
Hayata geliş amaçlarımız farklıdır. Kimisi rutin bir hayat sürer ve daha ne olduğunu bile anlamadan hayata gözlerini yumar. Kimisinin bir amacı vardır ve hayatını o amaç uğruna harcar. Kimisi ise herkesinkinden çok daha farklı bir hayat sürer nedenini o da daha çözemez. Esrarengiz olaylarıyla sırlarıyla dolu bir hayat... Ve zaman o kadar acımasızdır ki sen daha neyin ne olduğunu anlayamadan başına geliverir.
Elimde ki anahtara dikkatle bakıyordum. Kafamda ise bir sürü soru vardı. Anlamlandırmaya çalışıyordum. Size demiştim ya, ben bir şeyi kafama takarsam tam takarım diye işte o yaşanıyordu şu an, bu anahtarda çözmemiz gereken bir gizem vardı ve benim karşıma boşuna çıkmamıştı hissediyordum.
"Bırak artık şunu sabahtan beri ona bakıyorsun." Burçak elinde kahvelerle yanıma geldi. mutfağımda ikimiz beraber kahve içiyorduk.
"Ne yapayım elimde değil? Bu anahtarda bir şey var beni ona çekiyor ister istemez ya da sadece takıntı yaptığım için öyle hissediyorum." Dedim kahvemden bir yudum alırken o sırada kapı çaldı. Burçak ayağa kalkıp kapıya yöneldi.
" Hoş geldin..."
"Hoş buldum..." Kapıda ki seslerini duyar duymaz merakla sordum.
"Kim gelmiş?"
"Ben geldim. Ne yapıyorsunuz bakayım bensiz bensiz." Sena içeriye o kadar büyük bir sevinçle girdi ki ben hariç herkes mutluydu anlaşılan.
"Sensiz olur mu Senacığım, dur sana da bir kahve yapayım." Burçak kahve yapmak için mutfak tezgahına geçerken Sena da yanımda ki sandalyeyi çekip oturdu. Merakla sordum.
"Hayırdır ne bu Neşe?"
"Dönem ödevimden tam puan almışım da onun heyecanı soluğu burada aldım."
"Çok sevindim. Peki ne üzerine yazmıştın." bir an için dün aslında bu soruyu sorduğum aklıma geldi ama Sena bozuntuya vermeden tekrar anlattı.
"Kanunînin devri, biliyorsun en uzun süreli tahtta kalan tek padişah." Heyecanı gözlerinden okunuyordu. Sena'nın bu tarih tutkusu nereden geliyordu hâlâ çözebilmiş değilim ama ödevine büyük özen gösterdiği gözlerinde ki heyecandan belli oluyordu.
"O ne elinde ki?"
"Anahtardan yapılmış bir kolye dün ormanda bulmuştum." Burçak Sena'nın da kahvesini yapıp yanımıza geldi.
"Bir bakabilir miyim?" Sena'ya kolyeyi verdiğimde özenle incelemeye başladı. Arkasını sağını solunu çeviriyordu hatta üzerindeki yazıları bile okumaya çalışıyordu."
"Okuyabilir misin sonuçta sanat tarihi okuyorsun, az çok bilgin vardır." Dedim. Sena öyle odaklanmıştı ki hatta kafasının içinde bir yerlere dalıp gitmiş gibiydi bir şeyler hatırlamaya çalışır gibi oluyordu ama bu çok uzun sürmüyordu en son kafasının içindeki hayal dünyasından aramıza döndüğünde afallamış gibiydi ne olduğunu Burçak da bende çözememiştik. Burçak dayanamayıp sordu.
"Sena iyi misin? İki saattir sesleniyoruz bizi duymuyorsun." Gözlerini açıp kapatıyordu, sanki yeni uyanmış gibi gözlerini ovuşturdu.
"Bir şey hatırlıyordum. Ama birden aklımdan silindi."
"Anahtarı eline alınca mı böyle oldu?" Dediğimde hala anlamlandırmaya çalışıyordu.
"Sanırım." Diyebildi sadece ve kolyeyi masaya bıraktı. Tekrar düşüncelere daldı.
"Sena üzerinde ne yazıyor okuyabiliyor musun?" Bir saniye durdu ve tekrar eline aldı. Üzerindeki yazıya daha yakından bakmak için gözüne yaklaştırdı. Yazı küçük ve ince işlenmişti okunması zordu ama belirgin bir şekilde eski yazıyı andırıyordu.
