Kiev Üniversitesi: 1937'de İkinci Dünya Savaşı Öncesi
Öğretmen: Evet sınıf, bugün Rus tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birine, 1917 Ekim Devrimi'ne odaklanacağız. Çarlık Rusyası'nın yıkılması ve Bolşeviklerin iktidara gelmesi, Rusya'nın geleceğini kökten değiştirdi. Ekim Devrimi sırasında Bolşevikler...
(Öğretmen, Mila'nın dalgın olduğunu fark eder ve onu konuya dahil etmek için bir soru sorar.)
Öğretmen: Mila, Ekim Devrimi'nin neden önemli olduğunu bize açıklar mısın?
Mila: (Biraz şaşırarak) Ah, evet hocam. Ekim Devrimi... Bolşeviklerin geçici hükümeti devirdiği olay, değil mi?
Öğretmen: Doğru. Peki, bu devrimi tetikleyen ana sebepler nelerdi, Mila?
Mila:Hmm... Çarlık yönetiminin halk üzerindeki baskısı ve I. Dünya Savaşı'nın yarattığı ekonomik sıkıntılar başlıca sebeplerdi sanırım.
Öğretmen: Kesinlikle doğru. Savaşın yarattığı yıkım ve Çar II. Nikolay'a olan güvenin sarsılması da önemli faktörlerdi. Peki, Bolşevikler iktidarı ele geçirdikten sonra neler yaptılar?
Mila: Bolşevikler, Lenin'in liderliğinde, toprakları kamulaştırdılar ve işçi sınıfının kontrolü ele almasını sağladılar. Ayrıca, savaştan çekilerek Brest-Litovsk Antlaşması'nı imzaladılar.
Öğretmen:Çok iyi, Mila. Bolşeviklerin bu radikal reformları, Sovyetler Birliği'nin temellerini attı. Peki, geçici hükümet neden başarılı olamadı, hatırlıyor musun?
Mila: Geçici hükümet, halkın savaşın sona erdirilmesi ve ekonomik reform taleplerine yanıt veremedi. Ayrıca, Bolşeviklerin etkili propagandası ve Lenin'in karizmatik liderliği karşısında zayıf kaldılar.
Öğretmen: Evet, tam olarak öyle. Geçici hükümetin zayıflığı, Bolşeviklerin iktidara gelmesinin önünü açtı. Bu olaylar, modern Rus tarihinin şekillenmesinde büyük rol oynadı. Teşekkürler, Mila. Şimdi bu dönemi daha derinlemesine inceleyeceğiz.
Anya: (Sessizce Mila'ya döner) Yine yakalandın. Şu dersi dinliyor gibi yap, senin yüzünden hoca hep bize soru sorup duruyor.
Mila: Benim dersten çıkmam lazım. Bana yardım edebilir misin?
Anya: Ders yeni başladı. Neden çıkmak istiyorsun?
Mila: Saat ikide avcılık kulübünde nişancılık eğitimim var. Oraya katılmam lazım.
Anya: İki haftadır izin alıp dersten çıkıyorsun. Seni kolay kolay salacağını düşünmüyorum.
Mila: Evet, haklısın. O yüzden bana yardım edeceksin. Şimdi elimi kaldıracağım. Hastalanmış numarası yap, tamam mı?
Anya: (Şaşırarak) Ne?
(O sırada öğretmen Anya'nın sesini duyar ve arkasını döner.)
Öğretmen: Anya, bir şey mi dedin?
(Anya tam cevap verecekken, Mila masanın altından Anya'nın ayağına vurur ve konuşmaya başlar.)
Mila: Evet öğretmenim, Anya'nın midesi bulanıyormuş. İzin istemek için size seslenmek istedi ama kusacak gibi oldu. Seslenemedi.
Öğretmen: Doğru mu, Anya?
Mila:Öğretmenim, Anya kustu kusacak. Cevap verecek durumda değil. Hemen çıkmamız lazım. Çıkabilir miyiz?
