Tarih tekerrürden ibaretti, duygular da öyle.. Binlerce duygu, binlerce insan, aynı olaylar silsilesi, aynı cümleler, belki de aynı suretler; farklı insanlar. Farklı? Ne yönden?
Reankarnasyona inanır mısınız? Ruh göçü.. Neden bu sıradan dünya için her gün yüzlerce ruh yaratılmış olsun ki? Bu kadar sıradan bir kavram mıydı "ruh" ne anlamı kalırdı aynı ruhların binlerce insan için ayrı ayrı yaratılmasının, ne malumdu binlerce sene önceki bir insanla aynı duygu durumuna sahip olmadığınız. Aynı duygular, aynı hisler, farklı dönemler...
Tanıdıklık hissi, dejavu, sizce bunlar tesadüfi olaylardan mı ibaretti sadece. Bence değildi. Ben bu sıradan dünyada harcanan binlerce ruh olduğuna inanmıyordum. Öldüğümüzde biten bir dünya kavramı gözüme son derece korkutucu geliyordu.
Sabahın köründe üstüme üstüme gelen duvarlardan dolayı oturduğum, sahildeki bankta denizi ve insanları izliyordum, en çok da insanları... O kadar sıradan geliyordu ki bazen; her şey bir mücadele yaşama mücadelesi değil, hayatta kalma mücadelesi.
Çocukken olan yaşama sevincimiz, ergenlikte olan kimlik ve statü çabamız, erişkinlikte olan hayatta kalma mücadelemiz, yaşlanınca gelen pişmanlık hislerimiz. Küçük çaplı mutlulukları da serpiştiriyorduk bu döngünün arasına tabiki bazen, ama yeterli miydi; zannetmem. Hayatın gerçeği olarak nitelendirilen sorumluluklar çok ağırdı gerçekten. Evleniyordu insanlar mesela, sıradanlaşıyordu; işe başlıyorlardı, sıradanlaşıyordu; süreklileşen her şeyin getirdiği yoğun sıradanlık sarıyordu etrafı. Hayatın bundan ibaret olduğu gerçeği dikiliyordu karşıma bazen, ruhum sıkılıyordu.
Merak, bu silsile içinde benim için en canlı duyguydu, neler yaptırabileceği asla belli olmayan, her seferinde farklı sonuçlar doğuran; iyi yada kötü, bir şeyleri yapma dürtümü açığa çıkaran... Mesela insan vücudunun içini merak etseydim, bu merak beni doktor olmaya sürükleyebilirdi yada bir seri katil. Dediğim gibi sonunda ne çıkacağı asla belli olmayan bir serüven yaratırdı.
Alaz'ı merak etmek de beni bu yüzden korkutuyordu. Binlerce farklı son, binlerce farklı gidişat, yol ayrımı, karar... Bu belki bazı insanlar için çok sıradan bir tercih olabilirdi. Bir insanı hayatına almak, onu tanımak, sohbet etmek, onunla ilgili bir tercih yapmak. Ama bu benim için hiç kolay bir şey değildi. Ne istediğimi anlamazdı insanlar benim, bir gün istediğim şeyden ertesi gün nefret ederdim. Bir gün aldığım kıyafeti bir hafta sonra odamdaki çöpte bulabilirdiniz. Bir gün anlattığım konu üzerindeki düşüncelerimi bir sonraki hafta tam tersi olarak duyabilirdiniz. Belki herkeste olabilen bu ufak olağanlıkları abartırdım ben... Elimde olmadan, fazlaca, zehirlice. Karar vereceğim en küçük olaylarda oyunlar oynardı zihnim benimle.
Beril yok akvaryumdaki balığım kinle bakıyor bana nefret ediyor benden, "O sadece bir balık Nara" cama yaklaşıyor arkası dönük, görmeye bile tahammül edemiyor beni, yem vermiyorum, üç gün sonra gelen Beril, öldüğünü görünce soruyor bana "Ne oldu" diye yüzündeki dehşet.. "Neden bana öyle bakıyorsun? Anlamıyor musun nefret ediyordu benden Beril. Lanet balık." İki hafta sonra boş akvaryumunun başında ağlayan ben. Kaldırmadığına pişman olan Beril...
Yine bir gece, elim yüzüm kan, etraf darmaduman Beril gelmiş dışarıdan gördü yerde ağlayan beni. Neden ağlıyordu ki o bu hale getirdi beni. "Hayır Beril yeni geldi Nara" Yalan söyleme! Daha çok bağırışlar. Beril konuşuyor ben duvarın dibinde ondan sakınıyorum. "Ne oldu sana Nara. Kim yaptı bunu." Sen. Bağırıyorum ona "Yapma" Eve giren polisler Beril'in tutuklanışı. Hastanede ifademi alıyorlar. Beril yaptı, bana saldırdı. Binlerce ses var "o yapmadı" diye haykıran ama benliğime kadar inanıyorum yaptığına. Ardından geçen iki günden sonra tekrar gelen farkındalık. Beril biliyor anlatmaya çalışıyor ama kimse inanmıyor kıza. Kimsenin aklına gelmiyor benim tehlikeli zihnim. Yalın ayak ağlaya ağlaya gecenin bir yarısı Beril'i çıkarışımı hatırlıyorum oradan. Polislere raporumu gösterdikten sonra inanıyorlar Beril'e. Ben bile hatırlamıyorum kendimi o gece nasıl o hale getirdiğimi, ben bile affedemiyorum yaptıklarımdan dolayı kendimi, ama her ne iş açmış olursam olayım, ne yaşatmış olursam olayım her bir vukuatımı anlayışla karşılayıp "Fena mı, çocuklarımıza kahkahalarla bak annen bana ne yaptı diyerek anlatabileceğimiz bir anımız oldu."diyerek beni hiç bırakmayan, onca yaşadığına rağmen bana sadece kendime verdiğim zarar yüzünden kızan, bu kadar anlayışlı bir insan olarak hep yanımda olan o kıza minnettardım.
