Bu bölüme başlamadan önce bazı tanıtımlar yapmak istedim.
Şu an hikayede geçen karakterler:
Alphard (Ana karakter): Erkek, 21 yaşında, Drazhul akademisi öğrencisi. kara saçlı kara gözlü, 1.82 boyunda, zayıf ama fit vücutlu. sıradan kıyafetler giyer genelde. Zoryaklı.
Noah (Ana yan karakter): Erkek, 22 yaşında Drazhul akademisi öğrencisi. Alphardın dostu, açık kahverengi saçlı, yeşil gözlü ve gözlüklü, 1.77 boyunda bol ve salaş kıyafetlerinin ardında güçlü bir vücudu var. Ailesini kaybetmiş ve onu sahiplenen bir lokanta sahibiyle büyümüş. Drazhullu.
Lavanta (yan karakter): 21 yaşında, Drazhul akademisi öğrencisi bir kız. eflatun renkli saçlı, kahverengi gözlü, gözlüklü. 1.75 boyunda, sosyete bir giyim tarzı var. Drazhulun soylu ailelerinden birinin kızı.
Tahara Abla ve Untlanet sakinleri (yan karakterler): gizemli ve bilge gözüken yaşı büyük insanlar. Drazhul şehrinde gözlerden uzakta gizli bir meydandaki dükkan sahipleri. geçmişleri ve bu gezegen ve tarihi hakkında bildikleri önemli gözüküyor.
Geri kalanlarla da artık hikayenin akışına göre karşılaşıyoruz. iyi okumalar.
Karakter görsel tasarımları da ilerleyen bölümlerde yaparım belki
Bölüm 3: Uçurumun Kenarı
Aradan tuhaf bir hafta geçmişti — eski gerçeklikle yenisi arasında askıda kalmış bir hafta.
Alphard ve Lavanta, akademinin koridorlarında birlikte gezinen beklenmedik bir ikili olmuşlardı artık. Konuşmaları hep alçak sesle, hep aynı gizli gerçeğin etrafında dönüyordu — kütüphanenin en ıssız rafları arasında, ya da yemekhanenin gürültüsüne gömülü bir köşe masada, çatalları tabaklarında unutulmuş halde. Alphard, Noah'a temel şeyleri anlatmıştı: Lavanta'nın bir şeyler bildiğini, artık onların tarafında sayılabileceğini. Noah'ın omuzlarındaki gerginlik, kız yanlarındayken eskisi kadar belirgin değildi artık; ona hâlâ mesafeliydi ama en azından kibardı. Leonarda, ikizinin bu yeni ve tuhaf dostluğuna şaşkın bakışlar fırlatsa da, kendi sosyete çevresiyle fazlasıyla meşguldü sorgulayacak vakti bulmaya. Şimdilik aralarında kırılgan, sessiz bir ateşkes vardı.
23 Eylül 2375, Cuma
Biyokimya dersi bittiğinde, hafta sonunun rehaveti tüm sınıfa yorgun bir dalga gibi yayıldı. Sandalyeler geriye itildi, defterler kapandı, birileri güldü — sıradan, önemsiz bir cuma öğleden sonrasının bütün sesleri. Ama Alphard'ın zihni çoktan başka bir yerdeydi. Aşağı katmanlara inecekti. Tek başına, kimseye haber vermeden.
Noah ve Lavanta eşyalarını toplarken, "Siz gidin," dedi, sesini olabildiğince sıradan tutmaya çalışarak. "Benim bir işim var."
Lavanta duraksadı. Elindeki defteri göğsüne bastırmış, gözlerinde sessiz ve endişeli bir soru asılı kalmıştı — sanki gireceği pervasız yolu, adını koymadan sezmiş gibi. Alphard onu rahatlatmak için hafifçe gülümsedi, telefonunun kenarına iki kez dokundu: Seni ararım. Kızın yüzü istemeye istemeye yumuşadı. Noah, aralarındaki bu sessiz iletişimi görünce gözlerini devirmekle yetindi, bir şey söylemedi.
Alphard, kalabalığın koridorda eriyip gitmesini bekledi. Sessizlik tam anlamıyla çöktüğünde çantasını omzuna attı, ana akıştan sıyrılıp karanlık bir servis merdivenine saptı. Akademinin cilalı, ışıltılı zemin taşları birkaç adımda yerini aşınmış, çatlak karolara bıraktı; havadaki ozon kokusunun yerini paslı metal ve nemli beton aldı. Duvarlar burada boya bile görmemişti sanki.
Gözden ırak, bakımı çoktan unutulmuş bir servis asansörü buldu. Paneldeki düğmeler arasında en alttaki, kırmızı ışıkla soluk soluk yanıp sönen "L-09 — Enerji Dağıtım" tuşuna bastı. Kapılar ağır bir iniltiyle kapandı.