(O sırada Anya, kusacakmış gibi ses çıkarır.)
Öğretmen: (Tiksinerek) Tamam, çıkabilirsiniz.
(Mila, Anya'yı alır. Anya'nın çantasını yan sırada oturan Arnut'a verir.)
Mila: Biz belki hastaneye gidebiliriz. Çanta sende kalsın, gelince alırız.
Arnut: Tamam.
(Mila ve Anya sınıftan çıkarlar.)
Anya: (Sınıftan çıkar çıkmaz) Sen manyağın tekisin.
Mila: Sende gördüğüm en manyak arkadaşsın.
(Anya gülmeye başlar. Mila, Anya'yı öper.)
Mila: Görüşürüz.
Anya: Hemen gidiyor musun? Ben ne yapacağım?
Mila: Hemen gitmem lazım. Sen ders bitene kadar buralarda takıl. Ders bittikten sonra Arnut'tan çantanı alırsın. O sırada belki ona da açılırsın.
Anya: Ne? Öyle bir şey yok. Yok, ben hoşlanmıyorum... Yok...
(Mila, Anya'yı tekrar öper, arkasını döner ve avcılık kulübündeki eğitimine yetişmek için koşmaya başlar.)
-------------------------------------------------------------
1938'de Finlandiya'nın Kuzey Ormanlık Bölgeleri: İkinci Dünya Savaşı Öncesi
Kışın soğuk rüzgarları ormanın içinde eserken, Mikko, Juha, Antti ve Lauri, Fin ormanlarında gezinmeye karar verdiler. Bu dört arkadaş, uzun yıllardır birlikte avlanan bir ekipti ve her biri avcılıkta ustalıkla beceriye sahipti. Derin ormanda yürürlerken, ansızın geyiklerin belirgin izlerini keşfettiler. Karşılıklı bakıştılar ve karar verdiler: Bu gün geyik avına çıkacaklardı. Gizlenerek geyiklerin geçtiği bir patikaya yerleştiler. Geyiklerin yaklaşmasını beklerken heyecanları artıyordu. Nihayet, ormanın içinden bir geyik belirdi. Nişan aldılar ve aynı anda ateş ettiler, ancak geyik bir şekilde kaçmayı başardı.Üzgün ve hayal kırıklığına uğramış bir şekilde, dört arkadaş başarısızlığı kabullenmek zorunda kaldılar. Tam o sırada, sessizlikten bir ses yükseldi. Ormanda yalnızca bir kişi olabilirdi bu: Simo Häyhä. Çünkü silah sesi çok uzaktan gelmişti. O mesafeden vurabilecek tek kişide Simo Häyhäydı. Bu dört arkadaş ise Simo Häyhä'yı hiç sevmiyorlardı. O yüzden geyik yere düştükten sonra gizlendikleri yerden çıkmadılar. Oradan gitmiş havası yarattılar. Simo Häyhä ise gizlendiği yerden etrafı gözlemeye başladı. İki kez bu avcı grubunun geyiğini vurduğu için bu dört arkadaşa denk gelmekten korkuyordu.Simo, geyiklerini vurduğunda bu arkadaş grubu Simo'yu ormanda kovalamıştı ama yakalayamamıştı. Çünkü Simo ormanı ve araziyi en iyi bilen kişilerden biriydi. Bir de avcılık yaparken geyikler onu göremesin diye sürekli beyaz giyinirdi. Beyaz giyindiği için böyle avcı gruplarına denk geldiğinde izini kaybetmesi pek zor olmuyordu. Şu anda da beyaz giyindiği için gözükmüyordu. O yüzden etrafı uzun uzun inceledi. Etrafta kimseyi göremeyince olduğu yerden kalktı. Geyiğin bulunduğu yere doğru yürümeye başladı.
