İçeriğe geç

ALVIN'İN MACERASI

Bölüm 7 · 12 dk okuma

ALVIN'İN MACERASI

Bölüm 7

Mike ve Rose.

Sesin kaynağını öğrenmek amacıyla yerimden kalktım ve ses nereden geliyor diye yükseldiği tarafa doğru ilerlerdim. Koridor boyu ilerliyordum ki, karanlıkta poz vermiş heykel gibi duran birini farkettim, ses bir kıza aitti. Kendisini karanlığın içinden öne, aydınlığa çıkarttı. Yüzünde iri bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Kızı tanımadığım ve şüpheli davranışı nedeniyle kendimi bir-kaç adım geri tuttum.

"Merak etme ben bir canavar değilim seni yemeyeceğim, adım Rose!"

Dedi neredeyse benim yaşıtım olan kırmızı saçlı kız.

"Rose mu? Sana kim olduğumu söykemeyeceğim. Neden karanlığın içinde beni bekliyordun?"

Diye sordum.

"Kim olduğunu biliyorum! Babam tarafından eğitilen çocuksun."

"Baban? Sende mi komutanın kızısın?"

"Anlaşılan ablamla çok daha önceden tanışmışsın."

"Komutanın kaç tane kızı var böyle?"

Diye içimden konuşuyordum. "Evet daha önceden tanışmıştığım kadın ablan olsa gerek. Her neyse, beni bulma amacın nedir?" Diye ekledim sesli bir şekilde.

"Ehem, sadece Babamın özel olarak eğittiği kişinin kim olduğuna yakından bakmaya geldim."

Diye şirinlik yapmaya çalışıyordu.

"Benden bir şey isteyeceksin, değil mi? Uzatma da söyle."

"Evet doğru bildin! Senden bir şey usteyeceğim. Sürekli beraber takıldığın çocuk, onunla beni tanıştırır mısın? Bence çok tatlı!"

"Ha? Kimden bahsediyorsun, Mike mı? Kendin gidip konuşsana! Bu konuyla benim ne alakam var!"

"Olmaz! Olmaz! Senin tanıştırman gerek!"

"Ha? Ne yani ondan hoşlanıyor musun?"

"B-bunu nasıl anladın?"

"Fazla belli."

"Haklısın! Evet, ondan hoşlanıyorum, onu ilk gördüğümden beri hep izliyordum. Kendisini eğitimdeyken görüyordum. İlk geldiği zamandan beri!"

"Bak ne diyeceğim, benden uzak durman şartıyla yarın seni Mike'la tanıştırabilirim."

"Gerçekten m-"

"Evet, şimdi beni rahat bırak!"

"T-Tamam! Yarın saat kaçta ve nerede olayım?"

"Hmm, Saat akşam 8 gibi kütüphanede olursan tanıştırma işini halledebilirim. Biz genelde eğitim sonrası orada oluyoruz."

Dedim.

"Ama sizin eğitim saat 2'de bitmiyor mu?"

Diye saçma salak bir soru sordu Rose.

"Sadece elit şövalye eğitimi değil, komutan yani babandan da özel eğitim alıyorum. En uygun saat akşam 8, beğenmiyorsan gidebilirsin."

Diye cevapladım.

"Ah, tamam doğru! Benim hatam! Benim gitmem gerekiyor çok teşekkürler, görüşürüz!"

"Rica ede- oh be kurtuldum!"

Sözüm daha bitmeden kaçıp gitmişti. Bu saraydaki herkes sözümü yarım bırakmayı çok seviyor. Gittiğine çok sevinmiştim, kız çok rahatsız hissettiriyordu.

"Ben ara-yapıcı falan mıyım a#k! Ne ara bu duruma düştüm böyle hiç bilmiyorum."

Dedim kendi kendime kütüphaneye dönüp yeni bir kitap seçerken.

Kitabın üzerindeki desenlere göz gezdirince anılarım gözlerimde canlanmaya başladı.

"Ve ne zaman ki o günler göz-önümde canlansa, kaçtığım alevlerde tıpkı bana zincirlenmişcesine peşimden geliyor. Bu alevler beni yakmaktan ziyade üşümeme sebep oluyor."

Dedim kendi kendime kitapla bakışırken. "Neyse..." diye ekledim.

