Karanlık gökyüzünde konumlanmış parça parça bulutlardan yağmur damlaları düşerken gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Ellerimin soğuduğunu hissederken ellerimi ceplerime soktum ve yürümeye devam ettim. Kulağımda kulaklıklarımla hafif çiseleyen yağmurun altında yürümek benim için huzurun diğer adıydı. Yirmi üç yıllık hayatımda ailemin yanında bulamadığım huzuru, şarkı dinlerken hissetmem müziğin gerçekten de ruhu beslediğinin bir kanıtıydı. Yağmurun hızlanmasıyla caddenin kenarındaki kafelerden birine girdim ve cam kenarındaki bir masaya geçtim. Led ışıklarla süslü duvarlar dışarısının karanlığına inat loş bir ışık yayıyordu. Yanıma gelen garsondan bir kahve istedim ve sarı yağmurluğumu çıkararak sandalyenin arkasına astım. Tekrar önüme dönerken üzerimde hissettiğim gözlerle bakışlarımı o tarafa çevirdim ve ela gözlerim, orman yeşili bir çift gözle karşılaştı. İçimde hissettiğim ürpertiyle tüylerim diken diken olurken gözlerimi kaçırmak istedim ama bir türlü başaramadım. Garsonun kahveyi önüme bırakmasıyla dikkatim dağıldı ve sonunda gözlerimi çekebildim.
Kahve kupasını ellerimin arasına alarak dudaklarıma götürdüm ve sıcaklığını umursamadan bir yudum aldım. Sıcak sıvı boğazımdan aşağı kayarken gözlerimi kapattım ve gözlerimin dolmasına engel olamadım. Başımı aşağı eğerken kirpiklerime değen kâküllerimi parmaklarımla düzelttim ve gözlerimi açtım. İnsanın sıcaklığı hissetmek için somut bir şeylere ihtiyaç duyması acınası bir durumdur bana göre. Yaz-kış, gece-gündüz fark etmeden insanın evinin soğuk olması da acınası bir durumdur. Evinin soğukluğundan kaçarak dışarı çıkan bir insanın dışarıdaki diğer insanların kibirli, küçümseyici bakışlarıyla karşılaşması daha da acınasıdır. Fakat ilk defa etrafına boş boş bakmayan sımsıcak bakışlar vardı şimdi karşımda. Afallamamın en büyük sebebi de ilk defa içime sızabilen sıcaklıktı. Bakışlarımı orman yeşili gözlerin sahibine çevirdiğimde kıvırcık, kumral renkte saçlarla karşılaştım. Kafasını önüne eğmiş masanın üzerine koyduğu kitabını okuyordu. İnsanlar soğuktan korunmak için kafenin iç taraflarında otururken kapıya yakın oturan sadece ikimiz vardık. Ona baktığımı hissetmiş olmalı ki Kafasını kaldırdı ve tekrar göz göze geldik. İçimdeki anlamsız kıpırtıyla gözlerim kirli sakallarında ve bir erkeğe göre uzun kirpiklerinde dolandı. Bir ressamın çizimi gibi duran dudaklarında fazla oyalanmamaya çalışarak gözlerimi tekrar gözlerine çevirdim. İçime sızan sıcaklık tüm vücudumu ele geçirmek istercesine içimde çatlaklara sebep olurken ilk defa karşılaştığım bu his beni biraz korkutuyordu. Bu his hem şimdiye kadar aradığım her şey gibiydi hem de arkama bakmadan koşarak kaçmam gerektiğini söylüyordu. Koşarak kaçmak için gereken enerjiyi kendimde bulamadığımdan oturduğum yerde kalıp hissettiğim tüm sıcaklığı içime hapsetmeye karar verdim. Kafeden çıkmak için önümden geçen bir çift ile bir kez daha dikkatim dağıldığında hızlıca elimdeki kahveyi bitirdim ve yağmurluğumu giydim. Bir daha beni bir hortuma kapılmışım gibi kendine çeken gözlere bakmaya can atsam da kendimi bu sımsıcak adamın yanı başında bulmaktan korktuğum için kahvenin parasını ödeyerek kafeden çıktım.
Yağmur dinmiş, etrafı toprak kokusu sarmıştı. Yavaş adımlarla evime doğru yürürken aklımda orman yeşili gözler dolanıyordu. Kısa bir yürüyüşten sonra eve ulaştığımda sıcak bir duşun ardından kendimi yatağa attım. İçimde filizlenen yeni hislerele gözlerimi kapattığımda ilk defa üşümeden uykuya dalıyordum.