İniş, gezegenin bağırsaklarına doğru sarsıntılı, gürültülü bir yolculuktu. Kabin sallanıyor, tavandaki tek ampul titriyordu. Kapılar gıcırdayarak açıldığında sıcak, boğucu bir hava yüzüne çarptı — kükürt, yağ ve ısınmış metal kokan bir nefes. Burası Drazhul'un temeliydi. Devasa buhar boruları tepesinde yılan gibi kıvrılıyor, duvarlar boyunca kalın enerji hatları nabız gibi atıyor, her şeyin altında Rymrith'in kemikleri titreten o kadim, alçak uğultusu sürüp gidiyordu — sanki gezegenin kendisi nefes alıyordu.
Ana hatların yanındaki dar bir yoldan ilerledi. Zayıf, sarı ışıklar tepesinde sallanarak duvarlarda çarpık, uzayıp kısalan gölgeler yaratıyordu. Ayak sesleri ızgaralı zeminde tuhaf bir yankıyla geri dönüyordu — sanki tek başına değildi burada. Bir köşeyi dönerken kanı dondu.
Kırmızı optik gözleri karanlıkta iki kor gibi parlayan, çok eklemli bacaklara sahip iki güvenlik robotu, tam karşısında dikiliyordu. Askeri düzeyde, ölümcül silahlarla donanmışlardı.
"Kimlik tespiti gerekli. Yetkisiz personel algılandı." Mekanik, ruhsuz bir ses, boru hatlarında yankılanarak katlanıyordu üzerine.
Alphard'ın bedeni zihninden önce karar verdi. Arkasını döndü, karanlık labirentin içine doğru olanca gücüyle koştu. Arkasından gelen ağır metal ayak sesleri ızgaralı zeminde çınlıyor, her adımda biraz daha yaklaşıyordu — bir avcının, avını kovalarken çıkardığı o sabırsız, mekanik ritim. Nefesi ciğerlerini yakıyordu. Bir buhar borusunun arkasına daldı, sırtını sıcak metale yapıştırdı, nefesini tuttu. Kırmızı bir tarayıcı ışık, yüzünün santimler ötesinden geçip gitti; ışığın sıcaklığını yanağında hissettiğini sandı.
Korkunç bir sessizliğin ardından ayak sesleri uzaklaştı, sonra tamamen kayboldu.
Yakalanmanın anlamını biliyordu — bu sadece okuldan atılmak değildi, ölümcül listelere eklenmekti. Özgüveni yerini saf, çıplak bir paniğe bırakmıştı. Servis asansörüne giden yolu çoktan kaybetmişti; şimdi tek hedefi bu cehennemden çıkmaktı. Yarı koşarak ilerledi, kenarlarından sis sızan ağır bir demir kapı buldu: "Bakım Çıkışı 3-C." Omzuyla yüklendi, kendini dışarı attı.
Burası lüks akademi değildi artık. Kargo motorlarının gümbürdediği, yağ ve sis kokan, yıpranmış işçilerin sessizce dolaştığı alt katman meydanlarından biriydi. Duvara yaslandı, nefes nefeseydi; ellerinin hâlâ titrediğini fark etti. Gözleri, önündeki kirli duvarı yorgun bir şekilde tararken, o şeyi gördü.
Pisliğin ortasında, ıslak duvara yapıştırılmış beyaz bir el ilanı, tuhaf bir şekilde parlıyordu — sanki etrafındaki karanlığa ait değildi. Yaklaştı. Her biri balyoz gibi inen kelimeleri okudu:
700.000 DİRHEM.
İLERİ ENERJİ ARAŞTIRMALARI İÇİN GÖNÜLLÜ DENEKLER ARANIYOR.
PROFESÖR NAHİR. BLOK 16, L-12.
Sokağın gürültüsü aniden kesildi sanki. Sadece o sayı vardı artık: 700.000. Parmakları, kâğıdın nemli kenarına dokunmadan önce havada asılı kaldı.
700.000 dirhem, Kiona'nın fabrikadan kurtulması demekti. Annesinin, üç aydır ilk kez rahat bir nefes alması demekti. Belki de — belki de gezegenden kaçış demekti.
Sonra o ismi gördü. Profesör Nahir. Arşiv'de kulak misafiri olduğu o fısıltılar, o yarım cümleler, zihninde bir anda geri döndü — deneklerden, kayıplardan, bir daha görülmeyenlerden bahseden sesler. Bu bir iş ilanı değildi. Bir ölüm fermanıydı. Hastane yatağında seksen yaşında bir adam gibi yatan babasının yanına giden, dönüşü olmayan tek yönlü bir bilet.
Elini geri çekti. Bir adım geriledi. Duvara yaslanıp gözlerini kapadı; babasının nefes cihazının o monoton tik-tak sesini duyar gibi oldu, sonra Kiona'nın vardiyadan eve dönerken omuzlarındaki o çökmüş hâli. İçinde bir şey — mantık mıydı, korku muydu, artık ayırt edemiyordu — hâlâ bağırıyordu: geri dön, unut, bu bir yol değil.
Ama ailesinin çaresizliği, o sesi yavaş yavaş, tek tek boğdu.
Gözlerini açtığında elleri artık titremiyordu. Telefonunu çıkardı, ilandaki konumu ekrana girdi. Beliren harita, lanetli bir ışıkla parlıyordu — ruhunu satacağı yolu, adım adım önünde aydınlatarak.
---
