İçeriğe geç

Altın Mahzen

Bölüm 10 · 2 dk okuma

Altın Mahzen

Bölüm 10

Altından Sırlar

Gece...

Valoria Krallığı'nın üzerine çöken karanlık, bu kez her zamankinden daha ağırdı.

Yağmur durmuştu.

Gökyüzünde ay yoktu.

Yıldızlar yoktu.

Sanki bütün gökyüzü siyah bir örtüyle kapatılmıştı.

Olivia odasının kapısını sessizce açtı.

Bugün geri dönüşü olmadığını hissediyordu.

Elinde yağ lambası...

Boynunda annesinin verdiği kanat biçimindeki kolye...

Ve cebinde küçük altın anahtar vardı.

Koridor sessizdi.

Ne muhafızlar...

Ne hizmetçiler...

Saray, nefesini tutmuş gibi bekliyordu.

Kuzey bahçesine ulaştığında çatlağın içinden ince bir ışık yükseliyordu.

Toprağın altından gelen uğultu artık daha net duyuluyordu.

Fısıltılar...

Yüzlerce kadın sesi aynı anda konuşuyor ama hiçbir kelime anlaşılmıyordu.

Olivia derin bir nefes aldı.

Sonra çatlağın içine indi.

Taş basamaklar nemliydi.

Her adımda hava biraz daha soğuyordu.

Yağ lambasının ışığı, siyah taş duvarlarda titreyerek ilerliyordu.

Merdivenler bitmek bilmiyordu.

Sanki yerin merkezine iniyordu.

Dakikalar sonra...

Basamaklar sona erdi.

Karşısında devasa, yuvarlak bir salon uzanıyordu.

Olivia nefes almayı unuttu.

Salon...

Hayal edilemeyecek kadar büyüktü.

Tavana yükselen onlarca sütun saf altın işlemelerle kaplıydı.

Sütunların üzerinde kanatlı kadınlar, savaşçılar ve eski krallar kabartma olarak işlenmişti.

Duvarların tamamı altın desenlerle süslenmişti.

Her desen farklı bir hikâye anlatıyor gibiydi.

Yer ise siyah mermerden yapılmıştı.

Mermerin içine altın çizgiler işlenmişti.

Bu çizgiler salonun tam ortasında birleşiyordu.

Tavandan sarkan yüzlerce eski avize...

İçlerinde yanan beyaz alevlerle salonu aydınlatıyordu.

Kim onları yakmıştı?

Kimse bilmiyordu.

Ama yüzyıllardır sönmemiş gibiydiler.

Olivia yavaş adımlarla ilerledi.

Ayak sesleri dev salonun içinde yankılanıyordu.

Bir...

İki...

Üç...

Sonra...

Bir ayak sesi daha duydu.

Ama bu...

Kendisine ait değildi.

Olivia aniden durdu.

Ses de durdu.

Arkasına baktı.

Kimse yoktu.

Yürümeye devam etti.

Ses de devam etti.

Sanki biri...

Tam arkasından yürüyordu.

Olivia cesaretini toplayıp arkasını döndü.

Boşluk...

Yalnızca boşluk...

Kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu.

Tam o anda...

Salonun duvarlarındaki altın işlemeler parlamaya başladı.

Kabartmalar hareket ediyormuş gibi görünüyordu.

Kanatlı figürlerin gözleri Olivia'yı izliyordu.

Bir savaş sahnesindeki askerlerin kılıçları titriyordu.

Bu mümkün değildi.

Ama Olivia görüyordu.

Salon...

Canlanıyordu.

Derinlerden gelen kadın sesi yeniden duyuldu.

Bu kez korkutucu değildi.

Yorgundu.

"Biraz daha yaklaş..."

Olivia istemsizce yürümeye devam etti.

Salonun merkezine yaklaştıkça hava ağırlaşıyordu.

Nefes almak zorlaşıyordu.

Altın çizgiler ayaklarının altında parlamaya başladı.

Sonunda...

Salonun tam ortasına ulaştı.

Karşısında devasa siyah bir kapı vardı.

Kapının yüksekliği neredeyse on metreydi.

Üzerine altından işlenmiş iki dev kanat yapılmıştı.

Kanatlar kapanmış hâlde birbirine kenetlenmişti.

Kapının tam ortasında...

Annesinin verdiği kolyedeki sembol vardı.

Olivia titreyen eliyle kolyeyi çıkardı.

Sembol...

Kapıyla tamamen aynıydı.

Kolye birden parlamaya başladı.

Kapının ortasındaki oyuk da aynı ışıkla karşılık verdi.

Sanki...

Bir anahtar bekliyordu.

Olivia kolyeyi yavaşça oyuğa yaklaştırdı.

Tam değdireceği sırada...

Arkasından tanıdık kadın sesi duyuldu.

Bu kez çok yakından.

Neredeyse kulağının dibindeydi.

"Henüz değil... küçük prenses."

Olivia irkilerek arkasını döndü.

Kimse yoktu.

Tekrar kapıya baktığında...

Kapının iki kanadı ağır ağır titremeye başlamıştı.

İçeriden...

Derin ve yavaş bir kalp atışı sesi geliyordu.

Güm...

Güm...

Güm...

Olivia nefesini tuttu.

Kapının arkasında...

Bir şey...

Uyanıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.