Bölüm Şarkısı: Renkli Rüyalar Oteli
Bu soruyu sormuştum evet çünkü artık kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Ne annem vardı ne babam. Ya da ne bir akrabam. Bu soruyu kimsesiz Alin olarak soruyordum Turgay Bey'e. Kimsesiz ama kendisinin her şeyi Alin... Ve şunu çok iyi biliyordum ki sonuç ne olursa olsun benim annem babam beni büyüten kişilerdi. Gerçek annem babam kim olursa olsun aslında benim gerçek annem Gonca ÇELİK, babam ise Serkan ÇELİK'ti ve bu hep böyle kalacaktı. Kendimde bu gerçekleri kabullenerek gitmiştim Turgay Bey'in yanına.
Turgay Bey ilk başta bu soruma şaşırdı ama şaşırması çok uzun sürmedi, bi' 5 saniye sonra falan beni alkışlamaya başladı birden. Ben ne olduğuna anlam veremezken Turgay Bey'in gözlerinde gurur vardı. Bu ne demek oluyordu. Ben anlamaz bakışlarla bakarken
''Aferin kızım.'' dedi. ''Aradın, araştırdın ve buldun gerçeği. Evet sen benim kızımsın, sen kendin bulmadan sana asla gerçeği söylemeyecektim.'' Ne? Bu ne demek oluyordu şimdi? Düşünmedim bu sefer direkt aklımdan geçeni söyledim: ''Bu ne demek oluyor şimdi?'' ''Ben sana ne demek olduğunu söyleyeyim. Seni neden terk ettim biliyor musun?'' Ben hala anlamaz gözlerle ona bakarken o konuşmaya devam etti: ''Senin annen Cansu.'' dedi iğrenir gibi ''Çok aptal bir kadındı.'' ''Annem hakkında böyle konuşamazsın.'' Nedenini bilmediğim bir şekilde böyle söylemiştim. Tamam gerçek annem beni büyüten kişiydi ama bu kişi de beni doğuran kişiydi. Onu ezmesine izin veremezdim.
''Vay, karşıma geçip anneni mi savunuyorsun? Bence anneni savunma. Annenle.'' dedi. ''Bir gece yattım. Sadece tek gecelik bir kadındı.'' Yutkundum. O ise konuşmaya devam etti: ''Sonra annen sana hamile kaldı. Ama benden saklamış, aldırmayalım diye. Çünkü seni öğrenirsem senin yaşama ihtimalin olmadığını adı gibi biliyordu. Annenin aklını kullandığı tek an. Her neyse seni neden terk ettiğimi biliyor musun?'' ''Ne bileyim ben?'' dedim sinirle. Güldü.
''Annen gibi akıllı bir evlat olmamandan korktum.'' dedi. Ne saçmaydı. Bu adam benimle dalga geçiyordu. ''Sana şu an ki evlatların çok akıllı.'' dedim kibirle. ''Anneleri zeki.'' dedi ''Vakti gelince onunla da tanışacaksın.'' ''Bu çok saçma bir neden. Beni yanında istememenin farklı nedenleri vardı değil mi?'' ''Aferin.'' dedi yine. ''Tabiki farklı nedenleri var ama sen bunları şimdi öğrenmeyeceksin.'' Konuşmaya devam etti: ''Madem beni buldun. Artık yaşamın çok değişecek. Bizimle yaşayacaksın.SÖNMEZ Konağı'nda.'' Ne! Asla orda falan kalmazdım. ''Hayır, böyle bir şey olmayacak.'' dedim. ''Olacak.'' dedi.
Tekrar konuşacaktı ki bu sefer izin vermedim ''Yeter. Ben bu saçmalıkları daha fazla dinlemeyeceğim.'' diyerek kapıyı doğru yöneldim ve bana şunları söyledi: ''Zeki evlatlarımdan birisin. Gonca'yla Serkan seni güzel büyütüp avukat yapmışlar ama sen benim kızımsın.''
Kapıyı sertçe çarptım. Bu da ne demek oluyordu şimdi? Ben onun kızı falan değildim. Asla olmayacaktım. Bu adam gerçekten sağlam bir ruh hastasıydı! Oysa hiç de öyle gözükmüyordu. Ayrıca annemle babamı da tanıyordu. Büyük ihtimal beni onlara direkt vermişti. Bu yüzden yetimhane geçmişim yoktu. Anneme yani Cansu nerdeydi? Ölmüş müydü? Hayatta mıydı? Allah bilir onu öldürmüştür belki şerefsiz!
