“Unutma sen Zümrüdüankasın. Ve gün gelecek herkes senin yeniden doğuşuna hayretle şahit olacak. Ben hariç. Ben seni gururla izliyor olacağım.”
Aylardır yaşadığım bu ev artık bana dar geliyordu. Dün görüştüğüm kişi bana artık arkadaş edinmem gerektiğini söylemişti. Ben gidemediğim için o adamı bana getirtti, öz babam. Kabul edemediğim öz babam. Aynen bana bunları söyledi; Bak Duru, eğer bu evde bu şekilde yaşamaya devam edersen işler iyice kötüye gidecek. Baban sana kızım demek istiyor. Sen ona benim babam demek istemez misin? Artık arkadaş edinmen gerekiyor. Arkadaşın olmayı çok isterdim ama psikolojik danışmanın hem de arkadaşın olamam Duru. O yüzden kendine arkadaş bul.
Nerden bulacağımı söylememişti. Saatlerce onunla oturduğumuz o yerde oturdum. Gözlerim dolu dolu ellerimle oynadım sadece. Ben buydum işte. Öğrendiğim gerçekleri kaldırmamıştım. Kabul edemediğim ailemin bana aldığı bu evde yaşıyordum. Ve bu beni çok daha kötü bir hale getiriyordu. Her gece evime gelen aile kişilerini eve gönderiyordum. Bir saat öncede kardeşlerden en büyük olanı gelmişti. Fakat kapıyı dahi açmamıştım. O sırada bir krizin eşiğindeydim. O günden sonra eskisi gibi olamamıştım. Gece kabuslarım, yataktan çıkmadan geçirdiğim günler, geçmişe dönük krizler ve çok daha fazlası… Ben artık eski Duru değildim. Benim arkadaşlarım vardı. Beni seven bir ailem vardı. Meğer hepsi yalandan örülü pembe duvarlarmış.
Yeterince iyi bir evlat olamadın!
Yeterinceden daha fazlasıydım! Ev işlerine destek olurdum. Abimin her ama her dediğini yapardım. Hiçbir söyleneni ikiletmezdim. Ders notlarım hep yüksekti. Okulun gözde öğrencisiydim. Peki ailem neden onların kızı olmadığımı öğrendiklerinde beni istemediler? Ben onları istemiştim. Abim bana neden kardeşim demeyi bırakmıştı? Hani ben onun ilk aşkıydım? Peki bana aşk dolu bakışları, o da mı yalandı? Şimdilerde yeni kızlarıyla çok mutlularmış. Kulağıma ulaşmıştı. Hatta bir fotoğrafları bile elime ulaşmıştı. O kız abimin sırtına çıkmıştı. Annem abime bağırıyordu. Kızının canını acıtmasın diye. Babamsa mangalı yakma ile uğraşıyordu. Ben hiç o fotoğrafın içinde olamamıştım. Oysa ki en mükemmeli olmak için her şeyimi feda etmiştim…
Aptalsın kızım sen! Aptalsın!
Değildim. Ben sadece çocuktum. Diğer çocuklar gibi annemle yemek yapmak istemiştim. Diğer çocuklar gibi babamla bakım yapmak istemiştim. Diğer çocuklar gibi abimin bir tanesi olmak istemiştim. Ben sadece bir inci tanesi kadar değerli olmak istemiştim. Olduğum şeyse başlı başına rezaletti. Dış kapının dış mandalı bile olamamıştım o ailede.
Beni neden sevmedin anne? Neden bir test için yok saydın beni? Beni sen büyütmedin mi? Bana sen sütünü içirmedin mi? Sen değil miydin benim annem?
Peki sen baba, neden sevmedin beni? O kıza baktığın gibi bakman için neler yaptım. Ama hiç bakmadın, neden? Neden baba neden? Sen benim babam değil miydin?
Abi, ilk aşkım. Benim tek prensim. Hani canından kıymetliydim ben? Hani benim için canını verirdin? Şimdi nerdesin abi? Yoksa abim değil misin sen?
Kimdim ben? Duru Alin mi? Hayır ben o değilim. Peki Duru Aksoy mu? Onu hiç duymamıştım bile. O zaman ben kimdim? Ne için vardım ben bu dünyada?
”Duru ders notların çok yetersiz. Daha fazla çalış.”
Cidden yetersizdim. Ama beni yetersiz gören sadece sizdiniz. Ben çok başarılıydım oysa ki. Birincilikle bitirdim liseyi. Ve her şey altüst oldu o gün. En mutlu günüm kabusa döndü. Hayallerimi süsleyen anlar artık sadece kabuslarım bir parçası olmuştu. Bir sene önce yaşadığım olaylar hala daha etkisini koruyordu.