Dört arkadaş ise Simonun ortaya çıkmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Belli bir süre aynı şekilde bekledikten sonra Mikko Simoyu gördü. Sessizce "Geldi işte adi herif" dedi. Juha, "Ben neden göremiyorum o pisliği?" dedi. Arkasından Antti ve Lauri de aynı tepkiyi verdiler. Arkadaşları Simoyu göremeyince Mikko yer belirti. "Beyaz giyinmiş adi herif! Geyiğin elli yüz metre ilerisine bakarsanız görürsünüz!" dedi. Mikko öyle deyince diğer üç arkadaş geyiğin elli yüz metre ilerisini incelemeye başladılar. Belli bir süre inceledikten sonra Mikko "Hadi yakalayalım şunu" dedi. Mikko öyle deyince Simonun geyiğe geldiğini anladılar. Hemen şaşkınlık içerisinde geyiğin oraya baktılar. Simo çömelmiş, geyik öldü mü diye bakarken Simoyu gördüler. Hayret ettiler. Çünkü görmeyi bırak ayak sesini bile duymamışlardı. Şaşkın bakışlarla Simoya baktılar. Şaşkınlıklarını gizleyemediler. Mikko durumu anladı. "Salak herifler yeni mi gördünüz adamı" dedi. Mikko öyle dedikten sonra, Simonun liseden arkadaşı olan Lauri, "Beyaz giyinmiş adi herif! Okulda bile sessiz sessiz dolaşırdı. Pek fazla görmezdik. Burada nasıl görelim!" diye cevap verdi. Sonrasında ise Juha konuya girdi. "Lise yıllarını konuşmanın sırası mı? Biraz sussan şu adamı yakalasak nasıl olur acaba?" dedi. Mikko konuya girdi, "Kesin artık salak herifler. Şu pislik herif gitmeden yakalayalım. Hadi!" dedi. Mikkonun kızdığını anlayan grup sessizleşti. Grubun sessizleştiğini gören Mikko, çalıdan çıktı ve hızlıca koşmaya başladı. Arkasından diğer üç arkadaşı da çıktı. Simoya doğru koşmaya başladılar. Simo hemen sesi tayin etti ve ileriden dört kişinin koşarak geldiğini gördü. Bu dört kişinin Mikko, Juha, Antti ve Lauri olduğunu anladı. Hemen geyiğin başından kalkıp koşmaya başladı. Ormanın içerisine girdi. Arkasından Mikko, Juha, Antti ve Lauri'de ormana girdi.
Mikko, "Antti, Juha, siz ikiniz aşağıdan gidin, önünü kesin!" dedi. Antti ve Juha, "Tamam" dedi. Grubtan ayrılıp aşağıya doğru koşmaya başladılar.
Simo arkasına baktığında iki kişinin gruptan ayrıldığını gördü. Bir plan yaptıklarını fark etti. O yüzden daha hızlı koşmaya başladı. Koşarken yatacak yer aradı, bir yeri gözüne kestiremedi. Koşarken düşünmeye başladı. Hem koşuyor hem de bir yer arıyordu. Bir müddet sonra kasabaya yaklaştığını fark etti. Kasabaya gitmek mantıklı geliyordu. Arkadan ayak sesleri yaklaşıyordu. Simo hızlanması gerektiğini düşündü. Düşündükçe daha çok hızlanıyordu. Ormanda müthiş bir kovalama oluyordu, ta ki Juha karşısına çıkana kadar. Tam şehire girecekken Juha, Simo'nun karşısına çıktı. "Buraya kadar pislik herif!" dedi. Yumruk atmaya çalıştı. Simo yumruğu yemedi, arkasından Simo Juha'ya çok sağlam bir yumruk vurdu. Juha yumruğu yedi ama işlemedi. Tüfeği yere düştü. Yumruğunun işlemediğini gören Simo, tüfeğine sarıldı. Tam tetiği çekiyordu ki Simo'nun kuzeyinden Antti geldi, kafasına bir sopayla vurdu. Simo yere serildi. O sırada arkasından koşan Mikko ve Lauri geldi. Mikko, yerde duran Simo'nun karnına bir tekme attı. "Pislik herif!" dedi. Ardından bir tekme daha attı. Sonrasında araya