İçeriğe geç

All The Everything is Fake

Bölüm 1 · 7 dk okuma

All The Everything is Fake

Bölüm 1

İyiyim.

Merhabalar. Öncelikle yazmış olduğum bu kurguyu okumadan önce bir şeyi bilmelisiniz. Bu kitap iyi bir sona sahip olsa da içince geçecek bölümlerde fazlalıkla kendini sorgulama ve kendini yetersiz hissetme düşüncelerine fazlaca şahit olacaksınız.

Eğer kötü bir zamanda iseniz boşverin okumayın. Hiçbir şey sizin zihinsel sağlığınızdan daha önemli değil.

Yada böyle şeyler sizi etkiliyorsa şimdiden, kendiniz için okumayın olur mu?

En iyi arkadaşını, ölü ruhunu kaybetmiş olan herkese.

Bazen hayatımızda bazı olaylar olur. İçinden çıkılamayacak kadar kötüdür. Hatta o an ölmenin bile en iyi kaçış yolu olduğunu düşünürüz. Ancak birden kazandığımız olgunluk ile, duraksarız. Evet bunlar acı dolu günler ancak herşey bir gün son bulacak. Hiçbir acı sonsuz değildir. Cümlesi zihnimizde yankılanır ve büyük bir farkındalık kazanırız. Bu, bir nevi; tam önündeki canavar seni korkutacak iken, rüyada olduğunu fark etmek gibi birşeydir. O an bütün kontrol sizin elinizdedir. Ancak rüyada olduğunuzu farkına varmak, rüyalarınızı kökten silmez. O kabuslar devamlı olarak görülmeye devam edilir. Tek bir fark ile, bu sefer sizinde savunmanız vardır.

Şuan ise tıpkı verdiğim örnekteki ki gibi bir ortamdaydım. Ancak bir yandan şanslıydım da, çünkü anahtar kelimeye sahiptim. İçimdeki bunalımı arkadaşlarım ile buluşarak kenara atıyor ve olaylara pozitif yaklaşmaya çalışıyordum. Bugünde o günlerden biriydi. WhatsApp uygulamasındaki grubunumuzdan bir buluşma ayarlamış ve buluşmayı gerçeğe çeviriyorduk. Kendi çapımızda şâşâlı olan bir kafede doğum günümü kutlayacakdık. Yani en azından ben öyle düşünüyorum.

Gördüğüm dop dolu otobüs ile gülümsemeden edemedim. Demek bugün oturacak tek bir boş koltuk bile olmayan, dolu bir toplu taşıma aracı ile yolculuk yapacağım. Gerçektende gün harika başlamıştı benim için. Hayır, şaka falan yapmıyorum. Gerçektende dışardan bakınca bunu söyleyen birinin tek açıklaması deli olması falan olsa da, gerçeklikle yaklaşınca aslında çok memnun olunması gereken bir durum. Sizce bomboş arabada şoförün dikiz aynasıyla sizi rahatsız etmesi, aracı başka yola çekmesi mi yoksa dolu bir otobüsle güvenli bir yolculuk mu? Dolu olduğu için kaçırılma ihtimalim olmadan rahatlıkla ulaşımımı sağlayacaktım. Bu yüzden yüzümden düşmeyen gülümseme ile araca ilerleyip sıkıca tutunup, gideceğim yere ulaşmasını bekledim.

Kulağımda çalan The weekend: die for you şarkısına dudaklarımı oynatarak eşlik ederken, geldiğimi fark ederek indim acele ile. Ekim ile Beren'i bekletmek isteyeceğim son şeylerden biriydi. Cafeye ilk girdiğimde gördüğüm arkadaşlarım ile sıcacık gülümsememi bahşetmiş ve yanlarına adımlamıştım. İlk başta Ekime yapmaktan bıkmadığım 'bir Ekim gecesi girdin hayatıma cici qız' şakamı yapmak istesemde bugün doğum günü pastamla tehtid edilirim diye hemen akıllı bir çocuk olup sustum. Selamlaşma faslı bittiğinde, kabanımı çıkarıp hızlıca sürekli tükettiğim soğuk kahvelerde birini sipariş ederek sohbete dahil oldum. Yaşıtlarımızın aksine biz, onu bunu eleştirmek yerine günlük hayatımızı birbirimizle paylaşıp dinlediğim şarkıcıların çıkarttığı yeni şarkıları, izlediğimiz dizileri, keyifle okuyup bitirdiğimiz kitapları tartışırdık. Böyle konuşunca okulun zeki arkadaş grubu falan gibi gözüküyor ancak hayır, biz pek okulcu tayfa değildik. Ders notlarımızı; ne çok salardık, ne de çok kafaya takardık. Bize yetecek kadarını amaçlar fazlasına göz dikmezdik. Bir sınav için hayatı zindan etmez, aksine yaşımızın verdiği heyecan ve enerji ile gülüp eğlenirdik .

