İçeriğe geç

Angorm

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Angorm

Bölüm 4

Yolculuk

Akciğerlerinin ağrısıyla uyandı Alex. Hiçbir şey görmüyor gözlerini dahi açamıyordu. Hemen kendini yan döndürmeye çalıştı. Ama bu işe yaramıyordu. Daha sonra kollarını arkasına koyup doğrulmaya çalıştı. Ama bunu da yapamıyordu çünkü değil doğrulmak kollarını arkaya bile götüremiyordu. Sürekli deneyerek belki onu engelleyen kütleyi biraz olsun aralayabileceğini düşündü ama düzinelerce denemeden sonra hala durum değişmedi. Ses çıkartmaya çalıştı. Bu belki de bir yardım çağrısı olarak görülebilirdi -varsa- başka biri için. Bunu yaptığında bir an çok sevindi. Çünkü ses tellerinin titreştiğine emindi. Ama hiçbir ses duymamış olmak onu daha da garip bir ruh haline soktu. Zihninde yer alan eski bildiklerine monte ederek anlayacağı bir gerçeklikte değildi ve bunu kanıksamaya başlamıştı ama kendi sesini kendi içinden nasıl olur da duyamazdı ki? Yapabileceği her fiziksel hamleyi tek tek denedikten sonra kararını verdi. Vücudunun hiçbir noktasını hareket ettiremiyordu. Hareket etmeyi bir kenara bırak, Koku, tat ve ses bile (kendisininki dahil) hissedemiyordu. Hissedebildiği tek şey üzerine basınç uygulayan topraktı. Daha sonra refleksif olarak devam ettirdiği şeyleri düşündü. İç organlarını pas geçti. Zira hala çalışıyorduysalar bile onları hissedemiyordu zaten. Ve çok uzun süren 3 saniyeden sonra hala nefes alabildiğini fark etti. Nasıl nefes aldığına dair bir fikri yoktu ama her nasıl ayarlanmışsa vücudu hayati işlemlerini devam ettirebiliyor sadece seçimlere dayalı olanları yapamıyordu. Alex, Slytsia düzlüğünün gizemli toprağının içerisinde hiçbir şey yapmadan duruyor, sadece varlığını sürdürüyordu. Belki de bu, o garip yaratığın yarattığı bir çeşit hücreydi. Eğer öyleyse insan elinden çıkmış o cani ağırlaştırılmış hücrelerden kesinlikle daha beterdi. Biraz daha düşündükten ve denediği basit harekete dayalı şeyleri tekrar tekrar denedikten sonra yapabildiği tek şeyin nefes alıp vermek olduğunu kanıksaması ve diğer şeyleri denemeyi bırakması uzun sürmedi. Ama nefesini nasıl lehine nasıl kullanabilirdi ki? Önce hızlı nefes alıp vermeye başladı belki kendimi birilerine belli ederim düşüncesiyle. Bununla beraber göğsünün üstündeki toprak baskısını daha da artırıp acı çektirmeye başladı. "Sanırım bu cezaya katlanmalıyım" diye düşündü. Halbuki suçunun ne olduğunu bile bilmiyordu.

Böyle bir hücrede Alex'in deliye dönmesi uzun sürmedi. Birkaç saat sonra sürekli nefes alıp vermeye ve gelen baskının kendisini öldürmesi için acıya katlanıp bunu sürdürmeye başladı. Ama baskı ne kadar artarsa nefes alıp vermek o kadar zorlaşıyor ve bir sonraki artış için gerekli nefesi alıp vermek de bir o kadar imkânsız bir hal alıyordu. Sonunda nefes alabilecek dermanı kalmayınca nefesini tutmaya karar verdi. Belki kendini bayıltabilir ve tatlı ölüm yaşayacak fırsat bulabilirdi. Yavaşça zihni bulanıklaştı ve bilinci kayboldu.

Bir anda her tarafı titremeye ve yaşadıkları -hatta belki de yaşamadıkları- bir bir gözünün önünden geçmeye başlıyor, bilinci zihnine yeni kazınmış anılarını bulmakta zorlanıyordu. Bu zorluğa göğüs germesinden dolayı mıdır bilinmez, bayılmadan önce zaten geçici belleğinde bulunan birçok şeyi de artık belleğinde bulamıyordu. Etrafındaki şeyleri anlamlandırmak için etrafına bakınıyor ama hiçbir şey göremiyor, değil nefes alıp almadığını fark edebilmek, vücut birimlerinin ve organlarının varlığından dahi emin olamıyordu. Korktuğunda ya da dirseğini sert bir yere çarptığında gelen o irkilme duygusu tüm vücudunu kaplamış ve her tarafı sanki elektrikleniyor gibiydi. Bir anlığına bunun kendine benzer suçlulara uygulanan bir çeşit işkence olduğunu düşündü. Ama bu karanlık düşünceyi def etmesini sağlayan bir etken vardı. Yavaş yavaş gözlerinin önünün açılmasıyla beraber vücudunun parmaklarından başlayan bir şekilde diğer uzuvlarının da tamamını hissedebilmesiyle rahatladı. Zihninin bulanıklığı ve bilincinin telaşı ona bu garip hisleri ilk defa yaşatmıyor gibiydi sanki.