İşte bu yüzden merak, yani benim en canlı ve en tehlikeli duygum, ayrıca en kaçındığım şeydi. Ve şimdi Alaz'a duyduğum o merak kırıntısı bile bu denli kurcalayabiliyorken aklımı, o serüvene çıktığımda yaşayabileceklerimi düşünemiyordum. Yapabileceğim şeyleri düşünemiyordum.
Alaz olayını Berille konuşmam gerekiyordu ancak hala dillendirmeye korkuyordum. Ayrıca bunu anlattığım zaman yapacaklarımı düşünerek bende aklı kalmasını da istemiyordum. Benim başka bir doktorla seanslara başlamam gerekiyordu. Anlatmaya ihtiyaç duyuyordum.
Hastanede yatarken düşündüğüm planlara attığım her adımda ayağım sürekli bir şeylere takılıyordu.
Çalan telefonumun sesiyle düşünce havuzumdan sıyrıldım. Arayan tabiki Berildi "Efendim canım."
-Nara! Nerdesin sabah sabah sen, sakın evi bensiz halletmeye gittiğini söyleme. Sırf senin için ücretsiz izinlerimi kullanmaya başladım bana ihanet etmemiş ol. Ah kalbim."
Girdiği dramlar beni gülümsetirken kafamı istemsiz sağa sola sallamıştım.
-Merak etme drama kraliçem, gece uyku tutmadı ben de sabah hava almaya sahile geldim. Kafelerin açılmasını bekliyordum iki kahve kapıp geliyorum.
-Sen iyi olduğuna eminsin demi. Neden uyku ilacını almadın. Hatta ilaçlarını alıyorsun değil mi Nara?
İlaçlarımı daha almaya başlamamıştım. Uyku ilacımı da almama sebebim onu düşünmeyi nedense hem istemiyor hem düşünmeye başladığımda da engellemek istemiyordum. Garip bir çelişkiydi. Sadece uyuyamadığımı söylediğimde bile endişelenen arkadaşıma kafamdakileri anlatamama kararımdan bir kez daha emin olmuştum.
-Ben iyiyim Beril, endişelenme. İlaçlarımı şu anlık almıyorum çünkü başka bir doktorla devam edicem seanslarıma. O zamana kadar ara vermek istedim sadece. Uyku ilacı da mideme ağrı yaptı. Hadi kapat detayları eve gelince konuşuruz.
-İyi peki çabuk gel de bari.
"Tamam" diyip kapattıktan sonra. Kafelerin açık olduğunu düşünerek banktan kalktım. Yol boyu aklımda Beril'e yapacağım rahatlatıcı konuşma dönüyordu.
Eve gelmiş mutfaktaki sandalyeme kurulmuş bize güzel bir kahvaltı hazırlama uğruna cebelleşen Beril'i izliyordum. Elimde kahvemle tabi ki. "Ben Ebru Hanımla konuştum bu arada, beni seviyor biliyorsun senin için güzel bir yer ayarladı. Asla arkadaşımı öve öve bitiremediğimden değil tabiki. Neyse konumuz bu değil" bana dönerek yüzündeki şefkati hissetmemi sağladı "Hazır hissettiğin zaman başlayabilirsin, seni zorlayacak bir şey olduğunda beraber çözebiliriz. Hem shiftlerimiz de aynı olucak." Evden ayrıldığım için olan üzüntüsünü bu şekilde avuttuğu yüzündeki heyecandan belliydi. Hala içimde birçok tereddüt vardı ancak hevesini kırmak istemediğim için "sevindim" deyip gülümsemekle yetindim.
"Yeni bir doktorla tedavine ne zaman başlayacaksın. Nara seni zorlamak istemem ancak ilaçları ve tedaviyi bırakmanın oldukça riskli olduğunu biliyorsun." Son olarak yaptığı yumurtaları da masaya getirdiğinde saçma bir şekilde oldukça güzel görünüyordu masa. Beril yemek konusunda berbattı.
"Kendini geliştirmişsin."
"Yeni yeni becerilerimi keşfediyorum. Mükemmel bir insanım evet ama konuyu değiştirme." Yapay şekilde kaşlarını çatarak ağzına salatalık tıkıştırdı. Sanırım kaçışım yoktu. Sıkıyorsa kaç Nara.
"Konuyu geçiştirmiyorum yorum da mı yapmayayım."
"Tamam yaptın sus artık." Asla peşini bırakmayacaktı.
