunun bozulmasını istemez. Ayrıca şehir sınırları içinde büyüde yapamasınız, bunu engelleyen büyü akışı şehri sarmış durumda. Büyü akışı, iç kısmında olan büyüyü izole ediyori kendine çekiyor ve ruhu akan büyüyü engelliyor.
+Anlıyorum. Bu sayede düşünmeniz gereken sorunlar en aza iniyor. Pekala nasıl kazanıyor bu insanlar.
-Sizin gibi yerli olmayan kişiler, saldırgan varlıkları avlayarak geçiniyor. Bağımsız bölgedeki varlıklar çok güçlü değil ancak diğer bir çok krallıkta bulunmuyor. O yüzden tüccarlar şehre uğrayıp avcılardan bu varlıkların kullanılabilir parçalarını satın alıyor.
+Basit ama güzel bir düzen.
-Elbette. Burada dikkat etmeniz gereken tek kişi şehrin başkanı. Kendisi egoist bir manyak. Tabi bu aramızda kalsın.
+Bilgiler için teşekkürler. Şimdi izninizle.
-Tabiki, bağımsız şehir Sweetan'a hoşgeldiniz.
Sancia, şehre adım attığında karşısında antik dokusuyla dikkat çeken taş binalar ve rengarenk pazar tezgahlarıyla dolu geniş bir meydan buldu. Meydanın ortasında, şehrin simgesi olan büyük bir çeşme yer alıyordu; çeşmeden akan su, meydana huzur verici bir melodi katıyordu. Şehrin dar ara sokaklarında dolaşan insanlar, farklı kıyafetleri ve yüz ifadeleriyle çeşitliliği simgeliyordu. Sokaklarda dolaşan satıcılar, renkli kumaşları ve egzotik baharatlarıyla dikkat çekiyordu. Şehirdeki binalar, zamanla yıpranmış olsa da, bir zamanlarki ihtişamını koruyan mimarisiyle göz kamaştırıcıydı. Meydanın kenarında yükselen lonca binaları, her biri kendi özel işaretleriyle süslenmişti. Lonca görevlileri, renkli kıyafetleriyle meydanda dolaşıp yeni üyeler toplamaya çalışıyordu. Bu lonca sistemi, şehrin sosyal yapısına derinlemesine entegre olmuş gibiydi. Rahip kıyafetli lonca görevlisi ise meydanın öte tarafında, sakin bir şekilde duruyordu. Onun bulunduğu yer, hafif bir mistisizm atmosferine sahipti. Sancia, rahibin bulunduğu yöne doğru yürüdüğünde, şehrin atmosferindeki bu benzersiz birliktelikle karşılaştı.
Sancia, rahip kıyafetli kişiyle konuşurken, onun dış görünüşünün altında beklenmedik bir durumla karşılaştı. Rahip, tam bir din adamı gibi duruyordu ancak sohbet ettikçe Sancia, onun biraz deli olduğunu fark etti. Anlattığı hikayeler, garip espriler ve dünya görüşü, Sancia'yı bir süre şaşırttı. Ancak bu delilik, rahibin samimiyeti ve içtenliğiyle birleşince, Sancia'nın hoşuna gitmeye başladı.
-Hikayen çok ilginç kardeş Sancia. Seni sevdim, görevler için adam arıyoruz istersen uğra tekrar loncaya. Benden daha garip insanlar var loncada, eminim sıkılmazsın.
+Biraz dolaşmak istiyorum, daha sonra geleceğim Rahip Duante.
Sancia şehrin ahengine dalmak için geri döndü. Ancak bela onu hiç yalnız bırakmıyordu.
Aniden üzerine gelen bıçağı yakaladı.
+Hiç değişmiyorsun Falken. Hala çocuk gibisin.
-N-Ne? Nasıl anladın?
+Bıçak fırlatırken ses çıkarıyorsun ve bana bıçak fırlatacak tek aptal sensin.
-Eee. Her zaman eğlenceli birileri olmalı dimi ?
+Ne işin var burda?
-''Falken, Seni çok özledim!'' Gibi bir tepki bekliyordum.