Lauri girdi. "Yeter bu kadar, adamım, sakin ol!" dedi. Mikko, "Ben sakinim, dostum. Sen manyak, okul arkadaşına sakin olmasını söyle. Az daha Juha'yı vuruyordu. Pislik herif!" dedi. Sonrasında ise Juha konuya girdi. Simonun yanına eğilerek, "Pislik herif, sana artık tüfek kullanmak yok" dedi. Tüfeğini aldı, ayağa kalktı, bir tekme de o attı. Sonrasında "Hadi beyler, gidelim, bu zavallıyla uğraşmaya değmez!" dedi. Yerden kendi tüfeğini almak için yumruk yediği yere gitti. Kendi tüfeğini alınca Juha, bir şeyin farkına vardı. Simo'nun tüfeğinin dürbünü yoktu. Dürbün olmadığını görünce şaşırdı. Hemen Simo'nun etrafını gözüyle inceledi. Çok zor bir ihtimal olsa da dürbünün yere düşebileceğini düşündü. Dürbün yerde yoktu. Yerde yatan Simo'yla göz göze geldi, şaşkın bakışlarla Simo'ya baktı. Simo fark etti, Junaya tebessüm etti. Sonrasında Juna; gergin bir sesle, "Hadi beyler, gidelim" dedi ve yavaşça oradan uzaklaştılar. Junaya ve arkadaşları gidince Simo da yığıldığı yerden doğruldu. Kafası kanıyordu, üstü başı kan olmuştu. Üstü beyaz olduğu için kan çok belli oluyordu. Karla silmeye çalıştı, çalıştıkça kan lekesi çıkmadı, daha çok elbiseye bulaştı.
Bir müddet oturdu, çözüm düşündü, bir şey bulamadı. O yüzden olduğu yerden kalktı, kasabaya doğru gitti. Kasabaya girince kimseyi göremedi, bu işte bir aksilik olduğunu anladı. O yüzden hemen eve gitti. Gizlice kapıyı açtı, yaşlı annesi ve kardeşlerine yakalanmamak için evin içinde sessiz sessiz yürümeye başladı. Mutfağı geçti, ambarı geçti. Bir oda kalmıştı, kendi odasına geçmek için bir oda, salon kalmıştı. Salonun kapısına kadar geldi, gizlice kapıdan içeri baktı. Bütün aile odada, yerdeki radyonun başında oturuyordu. Bu durum Simo'nun dikkatini çekti. O sırada radyodaki spiker konuşmaya başladı.
SPİKER: "Sevgili Finlandiya halkı, bugün tarihi bir gün olarak hatırlanacak. Almanya'nın Avusturya'yı ilhak ettiği resmen duyuruldu. Bu sabah erken saatlerde Alman birlikleri, Avusturya'nın sınır kapılarına giriş yaptı ve ülkeyi işgal etti. Anschluss olarak bilinen bu olay, Avrupa'da büyük bir endişe ve şok yarattı." (Kısa bir sessizlikten sonra, spiker devam eder, sesi hafifçe titrer.)
"Bu tarihi gelişmeyi bildirmek benim için zor bir görev. Avusturya'nın özgürlüğüne ve bağımsızlığına yönelik bu saldırı, tüm özgür ulusları tehdit ediyor. Bu karanlık günlerde, Finlandiya halkının dayanışması ve cesareti daha da önemli hale geliyor. Lütfen, birbirimize destek olalım ve özgürlüğümüzü savunmak için birlikte hareket edelim." (Spiker, bir an için gözlerini kapar, ardından tekrar mikrofona bakar, kararlılıkla.) SPİKER: "Finlandiya Radyo İstasyonu olarak, bu zor zamanlarda Finlandiya halkının yanında olduğumuzu bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Bu tür baskı ve saldırılara boyun eğmeyeceğiz. Özgürlük ve bağımsızlık için mücadele etmeye devam edeceğiz. Lütfen, bizi dinlemeye devam edin ve birlikte güçlü kalalım." (Spiker, ciddiyetle kapanış yapar ve mikrofonu kapatır. Stüdyoda sessizlik hakim olur, aile fertlerinin endişeli bakışları arasında radyo yayını sona erer.)
