Sabah hazırlıkları tamamladıktan sonra kahve siparişlerin hazırlamak için mutfağa geçtiğim sırada Ms. Miller ve şirketin müdürü Mr. Yorkshire'ın içeri girdiğini ve yoldan ayrıldıklarını gördüm. Şirketimizin çok iyi bir elemanıdır Ms.Miller. Kendisinin buraya kadar yükselmesinde sivri zekası kadar Mr. Yorkshire’ın da etkisi olduğunu düşünmemizin bir diğer sebebi bu şekilde hep birlikte gezmeleri ve sürekli beraber bulunmaları olduğunu şirkette bilmeyen yoktur. Her sabah genelde kıskanç asistanların fısıltısı geldikleri koridoru sessizce yankılatırdı. Ben pek bu tarz işlerle ilgilenmesem de ilgimi çekmiyor değildi. Bu sıralar bu birlikte gelişlerin çoğalması olası bir birlikteliğin göstergesi gibiydi. Ms.Miller her şeyin farkında olduğunu ifade ede sert bakışlarını kızlara yönelttiğinde anlık bir sessizlik ve hemen yerlerinden kalkıp hep bir ağızdan günaydın dediler. Ben fark etmemiş gibi yapıp kahve hazırlamaya devam ettim ve siparişlerime iki büyük fincan daha ekledim. Geldiklerine göre ikisi içinde her sabah içtikleri kahveleri şimdiden hazırlamam onları memnun edecektir.
Kahve dağıtımımın bir kısmı bittiğinde Ms.Miller’ın ve Mr.Yorkshire’ın kahvelerini de beyefendinin odasına götürmeye kara verdim. Ne de olsa Ms.Miller yerinde yoktu. Tam gidecektim ki arkadan bir bayanın bana seslendiğini duydum.
“Bence hiç rahatlarını bozma, ne de olsa beraber yalnız kalmak istediklerinden müdürün odasındalar.”
Bunu söyleyen Mr.Yorksire’ın eski nişanlısı Lorelei idi. Kendisine sadece tebessüm etti ve yoluma devam ettim. Aslında vazgeçmek aklıma gelmişti ama ne de olsa bu benim görevimdi ve yapmazsam göreve itaatsizlik çok daha kötü bir sonuç doğurabilirdi. Tam kapıyı çalacaktım ki içeriden seslerin geldiğini duydum. Aslında kulak kabartmak hiç benlik şey değildi. Ama eğer gerçekten özel işleri varsa daha sonra da kahvelerini verebilirdim. Mahremiyet ne de olsa.
“Zaten sen ve şu aptal hareketlerin yüzünden dedikodumuz bile çıktı. Uzatmasana artık!”
“İki asistanın söyledikleri dedikodudan bile sayılmaz. Ayrıca anki sana bayılıyorum. Emin ol senin şu iğrenç yüzüne katlanacağıma eski nişanlımın dırdırını çekerim daha iyi.”
Görünenin tam aksi geçen konuşmalar oldukça ilgimi çekmişti. Bu benim bu kulak kabartma işimi biraz uzatmama sebep oldu tabii.
“ Neyse ne senin neyi tercih edip etmediğin umurumda değil sadece seni son kez uyarıyorum çünkü artık sonuçlarının ne kadar kötü olacağını sen de biliyorsun. Bunun sonu mezar efendim. Seni aynı senden öncekilere yaptığım gibi kefene yollamam mı istemiyorsan bu işi çabucak halledersin.”
Buraya doğru yönelen adımlar duyduğum gibi hemen koridorun sonuna hızla koştum ve kapı açıldı. Dışarıya Miller çıktı. Kapıyı sessizce peşinden kapattı ve hızla kendi masasına yöneldi.
Ben duyduklarıma şaşkınlık ama bir o kadar da merakla tekrar tekrar göz önünden geçiriyordum. Kahve köşesinde kendime acı bir kahve karıştırırken birinin yöneldiğini hissettim ve derin düşüncelerimden sıyrılmam ile karşımda Miller’ın belirmesi bir oldu.
