"Şeytandan kurtulmanın yolu şeytana uymaktır..." der Oscar Wilde ve ekler "Karşı gelindi mi ruh kendi kendine yasakladığı şeyin özlemiyle hasta düşer; kendi ürkünç yasalarının korkunçlaştırdığı ve yasallıktan çıkardığı şeye karşı duyduğu arzuyla marazileşir."
Ben de bu marazileşmenin ruhumda bıraktığı acılarıyla başbaşa kalıyorum çoğu zaman. Ne söz dinletebiliyordum, ne gelmesi kaçınılmaz sona karşı çıkabiliyordum. bazen de biriktirdiğim acılarımın üzerine oturup umutsuzca geleceğime bakıyorum. Geleceğinden bile emin olamadığım geleceğime...
Sabah lanet bir baş ağrısıyla uyanıp, dün gece olanları hatırlayarak kendime gelmiştim. O kadar içmiştim ki o kafayla bile sabah evde uyanamayacağımı biliyordum. Evet o kadar sorumsuzsun Nara! Ancak etrafa bakınca tanıdık duvarlarla karşılaşmak mutlu hissettirmişti. Bu kısa mutluluğumu bölen şey de evin yolunu bulamayıp gelemeyeceğimden emin olmamdı. Beni eve kim getirmişti?
Çoğu zaman bu hale gelene kadar içtiğim gecelerde ya yanımda Beril olur ya da bir şekilde evin yolunu bulur kendimi kapıda Beril'e teslim ederdim. Çünkü evi bulsam bile asla anahtarı bulup da kapıyı açıp eve giremezdim. Bir kere Beril ailesinin yanına gittiğinde açık apartman kapısından girmeyi başarmış ancak evin kapısının önünde sızıp kalmıştım. Beril aklıma gelince anında dün onu söylediklerim için pişman olmuş ancak içten içe de beni eve getirenin o olması için dua etmeye başlamıştım. Çünkü aksi çok korkutucuydu.
Oturduğum yerden telefonumu arayıp sonunda bulmuş ve ekrandaki yüzlerce cevapsız çağrı ve mesajla karşı karşıya kalmıştım...
Ve bu durum gösteriyor ki beni eve getiren kişi Beril değildi. En son arama ve mesaj saat 4:00'te yapılmış binlerce endişe ve sitem cümlesi yazılmıştı.
Hayatımı bir gecede mahvetmeyi o kadar göze almıştım ki saatin, sabahın yedisi olması bana Tanrı'nın bir lütfuydu sanki. Durumu nereden kurtarırsam kârdır diyecek ve hemen hazırlanıp işe gidecektim. Tabi en acilinden bir ağrı kesici içtikten sonra.
Evden çıkıp yürüyerek iş yerine gitmiş bu süreçte Beril'e ne diyeceğim düşünmüştüm. En yakın arkadaşıma bunları yaşattığım için üzülüyor ve onu kaybetmek istemiyordum. Çaresizliğimi bir özüre sığdırsam dile gelmeyen cümlelerimi anlar mıydı? İstemeden yaptığımı bilirdi ancak çabasızlığıma kızardı. Ben de kızıyordum.
İşe biraz erken gelip önceden hazırlıklarımı bitirmiştim. Diğerlerinin gelmesine az kala dışarı çıkıp psikoloğumdan yarın için randevu istedim ve durumun acil olduğunu belirttim. Çünkü beklersem buna ihtiyacım konusundaki fikirlerimin değişmesinden korkuyordum. İçeri girdikten kısa bir süre sonra gözlerinden yorgunluğu belli olan, dağılmış halde Beril girdi içeri. Kızı getirdiğim hali görünce kendimden nefret etmiştim. Beni görünce gözleri açıldı ve hızlı adımlarla yanıma gelip beni kolumdan kavrayarak dinlenme odasına soktu. "Neredesin sen kızım? Kafayı mı yedirteceksin en sonunda bana." Bağırmıyordu ancak sesi kısıklığın en yüksek desibeliydi. "Haklısın, ben özür dilerim. Dün iyi bir ruh halinde değildim." Mahcup bir şekilde ona bakıp daha fazla gerilmesin diye cümleme devam ettim "Biliyorum kızıyorsun ancak benide anla. Son zamanlarda planlarıma uymayan şeyler yüzünden biraz fazla gerildim ve patlama yaşadım. Hem dün endişelenecek bir şey olmadı. Biraz içip eve döndüm." Az küçük oyna Nara! "Sormadan söyleyeyim yarın da psikoloğuma randevu aldım. Dünü konuşup soracağım." Bence gayet güzel açıklayıp aklındaki her sorunu çözüme kavuşturmuştum. Beril de biraz rahatlamış olacak ki "Tamam lanet olası. Bir konuşturmadın ama neyse yarın ben de geleceğim şu kliniği görmek istiyorum. Bu itiraz kabul etmeyeceğini bildiğimden ses etmeyip onu onayladım.