Almanya Genel Merkezi, 12 Mart 1938
Erwin Rommel, genel merkezdeki ofisinde telsiz raporlarını dinliyor:
Telsiz Operatörü: "General Rommel, Avusturya operasyonuna ilişkin yeni bir rapor geldi. Dinlemeye hazır mısınız?"
Erwin Rommel: "Evet, operatör. Raporu iletin."
Avusturya Sınırı, 12 Mart 1938
Hauptmann Karl Schmidt, Panzer I tankından telsizle:
"Hauptmann Schmidt, General Rommel'e. Avusturya sınırını geçtik. Şu ana kadar herhangi bir direnişle karşılaşmadık. Birliklerimiz düzenli şekilde ilerliyor."
Telsiz Operatörü: "Anlaşıldı, Hauptmann Schmidt. Raporunuz alındı. Devam edin."
Avusturya İçleri, 13 Mart 1938
Panzer II tankında, Hauptmann Klaus Müller telsizle rapor veriyor:
Hauptmann Klaus Müller: "Müller, General Rommel'e. Viyana'ya yaklaşmaktayız. Şu ana kadar hiçbir direnişle karşılaşmadık. Avusturya birlikleri ve halkı tarafından herhangi bir müdahale yok."
Telsiz Operatörü: "Anlaşıldı, Hauptmann Müller. General Rommel'e rapor edeceğiz. Devam edin."
Viyana'ya Giriş, 14 Mart 1938
Panzer IV tankında, Hauptmann Müller telsizle rapor veriyor:
Hauptmann Klaus Müller: "Müller, General Rommel'e. Viyana'ya giriş yaptık. Şehirde herhangi bir direnişle karşılaşmadık. Şehir kontrol altında."
Telsiz Operatörü: "Anlaşıldı, Hauptmann Müller. General Rommel'e rapor ediyorum. Bekleyin."
Almanya Genel Merkezi, 14 Mart 1938
Erwin Rommel, telsiz operatöründen raporu alıyor:
Telsiz Operatörü: "General Rommel, Avusturya'daki birliklerimizden gelen son rapor. Hauptmann Müller, Viyana'ya giriş yaptıklarını ve herhangi bir direnişle karşılaşmadıklarını bildiriyor. Şehir kontrol altında."
Erwin Rommel: "Çok iyi. Avusturya operasyonunun başarılı geçtiğini görmek memnuniyet verici. Birliklerimize tebriklerimi iletin ve durumu yakından izlemeye devam edin."
Telsiz Operatörü: "Emredersiniz, General Rommel."
Telsiz Operatörü: "Sekizinci Ordu, Yedinci Panzer Tümeni! Erwin Rommel size tebriklerini iletiyor. Şehrin güvenliğini sağlamak için emir veriyor."
Hauptmann Klaus Müller: "Anlaşıldı. General Rommel'e teşekkürlerimizi iletin. Şehrin güvenliğini sağlamak için birliklerimizi derhal konumlandıracağız."
Müller son telsiz konuşmasından sonra merkezle görüşmelerin sürdürüldüğü telsizi kapatır. Sonrasında ise kendi aralarında kullandıkları telsiz ağına geçer.
Müller: "Hauptmann Schmidt, General Rommel size teşekkürlerini iletiyor, duydunuz mu?"
Hauptmann Schmidt: "Du arschlock! O adamı sevmediğimi biliyorsun!"
