İçeriğe geç

Anka

Bölüm 11 · 7 dk okuma

Anka

Bölüm 11

10. Bölüm

Hayat çok garipti. Tuhaf sürprizler tuhaf insanlar vardı. Şuan içinde bulunduğum durum daha da garipti. Garip değil, korkunçtu.

Sesli bir şekilde yutkunup fotoğrafa bakmaya devam ettim. Karnıma doğrultulmuş silah korkumu iki katına çıkartıyordu.

"Şule, Şule, Şule. Hiç mi akılanmazsın kızım sen?" Dedi keyifle. Sonra birden öfkeye büründü yüzü,

"Başından beri bütün konuşmalarımı duyup o soktuğumun askerine yetiştirdin değil mi?!"

Öyle bir bağırdı ki yüzümü buruşturdum.

"Onun hakkında düzgün konuş it!" Diye karşılık verdim bende. Yürek yemiştim sanırım.

Kaşları keyifle havaya kalktı. Silahı karnımdan çekip başını geriye atarak kahkaha atmaya başladı.

"Ne o aşık mı oldun prenses?" Diyerek dalga geçti. Bir şey demedim. Sonra tekrar yüzü öfkelendi.

"Senin akıllanman için siktiğimin insanlarının ölmesi mi gerekiyor lan?! Gidip geberteyim mi o ananı? Gidip sike sike öldüreyim mi o askeri?!"

Dedikleriyle korkum iyice ortaya çıktı. Yapar mıydı? Yapardı. Peki şuan benim ne yapmam gerekiyordu. Aniden ayağa kalktı. Kolumdan tutup benide sürüklemeye başladı.

"Nereye gidiyoruz?" Dedim korkuyla.

Eğer annem olmasaydı şu saniye silahı elinden almaya çalışır vururdum onu. Korumaların beni vurması umrumda olmazdı. Ama annem vardı. Enver'in vurursam annem ölürdü.

"Kes sesini!" Diyip bahçeye çıkardı. Siyah bir araba döndü önümüzde. Arabanın içine fırlattı beni. Dengemi kurmaya çalışırken Pars'ın verdiği telefon geldi aklıma. Denemeye değerdi.

Enver karşımdaki koltukta oturmuş telefonla konuşuyordu. Çaktırmadan tuş kilidini açtım telin. Bunun için yıldız tuşuna basmam lazımdı uzun uzun. Yaptım. Tuşlara bastığımdan dolayı çıkan ses olmasın diye öksürmeye başladım.

Öksürükten boğulsam Enver dönüp bakmazdı o yüzden bu da umrunda olmadı.

Rehberde kendini pizzacı olarak kaydeden Pars'a gülemedim bile.

Tuşa bastım ve aramaya geçti. Çok kısık bir ses duydum. Enver duymazdı çünkü telefonda hararetli konuşuyordu.

"Anka, iyi misin?" Diye seslenişini duydum. Nerde olduğumu nasıl haber verebilirdim?

"Aaa eski şeker fabrikasının yanındaki gazoz fabrikası. Gerçi burayı kullanmıyorlar eskimiş baya yeşil şekerlerin rengi solmuş." Dedim. Enver tuhaf tuhaf bana baktı.

"Dayan Anka. Geliyoruz."

***

Üstüme dökülen soğuk suyla gözlerimi açtım. Arabadan iner inmez başka yöne koşmaya başladım. Amacım kaçmak değildi. Amacım telefonu atmaktı. Enver görürse dayaktan beter ederdi. Telefonu fırlattım ve üç saniye sonra üzerime çöken bedenle yere yapıştım.

Telefonu görmemelerine sevinirken üstümdeki ağırlık ve yere yapışmanın verdiği acıyla bağırdım. En son şey ise kafama yediğim silah kabzasıydı.

Şimdi ise buradaydık. Enver burayı eskiden açılışları yapmak için kullanırdı. Fabrikalarından biriydi. Bir kaç kasa gazoz vardı. Muhtemelen tarihi geçmişti.

Bana soğuk su döken kişi ise Cengizdi. Bir şekilde haklı çıkmıştı. Pis pis sırıtarak bana bakıyordu.

Ne yapacağımı bilmiyordum. Pars gerçekten gelir miydi? Tüm vücudum ıslanmıştı. Üşümeye başlamıştım.

İçeri aniden Enver'in girmesiyle büyük kapı gıcırtılı bir şekilde açıldı. Yanıma hızlı adımlarla gelip öyle bir tokat attı ki bulunduğum yerde yankı yaptı.

Oturduğum sandalye yere düştü. Kulaklarıma ateş bastı hatta muhtemelen kanadı.

Cengiz beni yerden kaldırırken başımı toplayamadım. Ne vurmuştu lan böyle.

Tekrar gelip saçlarıma yapıştı ve yüzümü yüzüne yaklaştırdı,

"Hakkımda daha ne söyledin o siktiğimin askerine söyle!" Dedi. Canım çok yanıyordu. Ellerinde saçlarım kalmıştı muhtemelen.

