Seul’ün yıkıntıları arasında, her yerin o tuhaf cam kırılma sesiyle inlediği bir öğleden sonraydı. Min-ho ve Ji-soo, bir binanın gölgesinde nefeslerini tutmuş bekliyorlardı. Gökyüzünde, devasa mürekkep balıklarını andıran ama her yerinden yüzlerce göz çıkan anomaliler ağır ağır süzülüyordu. Bu yaratıklar geçip giderken bastıkları yerdeki gerçekliği siliyor, binaları bir kağıt gibi buruşturuyorlardı.
"Gittiler mi?" diye fısıldadı Ji-soo.
Min-ho başını hafifçe uzatıp baktı. "Şimdilik... Ama açlıktan öleceğiz. O markete girmemiz lazım."
Hızla sokağın köşesindeki yağmalanmış markete daldılar. Min-ho, rafın altından modifiye edilmiş, üzerinde neon mavi şeritler yanan iki ağır makineli tüfek çıkardı. "Bunları aldığıma inanamıyorum," dedi. Ji-soo ise çantasına konserve ve su doldururken, aniden o meşhur cızırtı sesi yükseldi.
KRRR-ÇIT!
Marketin tavanı aniden eridi ve içeriye o gözlü anomalilerden biri daldı. Min-ho hiç düşünmeden tetiğe asıldı. Silah, normal mermi yerine beyaz ışık hüzmeleri fırlatıyordu. "Geber!" diye bağırdı. Işık hüzmesi anomalinin gözlerinden birine çarptığında, yaratık tiz bir çığlık atarak sarsıldı. Ji-soo da yan taraftan fırlattığı patlayıcı disklerle yaratığın dengesini bozdu. Birlikte, o devasa kütleyi bir ışık patlamasıyla yok ettiler.
"Buradan hemen çıkmalıyız, gürültüye diğerleri de gelecek!" dedi Ji-soo.
Marketten fırlayıp arka sokaklara daldıklarında, karşılarına beklenmedik bir grup çıktı. Yıkık bir barikatın arkasında bekleyen dört kişi vardı. Bunlardan üçü, üzerlerinde taktik zırhlar olan genç kızlardı; ellerinde gelişmiş teknolojik yaylar ve katanalar tutuyorlardı. Grubun en arkasında ise sadece bir tane erkek vardı; elinde devasa bir veri tabletiyle anomalilerin rotasını hesaplıyordu.
"Durun! Ateş etmeyin!" diye bağırdı kızlardan biri. "Biz de Güvenli Bölge’ye gitmeye çalışıyoruz!"
Min-ho ve Ji-soo silahlarını indirdi. Grubun lideri gibi görünen kız, "Ben Hana," dedi. "Bu arkadaki de bilgisayar uzmanımız Shin. Diğerleri de grubumuzun savaşçıları. Sizi o anomaliyi indirirken izledik, iyi işti."
Artık altı kişi olmuşlardı. Min-ho ve Ji-soo, bu yeni üç kız ve bir erkekten oluşan ekiple güçlerini birleştirdi. Güvenli Bölge, yani "Mavi Bölge" dedikleri yer, Seul’ün diğer ucundaki dağların arkasındaydı.
"Yolumuz uzun ve hava kararmak üzere," dedi Shin, tabletindeki kırmızı noktaları göstererek. "Etrafımız o gözlü anomalilerle sarılı. Ama birlikte bir şansımız olabilir."
Min-ho, Ji-soo’nun elini sıktı. "En azından artık yalnız değiliz."
Hep birlikte, batan o paslı güneşin altında, anomalilerin cızırtılı sesleri arasında hayatta kalmak ve özgürlüğe ulaşmak için yıkık şehrin derinliklerine doğru koşmaya başladılar. Yeni dostlar, yeni silahlar ve bitmeyen bir korkuyla; büyük kaçış asıl şimdi başlıyordu.