Müller: "Telsiz konuşmalarını duyduk, Hauptmann Schmidt! Hauptmann Schmidt, Generalime... "
(Telsizden gülme sesleri duyulur.)
Schmidt: "Susun pislik herifler!"
Müller: "Adam başarılı diye çekmiyorsun, kabul et Schmitd."
Schmidt: "Evet, Müller, evet! Başarılı diye çekmiyorum."
Schmidt'in bu cevabından sonra Müller telsizi kapatır.
Tankın tepesinde olan Er Hans'a seslenir:
Hauptmann Müller: "Hans! Hans!"
Hans, Müller'i duymayınca, Müller sesini yükselterek seslenir:
Hauptmann Müller: "Hans! Hans! Duyuyor musun beni, Hans!"
Müller'in bağırmasını duyan Hans, Müller'e cevap verir:
Hans: "Buyurun, Herr Müller."
Hauptmann Müller: "Erwin Rommel'in eğitim akademisinden geçmiş olan asker sendin, değil mi?"
Hans: "Evet, Herr Müller."
Hauptmann Müller: "Kaserne'de Erwin Rommel'in başarılarını sayarken, Hauptmann Schmidt sana kızmış, doğru mu?"
Hans: "Evet, Herr Müller. 'Bir daha bu pislik adamın ismini duymak istemiyorum,' dedi."
Hauptmann Müller: "Bütün başarılarını biliyor musun?"
Hans: "Evet."
Hauptmann Müller: "Tamam o zaman, Er Hans! Telsizi aç."
Hans: "Herr Müller, Panzerin üstü ne olacak?"
Hauptmann Müller: "Halk zaten direnmiyor bak, Er Hans, bizi alkışlıyorlar! O yüzden dediklerimi yap!"
Hans: "Nasıl isterseniz, Herr Müller."
(Telsiz açılır.)
Er Hans: "Açtım, Herr Müller," der.
Er Hans'ın sesini alan Schmidt:
"Ne oluyor, sen de kimsin?"
Müller, sessizce: "Kendini tanıt, Er Hans."
Hans: "Herr Schmidt, ben Er Hans!"
Schmidt: "Ucube, senin ne işin var telsizde?"
Müller araya girer:
"Er Hans! Seni generalimiz Erwin Rommel'in başarılarını saymakla görevlendiriyorum!"
(Gülme sesleri duyulur.)
(Schmidt sinirlenir.)
Schmidt: "Seni adi herif! Sakın bunu yapma!"
Müller: "Er Hans! Şu anda benim emir komutam altındasın. Ne diyorsam onu yapmak zorundasın!"
Hans: "Nasıl isterseniz, Herr Müller."
Hans telsizden konuşmaya başlar:
Hans: "General Erwin Rommel, I. Dünya Savaşı'nda Caporetto Muharebesi'nde büyük bir zafer kazandı ve Pour le Mérite madalyası ile ödüllendirildi."
Schmidt: "Kes sesini, seni salak herif!"
Müller: "Devam et, Er Hans!"
Hans: "1929'da Dresden Piyade Okulu'nda ve 1934'te Potsdam Savaş Okulu'nda öğretmen olarak görev yaptı."
Schmidt: "Seni pislik, sakın devam etme!"
Müller: "Er Hans, devam et!"
Hans: "Potsdam Savaş Okulu'nda öğretmenlik yaparak geleceğin Alman subaylarını yetiştirdi. "
Schmidt: "Yeter artık, salak herif! Bu saçmalığa son ver!"
Müller: "Devam et, Er Hans!"
Hans:"1937'de 'Infanterie greift an' adlı kitabı yazdı, piyade taktikleri üzerine önemli bir eser."
Schmidt: "Offf, pislik herifler! Bugün bitmeyecek belli oldu."
Er Hans gülümseyerek devam eder:
Hans: "1937 yılında Genelkurmay Başkanlığı'na atanması ve Alman ordusunun modernize edilmesi ve yeniden yapılandırılmasındaki katkıları."
