SAHNE 1
Mekân: Ryan Gezegeni – Novaryan Şifa Tapınağı ve Askeri Karargâh.
Karakterler: Marcus, Maria, John ve Mimi.
(Kızıl fırtınanın eksilmediği Ryan Gezegeni’nde, tapınağın taş duvarları dışarıdaki uğultuyu hafifçe boğmaktadır. Arghall’ın zehirli hançerinin bıraktığı o ağır yara, Novaryan genlerinin üstün direnci ve şifa hücrelerinin etkisiyle kapanmaya başlamıştır. Yatakta göğsü bandajlı halde yatan Marcus, derin bir nefes alarak gözlerini açar. Yavaşça doğrulup yataktan kalkmaya yeltenir.)
Marcus: (Endişeyle yanına yaklaşır, elini Marcus’un omzuna koyar) Marcus, dur! Kendini bu kadar çabuk zorlamamalısın. O zehir sıradan bir Novaryan’ı anında öldürürdü. Şanslıyız ki bedenindeki direnç alevi sönmedi.
Marcus: (Derin ve boğuk bir sesle göğsünü tutar, gözlerindeki kırmızı alev yeniden parlar) Yanılıyorsun Maria... Bizi ayakta tutan şey şans değil, intikam hırsı ve bu halka verdiğimiz sözdür. Arghall o hançeri sırtıma sapladığı an ölümümü ilan ettiğini sandı. Ama Novaryan liderleri yatakta ölmez.
SAHNE 2
Mekân: Tapınak Odası – Aile Buluşması.
(O sırada kapı hızla açılır. İçeriye giren John ve Mimi, babalarının ayağa kalktığını görünce gözlerindeki yaşlarla birlikte doğrudan ona doğru koşarlar.)
John: (Babasına sarılırken sesindeki gurur ve heyecan yükselir) Baba! İyileşeceğini biliyordum! O yaşlı hain Arghall ve War Lion senin yıkılacağını sandılar ama başaramadılar!
Mimi: (Gözyaşlarını silerek Marcus’un zırhlı koluna sarılır) Babacım... Çok korktuk. Fırtına dinmedi ama sen kalktın ya, artık hiçbir şeyden korkmuyorum.
Marcus: (İki çocuğunun da başını şefkatle ve güçlü elleriyle okşar, yüzündeki sert ifade yerini bir anlığına baba sıcaklığına bırakır) Korkmayın evlatlarım. Bir Novaryan asla diz çökmez. Arghall ve onun peşinden giden hainler, bu gezegenin kanını döktüklerinin bedelini ödeyecekler.
John: (Gözlerini babasının kılıcına diker, kararlı bir sesle) Ben de seninle geleceğim baba! Artık sadece izlemek istemiyorum. Hainlerin kökünü kazırken yanında dövüşeceğim!
Mimi: (Başını sallar) Ben de! Ağlamayı bıraktım baba, artık güçlüyüm.
Marcus: (Kendi dev kılıcını duvardaki askıdan tek eliyle çeker, kılıcın üzerindeki Novaryan sembolleri kırmızı bir ışıkla parıldar) Gücünüzü ve öfkenizi bileyin. Çünkü bu savaş sadece Ryan Gezegeni ile sınırlı kalmayacak. Arghall, War Lion ve arkalarındaki o karanlık güçler... Hepsini bulup yok edeceğiz.
SAHNE 3
Mekân: Karargâhın Balkonu ve Silah Deposu.
Karakterler: Marcus, Maria, John ve Mimi.
(Marcus, askerlerin gürleyen sadakat çığlıklarını dinledikten sonra içeri döner ve duvardaki zırh parçalarını kuşanmaya başlar. Mimi, babasının yanına yaklaşır; aklını kurcalayan ve gezegenin geçmiş kayıtlarında gördüğü o garip simayı düşünmektedir.)
Mimi: (Babasının zırhındaki bağcığı bağlamasına yardım ederken duraksar) Baba... Sana bir şey sormak istiyorum. Geçmiş savaş kayıtlarını incelerken bir isme ve bir yüz efsanesine rastladım. Bize ihanet edenlerin ve o karanlık ittifakların arasında adı geçen biri var... Psycho.
John: (Kılıcını kınından çıkarıp incelerken araya girer) Ben de duydum o ismi. Alnomyan tarafında tam bir yıkım makinesi olarak biliniyordu. Ama kim olduğu hep bir gizem olarak kaldı.