O günü yine çok sessiz sakin bitirmiş kendimi eve atıp tüm yorgunluğumu atmak istercesine uyumuştum. Ertesi günü de çok sorunsuz atlatıyorum diyecekken bir kız gelip Ebru Hanım'ın, beni odaya çağırdığını söyledi.
Bir tık gerildim, bu kadın neden beni odasına çağırmıştı şimdi? Ağır adımlarla odasına gidip kapıyı çalarak içeri girdim. Masasında oturmuş bilgisayarı ile uğraşıyordu. "Buyrun Ebru Hanım?" İlgisini bana yöneltip baştan aşağı rahatsız edici şekilde süzdü.
"Psikolojik sorunların olduğunu bilmiyordum." Ne? Ne alakaydı şimdi bu.
"Anlamadım Ebru Hanım?" Bu sefer daha çatık kaşlarla karşılık vermiştim.
"Bu işe girerken bana psikolojik sorunların olduğundan bahsetmedin."
"Ben bu işe girerken kendim hakkında hiçbir şeyden bahsetmedim." Afferin Nara böyle dik tut kuyruğu!
Tipinden bozulduğu belli oluyordu ancak devam etti. "Haklısın, ancak sence de söylemen gerekmez miydi? Bak Nara biz burada iş hassasiyetine çok dikkat ederiz. Aynı zamanda müşterilerimizin güvenliği de bizim açımızdan çok önemlidir." Bu kadın iyice saçma sapan konuşmaya başlamıştı artık.
"Ebru Hanım; ben katil değilim, psikopat hiç değilim. Sadece hayatın akışında ilerlemeye çalışan bir bipolar hastasıyım ve hastalığım çalışma hayatıma engel değil." Sert çıkışmıştım ve bunu hak ediyordu. Kovacak mıydı? Kovsundu. Benimle aptal aptal konuşmaya hakkı yoktu.
Yerinde doğrulup kollarına masaya dayadı "Evet haklısın şu ana kadar iyi çalıştın lütfen sorun yaşamayalım. Uyarmak istedim!" Düşündüğüm gibi kovmamış ancak alttan alttan da tehtit etmeyi ihmal etmemişti. Kadının ukala tavrı saçını başını yolma isteğimi arttırıyordu ancak kendimi frenleyerek bir şey demeden odadan çıktım. İnsanlardan ciddi anlamda tiksiniyordum. Kendilerini o kadar çok bir boktan sayıyorlardaki iki statü sahibi olmuş götü kalkık insan topluluklarıdan başka bir şey değillerdi. Sinirli halde işime devam ederken birkaç metre mesafemde çalışan bir Beril de anlamaya çalışırmış gibi bana bakıyordu. Deli gibi merak ettiğine emindim.
Akşama kadar patlamadan durabilmiştim neyseki. Ebrudan sonra hiçbir boku beğenmeyen zenginlerde tahammül seviyemi zorlamışlardı. Etrafı toplayıp çıktığımızda Beril'i bekliyordum. O da koşa koşa yanıma gelmiş direk konuşmaya başladı. "Ne oldu Nara? Sabahtan beri suratın beş karış. Hayır o yoğunlukta soramadım da, çatladım."
Hafif hafif yürümeye başlarken tekrar Ebru'yla konuşmamı hatırlayıp sinirden derin bir nefes aldım. "Ebru çağırdı beni yanına sabah. Aptal kadın ya. Nereden öğrendiyse hastalığımı öğrenmiş." Beril'in yüzü şaşkınlıkla bana dönmüştü. "Aptal aptal konuştu. Yok neden söylememişim. Sanki kendimle ilgili ona ben müracaat ettim, yok müşterilerin güvenliği onlar için çok önemliymiş. Katil miyim lan ben! Allahın cahili beni şizofren, psikopat sandı galiba. Ama bak bak hanımefendiye bak, ben de bir sorun görmemiş iyi çalışıyormuşum! Sanki o söylemese bilmiyordum. Üf, neyse öyle salak salak konuştu işte. Saçını başını yolup müşterilerinin güvenliğinden değil kendi güvenliğinden endişelen derdim de dua etsin, yola sokmam gereken hayatım var."