"Bak Beril..." çatalımla kahvaltılıkların üstünde gezinmeye başladım "bu sefer orada yatarken kendi içimde çok fazla şeyi değiştirmeye başladım, belki sonuçları değiştirebilirim diye. Yapamadığımı biliyorum, elimde olmadığını biliyorum ancak kendimle verdiğim savaş bunların çok ötesinde. Sonuçlarını bir kenara bıraktım, duygularım da fiziksel anlamda canımı yakmaya başladı." bir parça domatesi tabağıma koydum. Daha fazlasını da koymalıydım. Alaz toparlanmış Nara'yı daha çok beğenirdi. Daha çok doldurmaya başladım. "Engel olamadığım şeyler çığırından çıkacakmış gibiydi. Belki de çıktı. Her şeyi düşünebilecek kadar çok zamanım oldu çünkü girdikten bir süre sonra mani dönemimin bittiğini farkettim." Alaz'ın beni beğenmesi umrumda değildi, ne kadar iğrenç bir kız olmaya başlıyordum. Bir erkek uğruna dış görünüşümü şekillendirmeyecektim. Çatalımdakileri eski yerine koydum. "Bu böyle devam edemezdi çünkü ben böyle devam etmesini istemiyordum. Bir şeyler değişmek zorundaydı. Hayatımda; maddi, manevi." Boğazımın kuruduğunu hissedip bardaktan bir yudum su içtim. Beril can kulağıyla anlattıklarımı dinliyor bir yandan da hareketlerimi takip ediyordu. "Ben de çıkar çıkmaz en temel şeyden başladım. Ve inan bana bunun inanmaya tutunduğum olasılıklar haricinde seninle hiç bir ilgisi yok." Masadaki elinin üzerine elimi koyup hafifçe sıktım. Konuşmasa bile gözlerindeki anlayışı görebiliyordum. "Ancak fark ettim ki hayat sürekli önüme engel koyuyor. Ben ne kadar huzur istesem o benden o kadar kaçıyor, ben ne kadar samimiyet istesem o bana o kadar resmileşiyor, ben ne kadar mutlu olmak istesem o bana en yaralayıcı kozlarıyla yaklaşıyor. Bak daha başından ilk planım suya düştü." Biten karton kahve bardağıma bir bakış atıp ayağa kalktım ve kendime sade bir kahve yapmaya koyuldum. Beril sadece izliyordu. "Yine bir iç savaşa sürükleniyor gibiyim. Ve bu beni oldukça korkutuyor. Tedaviye o doktorla devam etmemek ve ara vermek de planlarımın arasındaydı ancak hayat buna da izin vermedi." Sadeden vazgeçip tatlı kahveyi bardağa bocaladım. "Bu yüzden merak etme bugün iyi bir doktor bulur ve seanslarımı başlatırım." kaynar suyu da koyunca hazır olan kahvemi ellerimin arasında burnuma yaklaştırdım. Derince kokladım "tatlı kahve içiyorum şu sıralar" sıcak olmasını umursamadan bir yudum aldım. "Kahveyle mi kilo aldın ruh hastası." Yüzümde belli belirsiz bir sırıtma oluşmuştu. Kahveden... Kesin kahvedendir Nara.
"Napıyorsun Nara?" Şaşırmış ses tonuyla bana bakan Beril'e döndüm.
"Tatlı kahve içiyorum."
Aradan geçen birkaç gün sonra kendi evime iyice yerleşmiş, eski evdeki son eşyalarımı da toplamıştım.
Şimdi de akşam ayazında kapıda durmuş ağlayan Beril'in kendi evine gitmesini bekliyordum. Sabahtan beri binbir acıtosyon yaparak beni canımdan bezdirmişti. "Nara gel bir gün daha alışma süresi olarak kal bari. Lütfen." Yaşlı gözleriyle burnunu çekerek konuşması yüzünden ben de ha ağladım ha ağlayacaktım.
"Beril lütfen ama sonsuza kadar terk etmiyorum seni hem iki güne beraber işe gidicez. Her zaman gelir gidersin yapma böyle sağlam olmayan psikolojimi çökerticeksin az kaldı."
"Ya ama ya başına bir şey gelir de haberim olmazsa, ya elektrikler gider, hırsız girer, deprem olur ev çökerse." Yemin ederim bu kızı mağazadan alıp felaket tellalı olarak işe başlatmak lazımdı.
"Ya lütfen ama Beril." Yapay şekilde kızdığımda boynuma sarılmış "Tamam gidiyorum, ama bir şey olursa hemen ara. Kiranı ödeyemez evden atılırsan diye de odanı doldurmayacağım."
"Şom ağzını kapalı tutarsan kötü şeyler yaşamayabilirim. Ne dersin?"
Beş dakika daha verdiğim yorucu mücadeleler sonucunda sonunda gitmeyi başarabilmişti.
Yeni evimde ilk yalnız gecemde ne yapsam diye düşünürken aldığım kırmızı şarap aklıma geldi. Kadeh ve şarabı masanın üzerine koyup ben de koltuğa yayıldım.
Şarabın ekşi tadı dimağımda yayılırken gözlerimi kapatıp sessizliğin ruhuna kaptırdım benliğimi...