+Soruma cevap ver!
-Tamam tamam kızma. Açıkcası senin olmadığın yerde, benim işim yok. Sen sürüldükten sonra bende ayrılmaya karar verdim. Ardından seni takip etmeye başladım.
+Birinin beni takip ettiğini farkettim lakin senin olacağını düşünmedim. Sürüldükten sonra ne yaptığımı izleyen görevli sanmıştım.
-Senin gibi birini neden sürdüler anlam veremiyorum. Sırf yasak büyü kullandın diye sürülmek mantıklı gelmiyor. Sonuçta özel birisin. Kabul edilebilir bir hata.
+Halktan gelen özel birisi. Dünya maalesef bu kadar basit değil Falken.
-Onlar ne yaptıkları hakkında hiç birşey bilmiyor. Sen bir elinde karanlığı, diğer elinde ışığı tutan nadir bir mistik büyücüsün.
Dünyada senin gibi büyücüler için savaşlar yapılmıştı. Ayrıca sen tecrübe ve hız konusunda hepsinden daha ilerdesin. Bu özellikler tek bir kişide toplanmış. Ve bu insanlar elinin tersiyle sırf soylu değilsin diye ittiler.
+Aslında tek sebep o değil. Yasak büyüler bizim krallığımızda hor görülür. Soylu olsam dahi, kurtulamayabilirdim. Ayrıca tehlikeli olduğu için yasaklandı. Geçerli sebepleri var.
-Ama sen yozlaşmış ruha dönüşecek kadar direyetsiz değilsin.
+Falken, bunları burada konuşmayalım.
-Pekala. İşin sonunda yine beraberiz Sancia.
+Aman ne mutluyum anlatamam. Baş belası.
-Şimdi ne yapıyoruz?
+Biraz dolaşmak istiyorum. Daha sonra loncaya uğrayacagız.
-Lonca mı?
+Evet. Güzel kızlarda vardır kesin. Seversin.
-Şaşırdım açıkcası.
+Loncada güzel kız olmasına neden şaşırdın ki? Güzelde olsa, geçim derdi herkesi etkiler.
-Kızlara değil. Senin loncaya girmene şaşırdım. Kimseye kolay güvenmezsin sonuçta.
+20 yaşımdaki toy kız değilim. Artık bişeylerin değişmesi lazım.
-Değişiklik güzeldir.
+Geliyor musun?
-Hehe. Demek beni kabul ettin.
+Başka şansım var mı? Gerçi var, seni ışık ve karanlıkta sonsuza kadar döngüye sokup, ''Sancia lütfen beni öldür!'' Diye bağırtabilirim.
-Iıı. Kabul ettiğin seçenek daha iyi Sancia. Lütfen başka bişey düşünme. Hadi gidelim.
Sancia ve Falken şehrin içinde bir o yana, bir bu yana dolaşıyorlardı. Gün geçmeye başladığında loncaya gitmeye karar vermişlerdi.
Loncanın içine girdiğinde, beklediğinden çok farklı bir manzara ile karşılaştı. Curcuna ve kahkaha dolu bir ortam, loncanın içini sarmış gibiydi. Üyeler, renkli kıyafetleri ve tuhaf aksesuarlarıyla dikkat çekiyordu. Bir grup müzisyen köşede çalarken, başka bir grup dans ediyor, bir diğer grup ise masalara oturmuş gülüşüyordu.
Rahip, loncanın içindeki enerjiyi hissetti ve Sancia'ya gülerek, "Hoş geldin, dostum!" dedi. Sancia, bu karşılama ile birlikte, içindeki şüpheyi bir kenara bırakarak loncaya daha fazla entegre olmaya karar verdi. Her bir üye, kendi hikayesi ve yetenekleriyle loncaya renk katıyordu. Sancia, şehirdeki bu renkli loncaya katılmış olmanın ne kadar doğru bir karar olduğunu düşündü.
Loncadaki görev sistemi,her üyenin bir görev partneri ile eşleştirildiği bir düzen içeriyordu.Sancia ilk başta kendine bir görev partneri seçmemişti.Bir süre yalnızca loncadaki işlere katılarak, herkesle daha iyi tanışmak ve loncanın dinamiklerini anlamak istedi.