Beril de en az benim kadar sinirli şekilde "Manyağa bak ya bildiğin katil gibi muamelesi yapmış sana. Beyni götünden küçük karı. Keşke ben de orada olsaydım da ağzına tıksaydım laflarını."
"Boşver ne gerek var bu saatten sonra bana dokunmasın, yılan; bin yaşasın." Ayrılmamız gereken noktaya gelip ayrılmış yol üstü birkaç şey almıştım. Canım yemek yemek istemiyordu bu yüzden eve gidince bir duş alıp kendimi en sevdiğim koltuğuma attım, bu eve de bu koltuğa da oldukça alışmıştım hatta bazen işteyken koltuğumu özlediğim bile oluyordu. Yarın da psikolog randevum vardı ve kadına neler anlatabileceğimi bilmiyordum, zaten şu an düşünmek için oldukça yorgundum. İlaçlarımı içip uyudum.
Ertesi gün işimi yaparken Ebru denen kadın sürekli alttan alta hareketlerim izliyor sanki ona bir açık vermem için bekliyordu. Dün onu takmadan çıkıp gitmem kanına dokunmuş olacaktı. Kanı dökülesice! Sadistleşme Nara! Onu hiç kaale almadan işimi yapıyor eline açık vermemeye çalışıyordum. Ancak bu olayın bir yerde patlak vereceği kesindi. Bakalım nerede ve ne şartlarda olacaktı?
Çıkış saati gelince Beril'i de alıp kliniğe gittik. Yolda, bana psikoloğa dürüst olmam ve her şeyi a'dan z'ye anlatmam gerektiğini söyleyip duruyordu. "Ay yeter Beril! İlk defa psikoloğa gitmiyorum. Tamam biliyorum sakin." diyerek sonunda onu susturmuştum. Kliniğe gelince sekreter beni bekletmeden odaya aldı. Odaya girince nedensizce buraya önceki geliş sebebimi hatırlamıştım, çalıştığımdan beri çok; hatta neredeyse hiç aklıma gelmeyen o adamı. "Hoşgeldin." diyen doktorumla tokalaşıp yerime oturdum. Önüne, geçen gelişimde not aldığı kağıtlarını açıp seansımızı anımsadı. "Nasıl geçti günlerin görüşmeyeli?"
"İyi geçti aslında beklediğim kadar sıkıntı yaşamadım. Hala istediğim hayatı elde edememiş olmak içimi gıdıklıyor ancak hayatta verdiğimiz her kararın sonuçları olduğunu anladım. İyi ya da kötü katlanmak gerekiyor ve bu getirileri engelleyemiyorsun; ya ölüm ya yaşam. İkisinin de ortak noktası cesaret gerektirmeleri. Ancak şu sıralar yapacaklar listemde ölüm yok merak etmeyin." diyerek yapmacık bi gülümseme attım. Tabi o aynı nezaketi göstermedi
Başıma gelen, geçen gece yaşadığım şeyleri de anlatıp doktorumu dinlemek için sustum. Ben o geceyi anlattıkça kağıdına aldığı notları merak etmiştim. "Kısa süren bir atak geçirmişsin sanırım. Aslında yaptığın değişiklikleri ve istediğin şeylerin önündeki engelleri varsayarsak çok normal duruyor. Ancak ne olur ne olmaz ilaçlarının dozajını bir tık arttıracağım. Fazlasına gerek yok. Aslında ben bu hafta konumuzun, daha çok geçen haftaki durum olacağını düşünmüştüm ancak sen biraz bu konuyu açmaya niyetli değil gibisin. O cephede durumlar nasıl?" Evet açmaya ve bu konu üzerinde düşünmeye pek niyetli değilim çünkü bu kuyunun dibi karanlıktı, ben karanlığı sevmezdim.
"Bu konuda düşünmek için kendime fırsat vermedim aslında. Tempo bu yönden bana iyi geldi." Doktorda neyseki bu konuyu daha fazla uzatmamış kaçınmama izin vermişti. Biraz da geçmiş yaşantılarımdan konuşup seansı bitirmiş, beni kapıda merakla bekleyen Beril'in yanına gitmiştim. Onu da konuştuklarımızı -Alaz kısmını atlayarak tabii ki- özet geçip geçen gittiğim kahveci de ona bir kahve ısmarladım.