"Sanırım ben burada ne yazdığını okuyabiliyorum." Dedi Sena bir anda soran gözlerle ona baktığımızda devam etti. "Çok eski bir yazı yani şu an kullanılan latin alfabesi henüz kullanılmadan önceki Osmanlı Türkçesi ve ben Osmanlıca biliyorum. Burada ise bir yıl yazıyor." Burçak'la ben birazdan çok önemli bir şeyi öğrenmek üzereymişiz gibi heyecanla Sena'nın ağzından çıkacak olan o kelimeye odaklıydık.
"Evet ne yazıyor." Dedi Burçak dayanamayarak
"1539"
"Yani ne demek oluyor bu? o yıla ait bir anahtarlık ve günümüze kadar geldi, falan mı?" Burçak sorularını ardı ardına sıralarken Sena da anlam veremediğim bir tedirginlik vardı sebebini kendi bile bilmediği bir tedirginlik daha on dakika önce bu kapıdan giren heyecanlı neşeli Sena gitmiş yerini büyük bir tedirginlik almıştı. Bu anahtar neydi, neyin nesiydi ve Senaya bu kadar etki etmesinin sebebi neydi? Yoksa alelade 1539 yılından kalma bir anahtar mıydı? Üstelik zincir bir iple bağlanmış kolye gibi yapılmıştı bunun da bir anlamı var mıydı? yoksa bütün bunlar öylesine bir tesadüften mi ibaretti.
"Kızlar kusura bakmayın benim gitmem lazım kendimi iyi hissetmiyorum.
"Sena ne oldu, iyi misin gelelim mi seninle?" Sena çantasını ceketini eline alarak hızla evden çıktı. Burçak'la birbirimize soran gözlerle bakıyorduk.
"Ne oldu şimdi?" Ellerimi bilmiyorum anlamında salladım. İkimizde sandalyelerimize oturduk olanları düşündük bir tarafta da masanın üstünde hala duran anahtar resmen parlıyordu.
"Burçak anahtara bak." Anahtar gerçekten parlıyordu.
"Elif, ben korkmaya başlıyorum haberin olsun." Burçak'la benim tam ortamızda duran anahtara yaklaştım. Tam onu alacaktım ki daha güçlü parlamaya başladı.
"Elif ne oluyor korkuyorum?" Korkuyla ellerimizi gözlerimize getirdik ışık gözlerimizi kör etmesin diye bir saniye sonra ışık sönmüş ve anahtar eski haline dönmüştü. Daha demin olanlar neydi anlamıyorduk ama bu anahtar normal bir anahtar olmadığını artık biliyorduk simdi ise tek yapmamız gereken bu konuyu üçümüz de başkası öğrenmeden anahtarın sırrını çözmek. Bence bu anahtar bizi boşuna bulmadı bence bütün bu olanlar bir tesadüf değildi. Bize gönderilmesinden bir sebep vardı ve biz bu sebebi bulacaktık. Anahtarı artık boynuma taktım tşörtün içine sakladım ki hem kaybetmeyelim hem de şimdilik kimse görmese daha iyi olur.
"Elif, bence Sena bir şeyler biliyor ve bizden saklıyor." Bir elim belimde diğer elim yüzümde düşünüyordum odada bir oraya bir buraya volta atıyordum Burçak ise koltuklardan birine oturmuştu.
"Bilmiyorum onu en iyi sen tanıyorsun gerçekten de bir şey bilse bizden saklar mı?"
"Doğru saklamaz hadi seni yabancı falan gördüyse o yüzden susmuştur ama bana mutlaka söylerdi."
"Bence biz en iyisi bekleyelim hatta biz onu değil onun bizi aramasını bekleyelim belki bize bir şeyler söylemek ister ya da ne bileyim şuan zamana ihtiyacı falan vardır belki."
O gün sadece bekledik ne Sena'dan bir arama geldi ne de biz aradık. Anahtar ise bir daha tepki vermedi. Anahtar ile Sena'nın arasında bir bağlantı vardı sanki. Anahtarın üzerindeki sayı '1539' sonra ışıklar çıkması, Osmanlı Türkçesiyle yazılması bütün bunların tek bir anlamı var ama ne?
( Saatler sonra...)
"Sena'dan hâlâ bir haber yok." Burçak içeride ki odadan salona yanıma gelip oturdu.
