İçeriğe geç

Anka

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Anka

Bölüm 2

2. Bölüm

Annesi minik kızını uyanması için küçük küçük öpmüş ama uyanmayınca gıdıklamak durumunda kalmıştı. Uyanır uyanmaz kahkahalara boğulan kız eve huzur saçmıştı.

"Güzel kuşum hadi kahvaltı yapalım." Dedi annesi. Ayağa kalkan kızın poposune bir şamar atarak tuvalete yönlendirdi. Pencereden dışarı bakınca havanın kapalı olduğunu gördü.

Anka, tuvaletin aynasından kendisine bakarken tuhaf yüz şekilleri yapıp gülüyordu. Dışarı çıktı ve onu bekleyen annesinin elinden tuttu. Annesinin sorusuyla ona baktı,

"İyi uyudun mu bebeğim?"

Gülümseyerek kafasını salladı Anka. Annesi tebessüm etti bu durumuna. Kızı pek konuşmazdı ama bakışlarıyla çok şey anlatır ve anlardı.

Beraber yemek odasına gittiler. Koca odada o, kızı ve hizmetçiler vardı. Berbarr kahvaltı yaparlarken Anka sessizliği bozdu,

"Babam ve amcam ne zaman gelecek anne? Onlara yaptığım resmi göstermek istiyorum."

Anka'nın sorusuyla annesinin omuzları düştü. Kocası ve kaynı bir ay iki hafta kadar görevdeydiler. Asker eşi olmak zordu. Ve böyle sorularda daha da zorlanıyordu Semra hanım.

"Şuleciğim, aşkım. Baban ve amcanda seni çok özlemiştir eminim ki. İşleri bitince gelecekler merak etme bebeğim benim.

10 yaşındaki Anka'nın kaşları çatıldı. Bence onu özlememişlerdi çünkü öyle olsaydı hep işe gitmezlerdi. Ankayla oyun oynar resim çizerlerdi. Annesine bir şey demeyip tabağını ittirdi ve bahçeye çıktı. Bu durum karşısında iştahı kalmayan Semra hanım yavaşça kalktı ve kütüphaneye doğru yürüdü.

Sinirli adımlarla bahçeye çıkan Anka bu durumu umursamamaya başladı. Belki umursamaz ve duygusuz görünürse Babası ve amcası nesi olduğunu sormaya gelirdi. O da öyle yapmaya karar verdi.

Uzun bir süre kum havuzunda oynayan Anka sıkıldı ve eve girdi.

"Anne! Anne!" diye bağırarak evde annesini aradı. Ev büyüktü ama Anka bu büyüklüğü seviyor kendi kendine,bazen hizmetli ablalarıyla, kovalamaca oynuyordu.

"Burdayım canım."

Mutfaktan annesinin sesini duyan anka oraya doğru gitti.

"Napıyorsun annecikk?" dedi meraklı adımlarla annesinin ne yaptığını anlamaya çalışırken. Tezgahın üzerinde olanı görünce zıplayarak alkış tuttu Anka. Çünkü annesi damla çikolatalı kurabiye yapıyordu! Çocuk ruhluydu o. Annesi onu hala bebekmiş gibi sever babası ise daha da bebek gibi davranırdı. O sert görünümlü albay kızı için kediye dönerdi. Ama amcası Anka'nın diğer tarafını keşfetmişti. Bir gün kendisinin tüfeğine ve bıçağına ilgiyle bakan Anka'yı yakalamış ve bıçağı kimseye söylememek ve oynamamak şartıyla Anka'ya vermişti.

Alkışlayan kızına gülerek bakan Semra hanım kızının burnuna parmağını değdirmiş ve orayı un yapmıştı. Bu duruma kahkaha atan Anka çalan kapının sesiyle kapıya doğru o halde koşmaya başladı.

"Babam geldi! Amcam geldi! Babam geldi! Amcam geldi!" diyerek sevinçle bağırıyordu.

Kapıyı açtı. Karşısında gördüğü kişiler babası ya da amcası değildi. Onlarda askerdi ama beklenilen kişiler değildi.