"Siktir git!" Dedim ne kadar canım yansada. Yüzüne tükürdüm. Tek eliyle yüzündeki tükürüğümü sildi. Gözlerime baktı. Ben ne yapacağını beklerken o oturduğum sandalye ile birlikte beni duvara fırlattı. Evet cama kafa atan sinek gibi kaldım.

Acı içinde bağırırken duvara vurulması nedeniyle sandalye parçalandı benimle birlikte tahta parçalarıda üstüme düştü.

Eldivenim yırtılmış baş parmağımın görünmüştü.

Hareket edecek mecalim kalmamıştı. Bugün birisi ölecekti ve bu ben olacaktım.

Enver yanıma gelirken sikerler diyip acıyı unutmaya çalıştım. Yaplalayarak ayağa kalktım. Elimde, sandalyeden kırılan bir tahta parçası vardı. Hızla bana gelirken elimdeki tahta parçasını son gücümle Enver'in yanağına geçirdim.

Keşke yapmasaydım. Ama içimin yağları eridi. Enver bana sinirle bakarken gerileyemedim bile. Arkamda duvar vardı.

Saçlarımdan tutarak kapının olduğu yerin karşı duvarına fırlattı.

Ellerimi saçlarımın diplerine götürdüm. Çok canım yanıyordu.

"Getirin!"

İçeri giren sedyede hiçbir şeyden haberi olmayan annemdi.

***

Kaç saat geçmişti bilmiyorum. En köşede ellerim bağlı, eldivenlerim yoktu. Kilot ve sütyen vardı üstümde.

Taciz etmişti beni. Niye tecavüz değil diye düşünürken sik kırığının küçük kızları becermeme prensibi olduğunu söyledi. Sonra bir tane daha tokat yapıştırıp çıktı.

Annem geldikten sonra yalvarmaya başladım. O da he şöyle yola gel diyip beni taciz etti.

Annemi geri götürdüler. Nereye bir fikrim yoktu. Burada pencere olmadığından gecei gündüz mu ayırt edemedim. Kaç saat geçmişti? Saat mi geçmişti, gün mü?

Pars neden beni bulamamıştı? Enver o sırada çok yüksek sesle konuştuğu sırada duymamış olabilir miydi?

Gözüm elime kaydığında yumruk yaptım. Ellerim iğrençti. Bakamazdım.

Sonum böyle mi olacaktı? Ölecek miydim?

Başım dönmeye başladı. Burnumdan sıcak bir sıvı aktı. Kanıyordu. Dudaklarım acıyordu. Yüzüm acıyordu. Saç diplerim acıyordu. Bedenim acıyordu.

En acısı da katilim Enver Doğan gibi bir pislikti.

Başımın dönmesi devam etti. Kafam öne düştü. Gözlerimin önü karardı. Bayıldım.

****

Gözlerim açılınca gördüğüm şey dizlerim ayaklarım yerde kolumdan tutularak bir yere sürükleniyorum.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken silah seslerini fark ettim.

Pars gelmişti.

Sevinçle gözlerim aralandı. Beni sürükleyen bu iki maldan nasıl kurtulabilirdim. Saçma bir fikir geldi aklıma. Amaaan dedim. Bu saatten sonra ya ölürdüm ya gömülürdüm. Adrenalin acımın önüne geçmişti. Son gücümü kullanmaya karar verdim.

Aniden "ananı sikim o ne lan?!" Dedim önüme bakarak. Beni sürükleyenler bana bakınca korku dolu gözlerle önüme baktım. Sanki orda bir şey görmüşüm gibi gözlerimi büyütmüş oraya bakıyordum.

Adamlar tepkimi beklemediği için baktığım yere baktılar. Boşluklarından faydalanıp ikisininde bellerinde duran silahları aldım. İki elimde de silah vardı.

Durumum komikti çünkü kilot ve sütyenle duruyordum.

Onlara doğrultunca ikiside anlamadı ilk. Sonra anlayınca birbirlerine bakıp sırıttılar.

Niye güldüklerini anlamamıştım.

"Vursana bizi güzellik. Hadi bak alınırız." Dedi. Vuramayacağımı sanıyordu.

Bana bunu diyenin bacağına sıktım bir tane. Acı içinde yere düşerken gülümsemesi silindi. Yanındaki arkadaşı,

"Lan!" Dedi bana yaklaşarak. Elini uzattı silahı tutmak için. Uzattığı sırada bir tane daha sıktım. Kurşun avucunun içini delip geçerken o da acı içinde bağırdı.

Yanlarından geçip gitmemi bekliyorlardı sanırım. İkisinin kafasına sıktım.

Bir saniye bile düşünmedim sıkarken. Daha sonra üzülürdüm.

Etrafa geçip şarjörü çıkardım. Birinde iki birinde dört kurşun vardı. İki tane olanı dört tane olana taktım ve yoluma devam ettim. Annemi arıyordum.

Endişeli bir şekilde odalara bakmaya devam ederken Enver'i merak ettim. O nerdeydi? Gebermiştir umarım diye mırıldandım.

