Alora Lively yine normal uyuduğu bir gecenin hemen ardından gelen kuş sesleriyle gözlerini açtı. Fakat gördüğü şey uçsuz bucaksız bir gökyüzüydü. Hareket etmeye çalıştı ama kıpırdamak bile ona zor geliyordu. Ayağa kalktı ama garip olan bir şey vardı. Alora’nın bedeni çimlerin üzerinde yatmaya devam ediyordu. Kendini ilk defa dışarıdan bir gözle incelemeye fırsat bulan Alora sarı saçlarına dokundu, korkusu gittikçe yükseliyordu fakat gördüğü şeyin rüya olma ihtimali korkusunu hafifletiyordu. Parmakları yerde yatan bedeninin nabzına gitti işte tam o anda korkusu derinleşti. Yerde yatan bedeni ölüydü.
Bayan Lively korkarak çimlere oturdu ve düşünmeye başladı. Ölmüş müydü? Ölmüşse bedeninin burada ne işi vardı? Belki de bu sadece bir kabustu. Kalbine dokundu. Bir anda yatağında uyandı. Ama garip olan bir şey vardı, bir önceki günün sabahında uyanmıştı. Bunu anlamasını sağlayan şeyse aynı günün akşamında kırılan tablonun, duvarda asılı durmasıydı.
Nasıl geçmişte uyanmıştı? Daha kendi sorduğu soruları cevaplayamazken evinde çalıştırdığı hizmetçilerinden biri odasına girdi:
-Bayan Lively anneniz sizi kahvaltı masasına çağırıyor.
Dün yaşadığı olayların aynısını yaşayacaktı, ayrıca bunun oldukça farkındaydı. Hizmetçiye aceleyle kafasını salladı. Hizmetçi yavaşça odasından çıktı. Dolabına doğru yürüdü, kıyafetlerini seçerken düşüncelerine mâni olamıyordu. Belki de bugün son günüydü. Tanrı ona istediklerini gerçekleştirebilmesi için bir günlük daha ömür vermişti.
Merdivenlerin yanına gittiğinde kahvaltı odasına inmeye başladı:
-Anne
Annesi ona samimi bir gülümsemeyle gülümsedi ve "Efendim" dedi. Alora annesine yine aynı samimiyetle gülümsedi ve sofraya oturdu. Tam o anda kanını donduran bir olay yaşandı. Hayatı boyunca duymadığına emin olduğu bir ses ona "Sen ölmedin öldürüldün Alora"dedi.