İçeriğe geç

AMBİVALANS

Bölüm 1 · 21 dk okuma

AMBİVALANS

Bölüm 1

PEJMÜRDE

-Buraya gel! Gerçeğinden kaçamazsın.

-Kaç Nara! Sakın durma.

Issız ormandaki ayak sesleri birbiri ardını takip ederken genç kız koştukça yorulan ve dikenlerin sivriliği nedeniyle kan revan içinde kalan bacaklarının sızısını vücudunun her yerinde hissediyordu. Nefes nefese arkasına bakarak koşmaya devam ediyor yolun sonu nereye çıkacak onu bile bilmiyordu. Ses, sesler her yerden geliyorlar onu boğmak istermişçesine nefesini kesiyorlardı. Ensesindeki saç teli kadar yakındılar ona.

-Korkak bir zavallısın.

-Sen çok güçlüsün.

-Dayanamayacaksın.

-Hayır başaracaksın.

-Daha fazla kaçma .

-Sakın durma.

-O yolun sonu yok.

-Yolun sonu çok yakında.

-Bitti Nara!

-Devam et Nara!

Genç kız adımlarını durdurdu. Sağında, solunda, önünde, arkasında, çaprazında; ses, sesler her yerdeydi. Neydi bu? Neden bilinç altı bile onu rahat bırakmıyordu. Resmen zihni onu düşman bellemişti. Seslerin hepsinin tek tek boğazını kesmek, bütün kelimeleri toprağa gömmek istedi.

Karanlık gece onun gözlerine ağaçtan başka bir şey sunmuyordu. Yolun sonunu karanlık görüyor fakat gördükleri her zaman onu yanılttığı için gözlerinin oyununa kanmak istemiyordu artık gözlerine bile güvenemeyecek hale gelmişti. Genç kız kendine olan güvensizliğine ve yalnızlığına bir kez daha lanet etti. Acıyan dizlerine rağmen kendini oracıkta yere bıraktı. Yerdeki taşların teninde jilet etkisi yaratarak bacaklarına battığını hissediyordu.

-Sen beni anlayabilirsin.

-Sen kimseyi anlayamazsın.

-Kimse seni sevmiyor.

-O seni seviyor yetmez mi.

-Sen bir yalana inanıyorsun.

-O yalan olamayacak kadar gerçek.

Genç kız kulaklarını eliyle kapatarak sesleri bastırmaya çalıştı ama sanki sesler daha da artmıştı.

Kalbinin, yaşadığı korku, öfke, acı, çaresizlik ve üzüntüyle daha da hızla çarpmaya başladığını, sanki kafesinden kurtulmak istermişçesine çırpındığını fark etti. Sonu nasıl olacaktı? Ne şekilde fiziksel yaşamı sonlanır hisleri ona ve ruhuna eziyet etmeyi keserdi?

Yaşadığı hislerin ağırlığını kaldıramayan bacakları hissizleşerek yerle buluşmasını sağladı. Kafası da yerdeki soğuk toprakla buluşurken gözlerini sonsuzluğa kapamayı diledi.

Bilinçaltına kapattığı gözlerini gerçekliğe açtı.

⏳

28 Ekim Salı 08.35

-Sen kafayı mı yedin avukat. Ne demek sizi delilerin arasına yatırmamız gerekiyor? Deli miyim ben git kendin yat oraya.

-Efendim bakın buradan çıkabilmenizin tek yolu bu başka türlüsü mümkün değil. Üstünüze kalan bir cinayetle suçlanıyorsunuz kimse akli dengesi yerinde olmayan bir insana hapis cezası vermez. Hem zaten geçmişt...

Genç adam derin bir nefes alarak arkasına yaslandı. Bu işten hiç hoşlanmamıştı fakat asalak avukat haklıydı. Buradan başka türlü de çıkabilirdi fakat onun aklanarak çıkması gerekiyordu. En azından aklanmış bilinerek. Kalın sesiyle avukatın sözünü keserek.

-Tamam uzatma. Nasıl alıcam bu raporu sen onu söyle.

-Belli bir süre akıl hastanesinde doktor gözetimi altında yatmanız ve asla kaçma girişiminde bulunmamanız gerekiyor. Ben de bu sırada bir kaç aracı sayesinde jüri raporunu halledeceğim.

-Bu rapor benim başka bir yerde karşıma çıkar ve canımı sıkarsa ben de senin canını sıkarım. Bu deli hastanesi işi de fazla uzun sürmesin bu iş canımı sıkmasın hızlı olacaksın.

Avukat irkildiğini belli edercesine geri çekilerek kafasını aşağı yukarı salladı. Genç adam sözlerine kaldığı yerden

-Bana içerdeyken ne yapmam gerektiğini söyle.

-Sadece sakin ve sabırlı davranmanız gerekiyor lütfen olay yaratmayın.

