BÖLÜM 1
İlk Karşılaşma
Nehir Aslanbey'in sabahları sevmediği herkes tarafından biliniyordu.
Aslında herkes tarafından değil.
Annesi tarafından biliniyordu.
Babası tarafından biliniyordu.
Bir de her sabah saat yedide Nehir'in alarmını arka arkaya beş kez susturmak zorunda kalan telefon tarafından.
Alarm bir kez çaldı.
Nehir elini yorganın dışına çıkarıp telefonu buldu.
07.00.
Alarmı kapattı.
"Günaydın."
İki saniye sonra gözlerini kapattı.
Alarm tekrar çaldı.
07.10.
Nehir telefonu eline aldı.
"Sen benim düşmanım mısın?"
Alarm susmadı.
"Tamam, tamam!"
Kapattı.
Üç dakika sonra kapı açıldı.
"Nehir."
Nehir gözlerini açmadan cevap verdi.
"Uyuyorum."
"Yataktan kalk."
"Uyuyorum dedim."
"Yarım saattir alarmını susturuyorsun."
Nehir yorganın altından kafasını çıkardı.
"Anne, insan hakları diye bir şey var."
Annesi kollarını göğsünde birleştirdi.
"Sen savcısın. İnsan haklarını benden önce sen biliyor olmalısın."
"Mesleki deformasyon."
"On dakika."
"Yirmi."
"Beş."
"Anlaştık."
Annesi kapıyı kapatırken Nehir yataktan fırladı.
"Beş dakika mı?!"
Koridordan annesinin sesi geldi.
"Anlaşmayı sen yaptın!"
Nehir banyoya koşarken bağırdı.
"Ben pazarlıkta çok kötüyüm!"
---
Kırk dakika sonra Nehir evden çıktı.
Bir elinde çantası, diğerinde kahvesi vardı.
Saçlarını aceleyle toplamış, siyah takım elbisesini giymişti.
Arabasına bindi.
Kemerini taktı.
Kahvesinden bir yudum aldı.
Sonra yüzünü buruşturdu.
"Şeker koymayı unutmuşum."
Bir süre bardağa baktı.
"Bugün gerçekten kimseyle tartışmayacağım."
Kendi kendine verdiği bu söz yaklaşık on iki dakika sürdü.
Adliyeye girdiğinde telefonu çaldı.
Arayan meslektaşı Derya'ydı.
Nehir telefonu açtı.
"Efendim?"
"Adliyeye geldin mi?"
"Hayır."
"Neredesin?"
"İstanbul'a gidiyorum."
"Nehir."
"Tamam, geldim."
Derya güldü.
"Önünde yeni bir dosya var."
"Ne dosyası?"
"Terörle mücadele kapsamında yürütülen bir soruşturma. Askerî birlikle bağlantılı."
Nehir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Ciddi mi?"
"Oldukça."
"Detayları?"
"Dosyada."
Nehir masasına oturdu.
Dosyayı açtı.
Sayfaları tek tek inceledi.
İfadeler, tutanaklar, tarih ve isimler...
Bir yerde durdu.
Kaşları çatıldı.
"Burada bir şey eksik."
Derya sandalyesini yaklaştırdı.
"Ben de onu söyleyecektim."
Nehir dosyayı kapattı.
"Birliğe gitmem gerekiyor."
"Evet."
"Bugün mü?"
"Bugün."
Nehir iç çekti.
"Kahvemi bitirmeden göreve göndermek anayasal suç olmalı."
Derya güldü.
"Senin kahveyle arandaki ilişkiyi çözemedim."
"Ben de çözemedim."
Nehir ayağa kalktı.
Dosyayı çantasına koydu.
"Tamam. Gidiyorum."
Derya arkasından seslendi.
"Ve Nehir?"
Nehir kapıda durdu.
"Efendim?"
"Bu sefer kimseyle kavga etme."
Nehir ciddi ciddi düşündü.
"Ben kavga etmiyorum."
Derya kaşını kaldırdı.
"Geçen ay hâkimle?"
"Fikir ayrılığı."
"Başsavcıyla?"
"Mesleki tartışma."
"Katip?"
"O bana bulaştı."
Derya güldü.
"Git."
Nehir kapıyı açtı.
"Ben zaten gidiyordum."
---
Askerî birliğin bulunduğu bölgeye geldiğinde Nehir'in ilk fark ettiği şey sessizlik oldu.
Adliyede sürekli bir hareket, konuşma, telefon sesi ve insan trafiği vardı.
Buradaysa herkesin belli bir amacı vardı.