Neyse, bunları düşünemeyecektim. Davam vardı bugün. Ona odaklanmam gerekiyordu. Saat 13.02'ydi. 14.00'da davam vardı. Dava Büyükçemece Adalet Sarayı'ndaydı. Nişantaşın'dan oraya 52 kilometre'ydi. Yani bir saat ederdi ve eve uğramam gerekiyordu. Hızlıca değil, bu sefer koşturarak çıktım şirketten. Turgay'la görüşmemiz tahmin ettiğimimden uzun sürmüştü bu bu yüzdendi. Arabayı 100'ün üstünde kullanıyordum.
Hızlıca eve girip dosyaları aldım ve jet hızıyla arabama binip adliyeye sürdüm. Acayip terlemiştim ama deodorantım yanımdaydı

Bu deodorantı kullanıyordum. Valla reklam almadım. Bayağı iyii :)
Her neyse çok boş laf ettik. Adliyeye varmıştım. Saat 13.48'di. Rahatlamıştım. Deodorantımı sıktım ve cübbemi giydim. Adliyenin içine girmiştim. Dosyaları toparladım. 9 numaralı adliye salonuydu. 3 kat çıkmıştım ve salonu gördüm. Ha bu arada bu bir boşanma davasıydı. Müvekkilim Menekşe Hanım gülümsedi. Hemen yanına koştum. ''Hoş geldin Alin, her şey tamam değil mi?'' ''Tamam, tamam. Sen hiç merak etme boşayacağız bugün seni bu adamdan.
Menekşe Hanım boşanmak istiyordu ama eşi Ferhat Bey istemiyordu. çekişmeli bir davaydı. Ortada çocuk da yoktu. Ferhat Bey Menekşe Hanım'ı aldatıyordu. Uzun zamandır buna kanıt bulamamıştık ve şimdi bulmuştuk ama karşı tarafın haberi yoktu. Menekşe Hanım'la konuşurken başımı kaldırdım ve kimi göreyim!
Tolga'yı. Karşı tarafın avukatıydı ama önceki dava da değildi. Müvekkili avukat değiştirmişti anlaşılan. Ben Tolga'yı gördüğüm an onun da bakışları bana döndü. O da beni gördüğüne şaşırmıştı. Tam bana doğru geliyordu içerden ses duyuldu.
''Davacı Menekşe KARASU''
''Avukatı Alin ÇELİK''
''Davalı Ferhat KARASU''
''Avukatı Tolga KILINÇ''
Hepimiz salona girdik. Davayı size kısaca anlatayım. İlk başta Menekşe hanım ve Ferhat Bey arasında ufak bir atışma oldu. Tabiki bunu başlatan Ferhat Bey'di. Daha sonra aldattığını kanıtladık. Bu kanıtı beklemiyorlardı çünkü gizli tutmuştuk. Tolga bayağı çabaladı, aslında iyi bir avukattı fakat bizim elimizde çok güçlü bir koz vardı. Aslında o da biliyordu davayı alamayacağını.
Ha ayrıca elimizde güzel bir koz vardı ancak karşısındaki avukat ondan daha iyiydi tabiki:). Tamam benden yaşça büyük olabilirdi ve belki daha çok tecrübesi olabilirdi ama bu onun benden daha kötü olduğu gerçeğini değiştirmezdi.
Her neyse dava bitti. Menekşe Hanım çok mutluydu boşandığı için, Ferhat Bey ise çıldırıyordu. Tolga ise Ferhat Bey'e sinirlenmişti. Galiba bu aldatma olayından bahsetmemişti anlaşılan. Menekşe Hanım'la vedalaştıktan sonra yürüyecektim ki Tolga arkamdan ''Alin!'' diye seslendi.
Arkamı döndüm. Ona doğru yürüdüm, o da bana doğru. Başını eğerek bana baktı. ''Ben, geçen gün olan için özür dilerim. Yani senin bu kaybı yaşadığını bilmiyordum. Zaten düşüncesiz konuştum.'' Vay be! Bu bana Tolga'nın 2. özür dileyişiydi.