Kitabı kaptığım gibi ufak bir kafa sallamasıyla kendime geldikten sonra, her zamanki yerime geçip kitabın ilk sayfasını açarak okumaya başladım. Bu kitap önceden okuduğum kitabın aksine, fakir bir ailede büyüyen bir çocuğun hayatını anlatıyordu. Kitabı yazarın ağzından okumaya başladım.

"Fakir bir ailede büyümüştüm, ülkemiz işgâl edilmiş ve ailemden ayrı düşmüştüm. Bu işgâlciler beni ve benim gibi çocukları köle gibi çalıştırmaktan büyük zevk duyuyordu. Ailemden haberim yoktu, büyük ihtimalle hayatta değildiler. Çok fazla acı çekmiş açlıktan midelerimiz kendi içine çekilmişti. Bu acımasız işgâlciler yaklaşık 7 yılın ardından yenilmişti. Biz yetim çocuklar özgür kalmıştık. Herkes bir yere dağılmıştı. Ben, eski köyüme dönmek için uzun yollar katetmistim. Köyüme vardığımda enkazdan başka hiçbir şeyle karşılaşamadım. Canlı kimseye rastlayamadığımdan oradan ayrılma kararı aldım.

Ormanda yaşamanın iyi olabileceğini düşündüm. İlk gecem çok korkunç geçmişti, kurtlar tarafından kovalanmış nehre düşmüş ve neredeyse sivri kayaların üzerine düşüyordum. Ormanın bana göre olmadığını sanmıştım. Bir-kaç gecenin ardından, alışmaya başladım. Ağaçlarda uyumaya alıştım. Sonraki gecelerdeyse, soğuk geceleri geçirebilmek için küçük bir barınak yaptım. Fakat yetersizdi acilen ateş yakmayı öğrenmem lazımdı. Tüm günümü bunun için harcamış ve başarmıştım. Hemen dal parçalarını toplayıp küçük bir kamp ateşi yaptım. Daha sonra kendime avlanmak için mızrak ve bıçak yaptım. 2 hafta sonra ormana neredeyse alışmıştım. 2 yıldan fazla ormanda yaşayan ben barınağımı büyütmüştüm. Kendimi bazen kaptırıyordum ve bir bakmışım kocaman bir evim olmuş. Daha sonra her tarafını güçlendirmiştim. Pencerelerine parmaklıklar yaparak hayvanların ben uyurken girmelerini engelledim. Küçük bir kale gibiydi adeta! Kendimi, ormanın Kralı gibi hissediyordum, acı dolu kölelik hayatımdan sonra bu harika bir şeydi. Yani öyle sanıyordum, fazla erken konuşmuştum.

İşgalciler tekrar saldırıya geçmişti. Ormana doğru yanan oklarını fırlatıp ormanı yaktılar. Onlar neden yapıyordu ben Anlamıyorum. Orman kül olurken hayvanlar kaçışıyordu, kaçan hayvanlar avlanıyordu. O kadar emek verdiğim evimi terk etmek zorunda kaldım. Eşyalarımı alıp ormandan kaçtım. O sırada işgalciler ormana dalmıştı. Hemen bir kayanın arkasına saklanıp onlar gidene kadar çıkartmadım. Daha sonra koşarak uzaklaştım. Birisi beni farketmiş olacak ki, arkamla takip etmişti. Ben başka bir ormana girmişken peşimdeki asker de arkamca gelmişti. Ağacın altında dinlenirken boğazıma kılıcı tuttu ve Kim olduğumu sordu. yıllar önce köleleştirip eziyyet ettikleri insanlardan biri olduğumu söyledim. Kılıcını indirdi ve "İstediğin yere gidebilirsin, seni öldürmeyeceğim." dedi ve geri ordunun yanına döndü. O, o an beni öldürebilirdi ama yapmadı. Başka bir orman bulmak üzere oradan da kaçtım, artık kaçmaktan bıkmıştım. Ayağım takıldı ve bir delikten yer altına düştüm, kafamı çarpmıştım. Uyanıp kendime geldiğimde önümde yarı gömülü bir sandık bana bakıyordu, elbette açamadım anahtarım yoktu. Bende uzun uğraşlar sonucunda sandığı kırdım ve içindeki altınlara şaşkınlıkla baktım. Ağzına kadar altınla dolu sandık aklıma bir fikir getirmişti.