Genç adam avukatın son sözünden sonra görüşme yerinden çıkarak tutulduğu koğuşa doğru yanındaki gardiyanla ilerlemeye başladı. Geldiklerinde kapıyı açan gardiyana ters bir bakış atarak içeri girdi. Koğuştaki herkes onu tanıdığı için pek bir sorun yaşamıyordu fakat o gardiyan canını sıkıyordu. Buradan çıktığında onunla hesaplaşırdı, buradan bir an önce çıkmalıydı aksi herkes için kötü olurdu. Başta asalak avukat için.

Yatağına doğru etrafındaki kimseyi umursamadan yol aldı, aklında hala avukatın söylediği deli hastanesi işi dolanıyordu. Bu olay iş yaptığı ya da anlaşamadığı insanlar tarafından duyulmamalıydı bir şekilde örtmeli duyulmasına engel olmalıydı. Herkes onun bu olayda kanıt yetersizliğinden aklandığını bilmeliydi kendisi hakkında deli tabiriyle düşünülmesi bile sinirin damarlarında yılan misali dolaşmasına sebep oluyordu, kimse ona böyle düşünceler besleyemezdi, kimse onu bu denli küçük düşüremezdi buna izin vermezdi. Zeki bir adamdı karşısındakinin ona bakarken düşündüğü şeyleri anlayabilirdi.

O baktığı gözlerde kendine yönelik hayranlık gören biriydi. Acıma ve küçümsemeye yer verilmesine izin vermezdi. Buradan çıkınca başlıca yapacağı şey zaten sessiz kalacağına emin olsa da avukatın çenesini tam anlamıyla sıkmak olacaktı.

⏳

28 Ekim Salı 14.48

-Hemşirelerden ilaçlarını içmediğine dair duyumlar aldım Nara bu konuda bana söylemek istediğin şeyler var mı? Neden artık ilaçlarını içmek istemiyorsun?

-İyi hissediyorum artık onlara ihtiyaç duymuyorum.

-Mani dönemini yeni atlattın yeni bir atak yaşamayacağına nasıl eminsin? Hem kış ayına giriyoruz kışın daha çok depresyon geçirdiğini gözlemlemiştik. Bu üçüncü ağır atağındı ve diğerlerini yaşamanı engellemeye çalışmamız gerekli zira dördüncü ataktan sonraları kişiler için daha tehlikeli boyuta ulaşır.

Ölüm, belirsiz yaşamaktan daha tehlikeli bi boyut olamaz doktor.

-Ne zaman buradan çıkabileceğim? Kaç gündür buradayım?

Zaman kavramım bile kalmadı anlıyor musun doktor?

-Bir hafta daha seni gözlemleyip durumunun şu anlık iyi olduğuna karar verdikten sonra seni taburcu edeceğim. Ancak bu seanslarımızın bittiği anlamına gelmiyor ilaçlarına ve seanslarına devam etmeni istiyorum tamam mı Nara?

Ruhum bitikliğimi haykırırken bitmeyen ne doktor?

Genç kız son derece yapmacık olan gülümsemesini bahşederek "Tamam" dedi. İçinden söylediği hiçbir şeyi duymamıştı tabii. Duyurabilse anlardı, bağırabilse duyarlardı, anlasalar belki böyle olmazdı.

İki senedir bu doktorun dediği her şeyi kurtulma ümidiyle yapıyor fakat hala bir sonuç alamıyordu. Beyninin içindeki "dopamin" dedikleri kendi deyimiyle "keyif" hissiyatının inip çıkmasıyla hisleri onunla resmen oyuncak gibi oynuyordu. Çoğu kez zihninin kendinden nefret ettiğini düşündüğü için hayatına son vermeye kalkmış, onu aynı evi paylaştığı arkadaşı kurtarmıştı.

Daha eskiye küçüklüğüne döndü. Babasını çok seviyordu. Hatta hayatında belki de en çok sevdiği insan babasıydı. Annesini, babası kadar olmasa da, onu da sevdiğini düşünüyordu. Ama hiç bir zaman babasında gördüğü sıcaklığı ve sevgiyi annesinde görememişti. Onunla meselesi farklıydı.

Onları, 15 yaşındayken yaşadıkları bir yangında kaybetmiş kendisi babaannesiyle yaşamaya başlamıştı. Beş senedir babasının acısını atlatamamış, yangından sonraki bir senesini ölüden farksız bir hayat yaşayarak geçirmişti. Sonra kendi hayatını kurması gerektiği gerçeğiyle yüzleşmiş her ne kadar zor olsa da hayatına devam etmeye başlamıştı. Aslında hastalığı ilk sinyallerini onun hatırladığı ve doktorun emin olduğu kadarıyla o yaşlarında yaşadığı travma sonucu vermeye başlamıştı.

Çoğu kez babaannesiyle konuşmayıp yemek yemiyorken birden dışarı çıkıp arkadaşlarıyla gezip eğlenmek istiyordu. Bu durum lise hayatını daha çok etkilemeye başlamıştı. Okuldaki başarı başarısızlık durumunu bile bu lanet hastalık belirliyordu. Sınav dönemleri depresyondaysa kimse onu ders çalıştıramazdı yatağın altına girer günlerce babaannesiyle ve yanında olan tek tük arkadaşlarıyla iletişimini keserdi. Sınavlarının çoğuna girmez, girdiklerini de ucu ucuna ya geçer ya kalırdı. Arkadaşlarıyla bazen çok uyumlu olur bazen onların yüzüne bakmaya dahi tahammül edemezdi. Çoğu insan bu değişik davranışlarından dolayı onunla iletişimi kesmişti bu yüzden yanında bir iki tane sabırlı insan kalmıştı.