"Acaba biz mi abartıyoruz. Belki de gerçekten anahtarla bir alakası yok belki de gerçekten kötü hissetti ve gitmek istedi olamaz mı?"
"Olamaz çünkü ben Sena'yı tanıyorum her dakika konuşuruz mesajlaşırız ve şimdi saatlerdir haber yok ondan, acaba arasam mı?"
"İstersen ara." Dediğim sırada Burçak cebinden telefonunu çıkarıp Sena'yı aramaya başladı. Telefon bir çaldı, iki çaldı ve üç derken karşıdan gelen sesini duyduk. Sesi oldukça hareketliydi. Sanki koşuyormuşcasına nefes nefeseydi.
''Sena neredesin, saatlerdir haber alamıyoruz senden?''
''Burçak beni dinle, hatta hoparlöre ver Elif de duysun.'' Burçak gözlerimin içine bakıyordu. Tedirgin olduğu her halinden belliydi. Telefonun ekranını açtı ve sesi hoparlöre verdi.
''Evet açtım duyuyoruz şu an seni.'' ikimizde dikkatle Sena'yı dinliyorduk.
''Ben bir şey buldum. Henüz ne işe yaradığını bilmiyorum ama önemli bir şey olmalı.''
''Ne buldun Sena, geveleme lafı da söyle bir an önce''
''Neredesiniz siz şu an, gelince anlatayım çünkü bunu göstermeden anlatamam.''
''Elif'in evindeyiz.'' Sena telefonu kapattığında ne bulduğu hakkında en ufak bir fikrimiz dahi yoktu öylece Sena'nın gelmesini bekledik.
''Sence Sena'nın bulduğu şey ne?'' uzun süreli sessizliği Burçak bozduğunda koltukta oturmuş öylece düşünüyordum. Hayatımız önemli ölçüde değişecekmiş gibi bir his vardı içimde
''Hiçbir fikrim yok.'' Dakikalar sonra kapı çaldı gelen Sena'ydı.
''Kızlar, bulduğum şeye inanamayacaksınız.'' hızla içeri daldı. Salondaki sehpanın yanına geçti. Çantasından bir kitap çıkardı ve sehpanın üzerine koydu. Bizde Sena'nın ne yaptığına bakıyorduk.
''Bu kitap ne?'' diye sordum. Sena ise oturmamızı söyledi. Sehpanın çevresine oturduğumuzda kitap dikkatimi çekti. Kahverengi eski bir kitaptı. Hatta bayağı kalındı üzerinde ise okuyamadığımız bir dilde bir şeyler yazıyordu. Kitap çok gizemli duruyordu. Kitabı incelediğim sırada Sena da bir yandan bize olanları anlatmaya başladı.
''Dün ortadan kaybolmamın sebebini açıklayayım öncelikle, anahtar da garip bir çekim hissettim. Öyle bir şeydi ki daha önce böyle bir şey hissettiğimi düşünmüyorum. Apar topar çıkmanın sebebi de buydu. Kendi başıma öylece sokaklarda dolaşıyordum. Dolaşırken bir kütüphane dikkatimi çekti daha önce gitmediğim bir kütüphaneydi. İçeri girip bir bakmak istedim hem belki bir kitap alır okurum kafam dağılır diye düşündüm. Kitapların arasında dolanırken raflardan birinde cılız bir ışık olduğunu fark ettim. Yaklaştıkça büyüyen bir ışıktı. En sonunda ışık kaynağının yanına geldiğimde etrafımda kimse yoktu elimi orada duran kitaba attığımda ışığın kaynağının kitabın üstündeki yazılardan geldiğini gördüm. Fakat ben elime aldığımda ışık bir anda söndü içini açıp baktım. Osmanlıca yazılıydı. Osmanlıca bildiğim için kitabı biraz okudum ama kitap bilgi vermenin aksine sırlarla dolu bir kaç değişik şekiller vardı ve yanlarında tekerlemeler ya da bir takım anlamı olmayan yazılar yazılıydı. Hatta en önemli detay ise şu...'' Sena sayfayı çevirirken birden bana bakıp ''Elif kolyeyi verir misin?'' dedi. Kolyeyi boynumdan çıkarıp Sena'ya uzattım.
''İşte bu aynısı...''
