Evren bir kaostu tanrı kaosu düzeltmesi için kendini ilk önce parçaladı
Sonra evrenin her köşesindeki her bir parça için kendini yerleştirdi.
her parçanın kendine has görevleri vardı ama ortak noktaları düzeni sağlamaktı.
Sayısız tanrının arasında bir tanrı farklıydı, bu dünya tanrısıydı.
Dünya tanrısı, Dünya'da ilk önce suyu yarattı ve suya sabır verdi.
Sonra karaları yarattı karalara erdem verdi.
Ardından doğayı yarattı doğaya yaşam gücü verdi.
En sonunda insanı yarattı,
onlara imtihan verdi"
Bu sözleri defalarca okumuştum bu bizim kutsal kitabımızın açılışıydı çocukluğumdan beri bunu okumam öğretilmişti bana ama her okuyuşumda hayal gücüm güçleniyordu.
Tanrı, en kudretli sıfat herşeyi yapabiliyorken sorumluluk alacak bir sıfat. Erdemlilerin en erdemlisi bir sıfat bu sayfa bana çocukluktan beri aynı düşünceyi getiriyordu. Acaba tanrı'yı görme kudretine sahip olabilir miyim? ya da Tanrı beni umursar mı?
Ama bu düşüncelerimi durdururdum Tanrı herşeye gücü yetendir tabiki kulunu umursar o hiçbir kulunu ölüme terk etmez.
Gözlerimi tekrar açtığımda tapınaktaki herkesin dağıldığını fark ettim ibadet çoktan sona ermiş, insanlar işlerine dönmüştü. Ben mi? Hadi ama 16 yaşında genç bir kızım, esnaf değilim. Nu arada öncelikle adım Altunay, yerel kasabamızda yaşıyorum.
henüz 2 yaşındayken ailemi kaybettiğim için bakımımı tapınağımız üstlendi ve bize kutsal dinimizi öğrettiler. Kutsal kitabımızı defalarca okudum ve inceledim kasabanın en genç din görevlisi oldum her toplu dua töreninde duaları ben haykırdım. ama zaman geçip gittiğinde ve ben büyüdüğümde şunu fark ettim, dinimiz yozlaşıyordu.
1.Bölüm - Görücü Evlilik
Yazın ilk gecesiydi kasaba olarak her zaman bu bayramda Tanrı'ya teşekkür amaçlı lezzetli alkoller yaptığımız ve ihtiyaç sahibi köylülere tarla yardımı yaptığımız bayramımız vardı.işi olmayanlara iş ihtiyaç sahiplerine besin çocuklara oyuncak yardımı yapar. Şarkılar söylerdik. Kimseyi fakir veyaz zengin diye ayırmazdık. çocukluğumun en güzel geceleri o bayramda gerçekleşirdi.
İlk önce tapınağa yürür duamızı eder ardından kurduğumuz mabette yazın armağını olarak hediyeler verirdik. Sonra kadınlar büyük bir kazanda lezzetli pirinç pilavını yapardı. orada öğretmenimiz bize kültürümüzü öğretir ve bu günün önemini bize derinden vurgulardı. Bize bu günle ilgili hikayeler anlatırdı.
o hikayelerden biri ise ruhların gecesiydi öğretmenimiz bize her yazın gecesinde eğer çok istersek ölen bir yakınımızı göreceğimizi anlatırdı. Dünya tanrısı gezegeninde yazın gelişini müjdelemek için cennetteki ruhları bu geceye özel dünyaya götürürmüş ve bizde ruhumuzu serbest bırakırsak o gece ölen bir yakınımızı görebileceğimizi derdi.
Her gece uyumadan önce o gecelerde ebeveynlerimi görmek için defalarca dua ederdim. Çocuk kafası, her yaz gecesi o masalı düşünerek uyurdum. Ama yıllar geçtikçe o güzel bayram gittikçe sönmüştü. 13 yaşındayken tapınak yönetimi yeni kararını bildirmişti, artık yaz bayramında yapılacak yardımlar birinci elden yapılmak yerine tapınak himayesinde toplayıp sonraki zamanlarda yardımların gizlice yapılmasına karar kılmıştı ama amaçları sadece toplanan paradan pay almaktı.
O kadar yaşanmışlık ve geçmişle birlikte yine bir yaz bayramıydı, sabah erkenden ibadetimi edip kutsal kitabımızı yine okumaya başlamıştım saatler sonra derin bir nefes alıp kutsal kitabımızı dikkatlice yerine koydum tanrıdan müsaade istedim ve tapınaktan çıkıp meydanda gezmeyi planlarken aniden tapınak yönetiminin lideri beni kapıda karşıladı; uzun bıyıkları,gür sakalları ve uzun beyaz sakalları yine kaskatı kesilmiş ardından elini omzuma atmıştı ve dudaklarından hayatımın geri kalanını zehir edecek o laf çıkmıştı
"Altunay, bunu anlamanı beklemiyorum ama artık gençsin ve bir erkeğin himayesinde olman gerekiyor bu yüzden tapınağın ve tanrının bana verdiği yetkiyle evlenmene karar verdim bu iş için kasabamızın soylu ailelerinden Hangök ailesinin 37 yaşındaki yeni varisi ile evleneceksin"
Dakikalarca sessiz kaldım aklımdan sorular uçuyor, etrafım kararıyordu etrafım kararmıştı bir boşlukta süzülüyordum.
evlilik mi? Ben! Bu ne saçmalık! Bir erkeğin himayesi altına girmek mi? Neyim ben köle mi? Yoksa evcil hayvan mı? Yaşamımın geri kalanını beni çarşıdan alır gibi alan bir adamlamı geçirecektim? Daha önce tanımadığım bir adam. Adını bile söylemedi.