Bir kadeh, sessizlik ve ben... iki kadeh, duvarlar ve ben... üçüncü kadeh, o ve ben...
İki gündür ne yaptığını delice merak etmeme rağmen hastaneye gitmemek için kendimi tutmuş, sosyal medyadan da olabildiğine uzak durmuştum. Çıkmış mıydı bilmiyor, ne yapıyor diye düşünmüyordum. İki gündür merakımın yanında bir tiksinme kol geziyordu. O hastane aynasında gördüğüm kız, her aynaya bakışımda belirip tiksinircesine izliyordu beni. Ona baktıkça sözlerim geliyordu aklıma, kendime verdiğim sözlerin ölümcül zehri... Merakımın canlı ruhu duruyordu diğer yanımda. Hiçbir şey bilmediğim kadar çok biliyordum, o sözlerimin zehiri, canlı ruhumu öldürüyordu.
Şişedeki şarabın son yudumunu da aldığımda, ne akıl kalmıştı bedenimde ne mantık. Aldığım gibi yazdım ismini, son durumunu öğrenebilmek umuduyla. Alaz Korkut...
ALAZ KORKUT davası düştü mü? KORKUT ailesinden hala bir açıklama gelmezken ALAZ KORKUT'un avukatı Asu BAYKENT müvekkili Alaz KORKUT'un en yakın zamanda özgürlüğüne kavuşacağı ve müvekkilinin suçsuz yere içeride geçirdiği günler için oldukça üzgün olduğunu dile getirdi.
En yakın zamanda çıkacağı haberi dün yapıldığına göre daha çıkmamıştı. Çıksa burada çıktığına dair bir yazı olurdu.
Asu Baykent... hemen safariden ellerimin izin verdiği ölçüde yazarak avukatını da araştırdım. Telefon numarası, hukuk bürosu vs. dışında Alaz ile alakalı başka bir açıklaması yoktu. Telefon numarasını kaydettiğimde bu saatte olmasa bile sabah aramayı kafaya koymuştum. İyi de ne diyecektim ki sanki. Ben kimdim de bana bilgi verecekti kadın. Normal arkadaşıymış gibi sorsam şüphelenir ve ismimi isterdi. Bunu Alaz'a söylemek Ama o kadar için de geciktirmeyeceğinin farkındaydım. Ne yapacağım konusunda beynim bana mantıklı fikirler sunabilecek durumda olmadığından telefonu kapatıp koltuğa fırlattım, merdivenlerden odama çıkıp kendimi de direk yatağa.
Evimin ilk sabahında, yoğun bir baş ağrısı ve mide bulantısıyla uyanmak hiç de istediğim bir başlangıç değildi. Yavaşça yataktan kalkıp algılarımı açmaya çalıştım bir süre. Aynanın karşısında biraz yansımamı izleyip mutfağa indim. Berbat görünüyordum. Aç karnına olmayı umursamadan ağrı kesici içip kendime gelmeyi beklemeye başladım. TV den slow şarkı açıp arka fonda çalmasını sağladım, başım ağrıyor olsa bile yatıştırıyordu.
Dünkü araştırmalarım aklıma gelince yanlış mı hatırlıyorum yoksa gerçek mi idrak edememiştim bir an. Telefonumun rehberini kurcaladığımda gerçekten Alaz'ın avukatının numarasını kaydettiğimi fark ettim. O kafayla merakımı dindirmek adına yapacağım konuşma, ayık kafayla çok aptalca geliyordu. En iyisi mi ben düşünmeyi bırakmalıydım.
Evde biraz daha zaman geçirip, kısa bir kahvaltı yaptıktan sonra telefondan yakın civardaki psikiyatristleri araştırmaya başladım. İşe başlamadan önce seanslarımı başlatmalıydım. En azından doktorumla bu konudaki sıkıntılarımı da paylaşarak içimi rahatlatabilirdim.
Safariye girdiğimde gördüğüm şey talihimin koca bir nah hareketiydi, düşünmemek için dirensem de eninde sonunda bir şekilde karşıma çıkmayı başarıyordu adam, sekmede dünkü haber açık kalmıştı. Sinir bozucuydu.
Araştırdığım bir kaç psikiyatrist ve telefon görüşmesinden sonra, eğitimini ve yorumlarını fazlaca beğendiğim kliniği de buralara da yakın olan bir doktor bulabilmiştim sonunda. Numarasını alıp aradım. İki üç çalmadan sonra sekreteri olduğunu düşündüğüm kadın konuşmaya başladı.
-Merhaba; Şafak Klinik, buyrun.
-Merhaba ben Duru Hanımla bir seans ayarlamak istiyordum.
-Tabiki, isminizi öğrenebilir miyim?
-Nara, Nara Duman.
-Nara Hanım, hangi gün için seans istiyorsunuz?
-En yakın ne zamana var acaba? Bugün içerisinde olursa benim için çok iyi olur.
-Bugün boş saatimiz yoktu ancak bir saat önce bir randevu iptal oldu dilerseniz iki saat sonraya yazabilirim sizi.
Şanssızlığım bugünlük kendini geri çekme kararı almıştı sanırım.