“Bana bir Americano olsun şu orta boy bardaklardan malum sabahkini içemedim”
Ufak bir tebessümle bana bakıyordu. Anında bulunduğum şok pozisyonundan çıktım ve sahte bir tebessümle kahvesini yapmaya başladım. Beni dikkatle süzen büyük ve siyah gözlerinin dik bakışları daha çok gerilmeme sebep oluyordu ama normalmiş gibi davranmaya çalıştım. Kahvesini verdim ve sadece gülümsemeye çalıştım.
“Kolay gelsin.” Dedi soğuk bir sesle ve hızla yanımdan ayrıldı. Umarım anlamamıştır diye geçirdi içimden.
Akşam çıkış saati gelmiş ve hatta geçiyordu. Temizlik işleri ve makinelerin temizliği derken saat akşam 7’yi bulmuştu. Paltomu ve anahtarımı alıp çıkıyordum ki arşivden kağıt hışırtısı seslerinin geldiğini duydum. Kuryeler genelde buraya çok da önemli olmayan dosyaları bırakmak için güvenlik izniyle girerlerdi. Belki bir yardımım olur diye arşive gitmeye karar verdim. Kapıyı açtığımda beni oldukça cılız bir delikanlı karşıladı.
“Neye bakmıştınız yardımcı olayım size?”
“Yok. Ben şey yaptım izin aldım.”
Yabancıydı belli ki pek iyi konuşamıyor ve oldukça aksanlı konuşuyordu.
“Güvenliklerimizden mi? Eğer onlardan aldığınızdan emin olabilirsem sizi bırakabilirim üzgünüm.”
Adam biraz düşündü. Sonra kaşlarını çatıp mırıldandı ve Rusça bir şeyler söyledi. Ona anlamamış boş bakışlar attım. Bunun üstüne bira durdu ve elindeki dosyaları ceketinin içine koyup bana sus işareti yaptıktan sonra elini kolunu sallaya sallaya çıktı.
“Hey! Hemen buraya gelip onları bırakın buna yetkiniz yok beyefendi!” Arkasından koştum ama beni kale dahi almadı. Bende pek uğraşmadım ne de olsa güvenliklere söyler ve buna engel olurdum. Oldukça sıcak olan güvenlik Lorry’nin yanına gidip olanları anlattım ve adam binadan çıkmadan onu engellemesi gerektiğini söyledim.
“Üzgünüm Morrison ama yanlış anlamışsın sanırım. Kendisi özel müşteri ve ne isterse alabilirmiş. Ms.Miller’ın emri.”
Yine bu kadının adının geçmesi beni ürpertti ve hiçbir şey demeden hızla uzaklaştım. Bu artık iyice garipleşiyordu. Tehlike uzun zamandır var mıydı yoksa yeni yeni mi başlıyordu bilmiyorum ama kendi iyiliğim için buradan uzaklaşmam en iyisiydi.
Sonraki sabah her zamanki gibi hazırlandım. Tüm gece aklımı kurcalayan fikirlerimi bir kenara bırakıp şahit olduklarımı görmezden gelme kararı aldım. Aksi takdirde işimden olacak işlere burnumu sokuyor durumuna düşecek ve dedikoducu asistanlardan farkım kalmayacaktı.
Ofise girdim güvenliklere selam verdim ve köşemin olduğu kata çıktım. Herkesin yerlerini temizleyip düzenledim makineleri çalıştırmaya başladım ve yepyeni güne başladım. Herkes gelmeye başlamıştı. Miller ve Yorkshire’ın genelde geldikleri saate yakın kahveleri hazırladım ve biraz beklemeye başladım. O sırada Miller masasın yürüdüğünü görüm. Gariplik vardı. Yorkshire yoktu. Belki de bu sefer beraber işleri olmadığından beraber değildiler. Fakat öyle olmadı. Yorkshire o gün hiç gelmedi. Ve sonraki gün. Ve sonraki gün…