Kendime o altınla bir ordu kurmuştum. Altınların arasında değerli mücevherler de vardı, hepsini orduma yatırmanın akıllıca olabileceğini düşünmüştüm. İnsanları orduma katılmaya ikna ede-ede, 400 kişiden büyük bir ordu kurmuştum. Daha sonra, ordumu eğitecek birisini buldum. 3 ay eğitim karşılığında ona altın bir yüzük verdim. 2 ayın sonunda askerlerimle birlikte işgalcilere saldırı düzenledik. Saldırı gece yapılacaktı. Nöbetçileri etkisizleştirip kaleye kuşatma düzenledik. 30 dakika içinde uyuyan herkesi öldürmeye başladık. Bize yapılanın daha kötülerini onlara yapacaktım, hiçbir tereddüte yer yoktu. Esir olarak aldık ve kaleye el koyduk. Askerlerim onlara türlü-türlü işgenceler uyguladı.

Bir süre sonra işgalcilerin destek birlikleri kaleyi kuşatmaya gelmişti. Kaleden ayrılmayacağımızı söyledim. Herkese yerlerini almasını söyledim, askerlerim düşmanlar yukarı çıktıkları gibi onları mızrak ve kılıçtan geçiriyordular. Okçuların vuramayacağı yerlere konumlaştırdığımdan zaferin bizim olacağı garantiydi. Savunmamız başarılı olduktan bir-kaç ay sonra askerlerin maaşlarının yetmeyeceğini anlamıştım. Bize yapılanın aynısını onlara yapma fikri aklımdan çıkmıyordu. Yapamazdım, ben masumları öldüremezdim. Ve ön gördüğüm gibi bir-kaç ay sonra param bitmişti ve askerlerime durumu açıkladım. Cevapları beni şaşırtmıştı. Askerlerin hepsi zamanında köle düşenlerdi. Bazıları ise onların aile bireyleriydi, ölen evlatlarının intikamını almak için savaşta bana katılmıştılar. Onlar tek başlarına yapamayacakları için korkuyorlardı fakat benim onlara liderlik etmem sayesinde düşmanlarımızı yenmiştik. Hepsi benimle birlikte olma kararını kabullenmişti. Bende ileride kocaman bir krallık olursam hepsine birer ev verme sözü vererek askerlerimi iyice motive ettim.

Fakat bizi karanlık günlerin beklediğini bilmiyorduk. 1000 kişilik bir ordu bize doğru yaklaşıyordu. Kaleye gecenin bir saati girdiler ve kimsenin uyumamasına rağmen herkesi kolaylıkla öldürdüler. Beni ve hayatta kalan askerlerimi de esir alıp, zındana attılar. Korkunç işkenceler sonucu askerlerimin hepsi ölmüştü. Hayatta kalan beni serbest bırakıp arkama bakmadan kaçmamı söylediler. Kale dışına attıkları gibi koşmaya başladım ve kafamın arkasından saplanan bir ok ile hayatıma veda ettim."

Kitabın sonu beni şaşırtmıştı. İyi sonla biteceğini düşünürken gerçekçi bir şekilde kötü sonla bitmişti. O gün eğer aynısını onlar yapsaydı büyük ihtimal ölmezlerdi, fakat işgalcilerden farkları kalmazdı. Bu kitaptan kendime çıkarttığım bir şeyler var; Bir çok insan umutsuzluğa kapılmışken, onlara bir umut olabilirim. Kim bilir, belki şuan bir çok insan, birinin onları kurtarması bekliyor. Bu ben olabilirim, şu kehanet... Eğer gerçek olursa, onu ben durduracağım. O iblisin söylediği "Kurtarıcının reenkarnesi" ben olabilir miyim? Zaman gösterir.

O serbest kalacağını çok iyi biliyor, kesinlikle biliyor. Bunları bana anlatmasının tek nedeni, zaten kehanette geçen her şeyin gerçek olacağıydı.

(Y.N: Spoiler vermiş)

"Ah, Alvin! Demek buradaydın, bende seni arıyordum."

Diye bir ses arkamdan yükseltip beni ayılttı.

"Mike? Sorun nedir?"

"Eğitimden sonra ortadan kaybolmuştun. Her yerde seni aradım, lakin bulamadım. Burada olabileceğini düşünüp gelmiştim ama yoktun."

"Sana söylemeyi unutmuşum! Bugünden itibaren komutan tarafından özel olarak eğitileceğim."

Dedim.