Üniversiteye geçene kadar babaannesiyle birlikte kalmıştı. O dönemlerde çalışmak istemediği dersleri yüzünden üniversite sınavını kazanamamış, her ne kadar aniden çalışma isteğiyle dolup taştığında ders çalışsa dahi bu sadece liseden zar zor mezun olmasına yetmişti. Babaannesinin doğup büyüdüğü şehirden ayrılmayacağını bildiği için onu üzmemek adına üniversiteyi kazandığını söylemiş ve lisenin başından beri yanında olmasına onun dahi şaşırdığı Beril'le İstanbul'a gelip onunla aynı eve çıkmıştı. Beril beraber yaşadıkları süre zarfında onun bu durumunun sebebini çözmüş ve onu bir psikologdan yardım alması için şuan konuştuğu doktoruna getirmişti. Nara doktoruyla konuştuğu seanslardan sonra tanısı olan bipolar hastalığıyla tanışmış ve bu zamana kadar onu canından bezdiren hislerinin sebebini anlamıştı. Ailesinin kendi aralarında paslaştıkları bu hastalığın son topu ayaklarına gelmiş, son kurban kendisi olmuştu. Bütün bulgularını taşıdığı bu hastalığı kabullenmesi zor olmamıştı. Kurtulmak ümidiyle ilaçlarına başlamış fakat geçirdiği ilk atakla kendisini rızası alınmış bir şekilde bu hastaneye yatmış bir şekilde bulmuştu. 3. kez buraya Berilin onu ikna etmesiyle yatıyordu fakat karar vermişti buradan çıkar çıkmaz İstanbul'a gelişinden beri çalışarak biriktirdiği ve babaannesinin birikmişinden ona kalan parayla ayrı bir eve çıkacak içinde sadece kendisinin olduğu bir hayat kuracaktı. Çevresindeki hiç kimsenin ona yaşatabileceği hisleri istemiyordu. Tek başına sakin bir yaşamın ona iyi gelebileceğini düşünüyordu. Zaten onu bu hayata bağlayan pek de bir şeyi kalmamıştı.

Neden yaşadığını bilmediği ilişkisi de onun bu aşırılıklarını kaldıramamış kısa süre içinde bitmişti. Bu onun ilk ve son ilişki deneyimi olarak kalacaktı sanırım.

Beril'in ise onu her fırsatta onu bu hücreye kapatması artık sinirlerini bozmaya başlamıştı kendisini nasıl ikna ettiğini bile anlayamıyordu. Sanırım fırsattan güzel istifade ediyordu. Evini hallettikten sonra bu psikologdan daha işe yarar bir doktor bulur yeni tedavisine onunla başlardı. Genç kız bunları düşünürken doktorun yanından ayrılmış Hemşire Esen'in ona eşlik etmesi sayesinde odasına varmıştı. Hemşirenin ona bir sürü şey anlattığının farkındaydı ama onu dinlemeye tenezzül etmemişti zaten bu kadar kısa koridor boyunca nasıl bu kadar çok şey konuşmayı başardığını anlamıyordu.

-Öyle işte Naracım yeni hasta geliyormuş. Bize yine iş çıktı.

-Hmm anladım hemşire izninle.

Odasına geçen genç kız hemşirenin ona, çenesinin ne kadar düşük olduğunu tekrar hatırlattığı için göz devirmekle yetinmişti. Burası hastaneydi tabiki yeni hasta gelecekti bu çok normaldi. Nara yatağına yatarak hemşirenin gelip ona araya çıkıp çıkmayacağını sormasını beklemeye başladı. Saat 3 e geliyordu 1 saatleri kalmıştı. Bahçede biraz hava almaya ihtiyacı vardı.

* * *

29 Ekim 08.30

-Alaz KORKUT sevk emrin var

Alaz sonunda avukatın bir işe yaradığını düşünerek yavaşça yataktan kalktı. Çevresindeki insanların geçmiş olsun dileklerine kafasını sallayarak koğuştan çıktı. Bu aptal yerde yeterince tıkılı kalmıştı fakat şimdi gideceği yerin de buradan pek farkı olmadığını biliyordu hatta en azından buradakiler deli değildi diye düşündü. Tek tesellisi yakında her şeyden kurtulacak olmasıydı.