Loncadaki görev sistemi, her üyenin bir görev partneri ile eşleştirildiği bir düzen içeriyordu. Sancia, ilk başta kendine bir görev partneri seçmemişti. Loncaya katıldıktan sonra bir süre görev partneri seçmek istememiş, sadece lonca içindeki görevleri yerine getirmiş ve masadaki diğer üyelerle zaman geçirmişti. Loncadaki büyük masa, herkesin toplandığı ve sohbet ettiği bir nokta haline gelmişti. Sancia, bu masanın etrafında yalnız otururken, loncadaki diğer üyeleri gözlemleyerek onları daha yakından tanımaya çalıştı.
+Sence yeterli olacaklar mı Alicia?
-Bilmiyorum. Birbirlerinden çok kopuklar. Bu şehirde daha güçlü insanlar var ama sayıları az.
+Evet. Özellikler 1 kişi dikkat çekici.
-Dikkat etmemiz gereken birimi sence?
+Bilmiyorum, temkinli olmakta fayda var.
-Büyülü varlık olduğum için şehre giremiyorum. Büyü akışım bozulursa ne olacağını kestiremiyorum.
+Sen dışardan gözlemlemeye devam et.
Bir akşam, loncanın büyük masasında büyük bir toplantı olduğunu fark etti. Lonca lideri ve yardımcıları, lonca içindeki gelişmeleri tartışmak için bir araya gelmişlerdi. Sancia, masanın uzak köşesinden bu toplantıyı izlemeye karar verdi. Ancak, toplantı sırasında loncanın içindeki gerginlikleri ve anlaşmazlıkları fark etti. Özellikle de Marlena isimli yardımcı, diğer yardımcının loncaya yeterince katkıda bulunmadığını düşünüyordu. Tartışma giderek kızıştı ve sonunda diğer yardımcı, bu duruma dayanamayarak yanında bir grup insanla birlikte loncayı terk etti.
Sancia, toplantının etkileyici bir şahitliği ardından, artık loncadaki dinamiklerin sadece eğlence ve sohbetten ibaret olmadığını anlamıştı. Loncadaki gerilimler ve anlaşmazlıklar, onun daha derin ve karmaşık bir hikayenin parçası olduğunu göstermişti. Bu olaylar, Sancia'nın kendi yerini loncada bulma sürecini daha karmaşık ve ilgi çekici bir hale getirdi.
Sancia, loncadaki gerilimli toplantı sonrasında, Rahip Duvante ve Marlena'ya pek isteksizce yaklaşıp, 'Eğer yardıma ihtiyacınız varsa, ben görevli olabilirim.' dedi. Sancia, bu teklifi aslında loncanın zor durumda olduğu gerçeğine rağmen, içsel bir hoşnutsuzlukla sunmuştu.Ancak, rahip ve Marlena, loncanın birliğini sağlamak adına Sancia'nın yardımını kabul ettiler.
''Alicia'nın öngörüsü doğru ise, bişeyler yapmalıyım. Daha fazla insan gerekiyor.''
Sancia, loncadaki görevini üstlendikten sonra ilk başta basit bir görevle karşılaştı. Ancak bu görev, loncanın iç dinamiklerine dair daha fazla anlayış kazanmasını sağlamıştı.
İlk günlerde, basit gibi görünen görevleri yerine getirirken, loncadaki üyelerle daha yakın ilişkiler kurma fırsatı buldu.Sancia'nın etkileşimleri zamanla derinleşti ve lonca içindeki insanları daha yakından tanımaya başladı.Bazılarıyla sadece işle ilgili konuşurken, diğerleriyle günlük sohbetlerde samimi bir bağ kurdu.Bu süreç, Sancia'nın loncanın içindeki topluluk duygusunu güçlendirmesine ve lonca üyeleri arasında bir dayanışma hissi oluşturmasına neden oldu.Lonca, her bir üyesinin farklı bir renk ve dokuya sahip olduğu bir mozaik gibiydi. Sancia, görevlerini yerine getirirken, loncadaki çeşitli kişilikleri tanıma fırsatı buldu. Ancak Sancia'nın lonca görevlerinden daha önemli bir sorunu vardı.