"Bunu duyduğuma sevindim! Fakat, bu seni hiç yormuyor mu? Zaten sabah 6'dan öğleden sonra 2'ye kadar zorlu bi' eğitim yetmezmiş gibi birde Komutan tarafından eğitim alıyorsun! Zor olmalı."

"Ağzıma sıçıyor- Ah şey, evet hemde nasıl zor... Sâhi, sen beni neden arıyordun?"

"Alvin kafanı çarptın herhalde. Bir anda ortadan kayboluverdin. Sence seni aramam normal değil mi?"

Diye sinirli bir ifadeyle bana baktı.

"Sanırım haklısın."

"Sanırım değil, haklıyım."

"Her neyse! Bu arada, Rose diye bir kız seninle tanışmak istediğini söyledi."

"Ha? Rose kim?"

"Kendisi komutanın kızıymış, yani öyle dedi. Seninle konuşması gereken bir şey olduğunu söyledi."

"Başım belaya girmez, değil mi? Şey, kız nasıl biriydi?"

"Nasıl yani?"

"Güzel miydi? Karekteri nasıldı?"

"BEN NEREDEN BİLEYİM?"

"Ne sinirleniyorsun?"

"YARIN GELİNCE SOR İŞTE "SİZ GÜZEL MİSİNİZ HANIMEFENDİ" DİYE!"

Öylece bakıp gülmeye başladı, onunla birlikte gülmeye başladım. Bir-kaç saatin ardından uyumak için yatakhaneye dönüp yerlerimize yattık.

Sabah yine eğitimlere başladık. Rose izliyor mu diye etrafa bakıyordum ve evet izliyordu. Eğitim ve yemek bittikten sonra komutanın yanına gidecektim. Bu sırada eğitmen yanıma sessizce yaklaşıp elini omzuma koydu.

"Komutan tarafından özel eğitim aldığını duydum. Benim verdiğim eğitimden daha sert bir eğitim anlayışı vardır, ölmemeye çalış evlat."

Dedi kulağıma sessizce.

Hemen ardından konutanın yanına gittim ve 2 saatlik eğitimim başladı. Komutan içimden geçtikten sonra oradan ayrılıp Kütüphaneye gittim. Mike orada beni bekliyordu. Yanına oturdum ve kızın gelmesini birlikte bekledik. En sonunda gelmişti. Fakat, gelmesi gerekenden yarım saat geç gelmişti.

"Merh-"

Diye sözü bizzat benim tarafımdan kesildi.

"Geciktin! Hemde yarım saat!"

Sinirli bir bakışla kahverengi gözlerine baktım.

"Özür dilerim, bir daha olmaz!"

"Sen Rose olmalısın, gel çekinme."

Dedi Mike, kibarlıkla.

"Tamam geliyorum!"

"Evet Mike, Bu Rose. Rose, bu da Mike. Evet sizi tanıştırdım devamı sizde."

"Merhaba, Ben Mike."

"Ben de Rose-"

"İsimlerinizi söyledim zaten, hâlâ ne yapmaya çalışıyorsunuz?"

Dedim ve kütüphaneden çıktım.

"Neden kızdı ki?"

"Eğitimden sonra dinlenmeye fırsatı olmadan diğer eğitime gidiyor, yorgun olduğundandır."

"Haklısın!"

"Ha evet, sen bana bir şey demek istiyordun sanırım."

"Evet şey..."

"Eveet?"

"Şey işte-"

"Aaağ! O senden hoşlanıyor, sen de dünden razısın zaten! Birbirinize aşık olun ya da öpüşün! Hayatımda gördüğüm en acemi çift olabilirsiniz!"

Kızarmış suratlarıyla bana bakarken gülmeye başladılar, çok utangaçlar.

Bir köşeye geçmelerini, sohbetlerini ya da her neyse orada yapmalarını söyledim. Bende diğer tarafa geçip kafamı masaya koyup boş-boş düşüncelere daldım. Yakında Prensesi görme düşücesi bile beni Mutlu etmeye yetiyordu.

Mike ve Rose birbirlerini çok sevmişe benziyor, onları yalnız bırakıp kütüphaneden çıkmanın iyi olacağını düşündüm. Yatakhaneye gidip kitabı sakladığım yerden çıkarttım ve eğitim gördüğümüz alana doğru gittim.

"Bakalım ne tür şeylerin varmış!"