Aniden etrafın yine aydınlanır yine önümde yaşlı adam bana bayık suratıyla bakıyordu ve omzumu tutmayı bıraktı
-haberin olsun düğün gelecek hafta
Haberin olsun mu? Benim düğünümün tarihini bile o bunaktan öğreniyordum bu nasıl bir saygısızlık!
Bölüm-2
Göremiyor musunuz? Sizleri eşit yarattım ve uyum içinde yaşamanız için herşeyi yaptım.
Neden şimdi birbirinizden üstün olduğunuzu iddia edebilirsiniz?
Biliniz ki hepiniz kulsunuz ve ruhlarınız aynıdır
Tenglik/21
Yatağımda kıvranıyordum üzerimdeki basit bir giysi bile kaya dolu çanta gibi ağır geliyordu hatta derim kemiklerimi eziyor ve nefeslerim gittikçe yavaşlıyor ve kalbim sıkışıyordu belkide hayatımda ilk defa gelecek kaygısı çekiyordum yinede bir süre sonra uykuya daldım. Gözlerimi açtığımda kocaman modern bir odadaydım. Üzerimde uzun elbise vardı ellerimde kına vardı yüzü bir peçe ile kapalı bir kadın saçımı yapıyor ve odanın her kenarından herşey iyi olacak sesleri yankılanıyordu.
Bayan neredeyiz?
Soruyu sorduktan sonra etrafım yine karardı ve kendimi tasmalı halde yüzü gözükmeye bir adamın yanında buldum heybetli adamın elinde evlilik yazıyordu ve aniden boynumdaki tasmayı çekti. Var gücümle geri çekildim ve Evlenmek istemiyorum diye bağırırken etrafın aydınlandı ilk hissettiğim şey yatağım oldu sonra tavan ve aniden gözümü açtım saat neredeyse akşam olmuştu ve ter içindeydim kabusdan yeni çıkmanın etkisiyle soludum ve aklımdaki tek şey evlenmek istemiyorum cümlesiydi.
Bölüm-3
Tanrı kaçmakta olan asi ruhlara haykırdı;
Tanrının yarattığı evrende, kaçacağınız tek yer yine tanrının yanıdır! Ben kaçınılmazım, her kaçış sizi bana daha fazla yaklaştıracak!
Ozodlik/1
Dakikalar sonra pencereme meşale ateşi yansıdı. Hala yatakta kendime gelmeye çalışıyordum o sırada odamın kapısı çalındı ve kapı açıldı gıcırtı kulaklarımı tırmaladı ve içeri benden 3 yaş büyük geleneksel kıyafetlerimizi giymiş genel olarak muhafazakar uzun kahverengi saçlı ve bence kasabanın en güzeli bana çocukluğumda arkadaşlık eden tek kişi olan Beyge içeri girdi.
-Gelmiyor musun? Meşale geçidinde yoktun. endişelendirdin beni
Beyge'nin ince sesi algılarımı tamamen açmıştı.
-Hah... Haklısın bugün yazın ilk günü.... Ne kaçırdım?
-Alkol servisini yapacağız biliyorsun bundan sonraki 30 gün alkol orucumuz başlayacak
Yataktan doğruldum üstüm tamamen ter içinde ve saçım dağınıktı ve çok kötü bir koku yayıyordum. Oturuo derin nefes aldım
-Haberleri duydun mu?
-Ne haberi?
-Evleniyorum hemde tanımadığım bir adamla
-bu harika bir haber artık bir soyadın bile olacak
-Nasıl bu kadar keyifli oluyorsun? Bu haber... Beni korkutuyor ömrümün sonuna kadar bir adamın eşi olup çocuklar yapmak benim hayatıma ters
Beyge yanıma gelip dağınık saçlarını topladı ve biraz sitem birazda tavsiye verecek gibi konuştu
-Bak kimse isteyerek evlenmez bende 16'dım bende senin gibi kimsesiz tapınağa bağlıydım o yaşlı moruk yine bana geldi ve şu adamla evleneceksin dedi. ama bak evlendiğim adam harika bir adam ve durumumdan gayet memnunum.
-Ama ya özgür irade.... Tanrı bize bu kitabı müjdeledi ve bu kitapta bizi eşit yarattığını söyledi.
-ahh... yine din hakkında konuşuyorsun
-Çünkü din benim hayatım...
Beyge derin nefes aldı ve ayağa kalktı giysi dolabıma gidip bana beyaz bir elbise fırlattı
-İbadeti kaçırdın, şimdi git ve Tanrı'dan özür dile
Giysiyi kavradım ve ayağa kalkıp giyinmeye başladım dışarıda şarkıların sesi heryeri sararken meydana çıktım insanlar alkol içip eğleniyor ve meydanda geleneksel kazandan lezzetli bir pirinç pilavı yapılıyordu.
Gözümü devirip tapınağa yürüdüm ve içeri girdim
-Rabbin beni kabul etmesi dileğiyle
İçeri girip secde edip dakikalar
ca durdum
-Yüce tanrım... Beni affet, ruhumu kutsa...