Gözlerine baktım: ''Önemli değil, arada olur böyle şeyler.'' dedim ifadesiz bir şekilde. Arkamı döndüm tam gidecektim ki tekrar ''Alin!'' diye seslendi. Adımı mı ezberliyo'sun be adam!
''Efendim?'' dedim. ''Her şeyi öğrenmişsin.'' Anlamaz gözlerle ona baktım ama aslında anlamıştım ne demek istediğini. ''Yani Turgay Amca'nın kızı old-'' Lafını kestim: ''Ben onun kızı falan değilim. Hiçbir zaman böyle bir şey olmayacacak.'' Alayla baktı. Bu dediğime pek inanmıyor gibiydi. Ona çok şey söylerdim ama uğraşamayacaktım. ''Peki ne yapacaksın?'' Sana ne be adam!
''O beni ilgilendirir. '' Parmağımla onu işaret ettim. ''Seni değil.'' Ve arkamı döndüm gittim. Bu onu 3. kez arkamda bırakışımdı. Bu aileden kimseyle yakın olmayaya çalışıyordum. Ayrıca ben baştan size söylemiştim. Ben insan sevmem diye.
Hızlıca adliyeden çıkıp arabama bindim. Telefonuma baktım. Ezgi mesaj atmıştı. ''Saat 15.00'te Açelya kafede buluşalım mı?'' demişti. ''Tamam.'' dedim. Saat 14.32'ydi. Anca varırdım. Yolda giderken Taladro x Bergen ''Ben Olsam Yerine Başka Birini Koyamazdım.'' açtım. Zaten Bergen'in ''Sen Affetsen'' şakısını çok severdim. Bu remix ise muazzamdı.
''Ben olsam yerine başka birini koyamazdım.
Başka birini seviyor olsan dün yine aramazdın.
O gece alkollüydüm evine yakın gaza bastım.
Aramışsın o sinirle açamazdım...''
Ayrıca arabeske de aşıktım. Çok severim. Her neyse ben bunları dinlerken Açelya Kafe'ye gelmiştim. Saat 14.56'ydı. Dakiktim işte! Hızla kafeye dalıp masaları aradım ve gözlerim Ezgi'yi buldu. Onu görünce gülümsedim ve o da beni fark edince o da gülümsedi.
''Ay canım hoş geldin!'' diyerek şakıdı Ezgi. ''Hoş buldum canım.'' dedim. Sarıldık. Ha bu arada ona gerçekleri anlatacaktım. Çünkü o benim en yakınımdı. O bir kahve ben ise çay söyledim. ''Eee, nasılsın. Görüşemedik doğum gününden beri.'' dedi. Aklım o güne gitti. Mektubu bulduğum gündü. Duraksadığımı fark ettikten sonra ''Evet, öyle oldu. İyiyim. Sen nasılsın?'' ''Bence iyi değilsin Alin. N'oldu söyle?'' Nasıl da anlamıştı boşuna en yakınım değildi.Her neyse Ezgi'ye olan biten her şeyi anlattım. Aşırı şaşırmıştı.
Ona kalsa onlarla yaşamamı istiyordu. Ama hayır, öyle bir şey asla olmayacaktı. Hiçbir güç beni o eve götüremezdi. Ezgi'yle biraz daha konuştuktan sonra kalktım. Saat 19.49'du, hava kararmıştı. Gerçekten biraz konuşmuşuz. Neredeyse 5 saattir burada oturuyorduk! Ezgi'yle vedalaştıktan sonra arabama doğru ilerledim.
Biraz uzaktaydı ve bu yüzden yürümem gerekiyordu. Kafeden bayağı uzaklaşmıştım. Her şey bir anda oldu. Birden, biri beni arkamda tuttu ama sonra 2 kişi olduklarını fark ettim. Anında içimden ''Hassiktir amına koyayım.'' dedim.
Anında yanımdakine tekme attım, yere yığıldı çünkü bunu beklemiyordu. Tam yanımdakine de atacaktım ki birden biri burnuma peçete tuttu. Büyük ihtimalle eterdi. Çünkü anında gözlerim kararmıştı...
-----------------45 dakika sonra------------
Uyandığımda bir yataktaydım. Başım ise feci ağrıyordu. Migrenim tutmuştu yine! Etrafa baktım, kimse yoktu. Kaldığım oda çok lüks bir odaydı. Elim hemen kapıya gitti. Kilitli değildi, direkt açılmıştı.