Sevk aracı Özgün Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi yazan yerde durduğunda Polis Alaz'ı araçtan indirerek ona uyması gereken kuralları anlatırken Alaz önünde durduğu dışı beyaz renginden eser kalmayan eski ruh emici yapıyı incelemeye başladı. Polis sonunda sustuktan sonda kapıdan bi görevliyle içeriye doğru ilerken içinden düştüğü duruma sövmekle meşguldü. Yanında kendini tanıtan geveze kadının adının Esen olduğunu duymuş gerisini dinlemeye gerek duymamıştı. Bahçeden içeriye doğru geçerken camlardan ona bakan gözler görmüştü. Ya çoğu kişi onun geleceğinden haberdardı ya da bu ruh hastalarının camdan bakmaktan başka yapacak işleri yoktu. İlk düşünce onu daha fazla cezp etmişti keza o büyük dünyasının yüce Tanrısı, tanınmayı severdi. Bu düşünceler kapıdan girerken dudağının sağa doğru kıvrılmasına sebep oldu. Şu an da tam buraya layık biri gibi duruyordu.

***

Nara kapıldığı düşüncelerinin arasına giren sese doğru baktı, kapı yavaş hareketlerle açılmıştı gelen Selen'di. Sanırım araya girdik diye düşündü.

-Efendim?

-Ara zamanı gelecek misin?

Aslında araya çıkıp hava almak zaman geçirmek için iyi bir fikirdi fakat canı şu an araya çıkmak istemiyordu. Hava kasvetliydi ruh hali havaya eşlik ederek karamsarlığa gömülmeye karar vermiş gibi görünüyordu.

-Canım istemiyor sen çık yarın çıkarım belki diyerek Seleni kibarca reddetti. Selen hafif tebessüm ederek odadan çıktı.

Nara kapanan kapıyla kafasını cama doğru çevirerek dışarıyı izlemeye devam etti. Odası ikinci katta olduğundan bulutlar gözüne güzel bir manzara zevki yaşatıyordu bu konuda kendini şanslı hissetti fakat sonra bu şansın ne kadar zavallıca bir şans olduğunu düşünerek bu histen sıyrıldı. Tımarhanede neyin şansıydı ki bu? Tanrı ondaki şansı kaderinin çizildiği yolda, ilk adımında elinden almıştı.

Gün ışığı son demlerini gökyüzünde kızıl renkte yaymaya başladığında Nara da artık düşüncelerinin son demlerini kafasından atmıştı. Kaç saat geçmişti sahi, neredeyse akşam olmuş diye düşünerek saate döndü saatin akrep ve yelkovanı 18.37'yi gösteriyordu. Hemşire saat 19.00'da gelecek ve o gün ki son zehrini içmesini isteyecekti. İlaçlar onu etkilemiyordu. Onu, artık yalnızca yalnızlığın getirisi olan huzur kurtarabilirdi.

Esen aradan geçen bomboş 23 dakika sonra kapıyı çalarak içeri adımladı.

-Yine çok dakiksin Hemşire.

-Konu ilaç saatleri olduğunda azar yiyorum Nara ne yapabilirim ki?

Nara, hemşire Esen'in söylediği şeye tebessüm ettikten sonra küçük tepsi içindeki ilacı bol suyla yuttu. Hemşire ağzının içini de kontrol ettikten sonra bu sefer fazla çene çalmadan odadan çıktığında Nara başının şişmediğine sevinerek yatağına uzandı, sıkılmıştı, uyumanın zamanını daha iyi öldüreceğini ve çıkış gününe bir gün daha yaklaşacağını düşünerek kendini ölümün yarı zamanlı haline bıraktı.

***

-Bu ne?

-İlacınız.

-Ne ilacı hemşire, ben buraya ilaç almaya gelmişim gibi mi duruyor?

Hemşire, her ne kadar oturarak kendinin üç katı gibi görünen adamdan korkuyor olsa da görevinin getirdiği sorumluluk duygusuyla genç adama ilacını içirmeye çalışıyordu. Ah keşke bir hasta da zorluk çıkarmasaydı diye düşündü.

-Alaz Bey ben görevimi yapıyorum.

Alaz gözünü aniden açılan kapıyla içeri giren kendinden bi kaç yaş büyük duran erkek hemşireye çevirdi bu da kim yine diye düşünmeden edemedi.

-Ayşe tamam. Sen çık ben hallederim.

-İyi peki.

Genç adam erkek hemşirenin dediği şeye alaycı bir bakışla karşılık verdi neyi halledebileceğini sanıyordu bu asalak? Ben nereye düştüm diye düşünürken kapanan kapı sesiyle hemşire konuşmaya başladı.

-Merhaba Alaz Bey, ben Yiğit beni Avukat Ahu Hanım sizin için tuttu. Buradaki rahatınızdan ve isteklerinizden ben sorumluyum artık. Her akşam sabah bu saatlerde hastalara ihtiyaçlarına göre ilaç takviyesi yaparız raporunuzdaki hastalığınıza göre ilaçları her sabah akşam size hastanedeki görevim gereği getirmekle yükümlüyüm fakat bunları ben dışarıda yok edeceğim merak etmeyin. İçmek zorunda değilsiniz. Onun dışında herhangi bir isteğiniz olursa düğmeye basmanız yeterli.

-Telefon.

-Anlamadım?

-Neyi anlamadın telefon istiyorum.

-Efendim maalesef ki raporunuz çıkıp serbest olana kadar sık sık polis aramasına gireceksiniz size telefon getirmem adli açıdan sorun yaratır Ahu Hanımın kesin talimatı var.

