Bölüm 13: sana karşı Boş Değilim
Sabah olduğunda Gon, gözlerini açar açmaz önce tavana baktı.
Bir süre hiçbir şey düşünmeden öylece kaldı.
Sonra dün gece olanları hatırladı.
Killua'nın sesi.
Bakışları.
Ve o cümle.
"Çünkü seni sadece arkadaşım olarak görmüyorum."
Gon yavaşça doğruldu.
Dün gece Killua'nın söyledikleri onu korkutmamıştı. Hatta düşündüğü kadar garip bile gelmemişti. Sadece... ne cevap vereceğini bilmiyordu.
Çünkü Killua'nın hisleri konusunda artık şüphesi yoktu.
Ama kendi hisleri?
İşte orası hâlâ bulanıktı.
Gon yatağın kenarına oturdu ve ellerini dizlerinin üzerine koydu.
"Ben ne hissediyorum?"
Bu soruyu dün geceden beri defalarca kendine sormuştu.
Killua'yı seviyordu.
Bundan emindi.
Ama bu sevginin tam olarak ne olduğunu bilmiyordu.
Onu dört yıl boyunca özlemişti. Yanında olduğunda kendini daha rahat hissediyordu. Killua'nın sesini duymak, onunla yürümek, birlikte yemek yemek... Bunların hepsi Gon'a eskisinden bile daha iyi geliyordu.
Peki bunların hepsi sadece arkadaşlık mıydı?
Gon başını eğdi.
"Sanırım... bilmiyorum."
Tam o sırada kapının ardından Killua'nın sesi geldi.
"Gon?"
Gon irkildi.
"Gel."
Kapı açıldı.
Killua içeri girdiğinde yüzünde her zamanki sakin ifade vardı. Fakat Gon onun gözlerine baktığında, dün geceden sonra hiçbir şeyin eskisi kadar basit olmadığını düşündü.
Killua birkaç saniye sessiz kaldı.
"Uyandın."
"Evet."
"İyi uyudun mu?"
"Fena değildi."
Killua başını salladı.
Sonra Gon'a baktı.
Biraz uzun baktı.
Gon bunu fark etti.
"Ne oldu?"
Killua hemen bakışlarını başka tarafa çevirdi.
"Hiç."
Gon kaşlarını kaldırdı.
"Bakıyordun."
"Bakamaz mıyım?"
"Bakabilirsin."
"İyi o zaman."
Killua kapıya doğru döndü.
Gon ise bir süre arkasından baktı.
Sonra aklına gelen şeyi söylemeye karar verdi.
"Killua."
Killua durdu.
"Ne?"
Gon yatağın kenarından kalktı.
"Dün gece söylediklerini düşündüm."
Killua'nın omuzları hafifçe gerildi.
"Ve?"
Gon birkaç saniye sustu.
"Hislerimden tam emin değilim."
Killua'nın yüzündeki ifade çok az değişti.
Gon devam etti.
"Ama sana karşı tamamen boş da değilim."
Killua yavaşça ona döndü.
"Gon..."
"Ne olduğunu bilmiyorum," dedi Gon dürüstçe. "Ama seni gördüğümde hissettiğim şey sadece... normal bir arkadaşlık gibi gelmiyor bazen."
Killua hiçbir şey söylemedi.
Gon devam etti.
"Seni özlediğimde de... sadece eski arkadaşımı özlemiş gibi hissetmedim. Yanımda olmanı çok istedim. Şimdi de istiyorum."
Killua'nın bakışları yumuşadı.
"Yani..."
"Yani bilmiyorum."
Gon hafifçe gülümsedi.
"Ama bunu anlamaya çalışacağım."
Killua birkaç saniye onu izledi.
Sonra yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
"Bu benim için yeter."
---
Görevleri öğleden sonra başladı.
Şehrin biraz dışında, ormanlık bir bölgede kaybolan birkaç tüccarın izini sürmeleri gerekiyordu.
Gon önden yürürken Killua her zamanki gibi onun yanında ilerliyordu.
Fakat bugün bir fark vardı.
Killua eskisinden daha yakındı.
Önceden aralarında rahatça bir insanlık mesafesi bırakırdı.
Şimdi ise omuzları zaman zaman birbirine değiyordu.
İlkinde Gon pek önemsemedi.
İkincisinde de.
Üçüncüsünde Killua'nın kendisi geri çekilmedi.
Gon ona baktı.
"Bugün biraz yakın yürüyorsun."
Killua hiç düşünmeden cevap verdi.
"Öyle mi?"
"Evet."
Killua birkaç saniye düşündü.
"Rahatsız mısın?"
Gon başını iki yana salladı.
"Hayır."
Killua'nın yüzünde belli belirsiz bir rahatlama oluştu.
"Tamam."
Ve yürümeye devam etti.
Bir süre sonra Gon ayağının takılmasıyla hafifçe öne sendeledi.
Killua refleksle Gon'un kolunu tuttu.
"İyi misin?"
"Evet."
Killua elini hemen çekmedi.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra fark edip bıraktı.
"Önüne bak biraz."
Gon güldü.
"Sen de eskiden böyle yapardın."
"Eskiden de seni düşmekten kurtarıyordum."
"Doğru."
Killua ona baktı.
"Hiç değişmemişsin."
Gon gülümsedi.
"Sen de değişmişsin."
"İyi yönde mi?"
"Kesinlikle."