Mimi: (Gözlerini Marcus’a diker) Sen onu gerçekten tanıdın mı baba? O nasıl biri? Gerçekten söylendiği kadar acımasız ve tehlikeli bir canavar mı?
Marcus: (Psycho’nun adını duyduğu an gözlerindeki kırmızı alev bir anlığına koyulaşır, dev kılıcını kınına sokarken derin, kasvetli bir nefes alır) Psycho... O isim sadece bir savaşçıya ait değil Mimi. O bir felaketin, kontrolsüz bir kana susamışlığın adıydı.
Maria: (Sessizce yaklaşır, kaygılı bir tonla) Onun adı Alnomyan cephesinde bile korkuyla anılırdı. Light'ın en sadık ve en gözü dönmüş celladıydı. Zihnindeki o psikopatça yıkım arzusu yüzünden karşısına çıkan kimseye acımazdı.
Marcus: (Pelerinini omuzlarına atar, sesi buz gibi ve nettir) Bedenindeki o saf nefret ve acımasızlık, onu bir adamdan ziyade canlı bir silaha dönüştürmüştü. Ne bir merhameti vardı, ne de durdurulabilir bir mantığı. Eğer bir gün karşınıza çıkarsa, konuşmaya çalışmayın... Doğrudan kalbine vurmanız gerekir.
Mimi: (Sessizce yutkunur, başını sallar) Demek o kadar karanlık biri...
(Ancak ne Marcus ne de Mimi, patlamanın ardından Psycho’nun hafızasını tamamen kaybettiğini, ölümsüzleşip uçabilen, gri kedi kafalı, dağınık siyah saçlı çılgın ve neşeli bir arkadaşa dönüştüğünü henüz bilmemektedir!)
SAHNE 4
Mekân: Karargâhın Balkonu ve İç Salon.
Karakterler: Marcus, Maria, John ve Mimi.
(Marcus’un Psycho hakkında anlattığı o soğuk ve karanlık gerçekler odadaki havayı bir anda buz keser. John ve Mimi birbirlerine bakarlar. Babalarının gözlerindeki o narin ama derin öfkeyi görmek içlerindeki korkuyu daha da tetiklemiştir. Mimi’nin elleri hafifçe titrer.)
Mimi: (Korkuyla yutkunarak Marcus’un koluna biraz daha sıkı sarılır) Baba... Lütfen durma, anlat. Onu bilmemiz lazım. Ya bir gün Alnomyan sınırında veya evrenin karanlık bir köşesinde onunla karşılaşırsak? Bize ne yapacağını, nasıl saldırdığını bilmeden onunla nasıl savaşabiliriz?
Jake: (Sesindeki cesur ton hafifçe kırılmıştır, gözlerinde endişe vardır) Mimi haklı baba. Ondan korkmuyoruz demiyorum... Gerçekten ürpertici duruyor. Ama onun savaş stilini ve o kana susamışlığının sınırını öğrenmek istiyoruz. Lütfen, Psycho hakkında bildiğin her şeyi anlat!
Marcus: (Çocuklarının gözlerindeki o samimi korkuyu ve öğrenme arzusunu görünce yumuşar. Devasa elini John’un omzuna koyar) Korkmanız zayıflık değildir evlatlarım. Düşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu bilmek, sahadaki en büyük zırhınızdır.
Maria: (İç çekerek masadaki holosorulara basar, Psycho'nun eski karanlık zırhlı silüetini ortaya çıkarır) Psycho'nun en büyük silahı kestirilemez oluşuydu. Hiçbir taktiğe, hiçbir askeri plana uymadı. Yalnızca yıkmak ve yok etmek için hamle yapardı.
Marcus: (Karanlık hologram silüetine bakarak derin ve sert bir sesle devam eder) Karşısındaki rakibin acı çekmesinden beslenen bir yapısı vardı. Kılıcını savururken bile o sadistçe kahkahasını kesmezdi. Asla yorulmaz, pes etmez ve geri çekilmezdi. Onu bir ordunun içine bıraktığınızda, geriye sadece kül ve kan kalırdı. Onu 'cellat' yapan şey tekniği değil, ruhundaki o zifiri karanlıktı.
Mimi: (Holograma korku dolu gözlerle bakarak fısıldar) Bir insanın ruhu nasıl bu kadar karanlık olabilir ki...
John: (Yumruklarını sıkar) Eğer o yaratık bir gün karşımıza çıkarsa... Novaryan kanının ne kadar çetin olduğunu ona göstereceğim!