Her zaman şaka konusunda olan dobralığım ile söze girdim. "Ee? Hani benim pastam? Yazıklar olsun! doğum günü çocuğuna bir pasta almayı çok mu gördünüz." İlk başlarda çok şaşırdıkları bu huyuma alıştıkları için sakin kıkırtıları ile yanıtlamışlardı sorularımı. Beren her zamanki şirin tavrı ile, planladığım gibi olmasada yanıt verdi. "Acaba doğum günü çocuğuna söyler misiniz? Normalde böyle şeyler süpriz oluyor biliyorum ben? Doğum günü çocukları genellikle bilselerde unutmuş rolü falan yaparlar ancak karşımda duran kişi hiç de bildiğini saklarmış gibi durmuyor?" Dediklerine hak veren Ekim ise sahte bir kızgınlıkla bana dönmüş ve sesli bir şekilde Beren'e onay vermişti. "Bende öyle biliyorum." Ay sende azarlayacak yer ara hemen.

"Öyle mi olmuş? Tüh hiç de haberim yok. Neyse yazık olmuş." Haksız oluşumun verdiği cayma hakkı ile saçmalamış ve konuyu kendi aleyhime çekmiştim. Arkadaşlarım ise buna kızmak yerine her zaman ki şevkatli bakışlarını üstümde gezdirmişlerdi. Minyon tipimden dolayı bana küçük muamelesi yapıyor olmaları gıcığıma gitsede benimle böyle ilgilenmeleri çok hoşuma gidiyor, içimi sevgi yumağı yapıyordu. Bazen ise onların, şımarık ve mızmız kardeşleri olmak hoşuma gidiyordu. "Anne bana muzlu süt alırız dimi" gerçekten 'olayları aleyhime çekmede bir numarayım' derken şaka yapmıyordum. "Kim demiş? Safız dedik salak değil" Aniden değişen yüzü ile hüsrana uğramıştım. Ya bir insan nasıl böyle duygu değişimine girer! "İyi be, birşey istemedim. Zaten minnacık bir şey istedim onunda çok görün bana." Alis ister, Alis alır bebeğim.

(...)

Kahveler içilmiş, sohbetler edilmiş ve en heyecanlandı kısma gelmiştik... HEDİYE! Bana alınma ihtimali olan hediyeleri gözden geçiyor, kendimi bu tarz düşünceler ile tatmin ediyordum. Ekim, Beren'den önce davranmış ve sandalyeme yaklaşarak doğum günümü kutlamıştı. Ardından aynı işlemi Beren'de uygulamış ve toplu sarılmışdık. Hadi hadi hadi hadi hadi hediyeler, gelin bebeklerim. Annenize gelin! Ben umutlu bir şekilde beklerken onlar bekleyişin tersi davranmış geri koltuklarına oturmuşlardı. Peki. Sanırım hediyemi vermeyi unuttular. Bu doğal bir şey ancak normalde hiç Böyle olmazdı. Her zaman sarılırdıktan sonra büyük ve gururlu gülümsemeleri ile hediyelerini verir sürekli hangisini daha çok sevdiğim hakkında inatlaşırlardı birbirleriyle. Beren, Ekim'e onunla beş dakikalağına tuvalete gelip gelemeyeceğini sordu. Ekim ise yeni kahve alacağını, kendisinin gitmesi gerektiğini söyledi. Beren'in gidişini izledikten sonra kafamı Ekim'e yönlerdirdim. Bunlar bugün bir garipler. Yoksa bana hediyelerimi mi getirmeye gitti Beren! Biliyorum belkide bu hediye sevdam sizi bunaltıyor ancak benim için unutulmaz. Teyzem, kocasıyla boşanmış olduğu için annemler her kuzenimin doğum gününde hediyeler alır ve onlara kutlamaya giderdik. Biliyorum, belkide böyle bir olayda bile kendimi düşünüp, ailemin banada boyle şeyler yapmadığı düşüncesi ile kıskandığım için beni aptal biri olarak görüyorsunuz. Ancak, bu yaşıma geldim ve hâlâ hediye almıyorlar. Bu benim içimde her zaman bir eksiklik olarak kalmıştır. İsterlerse pasta falan almasınlar. Çok ciddiyim ama hediyeler her zaman hassas noktam olmuştur. O yaşımda, baba eksikliği çeken birisini kıskanmama yok açacak kadar hassas.