Alaz içinden sert bir küfür savurarak hemşireye arkasını döndü.

-İstediğim zaman dışarı çıkmak istiyorum ve o avukata söyle bir hafta mühleti var.

Yiğit, Alaz'ı anladığın belirten naralar atarak odadan çıktığında Alaz için dinlenme vakti gelmişti. Genç adam yatağa ayakkabılarını çıkarmaya tenezzül etmeden uzandığında sayılı gün çabuk geçer diye kendini avutarak göz kapaklarını kapattı.

Alaz sabahın köründe vurulan kapının sesiyle uyandı fakat daha göz kapaklarını açmadan kimin geldiğini tahmin edebiliyordu gelen dünkü düdük "erkek hemşireydi".

-Bir daha odama bu şekilde dalarsan sonuçları senin için pek iyi olmaz haberin olsun.

-Özür dilerim Alaz Bey alışkanlık.

Hemşire, bu adamın yanında gerim gerim geriliyordu. Adamda psikopat havası vardı keşke raporuna psikopatlık yazılsaymış yatış sebebi o olsaymış diye düşünmeden edemedi cuk diye otururdu.

-Kahvaltınızı getirdim.

-Koy kenara uyuyacağım ben.

Ne kadar çok uyku o kadar az vakit geçirmek demek diye geçirdi içinden.

-Bir saat sonra ilaç vakti için geleceğim saat 16.00' da toplu hava alma saatiniz var, onun dışında ne zaman dışarı çıkmak istersiniz?

- 12 ve 16' da çıkarım.

-Tamam Alaz Bey.

Düdük çıktığında, Alaz kafasını hastanenin ruhsuz duvarına döndürerek uykusuna kaldığı yerden devam etti.

***

Nara

Sabahın ilk ışıkları odamın penceresinden yüzüme vurduğunda daha fazla bu eziyete dayanamayarak yataktan yavaşça kalktım. Bugün hava kasvetli değildi ama ruh halim havaya tezat kasvetliydi. İçimden akşam olana kadar uyumak geliyordu. Kutu gibi olan odamın küçük kapısından tuvalete girip elimi yüzümü yıkadım. Kendime gelmem gerekiyordu kahvaltı yapıp ilaç alacaktım sonra tüm gün kitap okuyabilirdim canım başka bir şey yapmak istemiyordu ne zaman yapacak bir şey bulamasam zihnim kendini düşüncelere odaklıyor bu da ruh halim açısından pek hoş sonuçlar doğurmuyordu. Düşünmek ruhumu kemiriyordu.

Üstünde küçük su damlacıklarının kireçli izler bıraktığı tuvalet aynasından yansımamla göz göze geldim. Zaten beyaz tenli olan yüzüm şeffaflaşmaya başlamış alnımdaki morumsu renkte olan damarları gözler önüne sermişti. Koyu kestane omuzumun üzerinde doğal düz olan saçlarımın düzlüğünden eser kalmamış çalı süpürgesine benzer bir hal almıştı, annemden bana yadigar olan badem şeklindeki gözlerime, altındaki mor halkalar eşlik etmeye başlamıştı. Ruh emicilere benziyordum. Kendimi biraz toparlamak amacıyla saçlarımı suyla durulaştırıp kafamın üstünde topuz yaptım fakat gözlerime yapabileceğim bir şey olmadığı için umursamayarak yatağıma ilerledim. Yarın duş alabilirdim.

Cama doğru döneceğim sırada Hemşire Esen kapıyı tıklattı "Kahvaltın Nara."

Yatağıma doğru yaklaşarak tepsiyi yatağımın baş ucundaki komidine koydu.

"Gece pek uyuyamamışsın sanırım göz altların çökmüş. Yavru pandalara benziyorsun."

Boğazını beş dakika sıksam sen de mezardaki cesetlere benzesen hemşire.

"Ne güzel iltifatlar bunlar Hemşire" diyerek onu tiye aldığımda bana gülümseyerek odadan çıktı. Kendini komik falan mı sanıyordu bu, çenesi yetmiyormuş gibi gereksiz laflarını çekmek sinirimi bozmaya başlamıştı. Son 6 gün Nara diye kendi kendimi telkin ettim zaten başka da telkin alabileceğim birisi yoktu.

Burada insanlar annelerinin rahimlerinde oldukları gibi yalnız oluyorlardı.

Canım bişey yemek istemiyordu ilaçlar midemi ağrıtmasın diye bi kaç parça salatalık ağzıma atıp kafamı cam kenarındaki pervaza yasladım. Acaba planlarımı gerçekleştirebilecek miydim? Bu hastalıkla uğraşmaktan ciddi anlamda sıkılmış ve yorulmuştum. Yeni bir hayata başlamanın heyecanı beni hayata bağlıyordu.

Komidinin üstündeki yarısında olduğum kitabımı alarak okumaya başladım.

Akrep ve yelkovan hızını alamayıp birbiri ardına ilerlerken okuduğum kitabın kapağını yavaşça kapattım 180 sayfaya yakın okumuştum heyecanlı bir kitap olduğu için zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım, bir saat sonra ara vardı.