Günler bu sıkıcı tempoda gidiyor, ilaçlarımı düzenli kullanıp bir sıkıntı yaşamıyordum. Dün haftamdaki izin günümü de kullanmıştım. Sabah alışveriş yapmış, akşam şarap içip kitap okuyarak dinlenmiştim. Oldukça iyi gelen bu aktiviteli günden sonra ertesi gün epey enerjik başlamış hatta erken kalkıp kahvaltımı yapıp işe öyle gitmiştim.
Yine müşteriden kalan bir yığın kıyafeti yerine asmak için cebellişıyordum ki Beril'in müşteriyle verdiği yoğun mücadeleye tanık oldum. Şu an boğazında yakıcı bir acının varlığına yemin edebilirdim. Uzaktan çok komik duruyordu verdiği mücadele ancak bahse vardım ki o kıyafeti satamayacaktı çünkü uğraştığı müşteri genel olarak buraya geliyor, binbir kıyafet deneyip yalnızca bir iki parçasını alıyordu. Yahya Kemal bile şiirlerini yazarken bu adamdan daha az seçici davranmıştır.
Ben Beril'e dalmış gülümsüyorken yaklaşan Ebru karısını da fark etmem zaman almıştı tabi. "Tiyatromuzu beğendiniz mi Nara hanım?" yine ketum suratıyla karşımda durmuş hesap soruyordu cadı. Göz devirmemek için ekstra bir çaba sarfettim.
"Dalmışım kusura bakmayın." diyerek elimdeki kıyafetleri de astım. Neyseki bir şey demeden sıfatsız yüzüyle uzaklaştı. Molaya çıktığımda Beril de müşterisini gönderip yanıma geldi. "Ne dedi yine muşmula?" elindeki kahveyi uzatıp yanıma oturdu. "Ne desin sana dalmışım boş boş konuştu işte."
"Yaa... Mecnunum benim." diyerek yanağımdan makas aldı. "Şaka maka güvenlik kamerası gibi 7/24 seni dikizliyor."
"Biliyorum o da bana mecnun." diyerek tiye aldım izlendiğimi biliyor çokta takmamaya çalışıyordum.
"Akşam dışarı çıkıyoruz." Kahvemden bir yudum alıp ona döndüm "Ne güzel hayatım iyi eğlenceleriniz olsun." Bana dediğini biliyordum ancak hiç dışarılık modumda değilim.
"Saçmalama Nara..." diyerek göz devirdi "beraber çıkıyoruz. Buradan birkaç kız çağırdı, eğlenelim diyorlar."
"Sanki beni çağırdılar Beril. Çık işte hiç halim yok hem."
"İnsanlar seninle düzgün iletişim mi kurabiliyorlar Nara? Surat ifaden bile yaklaşma ölürsün diyor resmen." Yo gayette şen şakrak geziniyorum ortalarda.
"Ne alakası var her biriyle itinayla konuşup tiksinmeden bakabiliyorum. Ayrıca gülümsüyorum."
"Nara geçen biriyle konuşurken göz devirmişsin kıza. Diğerine de yaka kartı olmasına rağmen ismini sormuşsun, üstelik kızla her öğle arası konuşmana rağmen. En son mu fark ettin ismini bilmediğini?"
"İtinayla konuşuyorum dedim, tiklerimi kontrol edebiliyorum demedim. Konuşmasını saçma bulduysam benim suçum mu? Ayrıca diğeriyle konuşmuyorum, beni kişisel psikoloğu olarak görmüş olmalı her seferinde başka bir sıkıntısından söz ediyor. İsmini de merak ettiğimden değil psikoloğumdan onun adına seans istemek için istedim." Diyerek tatlı olduğumu düşündüğüm sırıtmamı yolladım ona.
Yeni arkadaş edinmeye hiç niyetim yoktu o yüzden hiçbirine yalancı samimiyet gösteremezdim. Tek derdim işimi yapıp gitmekti. En azından her birine insanca tepkiler veriyordun gayet yeterliydi.
"Her neyse akşam geliyorsun?" Asla bir soru cümlesi değildi.
"Hayır dersem evime gelip beni taciz edecek misin?"
"Evet."
"Of Beril! Çok durmam haberin olsun."
Beril memnuniyetle sırıtıp arkasına yaslanırken ben de hoşnutsuzca kahvemi yudumlamaya devam ettim.
Akşam eve geçip yemek yemiş, duş almış; saçlarımı da
ıslak halde köpekle şekillendirip dalga dalga yapmıştım. Sade bir makyajla yüzümü de halletmiş, siyah saten dökümlü bir elbise giyip üzerime kalın olmayan ancak sıcak tutacağını düşündüğüm deri ceketimi almıştım. Kombinimi uzun deri botlarımla tamamlayıp gayet şık göründüğüme kanaat getirmiştim. Uzun zaman sonra aynada kendimi bakımlı ve güzel görmek iyi hissettirmişti, genelde hep soluk ve salaş takılırdım.