-Hey Sancia. Dikkat çekici olan kişiyi buldum. Şehrin Doğusunda bulunan merkez bölgede. Büyük ve görkemli bir binanın çevresinde ya da içinde. Tam konumunu anlayamadım.
+Sanırım yönetim binasından bahsediyorsun Alicia. Gidip görelim bakalım.
Sancia ara sokakları aşmaya başladı. Amacı bu kişiyi bulmak ve tanımak istiyordu. Aslında birazda korkuyordu. Kader kimi savuracak kimse bilmiyordu.
Yönetim binasının önüne gelmişti. Etrafa biraz gözgezdirdi. Şehrin diğer bölgelerinden daha güzel bir tasarımı vardı. Etrafta pek fazla insan yoktu ve binanın önünde, şehrin girişinde bulunun gardiyanlardan daha fazla gardiyan vardı. Buraya ''Ya pardon birine bakıp çıkıcam'' diyerek giremezdi. O yüzden insanlardan bilgi almak için etrafta dolaştı. Binanın sağ tarafındaki ara sokakta bir han gördü ve içeri daldı.
-Hoş geldiniz hanımefendi, ne alırsınız?
+Hoş buldum, bana en iyi şaraptan ver.
Sancia, hancının çalıştığı tezgahın önüne oturdu ve etrafına baktı. Han nispeten boş görünüyordu. Şarabı aldı ve yudumladı. Diğer yandan durum analizi yaptı. Binanın önündeki güvenlik, alalade bir yer olmadığını gösteriyordu. O yüzden bilgi alırken dikkatli olmalıydı. Yerleşkede kalan insanlar nasıl tepki verir bilmiyordu. O yüzden her kapıyı olmasa da çoğu kapıyı açan bir yol denedi.
+Ne kadar şarap?
-10 gümüş yada 30 bakır para hanımefendi.
Sancia keseden 4 altın çıkardı. 1 altın para 10 gümüş değerindeydi. Altınları hancıya uzattı. Hancı altın paralara baktı ve Sancia'ya döndü.
-Hanımefedi, yanlış para verecek kadar içmediniz. Yarısını içmediğiniz bir şaraba 4 altın vereceğinizi düşünmüyorum. Ne istediğinizi öğrenebilir miyim?
+Pekala, kısa tutacağım. Bilgi istiyorum.
-Herkes bunu istiyor. Ne konuda bilgi istiyorsunuz?
+Yönetim binası ve yöneticileri hakkında yada işe yarar her bilgi.
-Cürretkar bir istek. Nedenini sormayacağım. Ayrıca bunun için para vermenize gerek yok. İsimleri ve yönetim binasını hakkında bilgileri verebilirim.
+Bu harik-
-Ancak! Size vereceğim bilgiler, şehirde yaşayan herkesin bildiği yada duyduğu bilgiler olacak.
+Daha derin bilgileri öğrenmeyi umuyordum.
-Derinler gizemli ve çekici gelebilir lakin bu gizem ve çekicilik sizi boğabilir.
+Herhangi biri değilim.
-Onu farkettim. Bu bilgileri istemek için ya aptal olmalısınız yada ne yaptığını bilen cesur bir savaşcı. İkisi birden de olabilir.
Sancia gülümsedi. Hancı gerçekten onu korkutmak istemediğini, sadece onu uyardığını biliyordu.
+Genç yaşına rağmen, nasıl konuşulması gerektiğini biliyorsun. Hep böyle insanları düşünür müsün?
-İçimden ne geliyorsa onu söylüyorum. İnsanları düşünecek kadar sevmiyorum lakin yinede söylemeden de geçemiyorum.
Neyse konumuza dönelim. Yönetim binası şehrin kalbi kabul edilir. Şehirde yaşam buradan başlar. Yaşamdan kastım bütün kararlar, ekonomi, yasalar ve daha nicesi. Yönetimin sıkı değildir ancak kararları mutlaktır ve kesinlikle çiğnenmez. Ayrıca Bu şehirde soyisim kullanılmaz. Soylular ve yüksek seviye komutanlar ünvan kullanır. Yönetim 3 kişiden oluşuyor, isimleri Hera, Orbulam ve Endore.