Karnımdan gelen seslerle gözüm telefonuma kaydı. Yemek sipariş etsem iyi olurdu sanırım. Telefonumu alıp her zaman döner aldığım adamın numarasını aradım ama bulamadım. En son aklımda kalan numarayı tuşlayıp aradım. Bir kaç çalış sonunda telefon açılmıştı.
“Şükür abi ya açmayacaksın sandım. Abi bana iki tam döner bir litrelik ayran gönderir misin?”
Karşı taraftan ses gelmezken kaşlarım çatılmıştı. Acaba yeni bir çırak almıştı da çırak be yapacağını mı bilememişti??
”Alo, orada mısınız acaba?? Açım diyorum alo!”
Karşıdan gelen öksürük sesi ile “Sonunda be!” diye içimden geçirdim. Açtı telefonu, sonra da kaçıp gitti sandım.
“Anlayamadım sizi.”
”Ya işte iki tam döner. Bir de litrelik ayran. Sen yenisin galiba. Yusuf abiye söyle domatessizmiş. Hiç sevmem.”
”Tamamdır. Nereye getireyim?”
Of Yusuf abi sen çırağı ne diye değiştiriyorsun ki??
”Bak şimdi. ******* mahallesi ****** sokak no;07 kat: 5”
Tamam demiş ve suratıma kapatmıştı. Sıkılmışlıkla ayağa kalktım. Dönerimi getirseler keşke hemen. Ama bu saatlerde yoğun oluyorlardı. O yüzden geç gelirdi yemeğim. Üst katımdan sert ayak sesleri geliyordu. Çok nadir üst kattan ses gelirdi. Bazen sadece bir erkek sesi, bazense bir kadının komşuma yalvarış sesleri. Kimdi, adamdan ne istiyordu, adam kadına neden böyle davranıyordu hiç bilmiyordum. Merak edecek bir zamanım da hiç olmamıştı. Sertçe kapatılan kapı sesi ile koşarak kapının yanına gittim. Deliğe doğru yükselip dışarı baktım. Işık kadar hızlı geçmişti gözümün önünden. Sadece bir adet motor kaskı vardı kafasında. Simsiyahtı. Ama beyaz renkli bir kısmı vardı. Tam görememiştim. Full siyah giyinmişti. Aslında havalı birisine benziyordu.
Düşünsene, o senin abin.
Herkes benim abim değildi. Bunu kabullenmek o kadar zordu ki. Düşünmeyecektim, bir gün olsun kendimi bu gerçek ve yalanlardan uzak tutacaktım.
“Uraz, bir kere konuşalım. Aç kapıyı lütfen. Annenim ben senin.”
Kadından duyduklarım ile elim ile dudaklarımın üzerini kapattım yoksa Uraz da benim gibi ailesinden mi kaçıyordu?
”Her insan hata yapar oğlum, ne olursun aç kapıyı.”
Ne yaptığını bilmiyordum ama boş bir eve karşı böyle konuşması beni huzursuz hissettirmişti. Kapıyı açıp kafamı dışarıya uzattım.
“Hanımefendi evde yok. Demin çıktı.”
Sesimi duyan kadın hızlı adımlarla merdivenlerden inmeye başladı. Sonunda benim kapımın önünde durduğunda kapıyı iyice kapattım. Sadece ufak bir kısmım görünüyordu.
“Arkadaşı mısın? Nereye gitti biliyor musun?”
”Yok değilim. Nereye gittiğini de bu yüzden bilmiyorum.”
Kadının gözleri doluyken iyice dolmuştu. Öyle bir ağlıyordu ki, içim sızlamıştı.
Öz annende böyle ağladı önünde. Sen ona bir şans verdin mi? Ki onun bir suçu hatası yoktu. Ama bu kadın bir hata yapmış ve oğlu şans vermiyor. Şu kadına üzüldüğün kadar öz annene üzülmedin.
Yüzüme vuran gerçekle gözlerim doldu. Kaşlarımı çatarak akmayı bekleyen yaşlarımı akmadan siliverdim.
“Acaba bu mektubu ona verebilir misin?”
Bana uzattığı kağıda baktım. Bunu yapabilirdim sanırım. Kağıdı elime aldığımda arkasını dönüp gitti. Bana okuma dememişti. Okusam ne kaybederdim? Kim kızardı bana? Kapıyı kapatıp salona girdim. Koltuklardan bir tanesine oturup kağıdı açtım. Uzunca yazılmış bir mektuptu bu.