-Çok sevinirim teşekkür ederim.
İyi günler dileyip telefonu kapattıktan sonra içimde yeni bir şeylere başlamanın garip heyecanı vardı. Yeni şeyler beni mutlu ediyordu tuhaf şekilde; küçük farklılıklar, monotonluktan çıkmış her şey. Sanki hayat benim sevmediğim her şeye saygı duyuyormuş gibi ne ironiktir ki monoton olmayan yegane şeyimi ruh halim kılmıştı. Bu düşünceye istemsiz gülümsedikten sonra iki saatimi geçirmek adına evimi toplayıp kısa bir duş aldım. Epeyce soğuyan hava ve yağmaya başlayan yağmur yüzünden kalın bir şeyler giyinip şemsiyemle evden çıktım. Yakın olduğundan yavaş yavaş yürüyerek kliniği bulmuştum. İşlek bir göbekte olan klinik dışardan oldukça güzel görünüyordu; hastaneden sonra burası göze ve ruha daha çok hitap eden bir yere benziyordu.
İçeri girdiğimde beni gören sekreter yüzündeki kocaman gülümsemeyle ayağa kalkarak elini uzattı. "Hoşgeldiniz, Nara Hanımdı değil mi?" Benden en fazla birkaç yaş büyük duran esmer kadının bana hanım diyerek hitap etmesi hoşuma gitmemişti. Hastanede ismimle hitap edilmesi saçma bir şekilde samimi gelirdi bana.
"Evet sadece Nara lütfen, hoşbuldum." diyerek tebessümle karşılık verdim.
"Tabiki, buyrun şöyle oturun on dakikaya alacağım sizi Duru Hanım'ın yanına." Bekleme yerine geçip oturdum. Daha önce de seanslara çok kez gitmeme rağmen şu an ne söylesem içeride diye düşünüyordum. Bu doktorla klasikleşen üstten konuşmalar yerine, kafamdaki her düşünceyi en gerçek ve tam şekilde anlatmak istiyordum, belki kaçmadan anlattığım şeylerde benim yakalayamadığım şeyleri yakalar ve bana yardımcı olurdu. Bir dost gibi düşünmek istiyordum.
Sekreter içeri girebileceğimi söylediğinde koridorun sonundaki kapıya kadar bana eşlik etti. İçeri girdiğimde Duru Hanım da beni ayakta ve oldukça güler yüzlü bekliyordu. Kısa bakır saçlı, orta yaşlarında olan ancak oldukça pürüzsüz cildiyle daha genç gösteren, güzel denilebilecek bir kadındı. Kötü bir hissiyat almamıştım ilk görüşte.
"Merhaba hoşgeldiniz, Naraydı değil mi?" diyerek elini uzattı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim.
"Evet Nara, hoşbuldum."
"Buyrun oturun siz, bir şey içer misiniz?"
"Sade kahve alabilirim." Masanın önündeki rahat görünen koltuğa oturdum.
"Betül bize iki sade kahve getirebilir misin?"
Betül başını sallayıp çıkınca odada tek kalmıştık. Doktorum da geçip oturduğunda ilk hamleyi ondan bekliyordum.
"Bana kendini tanıtmanla başlayalım mı?" Kafamı salladığımda o da kalem ve kağıdını alarak hazırlığını tamamladı. Klasik bilgilerde başlayacaktım.
"Ben Nara, Nara Duman. 20 yaşındayım. İki senedir bipolar tanısıyla tedavi görüyorum." İlgisini çekmiş bir şey söylemiş olmalıyım ki gözleri dikkatle kısıldı. "Daha önce üç kez tedavi amaçlı hastaneye yattım, bir aylık tedavi ve gözlemler sonucu çıktım ancak depresif dönemlerimde durumum yüzünden tekrar yatmak zorunda kaldım." Ya da yatırıldım. Berile kızmıyordum. "Doktorlarım hastalığımın genetik olduğunu söylüyorlar. Ailemin ölümünden sonra travmatikleşerek arttı."
"Peki daha önceki doktorunla tedavini bitirip, değiştirmenin sebebini öğrenebilir miyim?"
"Sürekli yerimizde saydığımızı hissediyordum doktor. İstemesem bile hislerim bir süre sonra döngü haline geliyor ancak düşüncelerim tam tersi, sonu yokmuş gibi. Artık bir tek sonucundaki faaliyetlerim değil hislerim de canımı yakıyor. Öfkem kalbimi acıtıyor; endişelerim, kaygım, merakım beynimi yerinden söküyor ve doktorumla bunlara bir çözüm bulabildiğimizi düşünmüyorum. İki senedir."
"Anlıyorum peki daha önceki raporlarını doktorundan almak için senden bilgilerini rica edebilir miyim?"
"Aslında geçmişteki durumumdan ne merak ediyorsanız bana sormanızı rica edebilir miyim? Eski doktoruma olmadığım kadar şeffaf olmak istiyorum size, bu yüzden doktorumdan bir durum değerlendirmesi almanızı istemiyorum. Lütfen bana sorun. Zamanla her şeyi size en şeffaf haliyle sunacağımı düşünüyorum."
"Pekala şu an kullandığın bir ilaç var mı?"