Ancak hayır. Ben asla şımarmamış, ağlamamış, kendimi yerden yere atmamış yada kuzenime o çocuk aklımla bile nefret beslememiştim. Hatta en içten gülümsemelerim ile doğum gününü kutlamış, param varsa bende ona birşeyler almaya çalışmıştım. Sürekli bize gelmesine ısrar etmiş, bir jaster kılığına girmiş ve onu güldürmeye çalışmıştım her seferinde. Aileme asla, karşılarına geçip "bana neden böyle süslemeler yapmıyor, hediyeler almıyorsunuz?" diye sormadım. Belki sormadım, ancak dolu gözlerim benim yerime her doğum günün tek tek sordu hesabını. Bana kör ve sağır olmaları, onların seçimiydi. Ben yapılacakları yaptım, elden başka birşey gelmez.

Ben bu konuyu içinde tartışır ve pekde hoş almayan geçmişi yâd ederken, Ekim'in telefonuna gelen ses dış dünya ile olan bağlantımı kesti. Mesaj atan kişi Beren'di. Ekim asla telefonuna baktığım için beni azarlamaz, aksine bazen rahat durmam için kendisi verirdi. Onun adına birşeyler paylaşabilir, mesajlarına yanıt verebilir, birşeyleri beğenebilir, hatta ve hatta telefonlarına yanıt bile verebilirdim. Bu yüzden çekinmeden aldım telefonunu elime.

Berennn

Neden gelmedin yanıma! Seni buraya oyun oynamaya çağırmadım herhalde! Şuan Alis anlamasın diye boş boş etrafı inceliyerek zaman öldürüyorum. Çabuk bir bahane bulup yanıma gel.

Girdiğim mesaj bildirimi ile daha ne olduğunu algılayamadan elimden çekilen telefon ile sekteye uğradım. Ekim karşıma geçmiş, gözündeki saf öfke ile içimi titretti. Daha Ekim konuşmadan kırıldığımı hissettim. "Sen kendini ne sanıyorsun Alis! Sana bazı konularda tolerans gösteriliyoruz diye her seferinde haddini aşma! Telefon insanların özelidir, bunu bilemeyecek kadar çocuklaşma! Bu aralar fazla çocuklaşıyorsun, biraz olgunlaşmayı dene istersen."

Yüksek desibelli cümleleri, son on cümleye kadar sürmüştü. Son cümlede ise ayıplarlar ve tiksinirmişcesine bakarak içimdeki tüm herşeyin paramparça olmasına sebebiyet verdi. Ama neden! Algılayamıyordum! O asla bu tarz şeyleri sorun etmezdi, hatta telefonu bana kendisi verirdi cevaplamam için. Bazen gelen mesajlara cevap vermeye üşenir ve telefonunu bana doğru iteklerdi. Bu onun dilinde; çok üşeniyorum sen baksana ne diyormuş? demekti. Telefonunu bana uzattıktan sonra sürekli unuttuğum şifresini çekinmeden seslice söyler ve geri işine dönerdi. Ancak şimdi ne oluyordu da bana böylesine kinli bakıyordu? Tüm bunları onun suratına haykırmak istedim ancak bu düşünce; düğümlenen boğazım ve önümü görmemi engelleyen yaşlarım ile imkansızlaştı. Yine de içimdeki tüm kırıklığı görsün istedim. Kırgınlığımı dolu gözlerim, saf sinirimi ise; bir an bile tereddüt etmeden çantam ve kabanımı alarak, kafeyi terk edişim temsil etti.

Kafeyi terk ederken Ekim'in tamamen suçlu olduğunu düşünüyordum ama eminim ki akşama doğru; 'tüm suçlu sensin, insanlarda suç arama!' diyen iç sesim ile, tekrardan dengem bozulacak ve tüm suçu kendimde arayacaktım.

merhabalar millet. İlk kurguma hos geldiniz! Bolumun basinda uyarı yapma sebebim bu kitabın sizlere hissettireceği rahatsızlık hissinden dolayıydı. Rahatsızlık derken işkence, tecavüz falan değil. Ve olmayacakda. Bu hikayede tek bir kan damlası dokulmeyecek. Ancak gozyasina soz veremem. Ve sunuda belirtmeliyim ki bu hikaye herkese gore degil çünkü empati isteyen bir kurgu. Karakteri anlamak kolay değil. Ne yaptıklarını sorgusuz sualsiz doğru bulmak ne de her hareketi yalnis bulmak hatalidir.

ve karakterimiz bazı yerlerde saglikli dusenemiyor. Bu karakterin bu huyunu dogru buldugum anlamina gelmiyor, lütfen kafaniza gore uyfurmayin birşeyler. Eger tum bunlara ragmen okuyacagim diyosanız, siz bilirsiniz. İyi okumalar bal peteklerim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.