Beril'den gideceğimiz yerin konumunu isteyip taksiye bindim. Yol bitince geldiğimiz yer yeni nesil bir meyhaneydi. Tanımadığım kızlarla rakı içerek ne konuşacaktık bilmiyordum ancak konuşmaya gerek kalmayacak bir bar bu buluşma için en mantıklı seçenekti bence.
Düşen yüzümü ayıp olmasın diye toparlayarak içeri girdim. Dolu mekanda Beril bana el sallayarak yerini belli etti. Masada kızlarla tek tek selamlaşıp bana ayrılan yere oturdum. Yanlış hatırlamıyorsam birinin adı Gizem diğerinin adı Zerdaydı. Birbirlerinden çok ayrı havaya sahiplerdi; birini siyah saçları ve koyu gözleri varken diğeri platin sarı saça ve lens olduğunu düşündüğüm gözlere sahipti çünkü çok yapma bir göz rengi vardı.
Rakılar koyulmuş sohbete başlanmışken ben de bir ucundan dahil oluyor; kadehler, danslar birbiri ardına takip ederken ortama ayak uydurmaya çalışıyordum. Sıkılmıştım ancak alkol bunu biraz daha çekilebilir kılıyordu. Dansözler darbukalar da derken rakı bitmiş, kafalar ufaktan uçmuştu. Benim de kafam ufaktan dönüyorken kendimi taksiye binmiş bara giderken bulmuştum. Beril ve kızlar bu kadar eğleniyorken bozup eve gitmek istemedim. Hem kızlar iş yeri dışında daha çekilebilir geliyorlardı.
İstanbul'un hiç bilmediğim sokaklarından geçmiş uzun bir yol sonucunda bara gelebilmiştik. Geldiğimiz yer o kadar büyük görünüyordu ki daha önce gittim barlar bunun yavrusu gibi kaldırdı. Nedense içeri girmek için can atmaya başlamıştım çünkü dışardan bile çok mükemmel görünüyordu. İçeri girdiğimizde rengarenk ışıklar ve yüksek baslı müzik bizi karşıladı. Ortada kocaman bir alana masalar yerleştirilmiş, kenarlarda daha yüksekte kalan alanlar da aynı dizaynla çevrelenmişti. Son olarak iki alandan da daha yüksekte kalan balkon gibi geniş bir yere loca olduğunu düşündüğüm geniş masalar konulmuştu. Tahmin ettiğim gibi çok büyük ve gösterişli bir mekandı. Işıklar o kadar göz alıcı ve baş döndürücüydü ki insanların yüzlerini bile algılayamıyordum. Çok umursamadan bir masaya geçmiş içmeye devam ederken Beril ve hangisi olduğunu umursamadığım kızla dans etmeye başlamıştık.
Alkol kanımıza işledikçe daha çok eğleniyor ve daha çok dans ediyorduk ciddi manada mekanın büyüsü o kadar fazlaydı ki eğlence dışında hiçbir şeyi umursamıyordum. En son çok fazla kan ter içinde kaldığım için uzaklaştığımız masaya gidip içkimden susuzluğumu gideriyormuşçasına bi kaç büyük yudum aldım. Gözlerim ışıktan mı alkolden mi anlayamamıştım ancak bulanık görmeye başlamıştı. Kendime gelmem gerektiği için çantamı alıp lavaboya yüzüme su çarpmaya gitmeye başladım. Gözümle lavaboyu arıyorken dans eden insanlara da çarpa çarpa geçiyorum bu durum özür dileyemeyecek kadar umrumda değildi. Neredeydi bu lanet tuvalet!
Köşede boş bir alana geçip ayak ucuma yükseldim, tuvalet simgesini ararken balkon kısımdan gözüme bir sima çarptı. Uzun beyaz parti ışığı insanın üzerinden hızlıca geçerken gözlerimin doğru mu görüp görmediğinden emin olamadım. Siktir! O Alaz mıydı? Saçmalama Nara adam hastanede!