"Hepsini bıraktım." dediğimde yüzündeki endişeyi sezebilmiştim ancak bu benim için miydi, kendi için miydi, yoksa seansımızın sağlığı için miydi bilemiyordum. Ona yalan söylememden ya da bir şeyler uydurmamdan endişelendiğini görebiliyordum. "Endişelenmeyin doktor, hastaneden çok yakın bir zamanda taburcu oldum, ilaçlarımı orada düzenli alıyordum. Şu sıralar normal bir haldeyim hatta seansları komple bırakmayı düşünüyordum ancak birkaç gündür kendi içimde bir şeylerin ters gideceğinin farkındayım. İstemediğim şeyler oluyor ve devamı gelecek biliyorum." Farkındaydım ve engel olamayacağımı bilmek en kötü olanıydı. Zihnim bana itaat etmiyordu. Çalan kapıyla konuşmamız bölündü. Betül kahveleri servis ettikten sonra usulca çıktı. Sıcak kahvemden bir yudum almak beni rahatlatmıştı.
"Farkındalık halin çok güzel. Benimle yoluna devam edicek olman beni çok mutlu etti, öncelikle bunu söyleyebilirim, bugünki seansımızın bitişinde kan vermeni rica edicem kan değerlerine bakmak için onun dışında bana bu zamana kadar tedavinde kullandığın bütün ilaçları yazmanı isteyeceğim. Çıkışta Betül bu konuda sana yardımcı olacaktır. Dilersen anlatmak istediklerinden başlayabilirsin."
"Ben, aslında güncelimdeki konuları deli gibi size anlatmak istiyorum ancak geçmişimden başlangıç yapsam daha iyi olur sanırım." Koltukta gergin bedenimi anlatacaklarıma uygun olarak rahatlatmaya çalışıyordum. "Ben şu anki aklımla baktığımda çok değişik bir ailede büyüdüm. Beni babam büyüttü, annem benimle çok fazla muhattap olmazdı tipik anne kız gibi bir ilişkimiz yoktu, nedenini bilmiyorum bildiğim tek şey psikolojik sorunları varmış onun da, kendiyle uğraşamıyorken bir de bebekle uğraşmak zor gelmiş olmalı." Tekrar masamdaki kahveye uzandım. "Dediğim gibi bir figüran olarak dururdu annem evde, dışarı çıkmaz hatta mümkün olduğu kadar odasından da çıkmazdı. Hiç anne kız olarak diyalog kurmadık, konuştuğumuz tek şeyler ben ona babamı sorardım, o bana babamı sorardı ve ilaçlarını götürürdüm bazen. Ortak yönü babam olan iki bireydik evdeki. O benim ayrı yönüm olmak istememiş. Annemi ilk defa size anlatıyorum ve fark ettim ki onu anlatırken hiçbir şey hissetmiyorum ne üzüntü ne kin ne öfke. Nasıl hissedebilirim ama doktor, siz olmayan bir insana karşı his besler misiniz? Bu yüzden sanırım diğer insanlarda anne kelimesinin anlam ile bende yarattığı anlam çok farklı. Sadece anne kelimesinin esas anlamına hissettiğim bir merak var içimde. Bir annem olsa nasıl olurdu diye..." Başımı kaldırıp beni dikkatle dinleyen doktoruma baktım. "Doğurmaktan farklı yönünü kastediyorum doktor. Aslında doğurmak döngünün en kolay kısmı. Bilemiyorum ben içimde yetiştirdiğim varlığa her ruh halinde sevgi besleyebilirdim. Sanırım o bunu yapamadı." Tekrar kafamı yere sabitledim. "Beni bu yüzden babam büyüttü, okula onunla giderdim, her türlü aktiviteyi onunla yapardım, evde karnımızı babam doyururdu. Bir annenin ve babanın yaptığı her sorumluluğu bir gün içinde kendisi hiç yılmadan, bir kez bile sitem etmeden yapardı. Şimdi düşünüyorum da ne büyük sorumluluk gerçekten. O zaman bile evde iki tarafa da neşe saçardı. Annemin ona gülümsediğini görürdüm, annem bir tek o zamanlar gülümserdi. Ben de denemiştim biliyor musunuz küçükken, bu annem için verdiğim son çabamdı ; babam omlet yaparken gülüp bir şeyler anlatıyordu bize. Ben masanın bir ucunda, annem diğer ucunda. Omlet eline değdiğinde çok komik tepki vermişti, annem de ben de gülmüştük. Annemi güldürmek benim için çok imkansız bir şey olduğundan, bu çok güzel gelmişti bana. Sonra ben de denedim aynısını yapmayı, annem tabiki masada oturmuyordu; bilerek uykusunda sürahisini boşaltmıştım mutfağa girsin diye. Yoksa girmezdi biliyordum. Su almaya girdiğinde ben de babamın yaptığı gibi yapmaya çalışmıştım ancak gülmedi." Anımın tersine ben anlatırken tebessüm ediyordum. Çünkü bir çocuğun sırf annesini güldürebilmek için o hallere girmesi bence komikti. Ben olsam en azından çabama gülerdim. "Suyunu içip geri çıktı mutfaktan ben de elimdeki yanıkla kaldım mutfakta. O zamanlar hangisine üzülsem bilememiştim doktor; elimin acısına mı, annemin umursamazlığına mı, başarısızlığıma mı. Üçüne de üzülerek, uğruna dağıttığım mutfağı toplayıp, son yitirdiğim umudumun izini de alıp çıktım mutfaktan." Elimin sağındaki izi gösterdim doktora." İzi kaldı. Babamın bunca çabasına karşılık da minnet ederek oturmazdı annem, çoğu zaman kızardı babama; ne sebeplerden ya da kim haklı bilemezdim tabiki ama babamın neden böyle bir kadına katlandığını hep merak etmişimdir. Çok sabırlı bir adamdı. Her ona, bunu söylediğimde annemin hasta olduğunu ve ona karşı anlayışlı olmamız gerektiğini söylerdi, ben bu şekilde düşünmezdim ancak babam her böyle söylediğinde içten içe babam gibi düşünmediğim için kendime kızardım. Babam anneme aşıktı sanırım, yoksa ben bunlara aşk dışında tahammül ettirebilecek bir duygu bilmiyorum hala daha." Aklıma gelen anılarla ara vererek derin bir nefes aldım. "Onları 15 yaşında kaybettim doktor, trafik kazasında. Annem nasıl oldu da babamla dışarı çıkmak için o arabaya bindi bilmiyorum, nereye gittiklerini bile hatırlayamıyorum. Tek hatırladığım haberi duyduğum ve zamanın geçtiği her saniyede dikenli ucuyla kalbimi daha derin yardığı...