Nefesini tutma ve göğsüne baskı uygulama yoluyla bayılmasının getirdiği bulanık zihni ona lise anılarını hatırlatmıştı. Gözlerini kapattı ve anımsadı. Suni olarak bayılttıkları lise arkadaşları kendini tamamen onların eğlencesine ve merhametine bırakırdı. Tamamen savunmasız kalacak olan bu kurbanın tek güvencesi bayıldığında kafasını bir yere vurmasını engellemek için unu tutup yavaşça yere indirecek iki kişi oluyordu. Kimisi uzun uzun baygın kalırdı, kimisi hemen uyanırdı. Kimi anlamsız hareketler ya da sesler çıkartıp ahaliyi korkuturdu, kimisi de hiçbir ses ya da belirti çıkartmadan sıfırlardı bilincini. Bu kişilerin bayılmasını izleyen ahali kimi zaman uzun süre baygın kalanlardan birini kurban seçip onu beyaz bir çarşafa sarıp her şeyden habersiz bilincini Cenaze dualarıyla karşılardı. Şimdi düşündüğünde bunun çok cani bir şaka olduğuna kanaat getirmişti. Az önceki kafa karışıklığı ve bilinmezlikle öldüğüne inandırılmak çok ama çok korkutucu olsa gerekti. Bunu yapan insanların arasında olması da onu bir hayli üzmüştü doğrusu. Ama olsundu, sonuçta "Kurban" olarak düşündüğü kişi dahi bu durumdan memnundu, herkesin yüzü gülüyordu bu aktiviteden sonra. Tüm bunları düşünürken kendi yaşadıklarını da yavaş yavaş tekrar anımsamaya başladı.

Hafızası kendine geldiğinde hissettiği bitkinlik hücre olduğunu varsaydığı o lanet durumdan çıktığına sevinemeyecek kadar ağır bastırmıştı. Gözlerini açmamasına rağmen güneş ışığını üzerinde hissedebiliyordu. Derin bir nefes aldı. Aşağıda kendini öldürmek için kendine yaptığı o basınç hissiyatını hatırlayınca ciğerlerinin bu kadar fazla havayla dolması onu hem çok şaşırtmış hem de çok mutlu etmişti. Gelen rahatlama ile gözleri yaşarmıştı. Gözlerini açıp doğrulmaya başladığı anda üstünde bulunduğu toprak kütlesi bir mancınık gibi onu tüm bunları yaşamadan önce gördüğü dağlara doğru fırlattı. Olayların farkına vardığında bulunduğu yükseklikten yere çarpan bir insanın yaşamayacağı hesabını yaptı. Üstüne üstlük yükseğe değil de dağlara doğru aldığı ivmenin Fırlatma oyunlarındaki gibi sekerek daha fazla hasar vereceği hesabını da katınca yaşama olasılığını sıfır olarak gördü.

Sonunda yer çekimi ivmesi düşey hızını sıfırlayıp aşağı doğru artırmaya başladığında, yani üzerinde gittiğini varsaydığı parabolün tepe noktasına geldiğinde yerle edeceği ilk temasın olduğu yerde bir çeşit çıkıntının olduğunu fark etti. Bu çıkıntı yerle ilk temasındaki hızının yönüne dik bir şekilde ayarlanmıştı. Yani çarptığında yüzeyin itmesi tamamen hızın tersine olacaktı. Duraksadı ve bütün bunları hesaplayabilmesine şaşırdı. Üstelik birkaç saniye içerisindeydi tüm bunlar. "Bu lanet yeni zihnim yüzünden öleceğim anın tüm ayrıntılarına hakimim artık." dedi içinden. Gözlerini kapattı ve çarpmaya kendini hazırladı.

Çarptığında onu oldukça centilmen karşılayan toprak yumuşak bir yüzey ve yavaş bir geriye ivmelenmeyle onu durdurdu. Onu karşılayan toprak platform daha sonra yavaşça yere serildi ve Alex'i ayakta bıraktı. Bu Alex'in hayatındaki en hızlı ve en korkutucu yolculuktu. Yine de birçok yönden kusursuzdu. Onu durduran platformun yere serilmesiyle az önceki yerden hayal meyal gördüğü dağların eteğinde olduğunu gördü. Gelmesi gereken yere de gelmiş bulunuyordu bu durumda. Zira o ærthaleana yakalanmasaydı da hiçbir şey görünmeyen bir düzlükte tek yapabileceği şey görebildiği tek yer olan bu dağlara gelmekti. Yaşadıklarını hafızasına kaldırıp yoluna baktı.

Alex’in eksiksizleşmiş dikkatinden kaçmayan bir nokta vardı, platformun düştüğü yerden bir adım sonrasının toprağı garip bir şekilde şu anda üstünde bulunduğu topraktan oldukça farklıydı. Renkleri ayırt etmek hiç de zor değildi. İçerisinde çok acı çektiği açık kahverengi topraklardan çıkıp dağlara doğru yol almaya başladı. Bir an duraksayıp geri döndü ve düşündü. Acaba aynı onun olduğu gibi başka birileri de hapsedilmiş miydi o korkunç hücreye? Aslında orada hiçbir şey yapmamanın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamıştı. İnsan olarak her zaman bir iş üzerinde olması gerektiğine kanaat getirmişti. Belki de bütün bunları yaşaması gerekiyordu bunu aklına daha iyi kazıması için. "Aptallık etme Alex, öyle bile olsa çok cani bir yöntemdi bu." dedi kendine sonrasında. Ardından daha iyi görüş kazanmak ve ardında ne olduğunu görmek için bu dağların birinin tepesine çıkma kararı verip beklemeden en yakın olanına çıkma kararı aldı.

Bölüm sonu

3 yorum