Kitabın rastgele bir sayfasını açtım. Fiziksel güç ve dayanıklılık artışı için ne yapmam gerekiyorduysa yazıyordu. Enerjimi kontrol altına almam, odaklanmam gerekiyormuş. Sayfaları çevirmeye devam ettim. Enerji kontrolü ve dahası hakkında bilgi içeriyordu. Önceliğim olarak enerji kontrolü öğrenecektim, talimatları dikkatlice okudum ve 4 farklı yolla yapabileceğimi söylüyordu. Bunlar;

Doğal enerji: Doğada bulunan bu enerji ormanlık alanda meditasyon ve odaklanma yaparak toplanabilir.

Karanlık enerji: Ölüler, kan, nefret, kin ve öfkenin yoğunca bulunduğu her yerden odaklanarak toplanabilir. Fakat çok tehlikeli.

Kristal enerjileri: Bazı nadir kristallerden elde edilebilir.

Ruhani enerji: Kişinin ruhunhn güce eş-değer bir güce sahiptir. Ruhunuz ne kadar şeytani veya tam tersiyse ruhani enerji o kadar yüksek oluyormuş.

"Enerji'nin varlığından bi-haber yaşadığıma inanamıyorum! Eğer bu şey gerçekse..."

Eğitim alanından uzaklaşıp kaleden çıktım yakınlarda bulunan küçük bir ormana girdim. Sakin-sessiz bir yer bulup bağdaş kurarak yere oturdum.

Kitaba son kez göz gezdirip tam olarak nasıl odaklanmam gerektiğine baktım. Kitabı önüme koydum ve gözlerimi kapatıp meditasyona başladım. 5 dakikalık meditasyon boyunca kıpırdamadan durdum ve odaklandım. Hiçbir şey olmuyordu, denemekten vazgeçmedim ve nefes alışverişimi düzene sokup vücudumu sakinleştirdim. Yavaştan içimde bir his oluşmaya başlamıştı. Tek gördüğüm şey karanlıkken aniden mavi ışık parçacıkları belirmeye başladı. Gözümü açarsam meditasyonumu bozacaktım, bu yüzden merakıma yenik düşmeden devam ettim. Hiçbir değişiklik yoktu hâlâ aynı ışık parçalarını görüyordum. Sanırım bunlar Doğal enerji parçacıkları. Bir anda başım dönmeye başlayıp, gözlerin kapalı olmasına rağmen etrafımdaki ağaçların siluetlerini görmeye başladım. Hayır, bu aslında ağacın içinde ışık-hızıyla akan Doğal enerjiydi.

İlk denemeden bu kadar ileri gidebileceğimi düşünmezdim. Enerjinin yavaşyan bana doğru yaklaştığını farkettim. Vücudumun tam ortasında bulunan noktaya toplaşıyordular. Bu kalbimin olduğu yer, kalbimin alevi. Bu alevi geçen sefer beni canlandırıp harekete geçirirken hissetmiştim.

"Bu alev benim enerjim mi oluyor şimdi?"

Diye düşündüm içimden, meditasyonumu hiç bozmadan.

Doğal Enerjinin içime doluştuğunu, kalbime ilerlediğini hissedebiliyordum. Nasıl bir his olduğunu anlatabileceğimi hiç sanmıyorum. Yeterince enerji topladığımı düşünerek gözlerimi açtım. Meditasyonu bozup ayağa kalktım. Bu günki tüm yorgunluğum bir anda gitmişti. Kitabı yerden alıp fiziksel güç kısmına tekrardan göz attım. Enerjimi kaslarıma ulaştırabilirsem aktarılan enerji boyutunda bir güç artışı görecekmişim. Bunu denemek üzere ellerimi birleştirip, enerji akışının dengelenmesini sağladım. Bu sayede vücudumda akan Doğal enerji yüksek hızlara ulaşacak ve kaslarıma aktarabilecektim. Öyle bir odaklanmıştım ki, vücudumda hızla akan Doğal enerjiyi rahatlıkla görüyordum. Bir anda kaslarım buz tutmuş gibi oldu. Kıpırdayamaz olmuştum.

"Bu da nedir böyle? Neden hareket edemiyorum?"

Enerjiyi kaslarıma aktarmayı başardığımı düşünerek gözlerimi hızla açıp ellerimi birbirlerinden ayırdım. Enerjinin çoğunu sağ koluma aktardığım için denemeyi sağ kolumla yapacaktım. Yerden bir taş aldım ve bir ağacı gözüme kestirdim. Taşı ağaca çok yüksek hızlarda fırlattım. Normalde ağaçtan sekmesi gereken taş, ağacı delip neredeyse içine kadar girmişti.