''Nasıl yani?'' dedi Burçak, ''Bizde ki anahtarın aynısı bu...'' Gerçekten de kitapta resmi bulunan anahtar ile bizim bulduğumuz anahtar tıpa tıp benzeriydi sanki ona bakarak çizilmiş gibi görünüyordu.
''Bu anahtar da bir şeylerin olduğunu anlamıştım zaten, anahtarın yanında ise Osmanlıca şöyle yazıyor. 'Zaman algını yitirirsen geriye ne kalır? bulunduğun ortama bak! ha bir yukarı ha bir aşağı ya da tam karşında kapı...' bu ne demek sizce kızlar? Ben bunu ilk okuduğumda anlamadığım için size getirdim. Bana gösterdiğiniz anahtar ile kesinlikle bir ilgisi var ve benim hatta bizim bunu çözmemiz gerek.''
''Sen bunu kütüphaneden aldığını söylemiştin değil mi?'' dedi Burçak bir şeyleri anlamlandırmaya çalıştığı belliydi.
''Evet, eski bir kütüphane...''
''Tamam o zaman bizi oraya götür, kitabıda al yanına Elif sen de anahtarı tak boynuna orada belki daha fazla bir şey bulabiliriz.'' Sena kitabı çantasına koyarken sehpanın üstünde duran anahtar kolyeyi boynuma taktım ve hemen evden çıktık.
Burçak'ın arabasına bindiğimiz de daha düne kadar hepimizin rutin işleri vardı kimimiz bestelerini nasıl daha iyi yapabilirim diye uğraşırken diğerimiz ödevleriyle uğraşıyordu ben ise dans seçmelerini geçemedim diye evde kafayı yiyordum fakat şimdi bir kitap ve anahtar, düştük peşine biz üç arkadaş bir bilinmezliğe doğru sürüyorduk arabayı bir bilinmezliğe doğru emin adımlarla giderken başımıza ne denli büyük bir iş almıştık haberimiz dahi yoktu.
Nihayet o bahsedilen yere eski halk kütüphanesinin önündeydik şimdi, kütüphane tarihi bir yerdi ömrü yıllara dayandığı tarihi yapısından besbelliydi. Bahçesi küçüktü fakat bina üç katlı büyük ve genişti.
''Hadi bulalım şu gizemi.'' Sena önden bahçenin kapısından girdiğinde Burçak ile ben hemen arkasından geliyorduk. Büyük binaya şöyle bir baktım ince işlemeleriyle insanı bir dönem filminin tam ortasındaymış hissi veriyordu. Nihayet içeri girdiğimizde içeri de nahoş bir koku vardı. Pek kalabalık bir yere benzemiyordu. Sena bizi kitabı bulduğu yere götürüyordu.
''İşte dün bu kitabı buradan aldım.'' Sena kitabı bulduğu rafa yaklaşmış bize işaret ediyordu. Yanına gittiğimizde bu kez söze ben dahil oldum.
"O zaman araştırmaya buradan başlayacağız."
"Bence dağılalım. Bir yandan da görevliye dikkat edin kızlar dikkat çekmeyelim ilginizi çeken bir şey olduğunda guruba mesaj atın." Sena son tembihlerini yaptıktan sonra üçümüz kütüphanenin farklı yerlerine dağıldık. Sena kitabı bulduğu kısma bakarken Burçak'la ben de diğer kısımlara bakmaya başladık. Bir gözüm görevlide bir gözüm ise bir ipucu aramaya koyuldu. Dikkat çekmemek için ise sanki kitaplarla ilgileniyormuş gibi davranmam gerekiyordu.
Tam o sırada telefonumun çalma sesi ortamdaki sessiz havayı bozmuştu görevlinin gözleri benim gözlerimi bulduğunda kaşlarını çatmış bir sekilde beni izliyordu. Ben ise telefonu acelece cebimden çıkarıp sesini kıstım görevliye ise mahçup bir şekilde baktığımda başını "Neyse" anlamında sallayarak önündeki işlerle ilgilenmeye devam etti. Hızla dışarıya çıkıp gelen aramayı yanıtladım arayan Umut'tu.
"Alo!"
"Alo canım, nasılmış ne yapıyormuş benim sevgilim bakalım?"
"İyiyim canım, kızlarla kütüphaneye geldik. Sen ne yapıyorsun?"