Işık artık oraya vurmuyordu ancak karanlık silüet geniş balkonun demirlerine yaslanmıştı. Nereye ve kime baktığını göremeyecek kadar karanlık algılayamayacak kadar sarhoştum. Hatta daha önümdeki insanların yüzünü seçemiyorken o kadar uzaktan bir insanı benzetmem bu kafayla bile akıl dışı geliyordu. Kendime gelmek adına başımı ovalayıp tekrar kafamı kaldırınca aradığım silüeti göremedim. Aptal ışık da tam zamanında gelmiş gibi aynı yerin üzerinden tekrar geçince kimse olmadığına emin olarak tam baktığım yerin altında kalan tuvalete gittim.
Aynadan kendime bakarken algıma savaş açmış odaklanmaya çalışıyordum. Saçım başım düzgündü ancak makyajım için aynı şeyi söyleyemeyecektim. Çantamdaki ıslak bezle yüzümü silip birkaç su darbesiyle tertemiz yaptım. Çantamdan çıkardığım glossumu da sürdüğümde daha iyi görünüyordum. Bu saç ve gloss en sevdiğim ikiliydi.
Tuvaletten çıkıp geldiğim yolu geri dönüyorken çantamdaki telefon titremeye başladı onu çıkarmaya çalışıyordum ki insanlara çarpmaktan iyice budala gibi olmuştum. Sanki suda beni açmak yerine daha kötü yapmıştı. Tanrım! Artık acilen eve gitmeliyim diye düşünürken telefonu hala bulamamıştım. Ve titreşimi beni deli etmeye başlamıştı. Tam telefonu elime almayı başarmıştım ki, siktir! Nara duvara mı tosladın cidden? Acıyla söylenerek kafamı tutup karşımdaki şeye baktım; hayır, duvar değildi. Kocaman bir göğüse çarpmıştım. göğüs dediğin yumuşak olurdu anasını satayım bu bildiğin çimentodan yapılmış gibiydi. Yine de bu kafayla adamla muhatap olmak istemediğim için kaykılıp geçecektim ki adamda sağa kaykıldı. Sola atak yaptım adam bu sefer sol yaptı.
"Ya bir sabit dur geçeceğim." diye beni duysun diye resmen bağırmıştım ki "Hep sen mi sorun yaratacaksın ruh hastası?" diye kulak hizamdan gelen sesle yerimden sıçradım. Yüzüne bakmaya tenezzül etmediğim adam resmen üzerime eğilip kulağımın dibine girmişti. Bir dakika ruh hastası mı? Algına sokayım Nara!
Kocaman gözlerle tepemdeki adama, pardon Alaz'a baktım siktir, siktir, siktirr! Yüzünü algılamayı iki dakika sonra başarabilmiştim. Şu an o bana, ben de ona mal mal bakıyorduk. Ya da sadece ben ona mal mal bakıyordum çünkü o bana gayet alaycı bir ifadeyle bakıyor gibiydi.
Ah hayır şu an değil, bu karşılaşmayı şu an istemiyordum. Lütfen çok sarhoş olmuş, hayal görüyor görüyor olayım "Hayır seni şu an görmek istemiyorum." diyerek yada demeye çalışarak ellerimi sağa sola salladım.
"En azından bu sefer görüyorsun." diye bir şeyler geveleyip göz devirdi ancak ben varlığını reddederek kafamı iki yana sallayıp geri geri çıkışa doğru hızlıca ilerledim. Kendimi dışarı atıp kapıdaki görevliye taksi çağırmasını söyledim. Arkama bakmaktan bile çekiniyordum şu an. Aptalca davranıyorsun Nara!
Gelen taksiye tabiri caizse atlayıp gideceğimiz yeri söyledim. Adama nasıl söylediysem anlamayıp on kere daha sordu. Allah aşkına ben içince başka dil konuşmuyordum ki bu insanların sorunu neydi? Başka dil konuşmuyorsun direk konuşamıyorsun Nara! Aptal ses.
Alaz Alaz alaz... ben adamı zihnimden silmişken nereden çıkmıştı şimdi karşıma? Hayır çıkmamalıydı çünkü şu an her şey yolundaydı, gelip piç edecekti biliyordum... Ya da bilmiyordum o kadar saçma düşünüyordum ki şu an adamdan beş senelik eski sevgilimi görmüş gibi kaçmıştım resmen. Off... Yüzümü sıvazlayıp kendime gelmeye çalışırken bir yandan da lanetler okuyordum. Bu adama bu kadar saçma anlamlar yüklemeyi acilen kesmeliydim.
Çantamdaki telefonu çıkarıp Beril'e eve gittiğimi, kafam güzel olmaya başladığı için acil çıktığımı yazdığım bir mesaj attım. Tuvaletteyken de arayanın o olduğunu gördüm.
