İzgi ve arkadaşı Elis kütüphaneye gitmeye karar verirler. Tüm gün kütüphanede durup daha fazla odaklanmak isterler. İzgi sabah kalktığında hazırlanmaya başlamadan önce Elis'i arar.
- Elis uyandın mı ?
- Evet, hâlâ çok uykum var. Kaçta çıkacağız ?
- Bilmem on buçukta çıkarız.
- Tamam hazırlanmaya başladın mı ?
- Hayır, şimdi hazırlanacağım.
- Tamam. Kombininin fotoğrafını at bana unutma.
- Peki, sen de at.
- Görüşürüz.
- Görüşürüz.
İzgi üzerine ; beyaz sıfır kol bir bluz, mavi kısa bir ceket ve siyah kumaş pantolon giyip sırt çantasını hazırlar. Saçlarını düzleştirip topladıktan sonra hafif dudak kalemi ve biraz rimel sürüp evden çıkar. Yolda giderken bir yandan da Elis'e mesaj atar.
- Hazır mısın ? Çıktım ben.
- Hazırım beş dakikaya çıkacağım.
- Tamam ben otobüs durağına gidiyorum. Orada buluşuruz.
- Tamamdır.
İzgi durakta beklemeye başlar, çok geçmeden Elis yanına gelir. Ve otobüse binerler. Elis ve İzgi küçük bir sahil kasabasında yaşadıkları için kütüphane biraz uzaktadır.
- Elis kaç dakika sürüyor kütüphaneye gitmek ? Ben daha önce hiç gitmedim.
- Ortalama kırk beş elli dakika sürüyor. Ben de bir kere ablamla gitmiştim.
Elis'in ablası Güzel Sanatlar Fakültesinde okur. Fakülte kasabaya uzak olduğu için yurtta kalır. Yurt kütüphaneye yakın bir yerdedir. Elis bu yüzden ablasına yakın olana gitmek istemiştir.
- Gitmişken ablama da uğrarız değil mi ?
- Evet, çalıştıktan sonra mola verdiğimizde ablanın yanına gideriz.
Yaklaşık kırk beş dakika sonra otobüsten inerler. Beş dakika yürüdükten sonra kütüphaneye girerler. Güzel bir yere oturup yerleştikten sonra çalışmaya başlarlar. İzgi'nin önüne uzun, geniş omuzlu, saçları kahverengi ve dalgalı, gözleri hafif çekik olan bir çocuk oturur. Çocuk dışarıdan çok soğuk, umursamaz görünür. İzgi'nin önüne oturduğu için dikkati dağılır. Çocuk hoşuna gittiği için de dikkatli bakmaya başlar. İzgi içten içe ne kadar yakışıklı diye düşünürken bir anda çocuk İzgi'ye bakar. İzgi aniden masanın altından çocuğun bacağına hafif bir çığlık atarak tekme atar. Çocuk geri çekilir. İzgi panikler.
- Çok özür dilerim ! İsteyerek yapmadım. Aniden oldu.
Çocuk umursamaz bir tavırla göz devirerek şöyle der.
- Sorun yok.
Çocuk İzgi'nin çok hoşuna gitmiştir. İzgi neredeyse telefon numarasını isteyecek haldedir ve o halde ders çalışmaya odaklanamaz.
Elis de ne olduğuna anlam verememişken İzgi'ye bir bakış atar. En yakın arkadaşı olduğu için İzgi'nin çocuğu beğendiğinin farkındadır ve İzgi'ye mesaj atar.
- Telefonunu sessize al.
İzgi şaşırır. Birden neden olduğunu anlamaz.
- Neden ki ?
- Sen dediğimi yap çabuk.
İzgi dediğini yapar telefonunu sessize alıp çantasına koyar.
Elis çocuğa bakar ve fısıldayarak şöyle der.
- Merhaba acil annemi aramam gerekiyor ancak şarjım bitmiş telefonunuzu kullanabilir miyim ?
Çocuk bir İzgi'ye bir Elis'e bakarak "Tamam." Der.
Elis çocuğun telefonundan İzgi'yi arar. İzgi fark etmez çünkü telefonu sessizde ve çantadadır. Elis telefonu biraz çaldırdıktan sonra kapatır.
- Açmadı, şarjım dolunca mesaj atarım artık.
Çocuk hiçbir tepki vermeyip sessizce telefonunu geri alır.
Elis bu sırada hiçbir tepki vermeyip ders çalışmaya odaklanmaya çalışır. Akşamüstü olduğunda kızlar çıkmak için hazırlanırken çocuk hâlâ ders çalışıyordur. İzgi bir yandan hiç gitmek istemez bir yandan da çok yorulduğunu hisseder. Elis ve İzgi kütüphaneden çıkıp usul usul yürürken Elis İzgi'nin neyi olduğunu sorar.
- Neyin var ? Moralin bozuk gibi.
- Çocuk çok yakışıklı değil miydi ? Neden bilmiyorum ama çok ilgimi çekti. Kütüphaneden çıkasım gelmedi bildiğin.
- Evet fark ettim. Bu yüzden senin için bir şey yaptım.
- Ne yaptın ?
- Telefonuna bak bakalım.
İzgi çantasından telefonuna bakar ve bir numaranın onu aradığını görür. Şaşkınlıkla Elis'e döner.
- Bir numara aramış sadece. Ne anlamam gerekiyor ?
- İşte anlaman gereken o numara.
- Nasıl yani ? Sen cidden benim için numarasını mı aldın ?
- Evet !
İzgi çok sevinir, Elis'e sarılır. Bir anda çok heyecanlanır ve kalp atışları hızlanır.