"Kütüphane mi, ne kütüphanesi? Sen kütüphaneye gitmezsin ki" doğru haklıydı ben fazla kütüphaneye giden bir insan değildim ne fazlası hiç gitmezdim. Kütüphaneler fazla sessiz yerlerdi ben ise biraz hiperaktif bir insan olduğum için bu denli fazla sessiz ortamlardan çabucak sıkılır ve uzun süre sessizliğe gelemez bunalırdım.
"Evet, beni öldürseler gelmezdim doğru ama Sena ve Burçak için geldim."
"Neden peki?" Ne kadar çok soru soruyor farkındayım. Şimdi tutup da bir kitap ve anahtarın peşine düşüp buraya kadar geldik desem inanmaz herhalde... diyerek geçiştirmek adına bir şeyler söyledim.
"Sena'nın dönem ödevi için..." Diyiverdim.
"Hmm anladım canım. İşin ne zaman biter beraber bir şeyler yapalım."
"Yani... Bir iki saate biter sanırım."
"Tamam o halde sen işin bitince konum atarsın ben almaya gelirim seni, olur mu?"
"Olur canım." Tam telefonu kapatacakken ahizeden gelen sesiyle tekrar kulağıma getirdim.
"Seni seviyorum."
"Ben de seni..." Sonra telefonu kapatıp cebime koydum. Bu çocuğa karşı soğuğum farkındayım ama elimde değil böyle olmak, nedenini ben de bilmiyorum aslında seviyor muyum yoksa kendimi mi kandırıyordum bilmiyorum.
Tekrar içeriye geçtiğim de Burçak ve Sena kafa kafaya vermiş bir şeyler konuşuyorlardı yanlarına sokulmamla Burcak'ın soru yağmuruna tutulmam bir oldu.
"Neredesin sen Elif? Gurubada bakmıyorsun."
"Telefonla konuşuyordum. Ne oldu bir şey mi buldunuz?" Sena parmağıyla dar bir koridordan bulunan kapıyı işaret ediyordu.
"Burada bir kapı var ve aynı kitapta da dediği gibi 'Zaman algını yitirirsen geriye ne kalır? bulunduğun ortama bak! ha bir yukarı ha bir aşağı ya da tam karşında kapı...' evet bakın kitabı aldığım yerin tam karşısında gerçekten de bir kapı var. Yalnız görevliyi atlatıp oraya nasıl gireceğiz onu bilmiyorum." Ellerim belimde etrafa bakınıyordum bir yandan da acaba görevliyi nasıl atlatabilirizde oraya girebiliriz diye düşünmeye başladım. Saniyeler sonra aklıma gelen fikri kızlarada söylemek istedim.
"Kızlar şöyle yapsak." Üçümüz kapıyı bulduğumuz yerden biraz uzaklaşıp rafların arkasına tenha bir yere geçtik görevliden uzak durmak için çünkü bulduğumuz kapı görevlinin bulunduğu yerin tam karşısındaydı.
"Bakın şimdi ben görevliyi oyalasam siz ikiniz de kapıyı açıp içeriye bir baksanız. Sonra bana haber verirdiniz. Bende bir şekilde içeriye girerdim. Nasıl fikir?" Sena ve Burçak hem görevliye baktı hem kapıya ve söze devam eden Sena oldu.
"Bence güzel fikir ama nasıl oyalayacaksın?"
"Siz orasını bana bırakın." Gözümü kırptım ve işe koyuldum. Sena ve Burçak ben görevlinin yanına gitmeden kapıya yönelmediler ben görevlinin yanına gittim. Görevli ise ilk esnada beni görmedi önüne bir tane dosya almış ve sanırım kitap sayımı yapıyordu. Kendimi belli etmek adına boğazımı temizledim ve lafa girdim.
"Merhaba kusura bakmayın rahatsız ediyorum." Görevli kadın oldukça kilolu ve çatık kaşlıydı. Yani siz ne kadar kibar olmaya çalışırsanız çalışın kadına ne derseniz aksini anlayacağa benziyordu.
"Ben şurada ki rafta Kürk Mantolu Madonna'yı aradım fakat bulamadım. Yardımcı olur musunuz?" Kadın başını kaldırdı, yine aynı çatık kaşları alnında artık iz bırakmıştı.
"Orada bulamadıysanız hemen yanındaki rafa bakın." Gayet donuk bir yüz ifadesiyle beni geçiştirirken ben tekrar devam ettim.