Güneş hala kendini bulutların arkasına saklarken bulutlar gökyüzünü hakimiyeti altına almış gibi görünüyordu acaba ben de bir kitap yazsa mıydım? Buradan çıkıp hayatımı düzene oturttuğumda bunu düşünebilirdim. Araya çıkana kadar ne yapsam diye düşünürken zaman öldürmek için 1 saat daha kitap okumaya karar verdim bitince araya çıkar temiz hava alırdım.

Araya 10 dakika kala hemşirenin gelmesini beklemeden dolabımdan ince bir hırka alarak üstüme ince bi hırka aldım. Hava Ekim ayında olduğumuz için dengesiz davranıyordu. Ben de haliyle kansız olduğum için normal bi insandan daha fazla üşüyordum.

Hırkayı giyip kapı arkadan üstümüze kilitli olduğundan çıkmak için hemşireyi beklemeye başladım.

Sessizlik çığ gibi büyürken aniden koridorda kopan çığlıklarla irkilerek ayağa kalktım. Aslında şaşırmamam gerekiyordu yeterince bağırış, çağırış, angaryaya şahit olmuştum. Fakat insan aniden duyunca irkilmesine engel olamıyordu. Buraya yatan birinin herkesten normal davranmasını beklemek saçmalık olurdu, neyseki kimse böyle bir beklentide değildi. İçimdeki meraka engel olamadan kapının şeffaf olan küçük kare yerinden olan biteni anlamaya çalışıyordum. Görevlilerin götürdüğü kişi bizim katın sonunda yatan ve bi kaç kez koridor duvarının köşesine sinip ileri geri sallanırken kendi kendine konuştuğunu gördüğüm yüzü izlerle dolu olan bi adamdı. Hemşireye sorduğumda bana söylememesi gerekmesine rağmen çenesini tutamamış ve adamın ruhani varlıkları gördüğüne inandığını çoğu zaman onlar kendine zarar vermesin diye kendi kendine zarar verip ölmeye çalıştığını söylemişti bana. Çoğu zaman da olduğu taraftan haykırış ve ağlama seslerini duyardım.

Bu hastanede duvarlar inceydi ve duyduğunuz her ses bir insanın ruhunun çıkardığı feryattı. Akıl hastaları çoğu insanın yapmaya çekindikleri şeyleri yaptıkları için ruh hastası sayılırlardı. Her normal adı altında yaşayan insan bir parça psikopatlık, bir parça şizofreni, bir parça bipolar taşırdı içinde. Sadece zaman en çok hangi yönünü tetiklerse aklı kendini kapatır ruhu tetiklenen yönüne göre hareket etmeye başlardı. Ruhuyla düşünmeye başlar, ruhuyla görür, ruhuyla konuşur ve ruhuyla hissederdi. Ruh akıldan daha gerçekti. Akıl her zaman yalan söylerdi. Fakat burda yalan yoktu kimse yalan olduğunu düşündüğü şeyleri söylemezdi. Kimse yalan olduğunu düşündüğü şekilde davranmazdı. Ruh yalan söylemezdi ve insanlar özlerindeki gerçekleri hep delilik olarak düşünürdü. Kendilerini normalliğe, zincirlerini kıranları da demir parmaklık arkasına mahkum ederlerdi. Burdaki herkes böyleydi. Akıl hastanesinden taburcu olan kimse iyileşmez buradan kurtulabilmek için zincirlerini geri takar ve hayatlarına insanları normal olduğu yalanıyla kandırarak devam ederlerdi. Ama ruh bir kere gerçeğini kabullendiğinde hiçbir şey ona etki edemez, sadece zihni ruhuna ayak uydurarak, bir ahenkle yaşamına devam ederdi.

Benim bedenim ruhumu taşıyabilecek kadar güçlü değildi henüz. Zihnim ruhumla ahengini tamamlayamamıştı.

Ruh mükemmellik isterdi, zihin gerçekleri kabul ederdi. Ben kusurlu bir ruha sahiptim.

Adam gözlerimin önünden yastıklı oda olduğunu düşündüğüm yere götürülürken hemşire Esen kafasını baykuş gibi döndürmeye çalışarak buraya yaklaşıyordu. Ara zamanı gelmişti. Hemşire bu haliyle önünde bir şey olsa kesin görmez düşerdi. Merakından boynunu koparacaktı. Kapının arkasından uzaklaşıp kilit sesini duymayı bekledim.

"Hadi Nara hazırsan çıkalım."

Hazır olduğumu görmüyor muydu Allah aşkına? Neden böyle gereksiz soru soruyordu? Hazır olmasan neden kapının arkasında deli gibi bekleyecektim. İçimde beliren sinir duygusunu az da olsa yatıştırmaya çalışarak hemşireninin önüne geçip merdivenlere yürüdüm. Dışarı çıktığımda hafifçe esen rüzgar tenimde hoş bir dokunuş bırakıyordu. Etrafta hastalar oyun alanına rastgele bırakılan bilyeler gibi dağılmışlardı. Ben neden en son gelmiş gibi duruyordum? Hastanenin dış duvarında olan amacı hastaların içeri giriş saatini görmeleri olduğu saate baktığımda on dakka geç çıktığımı fark ettim. İlaç saati için tam dakikasında odamda olan hemşire bahçede geçirdiğim 1 saatin benden 10 dakikasını çalmıştı. Kendimi tekrar sakinleşmeye çalışırken bulduğumda bugün içimde olup biten bu kadar sinire anlam veremedim. Sakin ol Nara sadece on dakika.