Taksiyle uzun bir yolculuktan sonra eve girip ilk iş üzerimdeki rahatsız şeylerden kurtulup pijama giydim. Kendime acı bir kahve alıp oturduğum yerden ben neden bu adamın ismi ya da kendisi söz konusu olunca bu kadar salakça davranıyordum onu düşünmeye başladım.
Tamam önce de ona karşı olan bir takım ilgimden endişe duymuştum ancak bu adamın hayatıma gireceğini göstermezdi. Tabiki ben de hayatıma girmesini istemiyordum. Zaten neden hayatıma girsindi ki? Off. Acilen bu düşünce denizinden çıkmalıydım. Bir de şu aptal barlara gidip saçma sapan insanlarla karşılaşmayacak ev-iş arası mekik dokuyacaktım. Aptal heyecanlara gerek yoktu, unuttun mu Nara? Ot gibi yaşam.
Yine sabah olmuştu ancak ben ne alarm ne de aydınlanan gün sebebiyle uyanmıştım. Ayın lanet günün geldiğini gösteren illet karın ağrısıyla açmıştım gözümü. Ağrı kesici içmeye ihtiyacım vardı fakat zarar verdiğini bildiğimden buna kalkışmıyordum. İşe de az bir zaman kalmıştı ve ben bu halde nasıl çalışacağımı bilmiyordum.
Siktir! Cenin pozisyon alıp kendimi yatağa yuvarladım. Ebru karısına söyleyip izin mi almaya çalışsam diye düşünürken zaten kadının bana gıcık olduğu aklıma geldi. Eline koz vermek istemiyordum.
Ne diye izin gününü saklamazsın ki Nara! El mecbur kalkıp hazırlandım ve yürüyecek halim olmadığı için taksiyle mağazaya geldim. Berille çalışsam belki durumu biraz kurtarabilirdim fakat o durum şu an için söz konusu değil gibiydi.
Çalıştıkça ağrım, acım artıyor bunla eşdeğer olarak sinir katsayım da yükseliyordu. Normalde de insanlara katlanmak zordu evet, ancak şu an seslerini duymak bile gıcıklıyordu beni. Neyseki müşteri gitmişti de ortalığı toplayıp biraz dinlenecektim. Elimdeki son gömlek ve ceketi de yerine bırakmak için zemin kata inmiş yürürken de Beril'e bakınmıştım sanırım hala doluydu.
Her kıyafet o kadar birbiriyle alakasız yerdeydi ki ceketi bırakıp gömleklerin olduğu yere ilerlemeye başlamıştım. İleriledikçe girişten koşuşturma ve konuşma sesleri geliyordu. Bir kız da yanımdan koştura koştura geçip yukarı çıkınca ne oluyor edasıyla bakınmaya başladım. Kız geçeli iki dakika olmadan bu sefer yanında Ebru karısıyla hızlı adımlarla yanımdan geçtiler. Ben daha gidemeden kız iki kez gidip gelmişti. Müşterilerden biri mi bayılmıştı acaba? Kendi kendime neyse sen işine bak diyerek herkesin aksine yavaş adımlarla ilerledim.
Gömlekler kargaşanın olduğu yerde kalıyor olduğundan yaklaştıkça konuşma sesi artıyordu,hiç umursamadan işimi yapmaya gittim. Zaten karnım arıyordu boş işleri ile alakadar olmayacaktım.
Gelen seslerden anladığım kadarıyla önemli biri gelmiş olmalıydı çünkü; hoşgeldiniz efendimler şeref verdinizler havada uçuyordu. Yalakalığa bakın sanki tek zengin oydu. Ebru karısının da nasıl saygılı konuşacağım edasıyla saçmalığını fark edince ağrıma rağmen istemsizce kıkırdadım.
Adam birini bile umursayıp cevap verme gereğinde bulunmamıştı. O tarafa bakmıyordum ancak duyduklarımdan anladığım kadarıyla insanlar ciddi manada iğrençti.
"Uzun zaman oldu Alaz Bey, tekrar sizi görmek ne hoş." gömleği asarken duyduğum isimle duraksadım Alaz Bey? Kalp atış hızımla birlikte karnımdaki ağrı da istemsizce artarken Türkiye'de kaç bin kişinin Alaz ismine sahip olduğunu düşündüm.
"Evet öyle oldu." Türkiye'de binlerce Alaz isimli kişi olabilirdi ancak eminim ki bu ses tonuna sahip bir kişi vardı. Lanet!