+Yönetimde ki 3 kişi aynı statüde mi?
-Evet lakin, göze batan ve öne çıkan kişi Orbulam. Hera ise gölgelerden yönetir. Aslında işin içinde bir pislik varsa büyük ihtimalle Hera'nın başının altından çıkmıştır. Endore... O tam bir gizem.
+Nasıl yani?
-Diğer ikisinin aksine çok fazla işlere karışmaz. Kendisi hakkında sadece büyücü olduğunu biliyorum. Bunun dışında çok fazla bilgi yok.
+Pekala. En güçlüsü sence hangisi.
-Nasıl bir güç aradığınıza bağlı. Büyüsünü zeka ve manipülatif kişiliği ile birleştirmiş Hera, korkak gibi savaşan ve bu konuda usta olan Orbulam. Kısaca vur kaç taktiği. Endore ise dediğim gibi gizemli. Fakat yönetimde olanlardan birisi, zayıf olmasına imkan yok. Bir seçim yapamam. Hepsi kendi alanlarında uzman olmalı.
Sancia, hancıdan aldığı bilgileri kafasında toparladı. Tek bir eksik kalmıştı. İçeriye girmeli ve en azından biriyle konuşmalıydı. İçeri nasıl girebileceğini hancıya sormak için döndü.
+İçeri girmek için bir yol var mı?
-Hahaha. Çok fazla düşünüyorsunuz. Bu kadar gerilmenize gerek yok. Yönetim binası girilmez bir kale değil. Eğer sadece konuşmak istiyorsanız, talep oluşturup asistana bırakabilirsiniz. Onlar görüşmeyi kabul ederse, gidip konuşabilirsiniz.
+Bu bilgiler için teşekkürler. Şimdilik görüşmek üzere.
-Paranızı unuttunuz.
+Hayır unutmadım. Şarap ve sohbet için bahşiş bıraktım.
Sancia hancıya gülümsedi ve oradan ayrıldı. Herşey yerli yerine oturmuştu. Tek yapması gereken, yönetimden biriyle konuşmak ve tehdit hakkında bilgilendirmekti. Binanın kapısına doğru yürürken bu konuşmayı nasıl yapacağını düşünüyordu.
Koca binanın kapılarını araladı. Yavaş bir şekilde içeriye girdi ve etrafa bakındı. Tam karşısında, büyük ve uzun masa vardı. Masanın arkasında, görevli olduğunu düşündüğü bir kaç kişi vardı. Bu büyük masanın her iki ucunda, yukarıya doğru uzayan merdivenler ve bu merdivenlerin her basamağına özenle işlenmiş desenler vardı. Yukarıya doğru baktığında görkemli bir avize onu karşıladı. Gerçekten büyüleyici bir görüntü vardı. Bunca güzelliğin içinden geçerek görevli olduğunu düşündüğü kişilerden birine yaklaştı.
+Merhaba. Ben Hera yada Orbulam ile görüşmek istiyorum.
-Üzgünüm hanımefendi. Bir kaç sebepten dolayı, Başkan Orbulam ve Başkan Hera görüşme talebi kabul etmiyor.
+Peki ya Endore?
-Başkan Endore mu ?
Görevli asistan şaşkınlıkla diğer asistanlara baktı.
-Başkan Endore hiç görüşme talebi kabul etmez. Aslında onunla konuşmak isteyen çok kişi olmuyor. Lakin isterseniz talep oluşturup ona götürebilirim.
+Çok iyi olur.
Sancia talep kağıdını doldurup asistana teslim etmişti. Uzun yolculuğunun sonunda geldiği bu şehirde rahatlamak istemişti. Ancak bu yozlaşmış ve yok olmaya yüz tutmuş dünyaya ışık olmak için kendini karanlığa atmıştı. Bu karanlığın içinde ya kendisi ışık olacaktı, yada ışığı arayacaktı.