Killua'nın yüzünde gururlu bir ifade belirdi.
"Demek fark ettin."
"Tabii ki ettim."
Gon biraz düşündü.
"Çok daha güçlüsün. Daha sakin görünüyorsun. Eskisinden daha dikkatli hareket ediyorsun."
Killua hafifçe güldü.
"Başka?"
Gon ona baktı.
"Yakışıklı da olmuşsun."
Killua olduğu yerde neredeyse tökezledi.
"Ne?"
Gon şaşkınlıkla baktı.
"Ne oldu?"
"Sen..."
Killua yüzünü başka tarafa çevirdi.
"Hiçbir şey."
Gon anlam veremedi.
"Gerçekten yakışıklı olmuşsun."
"Tamam, tamam. Anladım."
Killua'nın kulakları hafifçe kızarmıştı.
Gon bunu fark etmedi.
Görevin geri kalanında Killua birkaç kez daha Gon'u övdü.
Jajanken kullanırken,
"Tekniğin inanılmaz gelişmiş."
Bir engeli tek başına aşınca,
"Eskisinden çok daha iyisin."
Bir iz fark ettiğinde,
"İyi gözlem."
Gon her seferinde aynı şekilde gülümsüyordu.
"Teşekkür ederim."
Killua ise her seferinde Gon'un o gülümsemesini birkaç saniye fazla izliyordu.
Artık bunu saklamaya çalışmıyordu.
Belki Gon fark etmiyordu.
Belki fark ediyordu ama üzerine düşünmüyordu.
Killua içinse önemli olan tek şey, artık hislerini inkâr etmek zorunda olmadığını bilmesiydi.
---
Görev tamamlandığında hava kararmaya başlamıştı.
Şehre döndüklerinde Gon biraz önden yürüyordu.
Tam o sırada sokak köşesinden küçük bir çocuk koşarak geldi.
"Abi!"
Gon durdu.
Çocuk nefes nefese kalmıştı.
"Ne oldu?"
"Yardım eder misin?"
Gon hemen çömeldi.
"Tabii. Ne oldu?"
Çocuk biraz ileride duran küçük bir arabayı gösterdi.
"Topum oraya kaçtı. Ama yetişemiyorum."
Gon ayağa kalktı.
"Tamam. Nerede?"
Çocuk Gon'un elinden tuttu.
"Şurada!"
Gon onunla birlikte yürümeye başladı.
Killua birkaç adım geride kaldı.
Önce sadece izledi.
Gon çocuğun topunu alıp geri verdi.
Çocuk sevinçle Gon'a sarıldı.
"Teşekkür ederim!"
Gon güldü.
"Önemli değil."
Çocuk Gon'un elini bırakmadı.
"Abi, sen çok güçlüsün!"
Gon güldü.
"Evet, biraz."
Killua'nın kaşları hafifçe çatıldı.
Çocuğa değil.
Gon'un ona gülümsemesine.
Onun elini tutmasına.
Ve birkaç saniye önce kendisinin hissettiği o sıcaklığın şimdi başka birine yönelmiş olmasına.
Killua bunun mantıksız olduğunu biliyordu.
Çocuk sadece çocuktu.
Gon sadece yardım ediyordu.
Ama yine de içindeki o tanıdık huzursuzluk yükselmeye başlamıştı.
Gon çocuğun saçını hafifçe düzeltti.
"Şimdi evine git, tamam mı?"
"Tamam!"
Çocuk koşarak uzaklaştı.
Gon arkasından baktı.
"Ne tatlı çocuktu."
Killua cevap vermedi.
Gon ona döndü.
"Killua?"
"Hm?"
"İyi misin?"
"İyiyim."
Gon birkaç saniye onu inceledi.
"Yalan söylüyorsun."
Killua iç çekti.
"Sen de her şeyi anlamaya başladın."
"Biraz."
Killua ellerini cebine soktu.
"Çocuğu kıskandım."
Gon gözlerini kırpıştırdı.
"Çocuğu mu?"
"Evet."
Gon birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra gülmeye başladı.
"Killua, o daha çocuk."
"Biliyorum!"
Killua istemeden sesini yükseltti.
Sonra yüzünü buruşturdu.
"Saçma olduğunu biliyorum. Ama seni başkasına bu kadar sıcak davranırken görünce..."
Sustu.
Gon'un yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"Ne?"
Killua bakışlarını kaçırdı.
"Hoşuma gitmedi."
Gon birkaç saniye onu izledi.
Sonra Killua'nın yanına geldi.
"Ben sana da öyle davranıyorum."
Killua ona baktı.
Gon devam etti.
"Belki daha fazla bile."
Killua'nın kalbi hızlandı.
"Öyle mi?"
"Evet."
Gon bunu söylerken oldukça sakindi.
"Çünkü sen benim için önemlisin."
Killua cevap veremedi.
Gon onun yanında yürümeye başladı.
Bu kez aralarında neredeyse hiç mesafe yoktu.
Killua da geri çekilmedi.
Ve ikisi şehrin ışıkları altında yan yana ilerlerken, Gon ilk kez kendi sözlerini düşünmeye başladı.
"Sana karşı tamamen boş değilim."
Belki de bu cümle, sandığından daha önemliydi.
Belki henüz cevabı bilmiyordu.
Ama Killua'ya karşı içinde bir şey vardı.
Not;😋🙏🏻hadi bakalımmm