Bir odaya geldiğimde kapısının kilitli olduğunu fark ettim. Bir el ateş ettim kilide. Açılırken içeride her şeyden habersiz huzurlu uyuyan annemi gördüm.

Tek başıma çıkaramazdım onu. Hele bu çatışmada kurşunların arasına atamazdım.

Odadan çıkıp Pars'ı aramaya koyuldum. Ayağıma çorap ve ayakkabı olmamasından dolayı kırılan camlar batıyordu. Hala iç çamaşırımla olduğum için üşüyordum. Yara içindeydi bedenim. Ayaklarımın acısını umursamamaya çalışıyordum.

Hadi be kızım, sen ne acılar yaşadın bunlar seni yıkamaz.

Tabanca sağ elimdeydi. Sol elim ise yumruk bir şekildeydi. Kimse görsün istemiyordum.

Pars'ı ararken dişlerim birbirine çarpacak derecede titremeye başladım.

Sonra kolumdan tutulup çekildim.

Panikle, "Dokuma bana, sakın bana dokunma adi piç" diyerek kurtulmaya çalıştım. Ani çekmesinden dolayı başım çeken kişinin göğsüne çarptı. Tanıdık koku burnuma dolarken sakinleştim.

"Şşt, geçti." dedi yumuşakça. Pars.

Gözlerine baktığımda çenesi seğirir gibi oldu. Yüzünde maske vardı. Sadece gözlerini görüyordum. Elini yanağıma koyup belli belirsiz okşadı.

Acıdan dolayı bir ses çıkartırken kendi kendine bir küfür mırıldandı. Sonra ceketini çıkartıp bana verdi.

"Buz gibi olmuşsun." Dedi öfkeyle. Vücuduma bakmamaya çalışarak giydirdi ceketi. Fermuarı boğazıma kadar çekti. Muhtemelen komik görünüyordum ceketin içinde. Boyum 1.65ti ama Pars'ın anca göğsüne gelebiliyordum, uzundu o. Sol elimi ceketin cebine attım.

Çok hoş kokan Pars ceketinin içinde etrafıma bakıyordum. Elimdeki silahı fark etti. Bir şey demedi, almadıda.

"Bu taraftan güzelim." Dedi beni belimden yönlendirerek. Çaktırmadan ceketi koklarken aklıma dank etti. Koku kafamı bulandırmıştı. Annemi kurtaracaktım en son.

"Dur, dur Pars annem. Annem burada." Diyip elimle odayı işaret ettim. Odaya kısa bir bakış attı.

"Tamam, ilk seni buradan çıkaralım tim anneni alacak merak etme."dedi ve kulaklığına dokunarak ekibine annemi almalarını emretti.

Pars ayaklarıma baktı. Yapacak bir şey yoktu. Kucağına alsa tehlike anında beni ya da kendisini koruyamazdı.

Camsız yollardan yürüttüğünü fark ettim. Tebessüm ettim.

Dışarı çıktığımızda bir araba bizi bekliyordu. Havanın rüzgarlı olması daha da üşütmüştü beni. Titrediğimi fark eden Pars tam beni arabaya bindirecekti ki Pars'a silah doğrultan bir adet Enver gördüm.

O panik ve heyecanla nasıl yaptım bilmiyorum ama Pars'ın önüne geçtim. Kurşun omzumu sıyırıp geçerken Pars durumu anladı ve beni arkasına alıp Enver'e ateş etti. Acı içinde kıvranan Enver vurulduğunu belli ederken benim elim hemen kanayan omzuna gitti.

Aşırı yanıyordu. Bu böyle bir şey miydi? Kolum uyumuştu. Arkamda duran arabaya yaslandım. Pars endişeyle,

"Anka! Vuruldun! Hemen arabaya bin gidiyoruz. Hemen!" Dedi. O sırada binadan çıkan timi gördüm. Asker adam endişeyle,

"Komutanım! Şule bacım! İyi misiniz?"

Valla bende bilmiyorum asker çocuk demek isterdim ama diyemedim. Asker kadın,

"Komutanım Semra Hanım hiçbir odada yoktu. Bütün odaları iki kere kontrol ettik ama hiçbirinde yoktu. Birisi götürmüş olmalı." Dedi soğukkanlılıkla. Gözlerim yaşardı. Görüşüm bulanıklaştı. Elimdeki silah düştü.

Annem neredeydi? Kim kaçırmıştı? Benim hayatım nereye kadar böyle olacaktı?

Böyle düşünceler içindeyken Pars omzuma bir gazlı bez koydu.

"Bastır tampon yap. Bir de ben bakacağım odalara." Dedi ilerleyerek. O sırada başka bir askerden bir ses yükseldi.

Dürbünle fabrikaya bakıyordu hala.

"Komutanım! Komutanım! Semra hanım orada. Ana girişte. Kapıyı açsak hemen alırız." Dedi cevap bekleyerek. Pars tam cevap verecekken kimsenin beklemediği bir şey oldu.

Fabrika birden koca bir gürültüyle patladı ve alev aldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.