Oğlum, biliyorum yaptığım şey affedilir değil. Ama affetsen anneni? Affetmeyeceğini bildiğim için bu sözler benim sana son sözlerim. O geceden sonra kocama hiç yanaşmadım. Sonra seni öğrendim. Önce istemedim. Yavaş yavaş kabullendim seni. Doğumuna az kalmışken biyolojik babana söyledim seni. Önce aldır dedi. Fakat aldıralamayacak kadar büyük olduğunu fark etti. Sonra yetimhaneye bırak dedi. Bağırdım çağırdım. Ben seni nasıl başka yere bırakabilirdim? Benden uzakta bir yerde yalnız olduğunu bilerek nasıl yaşardım? Kabul etmedim. Sen bak büyüt o zaman, ne kadar istersen veririm dedi. O an suyum geldi oğlum. Öyle sinirlenmiştim ki, öyle kırılmıştım ki ona. Seni erken doğurmama sebep oldu. Sonra sen doğdun. Doktorlar ilk onun kucağına vermişler seni. Önce babası değilim demek için ağzını aralamış ama sonra sen ağlamaya başlamışsın. Ve kucağına verildiğinde susmuşsun. Öyle büyülenmiş ki bundan. Sesini çıkartmamış. Usulca izlemiş seni. Sonra da seni hemşireye vermiş. Beş ay önce öğrendim ben bunları. Sen öğrenmeden bir gün önce öğrendim. Baban seni seviyordu oğlum. Çok seviyordu. Seni baban olmayan birisi ile yaşamaya mecbur ettiğim için özür dilerim. Ama pişman değilim, çünkü sen oldun ve bana dünyaları verdin oğlum. Sen benim bu dünyada ki cennetimsin. Yıllar sonra geldi karşıma, oğluma baba olmak istiyorum dedi. Yapma dedim, bu artık çok geç istemez oğlum seni dedim. Aramızı bozma diye yalvardım. Ama sonra o gün oldu. O gün yaşandı. Ve sen her şeyi öğrendin. Kocam da bana boşanma davası açtı. Ama kocam umurumda değildi. Umursadığım sadece sendin. Ama sen beni terk edip gittin. Ama ben ger gün izledim seni. Bu olaylar yaşanmadan bir sene önce başlamıştın. Şarkılar yazıyordun, üstüne söylüyordun. Gitar çalmayıda kendi kendine öğrenmiştin zaten. Sana ilk gitarını baban almış biliyor musun? Ben sana birisi hediye verdi sanmıştım. Sende ben sana hediye aldım sanmıştın. Meğer, baban sana hediye almış. Bunu söylediğinde ağlamadan edemedim. Ben akıl edememiştim ama baban etmişti. Sana bir kere babalık yapmayan adam akıl edebilmişti.
Oğlum, Uraz’ım. Özür dilerim, seninde hayatını mahvettiğim için. Kocamdan ayrılıp sana güzel bir hayat kuramadığım için çok özür dilerim. Seni küçük bir çocukken babanla tanıştırmadığım için çok özür dilerim. Ve tekrardan özür dilerim. Seni annesiz bırakacağım için. Benim bu dünyada senden başka kimsem yok. Kocamla evlenirken hepsini karşıma almıştım. Torunları oldu, yinede gelip konuşmadılar benimle. Şimdi sende benden uzaktasın. Ben kaç gündür ne haldeyim bilmiyorsun bile. Kaç kez geldim kapına ama artık dayanacak gücüm kalmadı. Kendine iyi bak oğlum. Babana bir şans ver oğlum. İkimizde gençtik ve bir hata yaptık. Bana yaptığını ona da yapma.
Seni çok seven annen….
Okuduklarım ağır şeylerdi. Nasıl kaldıracaktım şimdi bunu? Kadın kendine bir şey yapacaktı, bu çokça belliydi zaten. Nasıl kurtaracaktım onu? Uraz’da yoktu evde. Bende numarası da yoktu. Çaresizlikle evin içinde dolanıp duruyordum. Zil sesiyle yerimde sıçradım. Hızlı adımlarla balkona çıktım. Yemeğim gelmişti. Telefondan konuşma saatine baktım.
10 dakikada yemeğimi nasıl getirdin?
Her neyse. Çok daha önemli mevzular vardı. Koşar adım otomatiğe bastım. Merdivenden adım seslerini duyuyordum. Bana döneri verip gidecekken çekinerek de olsa kolunu tuttum.