İzgi Elis'e teşekkür ettikten sonra yazmayı düşünür ama nasıl yazacağını bilemez. Elis'e sorar fakar onun da fikri yoktur. Yazma işini daha sonraya bırakıp Elis'in ablasını ziyarete giderler. Daha sonra geç olmadan otobüse binmek için yola çıkarlar. Durağa yürüdükten sonra İzgi'nin morali düşer. Anlık gelen bir kararla mesaj atmamaya karar verir.
Aklına gelen fikir ise şudur her gün kütüphaneye onu görmeye gitmeye karar verir. Bu yüzden Elis'i de ikna etmek ister. Durakta birlikte otururken :
- Elis bir hafta boyunca hep mi gelsek ?
- Neden nerden çıktı şimdi bu ? Her gün bu yol çekilmez ki.
- Daha çok çalışmış oluruz diye düşündüm.
- Eminim o yüzdendir İzgi. Ben tahmin edebiliyorum nedenini merak etme.
- Ya Elis evet, haklısın. Numarasını bile almışsın ama yazmaya cesaretim yok. Yalanımız ortaya çıkacak. Yalandan telefonunu isteyip beni aradığını anlayacak. Kötü bir durumda olacağım. O yüzden yazmamaya karar verdim. Kütüphaneye gidip yanından olmak istiyorum.
Elis bu kadar açıklamaya ve ajitasyona dayanamayıp kabul eder. Ertesi sabah tekrar kütüphaneye gelirler. Elis'in kalbi heyecandan güm güm atar. Belki bugün konuşabiliriz diye düşünür içten içe. Otobüs boyunca hiç konuşmazlar. İndiklerinde Elis şaşırır.
- Yol boyunca hiç konuşmadın. Ne düşünüyorsun bu kadar ?
- Elis çok heyecanlandım tekrar karşılaşıp bu sefer konuşuruz belki diye.
Elis İzgi'nin böyle demesi üzerine patlatır kahkahayı. Gülerek İzgi'ye döner ve şöyle der.
- Canım arkadaşım sen yine de kendini çok kaptırma, hayal kırıklığına uğrama diye söylüyorum.
İzgi kendini çoktan kaptırmıştır. Heyecandan içi içine sığmıyordur. Kütüphaneye girerler ve girer girmez İzgi çocuğu arar. Tekrar aynı masada birlikte oturmak ister. Bir süre tüm masalara baktıktan sonra çocuğun olmadığını fark ederler. İzgi hayal kırıklığına uğrar. İçindeki kıpır kıpır heyacan yerini bir hiçe bırakır. Elis İzgi'nin omzuna hafifçe dokunarak "Her gün kütüphaneye gelmiyor demek ki üzülmeye gerek yok. Mesaj atmalısın bence, böyle her gün de gelsek onu bulacağımızın garantisi yok. Yaz gitsin."
İzgi kendini kötü hisseder, kütüphane uzak olduğu için ve de çocuğun kütüphanede olup olmayacağının garantisi olmadığı için arkadaşını da yanında sürüklemek istemez. Artık tek geleceğini Elis'e söyler.
İzgi ertesi gün de kütüphaneye gider. Diğer gün de ve diğer günde ama çocuk gelmez. Derken tam umudunu kaybetmişken kütüphaneye gittiği bir gün kütüphanenin camından bakarken görür. Çocuğun yanına gider. Çocuk aniden irkilir. Kız gülümseyerek bakarken, çocuk da endişeli ve şaşkın bir şekilde bakar.
- Seni gördüğüme sevindim. Ben İzgi.
Çocuk gülümseyerek cevap verir.
- Ben de seni gördüğüme sevindim. Adım Kaan. Yazarsın diye düşünmüştüm ama yazmadın.
İzgi bir anda şaşırır, panikler. İzgi daha bir şey diyemeden çocuk gülümseyerek konuşur.
- O gün arkadaşın benim telefonumdan arama yaptığında çantandaki telefonun ekran ışığı dışarı yansıyordu. Arkadaşın aramayı bitirince ekranın da kapanmıştı. Fark ettim ama ses çıkarmadım. Telefonumu alınca numaranı kaydettim. Yazmanı bekledim ama yazmadın.
Kaan İzgi'nin numarasını aldığı gün numarasını "Kütüphanedeki Kız" olarak kaydetmişti. İster istemez İzgi'nin ilgisi onun da hoşuna gitmişti.
- Yazamadım çünkü yalancı konumuna düşmek istemiyordum. Oysa çoktan biliyormuşsun. Şu an çok utanıyorum.
- Aksine yazmaman çok hoşuma gitti. İlgimi böyle çektin. Başka biri olsa yazardı. Utanmana gerek yok.
İzgi ağlamaklı bir surat ifadesiyle Kaan'a dönerek şöyle dedi.
- Kaç gündür kütüphaneye geliyorum belki karşılaşırız diye. Neden gelmedin ?
- Ne ? Ben de her gün kütüphaneye geldim. Zamanım kısıtlı olduğu için çok vaktim yoktu ancak yine de geldim. Bugün de sana bakmaya gelmiştim.
Kaan İzgi'ye gülümseyerek baktı.
- Şimdi yarı zamanlı işime gitmem gerekiyor. Sonra tekrar konuşalım. Numaramı biliyorsun. Görüşürüz.
- Görüşürüz.
Kaan iyice uzaklaştıktan sonra İzgi'nin telefonuna bir mesaj geldi. Kaan mesaj atmıştı.
- SENDEN HOŞLANIYORUM...