Babasını ve amcasını göremeyen Anka'nın yüzündeki gülümseme solarken annesi,

"Kim gelmiş kuşum?" Diyerek kapıya yöneldi. Gördüğü kişilerle durumu anlayan Semra hanımın anında gözleri doldu.

"Ee hani babam nerde amcam nerde siz kimsiniz?"

Anka'nın soruları Semra hanımın sol gözünden bir damla yaş akmasına neden oldu.

Asker ona beklentiyle bakan kızın sorusuna karşılık önce yutkundu sonra ise

"Vatan sağolsun."

******

Kapının hayvan gibi vurulmasına tek gözümü noluyo ya dercesine açtım. Sonrasında duyduğum cümle yataktan firlamama neden oldu.

"Kalk lan anan ölüyor."

Hızla odadan çıktım ve annemin kaldığı odaya doğru gittim. Ağzından köpükler çıkan annemi yan döndürdüm ve krizi geçene kadar bekledim. Sonra ilaçlarını verdim. Gözlerim dolmuştu. Saçlarına minicik bir öpücük bıraktım ve geri çekildim ama o sırada dudağımda kalan saç teline baktım. İşte o an ağlamaya başladım. Zaten saçları tek tük tel olan annemin bir teli dudaklarımdaydı. Daha fazla yaşayamazdı biliyorum. Yine de ona son zamanlarını güzel yaşatmalıydım.

Son zamanlar.

Annem ölecekti. Tek kalacaktım.

Hayır hayır hayır düşünme Şule hayır. Düşünürsem günlerce ağlayacağımı biliyordum.

Onu bu evden götürmeliydim ama nasıl? Ya ben uyurken başına bir şey gelseydi? O zaman ne olacaktı? Bir plan yapmalıydım.

Huzurla nefes alan annemin elini öpüp odadan çıktım. Dün akşam yemediğim için çok açtım. Yemek odasına gelince burukça gülümsedim. Bu evde çok güzel zamanlarım vardı. Duygusuz ifademi takındım ve odaya girdim. Envere kısa bir bakış attım ve tabağıma bir şeyler almaya başladım. Annem ilaçlarla besleniyordu.

"Öldü mü sonunda hadi iyi haberi ver."sırıtarak dediği cümle sinirimi bozmuştu. Öfkeme yenik düşüp ayağı kalktım ve elimdeki çatalı hiç beklemeden eline sapladım. Sırıtan yüzü solarken acı içinde inledi ve ayağı kalktı. Hızla üstüme doğru yürürken geri geri gittim. Elindeki çatalı çıkartıp masaya biraz tuz döktü sonra çatalı ona saplayıp karnıma batırdı.

"Ebeni sikiyim senin!"dedim. Tükenmiştim. Çok yorulmuştum her şeyden. Acı çeken halime gülüp kahvaltısına devam etti. Karnımda saplı olan çatal bana tampon yaptığı için çıkarmadım. Soğuk terler akıtmaya başladım. Bağıra bağıra ağlamak istiyordum. İçimdeki intihar etme düşüncesi her geçen gün artıyordu ama annem için yapmıyordum. Merdivenlerden çıkıp annemin kaldığı odaya girdim. Burda ilk yardım çantası ve bir çok ilaç vardı. İlaçların olduğu dolabı açtım. İlk yardım çantasını dolabın en üst rafındaki kutunun içinde gördüm. Bir küfür mırıldanıp sandalye aradım ama etrafta dönen sandayle vardı bir tane. Bir elim karnımda bir elimle de sandalyeyi sürükledim. Ayağımı sandalyenin üstüne atınca canım yandı ve kendimi kastım. Gözümdeki yaşlar yerini aldı ve ensemdeki terler akmaya devam etti.

Derin bir nefes alıp sandalyeye çıktım ama dengemi kurmakta zorlandım. Dengemi sağlayinca tek elimle kutuya uzandım ve ilk yardım çantasını almaya çalıştım. Ama dengemi kaybetmem ve kutuyu çekmem üzerine yere düştüm ve kutuda üzerime düştü. Nefesim kesildi. Bu sefer kendimi tutamadım ve bağırdım. Çok çok canım yanmıştı. Ağlamaya başlamam ve bir yandan ilk yardım çantasını açmaya çalışmam ile çok acınası duruyordum.