Kimse gereksiz yere konuşmuyordu.
Nehir arabadan indi.
Etrafına baktı.
"Burada kimse gülmüyor mu?"
Şoför hafifçe gülümsedi.
"Sanırım askerî düzen."
Nehir dosyasını kolunun altına sıkıştırdı.
"Ben beş dakikada düzeni bozarım."
Girişte görevli asker yanına geldi.
"Buyurun."
Nehir kimliğini gösterdi.
"Cumhuriyet Savcısı Nehir Aslanbey."
Asker hemen ciddileşti.
"Komutanımıza haber vereyim."
"Tabii."
Nehir beklemeye başladı.
Bir dakika.
İki dakika.
Üç dakika.
Nehir saatine baktı.
"Dört."
Görevli ona baktı.
"Efendim?"
"Dört dakika oldu."
"Komutanımızın işi olabilir."
"Benim de."
Asker ne diyeceğini bilemedi.
Nehir dosyasını göğsüne bastırdı.
"Şaka yapıyorum."
Asker rahat bir nefes aldı.
Tam o sırada arkadan gelen ayak sesleri duyuldu.
Düzenli.
Sakin.
Kararlı.
Nehir arkasını döndü.
Ve karşısındaki adamla göz göze geldi.
Kuzey Demirhan.
Uzun boylu, sert yüz hatlarına sahipti.
Üniforması kusursuzdu.
Bakışları soğuktu.
Öyle bir bakıyordu ki Nehir, adamın doğduğundan beri hiç gülmemiş olabileceğini düşündü.
Kuzey birkaç saniye onu inceledi.
Sonra görevliye baktı.
"Kim?"
"Cumhuriyet Savcısı Nehir Aslanbey."
Kuzey'in bakışları tekrar Nehir'e döndü.
"Buyurun."
Nehir başını hafifçe eğdi.
"Yüzbaşı."
"Ben Kuzey Demirhan."
Nehir'in gözleri hafifçe büyüdü.
"Kuzey mi?"
Kuzey'in kaşı çatıldı.
"Evet."
Nehir birkaç saniye düşündü.
"İsminiz karakterinize pek uymamış."
Görevli asker başını öne eğdi.
Nehir, adamın gülmemeye çalıştığını fark etti.
Kuzey'in bakışları sertleşti.
"Ne demek istediniz?"
Nehir gayet doğal bir şekilde cevap verdi.
"İsminiz daha sıcak bir şey çağrıştırıyor."
Kuzey sessiz kaldı.
"Ben soğuk muyum?"
Nehir onu birkaç saniye süzdü.
"Biraz."
Kuzey'in yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
"İçeri geçelim."
Nehir onun peşinden yürümeye başladı.
Birkaç adım sonra tekrar konuştu.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Buyurun."
"Siz hep böyle misiniz?"
Kuzey durdu.
"Nasıl?"
"İki kelimeden fazla konuşmıyorsunuz."
"İşim gereği."
"Benim işim de çok konuşmayı gerektiriyor."
"Fark ettim."
Nehir gülümsedi.
"İyi. En azından gözlem yeteneğiniz var."
Kuzey cevap vermedi.
Nehir ona baktı.
"Bakın, bir şey söyleyeceğim."
Kuzey yürümeye devam etti.
"Söyleyin."
"Benimle konuşurken biraz daha insancıl olabilirsiniz."
Kuzey durdu.
"İnsancıl mıyım?"
Nehir düşündü.
"Şu an karar veremedim."
Kuzey başını iki yana salladı.
"İnanılmaz."
Nehir gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
"İltifat etmedim."
"Ben yine de aldım."
Kuzey ilk kez ona biraz daha uzun baktı.
Bu kadın...
Gerçekten yorucuydu.
---
Toplantı odasına girdiklerinde Nehir ciddileşti.
Dosyasını masaya bıraktı.
Kuzey karşısındaki sandalyeye oturdu.
Nehir dosyayı açtı.
"Bu soruşturmayla ilgili bazı personelle görüşmem gerekiyor."
"İsimleri biliyorum."
"Harika."
"Size yardımcı olabilirim."
Nehir gözlerini kaldırdı.
"Yönlendirme istemiyorum."
"Kimseyi yönlendirmem."
"İyi."
Kuzey kaşını kaldırdı.
"Başka?"
Nehir kalemini eline aldı.
"Bir de bana sürekli 'Savcı Hanım' demeyin."
Kuzey birkaç saniye sustu.
"Nasıl hitap edeyim?"
"İsmimle."