Diğer askerler güler ve eğlenirler.
Almanya'nın Avusturya'yı İlhakı Sonrası: 1938 Londra Toplantısı
Başbakan Neville Chamberlain: (oturuma katılanları selamlayarak) Oturumu Başlatıyorum. Bugün burada toplanmamızın sebebi, Almanya'nın Avusturya'yı ilhak etmesi ve ortaya çıkan uluslararası krizi ele almaktır.
Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop: (sert bir şekilde) Bizim burada bulunmamızın nedeni açıktır. Avusturya, Almanya'nın doğal bir parçasıdır ve bu gerçeği kabul etmek zorundasınız.
Fransa Dışişleri Bakanı Georges Bonnet: Almanya'nın tek taraflı eylemi, Avrupa'da büyük endişe yaratmaktadır. Sınırların dokunulmazlığı ilkesi göz ardı edilemez.
İtalya Dışişleri Bakanı Galeazzo Ciano: (endişeli bir şekilde) Bu kriz, Avrupa'daki istikrarı tehlikeye atabilir. Diplomatik çözümler aramalı ve diyaloğa öncelik vermeliyiz.
Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop: Almanya'nın kararlılığını küçümsemeyin. Avusturya, Almanya için vazgeçilmezdir ve kimse buna engel olamaz.
Başbakan Neville Chamberlain: Krizi barışçıl bir şekilde çözmek için çaba göstermeliyiz. Ancak, oturumun bu şekilde devam etmesi mümkün değil. Lütfen sakin olun ve diyaloğa odaklanalım.
Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop: (öfkeyle) Siz sözde barışçıl diyorsunuz ama gerçekte çözümü engelliyorsunuz!
Başbakan Neville Chamberlain: Anlaşıldı, oturumu sonlandırıyorum. Ancak, müzakerelerimizi sürdüreceğiz.
Gelecek toplantımızı liderlerle yapacağız.
Herkese teşekkür ederim.
Başbakan Neville Chamberlain oturumu solandırdı. Oturum sonlandıktan sonra bir bakan hariç diğer bakanlar kendi arasında sohbet etmeye başladı. Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop oturum sonlanır sonlanmaz ayaklandı. Yardımcısı Friedriche, "Arabayı hazırlayın, çıkıyoruz." dedi. Friedrich, "Hemen hazırlatıyorum, Herr Ribbentrop." dedi. Birkaç dakika içerisinde Friedrich aracı hazırladı, oturumun olduğu binanın önüne getirdi, Ribbentrop'a haber verdi. "Araç hazır, Herr Ribbentrop, çıkabiliriz." dedi. Aracın hazır olduğunu öğrenen Ribbentrop hızlı adımlarla salondan uzaklaşmaya başladı. Binadan çıktı. Merdivenlerden inerken kravatını çıkardı. "Ahmak herifler" diye söylendi. Sonrasında arabaya bindi. Aracın arka tarafına sağ koltuğuna oturdu, kapıyı kapattı. Kapıyı kapattıktan sonra aracın sol tarafında oturan kişi, "Oturum nasıl geçti?" dedi. Ribbentrop, "Oturum istediğimiz gibi geçti efendim. Belli bir yaptırıma uğramadık. Avusturya'nın ihakını fazla ciddiye almamışlar." dedi. Ribbentrop'un cümlelerinden sonra aracın sol koltuğunda oturan kişi,
"Güzel, o zaman ikinci plana geçebiliriz." dedi.
Sonrasında ise araç oturumun gerçekleştiği alandan uzaklaştı.
Kahramanımız Hans, sahneye adımını attı. Sizce Hans'ı ne gibi maceralar bekliyor? Merakla beklenen bu hikayenin devamında, Hans'ın karşılaşacağı zorluklar ve keşfedeceği sırlar neler olacak? Yeni bölümlerde görüşmek üzere!