İlk yardım çantasıyla birlikte kutudaki diğer şeylerde yere düşmüştü ama çıkan sesten endişelenmedim çünkü kimse buraya gelmezdi.

Çantadan çıkan morfini çatalın etrafına yaptım ve derin nefesler vererek aniden çatalı çektim. Birde tuza basmıştı çatalı. Orospu çocuğu!

Dişlerimi sıkarak çıkan kanları gazlı bez yardımıyla silmeye çalıştım ve bastırdım. Ağzımla diğer gazlı bezi açıp kenarda bekletirken yaranın üstüne tendürtüyot döktüm. Kan daha az akmaya başlayınca gazlı bezle iyice sardım ve bantladım. Duvara doğru sırtımı yaslayıp kutudan düşen diğer şeyleri koymaya başladım.

Düşen şeyleri koyarken elime bir kağıt parçası geldi.

Pembe dolap "Şafak"

Bana oldukça anlamsız gelen yazılara baktım ve onu da kutuya fırlatıp ayağımla ittirdim. Yavaşça ayağı kalktım. Katlanılabilir bi acı vardı karnımda. Morfin etki etmişti sonunda. Dikişe gerek kalmamıştı. Bir ağrı kesici içip annemin anlına öpücük kondurdum. Sonra merdivenlerden aşağı inip hazır soğuk sandviçlerden iki tane gömdüm. İki tane de odama götürmek için aldım. Odama gidip sandviçleri bıraktım ve kütüphaneye geçtim. Enver ortada yoktu. Piç kurusu. Elime bir kitap aldım ve okumaya başladım.

Yer altından notlar.

Kitaptan sıkılıp kafamı kaldırdım ve duvarda küçük bir çerçevede babam ve amcamın resmi vardı. Özlem burnumu sızlattı. Çok çok özlemiştim. Babam Yüzbaşı Asrın Ateş. Amcam Binbaşı Okan Ateş.

Beni küçük bebeği gibi seven iki adam. Her şeylerim. Toprağım, vatanım. Hayır. Ağlamayacağım. Onlar cennetteydi. Şehitlik herkese nasip olmazdı. İki kardeş baş başa verip şehit olmuşlardı.

Okan amcam büyük olandı babam ise küçük. Okan amcam asker olmak isteyince babamda olmuştu. Bir sürü göreve beraber gitmişlerdi. Geldikleri zaman ne kadar yorgun olursa olsunlar benimle ilgileniyorlardı.

Okan amcam bizde yaşıyordu. Görev burda olunca babam onu ikna etmişti. Aslen Çanakkaleliydik. Annem Mersinliydi. İkiside birbirini çok sevmişti ama aileler bu evliliğe karşıydı. Anneannemin gerekçesi babam asker olduğu içindi. Şehit olursa üzülürsün demişlerdi. Babaannemin gerekçesi ise annem kızıl olduğu içindi. Çocuğu kızıl olursa herkes ona gülermiş öyle dedi annem. Sonra hayır benim bebeğim çok güzel bir bebek diyip beni öperdi.

Sonuç olarak annem evden kaçtı. Ve babamda annem için annesini karşısına alınca görüşmeyi kestiler. Babam ve amcam şehit olunca babaannem nasıl kinlenmişse cenazeye bile gelmedi. Onu ve anneannemi hiç görmedim ama ikisindende nefret ediyordum.

Ne zaman aktığını anlamadığım göz yaşımı sildim ve odama gittim. Enver bugün ortada görünmemişti. Keşke daha hızlı saplasaydım o çatalı. Sandviçlerim bittiğinde elimi yıkamak için lavaboya gidicektim. Karnıma giren anı ağrı bana hayata sövdürttü. Elime geçen parfüm şişesini sinirden bir yere fırlattım ve banyoya girdim. Ellerimi yıkayıp yüzümü de yıkadım ve odaya geri girip ilaç aradım.

İlaç ararken dolabın yanına düşen parfüm şişesine bakıp goz devirdim ama gördüğüm şeyle ağzım hafif aralandı. Parfümün çarpma etkisiyle dolabın bir kulbu kırılmış ve altındaki pembe boya ortaya çıkmıştı.

"Pembe dolap "Şafak"

Bölüm sonu

1 yorum