"İnanır mısınız oraya da baktım fakat bulamadım rahatsız edeceğim ama bir baksanız acelem de var malûm." Kadın tekrar aynı surat ifadesiyle bana baktı ve pes edercesine bir nefes vererek önünde ilgilendiği dosyayı kapattı. Öne geçerek raflara yöneldi. Ben ise kızlara elimle işaret verip kadının ardından gittim.
Kadın raflardan birinde kitaplara bakarken orada aradığım kitabı bana uzattı. Donuk yüzüyle bir şey demeden bana bakıyordu.
"Çok teşekkür ederim." Dedim minnetle ama kadın yine bir şey söylemeden tekrar aynı yerine yöneldi. İçimden "inşallah kızlar kapıya ulaşmıştır." diye dualar ediyordum. Bu ketum kadın onları görürse bizi yaka paça dışarı atardı. Vardı yani onda öyle bir kişilik.
Kadını oyalamak için arattırdığım kitabı elime aldım biraz incelemeye başladım. Kızlar bana mesaj atana kadar biraz oyalandım. O esnada ise gözüm görevlideydi çaktırmadan bir yandanda onu süzüyordum bizimkiler yakalanmasın diye...
Tam ben kalkıp kızlara bakmaya gideceğim esnada telefonuma gelen mesajla masanın titrediğini hissettim telefonu elime alıp açtığımda mesaj kızlardandı kapıyı açmışlar ve beni çağırıyorlardı görevliyi nasıl atlatacaktım bu kez bilmiyordum. Elimde ki kitabı rafa bıraktım. Görevliye doğru yürüyordum ki bir de ne göreyim görevli kadın yerinde yoktu. Sağıma baktım soluma baktım kimse yok fırsattan istifade kapıya doğru hızla yöneldim. Kapı tarafında da hâlâ kimsenin olmadığını gördüğümde derin bir oh çekip kapıyı açtım ve içeriye girdim kapıyı tekrar arkamdan kapattığım sırada gördüğüm manzara farksızdı yine ve yine aynı kapıyla karşılaşmıştım.
İçeride bir başka kapı daha vardı. Kızlar kapıyı açmakla uğraşıyorlardı fakat unuttukları bir şey vardi kapının üzerinde asma bir kilit vardı ve bu kilit de yalnızca anahtar ile açılabilirdi o anahtar ise bendeydi.
"Kızlar ne yapıyorsunuz, açabildiniz mi kapıyı?" Sena elinde tuttuğu asma kilidi salıverdi, kapıda sallanan asma kilidi bırakıp bana döndü. Burçak ise etrafı inceliyordu.
"Burası ne kadar ıssız bir yermiş dışarısı kütüphane burası ise küçük bir depo üstelikte toz içinde..." Burçak söylene söylene etrafı inceliyordu. Sena ise bana döndü ve sorumu yanıtladı.
"Yok bulamadık üstelik kapıda asma kilit var ben diyorum ki bu senin boynundaki anahtar burayı açar mı?" İşte büyük an geliyordu dedim içimden
"Denemekten zarar çıkmaz öyle değil mi?" Boynumdan anahtarı çıkarıp Sena'ya verdim. Burçak da yanımıza geldiğinde Sena önde biz yine arkada ama bu kez Sena anahtarı kilit yuvasına koydu ve iki kez çevirdi. Kapının kulpundan güçlü bir şekilde asıldı ve kapı ağır ağır açıldı. Açılırken yine o güçlü ışık gözlerimizi alıyordu. Daha fazla ışığa dayanamayarak gözlerimi sımsıkı kapattığım da güçlü bir şeyin beni kendine doğru çektiğini hissettim bu öyle bir çekişti ki kendisine asla karşı koyamıyordum. Öyle ki bilincimin bulanıklaştığını, gözlerimin karardığını ve hatta uykumun geldiğini hissettim. Bir yandan hala çekiliyordum. Hatırımda kalan son şeyler ise kızların korkuyla çığlık atmalarıydı. Bilincim tamamen kapandı ve beni derin bir uykunun kollarına teslim etti.
Hayatımız bir film şeridi gibidir aslında. Çekildikçe itilir itildikçe de çekilirsiniz. Ve zaman hoyratça sizi oradan oraya savurur ve siz bunu anlayamazsınız. Elif, Burçak ve Sena rutin bir şekilde hayatlarını sürdürürken bir gün şans eseri ormanda buldukları anahtarla bir anda hayatları değişir tabii ki ne denli değiştiğini henüz daha bilemesekte....