Bahçenin en sevdiğim yeri olan arka tarafta etrafı renk renk kamelya çiçekleriyle bezeli ve ön tarafa kıyasla daha sessiz sayılabilecek yere doğru yürüdüm. Tahmin ettiğim gibi daha sessiz ve daha az hastanın olduğu yerde boş bir bank bulup oturdum. Bu gün diğer günlere tezat bir tuhaflık vardı. Etrafta hastaneyi koruyormuş gibi görünen bir kaç polis gördüm. Burada hiç polis olmazdı ki neden burdalardı acaba? Yanıma yaklaşan Selen dikkatimi üzerine çekmek için "Naraa!" diye seslenerek yanıma oturdu. Fazla mı neşeliydi. Olamaz mı Nara?

"Selam Nara."

"Selam."

Selen hastanede diğer hastalara oranla durumu daha iyi olan bi hastaydı sorunu sadece panik bozukluğuydu. Aniden geçirdiği panik ataklarıyla baş edemeyen ailesi tarafından buraya dördüncü yatırılışı olduğundan bahsetmişti. İyi bi insandı fakat bir o kadar da boş boğaz. Bana tanışmamızın ikinci gününde annesinin babasını aldatmasından ve çeşitli aile trajedilerinden bahsetmişti. Hastalığı dokuz yaşlarında yüzme bilmiyorken ailesinin umursamazlığı sırasında havuza düşüp son anda amcasının kendisini kurtarmasıyla kendisine bahşedilmişti. İlk atağını olay üzerinden 9 ay geçtikten sonra ilk kez havuz gördüğünde yaşamıştı. Bununla sınırlı kalmayan hastalığı sık sık nüksetmeye başlamış ve artık kontrol dışı olmasıyla kendini burda bulmuştu.

"Selen, neden etrafta polis olduğu hakkında bir bilgin var mı?"

Gerçekten mi Nara bu sorunun sorulacak kişisi Selen mi?

"Şey aslında ben de bunu hemşireye sordum ama bana önemli bir şey olmadığını sadece bazı kararlar sonucu güvenliği sağlamak amaçlı olduğundan bahsetti."

Tam da düşündüğüm gibiydi Selene atak geçirmemesi için yalan söylemişlerdi. Benim geveze hemşirem anlatırdı bana. Kesinlikle burda bir şey dönüyordu merak etmeye başlamıştım.

Birden gelen tuvalet ihtiyacımla Selene beş dakikaya geliceğimi söyleyerek hastanenin ön girişine doğru yürümeye başladım. Arka taraf ön tarafa göre daha geniş ağaç ve çiçeklerle süslüydü. Etrafa göz gezdirerek tuvalete giderken gördüğüm herkes çoğu zaman olduğu gibi canlı cenaze gibiydi. Fazlasıyla durgun. Aldıkları ilaçlar yüzünden böylelerdi. İlaçlar beni sanırım onlar kadar uyuşturmamaya başlamıştı daha canlı göründüğüme emindim. Bu ten rengiyle mi?

Zihnimin beni bozması sinirimin tekrar bozulmasına yol açmıştı. Tuvalette işimi hallettikten sonra tekrar Selenin yanına yürürken yanında olduğum çalılıktan yoğun sigara dumanı kokusu aldım. Sigara kokusu? Burada? Akıl hastanesinin bahçesinde? Burada sigara içen tüm görevliler kazan dairesinde sigara içerlerdi başka yerde sigara içilmesi kati suretle yasaktı başka türlü hiç bir hasta hastane sınırları içinde sigara içemezdi. Peki bu koku da neydi?

Adımlarım kokuyu takip ederek çalıların arka tarafına ilerledi. Gözlerim son dal ve yaprak duvarını aştığında sigara içen bir adamla şaşkınlıktan açıldı. O beni görmüyordu ama elinde duran sigarasını, ve arka silüetini net bir şekilde görebiliyordum.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun?"

Gerçekten ne yaptığını sanıyordu bu? Burası bir hastaneydi kafe bahçesi değil. Zaten bozuk olan sinirim daha da gün yüzüne çıkmış patlamaya hazır bir bomba gibi karşımdaki kişinin karşısında dikiliyordu.

Adam bana doğru ağır şekilde döndüğünde tek kaşını kaldırarak ne yapıyormuşum dercesine baktı.

"Burası bir hastane. Kimse burda sigara içemez."

"Öyle mi? Sen mi karar verdin buna."

"Seni baş hekime şikayet ederim duydun mu? Kimsin de böyle bi şeye kalkışıyorsun."