“Parasını ödemedim.”
”Ben dönercide çalışmıyorum ev kuşu. Ben üst katında oturuyorum.”
Uraz gelmişti. Benim döner sipariş ettiğim kişi Uraz’dı. Hızla döneri bir kenara bırakıp içeri girdim kapım açıktı. Tekrar geri döndüğünde kaskını çıkartmış çatık kaşlarıyla bana bakıyordu. Bir anlığına donup kalsam bile kağıdı ona uzattım.
“Annen verdi. Ve, özür dilerim ama ben kağıdı okudum. Annen kendisine bir şey yapacak Uraz. Yardım et nolur.”
Acaba öz annemden böyle bir mektup gelmiş olsa yaşaması için bu kadar çaba sarf eder miydim?
”Seni ilgilendirmeyen konulara burnunu sokma. Ve ölmesi inan umurumda bile değil.”
Kağıdı gözümün önünde buruşturup yüzüme fırlattı. Göğsüme çarpıp düşen kağıda baktım. Yutkunmaya çalıştım ama başaramadım. Kafamı kaldırıp yukarı doğru çıkan Uraz’ı izledim. Yukarı çıkışı bile üzgündü. Görüyordum. İnsan kendinde olanı başkasında görünce tanımaz mıydı?
Kapı kapatılmıştı ki iki dakika sonra bir gitar sesi geldi yukardan. Bu şarkıyı duymuştum. Bir kaç ay önce öz annem kapımın dibine oturup mırıldanmıştı. Bende o dibe oturmuş diğer taraftan ağlayarak dinlemiştim.
Uykudan uyanmış
Gülermiş, bakarmış
Annesi onu çok öpermiş, severmiş
Okula gidermiş, yazarmış, çizermiş
Babası onu çok öpermiş, severmiş
Gözlerim tekrar dolarken onun titreyen sesini dinlemiştim. Öyle naif bir şekilde söylüyordu ki, ağlamamak elde değildi. Annesini kurtaramayacağını o da biliyordu. Ben kurtarabilir miydim? Ben kendimi ve ailemi kurtarabilir miydim?
Telefonumu alıp bugün aradığım numaraya yazdım.
Siz: Lütfen söyleme artık.
Mesajım anında görüldü olunca şaşırmadan edemedim. Mesaj yazmamı falan mı bekliyordu?
Uraz: Neden? Sesimi mi beğenmedin yoksa.
Siz: Sesin güzel. Bazı geceler duyardım. Ama şarkı benim için çok farklı bir yerde. Dinlemek istemedim sadece.
Uraz: Kimsin sen? Adını bile bilmiyorum. Seni sadece balkona çıktığında görüyorum. Ben buraya taşındığımdan beri bir kere bile bakkala gittiğini görmedim. Arada birileri evine geliyor. Sen sadece kovup gönderiyorsun. Kimsin, neden buradasın, ismin ne, kaç yaşındasın, neden hiç dışarı çıkmıyorsun?
Uraz: Bir süredir bunları düşünüyorum ama cevap bulamıyorum.
Siz: İsmim Duru. 19 yaşındayım. Ve sen nasıl ailenin yalanları ve gerçeklerinden kaçıyorsan, bende aynı o şekil kaçıyorum. İnan bana senin ki kadar karmaşık değil. Ve inan bana kabullenemeyeceğim gerçeklerle karşı karşıyayım.
Uraz: Aramızda farklar var işte. Sen hala yanmakta olan bir ateşsin. Önce kül olmalısın, sonra zümrüdüanka olarak doğacaksın.
Uraz: Ben kendi gerçeklerimi öğrendiğimde yanmıştım. Kendimi şarkılara verdim. Sonra o adam geldi. Belki saatlerce bir şeyler anlattı. Beni bana anlattı. Sonrada gitti. Numarasını bırakıp gitti. Ve ben o gün kül oldum. Bugünse yeniden doğacağım o gündeyiz. Sen karşında yanıp kül olmuş bir adamla konuşuyorsun.
Uraz: Bense karşımda acı ile yanan bir kız ile konuşuyorum.
Uraz haklıydı. İlk günki acıyla yanıp kavruluyordum. Ne eski ailemden vazgeçebiliyordum ne de yeni ailemi kabul edebiliyordum. Karşımdaki bu adam kimdi, şu an neden onunla konuşuyordum bilmiyorum ama bir yerlerde hissediyordum. Biz birbirimize iyi gelecektik. Öyle hissetmiştim.