Kuzey ona baktı.
"Nehir."
Nehir kalemiyle masaya hafifçe vurdu.
"Evet?"
"İsmimle hitap etmemi istediniz."
Nehir dudaklarını bastırdı.
"Doğru."
"Öyleyse başlayalım."
Nehir gülümsedi.
"Emredersiniz."
Kuzey'in bakışları sertleşti.
"Ben size emir vermedim."
"Şaka yaptım."
"Komik değildi."
Nehir başını salladı.
"Komik olduğunu söylemedim."
---
Görüşme başladığında Nehir'in bütün o dağınık ve eğlenceli hali ortadan kalktı.
Sorduğu her soru netti.
Ayrıntıları dikkatle dinliyordu.
Bir ifade ile önceki tutanak arasındaki küçük bir farklılığı bile fark etti.
Kuzey sessizce onu izliyordu.
İlk izlenimi değişmeye başlamıştı.
Nehir fazla konuşuyordu.
Evet.
Sinir bozucuydu.
Evet.
Ama işine geldiğinde son derece ciddiydi.
Bir saat sonra görüşme sona erdi.
Nehir dosyasını kapattı.
"Teşekkür ederim."
Kuzey başını salladı.
Nehir ayağa kalktı.
Çantasını aldı.
Kapıya yürüdü.
Tam çıkacakken Kuzey'in sesi duyuldu.
"Nehir."
Nehir arkasını döndü.
"Efendim?"
Kuzey birkaç saniye sustu.
"İyi çalıştınız."
Nehir'in yüzünde şaşkın bir ifade oluştu.
"Bu sizin ağzınızdan çıkan bir iltifat mı?"
"Değerlendirme."
"Ben yine iltifat sayıyorum."
Kuzey'in dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.
Ama Nehir bunu göremeden kapıya yöneldi.
"İyi çalışmalar, Yüzbaşı."
"Nehir."
Nehir tekrar döndü.
"Evet?"
Kuzey'in yüzü yine her zamanki kadar ifadesizdi.
"Bir daha geldiğinizde beş dakika bekletilmeyeceksiniz."
Nehir gülümsedi.
"İyi. Çünkü altıncı dakikada dilekçe yazmaya başlıyorum."
Kuzey başını iki yana salladı.
"İnanıyorum."
Nehir çıktı.
Koridorda yürürken kendi kendine konuştu.
"Bu adam kesinlikle gülmeyi unutmuş."
---
Kuzey odada yalnız kaldı.
Sessizlik geri gelmişti.
Masadaki dosyaya baktı.
Sonra kapıya.
Telefonu çaldı.
Babasıydı.
"Kuzey."
"Efendim?"
"Bu akşam eve gel."
"İşim var."
"İptal et."
Kuzey'in kaşları çatıldı.
"Neden?"
"Konuşmamız gereken önemli bir konu var."
"Ne konusu?"
Karşı taraftan birkaç saniye sessizlik geldi.
Sonra babasının sesi duyuldu.
"Evlilik."
Kuzey'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ben evlenmeyeceğim."
"Önce eve gel."
Telefon kapandı.
Kuzey telefonu cebine koydu.
Başını geriye yasladı.
"Evlilik..."
Aynı saatlerde Nehir'in telefonu çaldı.
Annesiydi.
Nehir açtı.
"Efendim?"
"Akşam eve erken gel."
"Neden?"
"Misafirimiz var."
"Kim?"
Annesi kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
"Demirhanlar."
Nehir'in adımları durdu.
Yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Aklına gün boyunca sinirlerini bozan o soğuk adam geldi.
Kuzey Demirhan.
Nehir gözlerini kapattı.
"Anne..."
"Efendim?"
"Ben bugün bir Yüzbaşı Demirhan'la tanıştım."
Karşı tarafta sessizlik oldu.
Sonra annesinin sesi geldi.
"Öyle mi?"
Nehir şüpheyle sordu.
"Niye öyle söyledin?"
"Nasıl söyledim?"
"Hiçbir şey olmamış gibi."
"Akşam eve gel."
Telefon kapandı.
Nehir birkaç saniye telefonun ekranına baktı.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Benim hayatım neden normal değil?"
O sırada askerî birlikte Kuzey de aynı sorunun cevabını arıyordu.
Fakat ikisinin de bilmediği bir şey vardı.
O gün karşılaştıkları insan...
Üç gün sonra ailelerinin önüne oturacakları kişi olacaktı.
Ve ikisinin de hayatı, henüz farkında olmadıkları bir anlaşmayla tamamen değişecekti.