Sonrasında babannemle yaşamaya başladım, tabi ne kadar yaşamak denirse. Hastalığım da şiddetini bu senelerde gösterdi. Çevremde zaten çok, hatta neredeyse hiç arkadaşım yoktu; sonra hiç kalmadı çünkü bırakmadım. Önce istemedim, istediğimde de tutamadım yanımda. Bana bile ağır gelen dengesizliğimi kaldıramadılar haklı olarak. Bir tek babamı üzmemek adına dizginlediğim her duygu ergenliğin de getirisiyle çığırından çıktı benim için. Babannemin benim için kahrolduğunu gördüğüm zaman onun yanından da ayrılmam gerektiğine karar verdim.
Derslerimin durumu da inişli çıkışlı olduğundan üniversite kazanamadım, ben de babanneme yalan söyleyip tek dostum Beril'in kazandığı bu şehre onunla geldim. Durum, bir babaanne faktörü de kalmadığından, daha da çığırından çıkmaya başlamıştı. Yeri geliyor eve girmeyip sabahlara kadar eğleniyor deli gibi ortak ediniyordum. Yeri geliyor yatağımın altında kendimi ölüme terkediyordum. Her ikisinin de tek ortak noktası kendime bir şekilde zarar vermeyi başarmamdı. Bunlara ayırt edemediğim sanrılar eşlik etti, zihnim hiç yaşamadığım şeyleri yaşamışım ya da yaşıyormuşum gibi göstermeye başladı bana. Bunu fark eden Beril en sonunda el attı olaya ve beni önceki doktoruma götürdü. Birkaç seansımızdan sonra hareketlerimi inceleyip testler yapan doktor bana bipolar teşhisi koydu. Zaten soy ağacımın alışkın olduğu bu hastalığı kabullenmekte zorlanmadım. Çünkü adı, yahut kategorisi hareketlerimi değiştirmiyordu. Kendimi öldürme derecesine ve hatta çevremdekilere zarar verme boyutuna ulaştığında durumum, hastaneye yatıyordum." Boğazım kurumuştu ancak sona gelmenin verdiği dürtüyle devam ettim. "Son yatışım biraz farklı oldu doktor. Mani döneminde uyuşturucu kullanmaya yeltendiğimde yatırmışlardı, fakat şöyle ki hastaneye yattıktan bir süre sonra mani dönemimin bittiğini fark ettim. Düşünmek için epey zamanım oldu. Birçok karar aldım; evimi, çevremi, işimi kısaca hayatımı değiştirmeyi koymuştum kafaya ancak hayat tabiki rüzgarını yelkenlimin olduğu tarafa çevirmedi. Önce... öncesini sona bırakmak istiyorum. Çıktığımda evimi taşıdım ancak samimi ortamlardan yana kullanmak istediğim çalışma ortamım maalesef maddi durumlardan dolayı olmadı. Yarın Beril'in yanında kocaman oldukça resmi, soğuk, ağır bir iş pozisyonunda işe başlıyorum. Ve bu bana kötü hissettirmeye yetiyor." Doktor beni dinleyip bir yandan not alırken ben de dinlenmek ve zaman kazanmak adına derin nefesler aldım. "Sonrasına geleyim, içerde çıkmama günler kala bir hasta geldi. Çevremize o daha gelmeden gelen korumalardan anladık mesajı tabii." İsmini vermeyecektim çünkü Alaz ünlü bir iş insanıydı ve bu anlatacaklarım doktorumdan başkasının kulağına gider miydi, sanmam ama konu o olunca insanlara güvenmek istememiştim. "Bir katil olduğunu ve buraya yatırılması gereken raporu olduğu söylendi. Geldiğinde hastanede sigara içerken yakaladım onu, oldukça küstah bir tavırla karşılık verince haddini bildirmek amacıyla hemşireye şikayet ettim, ancak hemşireyle gittiğimizde ne sigara vardı ne izi, bir arkadaşım onun yüzünden fenalık geçirdiğinde tavrından anladım yatırılan katil olduğunu. İçerdeki sürtüşmelerimiz böyle devam ederken; adımı öğrendi korktum, fark etmediğim bir şeyi farkettirdi istemsiz de olsa hayranlık duydum dikkatine, her an karşıma çıkıyordu. Gözlerindeki anlam, gizlenen anlam çok garipti doktor. Çıkarken Selen ile konuşması için ricada bulundum ondan durumu çok kötüye gidiyordu, karşılığında soru sordu