"Beni baş hekime şikayet edersin öyle mi?"

Adam olduğu yerden bi kaç adım daha bana yaklaştı.

"Sence kim bir delinin bu denli saçma söylemine

inanır? Hem de karşında benim gibi bir aklı başında bir adam dururken. Üzgünüm kız çocuğu senlik bir oyun değil bu."

Ne diyordu bu? Bana deli mi demişti? Ne kadar kaba bi tabirdi. Kim insanlara deli damgası yapıştırabilecek ve bunu karşısındakinin yüzüne söyleyebilecek kadar gaddar olabilirdi. Karşında kanlı canlı örnek var Nara. Sinirlerim bir gün içinde daha fazla ne kadar bozulabilirdi.

"Benimle düzgün konuş deli falan diyemezsin. Asıl burda sigara içebilcek kadar akılsız olan kişi sensin."

"Bak ruh emici beni rahat bırak ve git başımdan."

Adam bana resmen göz devirerek arkasını dönmüştü.

Sinirle ordan ayrılarak en yakındaki hemşireyi bulmaya gittim. Hemşireye gördüklerimi anlatırken bana pek inanmışa benzemiyordu ama yine de benimle gelerek göstermemi istedi. Çalılığın arkasına gittiğimizde o adam orda değildi işin kötü kısmı yerde herhangi bir sigara izmariti de olmamasıydı. Nasıl bu kadar çabuk delilleri yok etmişti. Hemşire bana anlayışla yaklaşmak için dinlenmelisin diye tavsiye versede şu an adamın ima ettiği gibi deli durumuna düşmüştüm. Afferim Nara.

Hemşire yanımdan ayrıldığında tek başıma salak gibi orda dikilmeye devam etmeyi kesip hala beni bekleyen Selenin yanına gitmeye başladım. Selen beni görüp gülümserken bi kaç bank ötemizde çaprazda kalan bankta oturan o adamı gördüm. Bana alayla karışık bi sırıtmayla bakıyordu. Anlamıştı beni resmen bilerek deli durumuna düşürmüştü.

Sen kaşındın Nara.

İçimde kabaran öfke gerçekten canımı yakıcak raddeye gelmişti.

"Bir şey mi oldu Nara sinirli gibisin?"

Kimdi bu yeni mi gelmişti? Tam Selene dönüp sigara mevzusunu anlatacakken bağırarak köşeyi dönen adam "Katil var. Katil var. Suçlu geldi. Kaçın. Öldürücek bizi" gibi kelimelerle tabir caizse tazı gibi koşuyordu. Arkasından etrafımızda olan herkes onu yakalamaya çalışarak peşinden koşmuştu. Ben hala olayı idrak etmeye çalışırken Selenin konuşmaya başlamasını bile fark etmemiştim. Tek fark ettiğim kesik kesik almaya başladığı nefesleriydi.

"Kk-katil suçlu mu? Ar- aramızda katil mi var Polisler bu yüzden mi gelmiş? Nara ölücez. Öldürücek bizi. Nara ölücez. Ölücez. Ölücez."diyerek nefes alamamaya başlaması bir olmuştu.

Panik atak mı geçiriyordu.

Şarkı söyleyecek hali yok ya Nara.

"Selen. Selen sakin ol. Nefes al. Selen"

Selen onu tutma çabalarıma rağmen kendini yere bırakıp göğsünü tutmaya başlamıştı. Telaşla etrafa bakıp yardım istediğimde o adam dışında herkes hastanın peşinden koşarak gitmişti. Adama bakarak tekrar kafamı Selen'e çevirdiğimde bu sefer gerçekten kötü durumda gibiydi. Terlemiş, kalbi göğüs kafesini yaracak şekilde atmaya başlamıştı. Ne yapıcağımı bilmiyordum ve beni o kadar sıkıyordu ki gidip birini çağıramıyordum. Tam o sırada yanıma gelen adamla kafamı kaldırıp yardım istedim. Gelmek için bu kadar beklemesi mi gerekiyordu gerçekten yoksa beyefendiyi biz deliler inandıramamış mıydık?

"Hemşire. Hemşire çağır. Çabuk!"

Adamın hemşire diye bağırmasından on beş saniye sonra iki hemşire buraya koşarak gelmiş ve durumu anlayarak Selen'i kucaklayıp götürmeye başlamışlardı.

Selenin arkasından gidicekken aklıma gelen şeyle duraksadım. Katil? Suçlu? Polis? Ah tabi ki bu oydu. Arkamı dönerek adamın gözlerine gözlerimi dikmiştim.

Adımlarım ona daha da yaklaşarak "Gelen suçlu sensin.. Evet hasta değilsin. Cezaevinden sevk oldun. Polisler senin için burdalar, kaçmaman için. Cezaevinden çıkabilmek için burayı kullanıyorsun. O yüzden sigara içebiliyor, bu kadar laubali davranabiliyorsun değil mi?" diye sordum.

Adam gözlerinde sinsi dudaklarında alaylı bir ifade ile gözlerime bakarak; "Sandığımdan daha akıllı bir deliymişsin..."

🍀

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.