Daha fazla dayanamadan arkamı döndüm ve kaçınılmaz sonla göz göze geldim. Gelmişti. Belki alışveriş yapmaya belki belki... Belkisini bilmiyordum ancak uzun zaman oldu dendiğine göre bu sefer onun yoluna çıkan bendim. Benim yolumda onun işi olmazdı zaten.
Bakışları Ebrudan bana döndüğünde karnıma aniden giren sancıyla yüzüm kasıldı. Duruşum bozulmadı ama elimde tuttum gömlek istemsizce yere düştü. Askısı yüzünden çıkan gürültüyle insanların bakışları bana dönmüştü, ben ise kilitlenmiş ona bakıyordum.
"Nara..!" İsmimi onun ağzından duymak isterdim fakat bana bağıran kişi o değil Ebruydu. Evet bildiğin kadın adımı herkese öğretmek ister gibi bağırmıştı.
"Bu ne rezillik! Al hemen onu yerden." Şu an ben kaşlarımı çatmış durumu algılayamıyormuş gibi, beni insanların içinde azarlayan kadına bakıyordum. Kadın resmen tüm mağazanın ortasında işaret parmağını kaldırmış bana bağırıyordu. Aniden yere çömelip gömleği alıp doğruldum. Karnımdaki ağrı her saniye içten içe beni deşiyordu.
Herkes bana bakıyorken ben ne yapacağımı şaşırmış şekilde duruyordum. Yanımda olduğunu şu an fark ettiğim Beril elimden gömleği alıp yerine koydu. Alaz'a baktığımda kaşlarını sinirle çatmış Ebru'ya bakıyorken gözleri tekrar beni buldu. Bana bakınca kaşları düzelmediğine göre oda mı bana kızmıştı? Sikeyim sorun bu mu Nara?
"Beril götür şu beceriksizi!" Beceriksiz? Şok aniden bedenimi terk edip yerini sinire bırakmıştı. Elimin ayağımın titremeye başladığını fark ettim. "Alaz Bey lütfen bu terbiyesizliğin kusuruna bakmayın, ben bununla ilgileneceğim. Siz buyrun en yeni kreasyonumuzu göstereyim. "Ebru hanım..." Konuşan ben olmam gerekiyordu ancak sesimi çıkarmadan lafı ağzıma tıkan Beril'di ve çatık kaşlarla Ebruya bakıyordu "arkadaşımla düzgün konuşun! Terbiyesiz sizsiniz. Şu üslubunuza bakın."
Ebru beklemiyormuş gibi şaşkın ifade ile dönmüş tam bir şeyler diyecekken bu sefer konuşan Alaz oldu "Kusura bakarım ama çalışanlarınızın değil sizin." Onca zaman konuşmuş, birçok kez sinirini bozup onu kızdırmıştım. Ancak ilk kez yüzünde bu denli soğuk ve sinirli bir ifadeyle karşılaşıyordum. Tüm mağaza odağını benden çekmiş şaşkınca Alaz'a bakıyordu. "Mağazadan sorumlu oldunuz diye kendinizi ne sanıyorsunuz da insanlarla bu şekilde konuşuyorsunuz. Terbiyesiz sizsiniz." Gittikçe ses tonu ve siniri yükseliyordu. Ebrunun gözleri ve ağzı şaşkınlıkla açılmış "A..ama Alaz Bey..." diye cümle kurmaya çalışıyordu.
"Susun! Sesinizi duymak istemiyorum." diyerek güvenliğe seslendi. "Ebruya muhasebeye kadar eşlik edin. Çıkışını alsın." Oha resmen kadını kovmuştu. İyi de nasıl? Mağazanın sahibi olamazdı herhalde. Güvenlik Alaz'ın dediğini yaparak Ebruyu nazikçe yönlendirip söylemlerini dinlemeden götürmüştü. Giden güvenlik ve Ebru'dan bakışlarımı alıp Alaz'a döndüğümde o da bana bakıyordu. Etrafa gözlerini çevirip buraya bakan insanlara "işinize bakın" diye seslendi. Herkes bunu bekliyormuş gibi işine dönüp çil yavrusu gibi dağıldılar. Hatta ne hikmetse Beril bile gitmişti. Sen de yürüsene Nara!
Bu tarafta kimse kalmayınca ben de etrafa bakınıp gidecekken Alaz yanıma gelmeye başladı. Tam önümde durunca dudağının sağ köşesi hafif yukarı kıvrıldı ve üstten bana bakmaya başladı.
"Peki beni şu an görmek istiyor musun?"