bana. Beni merak etmesi çok tuhaf hissettirdi bana. Bilmiyorum, sorduğu sorunun altında yatan merakın gerçek olmasına ihtiyaç duyarken buldum kendimi. İçerde kurduğum planları anlattığımda bana tek başıma bir eve çıkmamın benim için riskinden bahsetti. O ana kadar düşünememiştim bunu mesela ancak inkar ettim çünkü buna ihtiyacım vardı. Farkındayım şu an çıktığım evimde kendim için risk teşkil ediyorum ancak bilmiyorum, işleri bir yandan toparlayabilmek için geldim buraya. Çıktığımda aklımdan gider sanmıştım fakat haberlerine rastladım. İsmini öğrendim, dosyasını, dosyasındaki yalan ve iftiraları. İstemsizce kendimi Selen bahanesiyle avutup hastaneye gittim tekrar onu da gördüm kısa sohbetimizden sonra çıkarken ona ne zaman çıkacağını sordum, inanır mısınız bu da istemsiz."
İnanmaz Nara.
Doktora baktığımda anlayışla kafasını sallayıp tebessüm etti. Ben bitirene kadar konuşmaya niyeti yok gibiydi. "Bana -artık en kısa zamanda- dediğinde geldiği çift anlama taktım bu seferde kafayı. Artık? Ben söyledikten sonraki artık mı? İşlerinin yoluna girmesinden kaynaklı artık mı? Bunları düşünmemeye çalışırken o kadar çok efor sarfediyorum ki doktor... Ben hayatta en çok merak duygusundan korkarım ve ben bu adamı deli gibi merak ediyorum. Bakın planlarımı gerçekleştirmeye çalıştığımda oluşan, düğümüne." Sonunda bitirmenin verdiği rahatlıkla derin nefes verdim ve masadaki kapalı şişeyi açarak su içtim.
"Naracığım, görüyorum ki hikayende üzerinde duracağımız çok nokta var. Ancak ilk önce yaşanacakların yolumuzdaki engellerini en aza indirmemiz gerekiyor. Merakın konusundaki korkunda çok haklısın çünkü duygularını en uçta yaşayan ve düşüncelerini tahmin edemeyeceğimiz hastalarımız için çıkacakları her yol, her seçenek, çok daha fazla risk içerir. Keşke sana asla korkmadan bu yola çıkman gerektiğini söyleyebilseydim ancak senin için olan risklerinin ikimiz de oldukça farkındayız. Aşk, dostluk, seçim gibi normal insanlarda sıradan olan aktiviteler senin için planladığın hayatında, sıkça karşısına çıkacak şeyler. Öncelikle yarın gideceğin iş her birey gibi günlük hayatının mutlak parçası, kendini bu konuda ne kadar korkutursan iplerin o kadar elinden kaymasına sebebiyet verirsin. Bu konuda korkmaman gereken yegane şey insanlara karşı davranışların olacak çünkü ben tahlillerinden sonra sana vereceğim ilaçla sana en büyük yardımı bu yönden sağlayacağım. Davranışlarının ve duygularının dizginini almanı sağlayacağız. Bir diğer konumuz ise, bu dizginleri aldığında mantıklı düşünüp karar verebilen bir birey olarak kendini, bahsettiğin kişiye duyduğun ilgi ve meraktan uzaklaştıracağını düşünüyorum. Gidişata göre ilaçlarını aldıktan sonra tekrar yaşanan değişimlerle birlikte durum değerlendirmesi yaparız olur mu?" Doktorun söyledikleri kafama yattığından onu onaylayarak, seansın sonuna geldiğimiz için doktoruma teşekkür edip lobiye geçtim. Betül odada benim kanımı aldıktan ve eski ilaçlarımı yazdıktan sonra haftaya tekrar bir seans ayarlaması yapıp klinikten çıktım.
Anlatmanın yarattığı his içimdeki sis bulutunu dağıtmaya yardımcı olmuştu. İçeride bir yerde gün ışıklarının varlığını hissediyordum. Yoğun bir tatmin tarafından ele geçirilmiş mutlu sona yaklaşan aptal prenses gibiydim. Bu hikayenin aptal prensesi...
Yol üzerindeki bir marketten Beril ile yaparız diye düşünerek kek malzemeleri ve birkaç şişe alkol aldım. Bugün nahoş sonuma giden yolda kaderimin acımasız dostluğuna kaldırılması gereken kadehlerimiz vardı...