Bunu bir başarı olarak gördüm. Öğrendiğim bu şey, beni diğerlerinden daha öne taşıyacak nihai gücüm olacaktı! Taşı attıktan sonra kolumdaki enerji kayboldu ve biraz yanma hissi gibi bir his oluştu. Kolumda bulunan tüm enerjiyi taşı atmak için kullanmıştım. Fakat, hala yorgun değildim, aksine normalden daha canlı hissediyordum. Koşarak kaleye geri döndüm. Gidip Mike ne yapıyor diye bakmak için kütüphaneye geri döndüm, orada beni bekliyormuş.

"Alvin yine ortalıktan kayboldun! Dışarıya çıkıp seni aradık, fakat bulamayıp geri döndük. Yine haber vermeden nereye kaçtın?"

Diye endişeli ve sinirli bir ifadeyle bana bakıyordu Mike.

"Ah, endişelendirdiğim için özür dilerim! O kadar iyi anlaşıyordunuz ki, bölmek istemedim!"

Dedim gülümseyip ortamı yumuşatmaya çalışırken. "Ee, ne yaptınız bakalım?" Diye ekledim.

"Bir sürü ortak noktamızı keşfettik! Benzer hayaller beslemekle kalmayıp, aynı yazara hayranlık duyuyormuşuz!"

Dedi Mike neşeli bir ses tonuyla, siniri tamamen gitmişti.

"Oh, iyi o zaman! Senin adına sevindim."

"Bu arada, nereye gitmiştin, öğrenebilir miyim?"

Diye sordu Mike.

"Evet evet, biraz gezintiye çıkmıştım."

Diye cevapladım.

"Kitap okumak için mi?"

Diyip elimdeki kitabı işaret etti.

"Evet, kitap okumak için biraz dolaşırken okuyayım dedim. Yazıları okumak biraz zor oluyor, mâlum gece olduğu için!"

"Amaaan!"

"Şey, benim gitmem gerekiyor babamla akşam yemeği yiyecektim unutmuşum! Eminim çok endişelenmiştir!"

Dedi Rose, sohbetimizi bölerek.

"Anladım! Yarın görüşüyoruz, değil mi?"

Diye sordu Mike.

"İçin rahat olsun!"

Dedi ve yanımızdan ayrılıp gitti Rose.

"Giderken kapıyı kapatsaydın bari! Her neyse, bizde neredeyse gitmek üzereydik."

Dedim kaşlarımı çatarken.

"Hey Alvin!"

"He?"

"Bu his nedir bilmiyorum, sürekli onu görmek istiyorum, onunla konuşmak istiyorum!"

"Aşık olmuşsun sen."

"Ah, evet öyle görünüyor."

"Aşkın seni kör etmesine izin verme. Eğitimin senin için daha önemli Mike. Aşk bu gün vardır yarın yoktur, eğitimden kazandıkların ömür boyu seninledir."

Dedim gözümü Mike'a çevirerek.

"Haklısın eğitimim daha önemli!"

"Yinede sevgi kadar olmasada aşk'ta güzeldir."

"Bilmiyorum, sanırım sana hak vereceğim. Uyusak iyi olur yorucu bir gün- Sen neden hiç yorulmuşa benzemiyorsun?"

Diye sordu.

"Yorgunluk gözlerini bozmuş, uyusan iyi olur."

"Amaan her neyse, hadi gidelim."

Yatakhaneye doğru sakince giderken bir anda gökten önümüze bir adam düştü. Hemen yukarı baktık ve maskeli birisinin aşağı doğru kafasını sarkıttığını gördük. Bize bakış atıp kaçtı. Mike hemen düşen adamın durumunu kontrol etmek için koştu, famat adam ölmüştü bile. Ben ölüyü umursamadan o kaçan adamın arkasıyla gitmeye karar verdim.

Koşarak saraya girip koridordan boyu koşarak ileriden sola döndüm ve merdivenlerden yukarı çıktım. Adamın koridorun sonunda sola doğru döndüğünü görüp arkasıyla koştum.

"Bu o Suikastçi! Hala burada saklanıyor inanamıyorum!"

Diye düşünüyordum içimden, koşarken.

Ufak bir kovalamacanın ardından suikastçi diye bildiğim kişiyi köşeye sıkıştıtmıştım.

To be continued...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

8. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.