Kapıdan içeriye baktığımda tanımıştım. Burası SÖNMEZ Konağı'ydı! Beni buraya mı getirmişlerdi? O kadar sinirlenmiştim ki sinirden gözüm kararmıştı. beni gören çalışan hemen yanıma geldi: ''Efendim iyi misiniz?''
''Turgay Bey nerde?'' dedim sinirle. Çalışan tam cevap verecekti ki arkamdan bir ses geldi. ''Buradayım, Alin.''
Hemen arkamı döndüm. Karşımda Turgay Bey duruyordu. ''Siz.'' dedim işaret parmağımı ona uzattım. ''Siz beni kaçırdınız ve bu bir suç sizi dava edeceğim.'' Kahkaha attı. ''Sen benim kızım değil misin? kim inanır buna?''
Bu sözlerden sonra aşağı Görkem, İpek ve Güneş geldi. Hepsi şaşkın şaşkın bakıyordu. Buna aldırmadan konuşmaya devam ettim. ''TCK 109 madde 1! Buna ne diyeceksiziz?''
''Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişi 1-5 yıla arasında hapis cezası verilir. TCK 109 madde 1''
Aşağıdan Tolga inmişti. Konuşmaya devam etti: ''Biz sana böyle bir şey mi yaptık?'' ''Evet.'' dedim hemen. ''Yaptınız.'' ''Hayır yapmadık.'' Hayret! Ben ne kadar sinirliysem Tolga bir o kadar sakindi. ''Biz seni bir yerde kalma hürriyetinden yoksun bırakmadık. Evine getirdik.'' ''Evime mi?'' dedim Tolga'ya. Gözlerimden ateş atıyordu.
''Evine tabii.'' dedi Turgay Bey. ''Ayrıca, ben senin babanım. Bir baba kızını kaçırmaz.'' Haklılardı ve beni sıkıştırmışlardı. Bir şey demedim.
Turgay Bey gülümsedi ''Alin, istersen duş al, kendine gel iyi gözükmüyorsun.'' Karşıdaki aynadan üstüme şöyle bir baktım. Saçlarım bayağı dağılmıştı. Eteğim yamuk duruyordu ve kolyem kopmuştu. Tişörtüm de biraz yırtılmıştı ve ayağımda botlarım yoktu, direkt etek ve külotlu çorapla duruyordum.
Sadece yamuk eteğimi düzelttim ''Hiçbir şey yok halimde.'' dedim. Turgay Bey gülümsedi. ''Peki tamam o zaman yukarı çıkalım.'' dedi.
Hepimiz yukarıdaki salona çıktık ve oturduk. Görkem ''Bu kız annemden mi?'' dedi. Turgay Bey ise ''Hayır.'' dedi. ''Ha gayrimeşru yani?'' dedi Görkem.
''Mal mısın? Her şey yeni oturuyor sende herhalde.'' dedim bütün gözler bana döndü. Tolga ve Turgay Bey aynı anda ''Alin.'' dedi. Ve Tolga konuşmaya devam etti:
''Biz bu ailede böyle konuşmuyoruz. Laflarına dikkat et.'' ''Hadi ya!'' dedim. ''Banane! Ben sizin ailenizde falan değilim.'' ''Ailedensin.'' ''Değilim.'' ''Ailedensin.'' ''Değilim.''
''Tamam, yeter.'' dedi Turgay Bey. ''Alin, bak anlıyorum kızgınsın. Hatta aynı annen gibisin, sinirlisin. Ama ondan tek bir farkın var. Sen aptal değilsin. Aksine çok akıllısın. Şu an bizi bulduğun için bu evdesin. Git kendine gel ve sonra tekrar gel.''
Allahım! O kadar sinirliydim ki cevap vermek istemiyordum. Sinirden gözüm seyriyordu. İpek: ''Biz de seni avukatsın diye akıllı uslu bir şey sanmıştık. Meğer ne kadar cadıymışsın! Ama belliydi senin o günkü davranışlarından böyle olduğun.'' ''Aynen öyle.'' dedi Görkem. Güneş ise suskundu.
''Bana bakın.'' dedim. ''Siz kimsiniz de benim hakkımda böyle konuşuyorsunuz. Ayrıca, size fikrinizi soran da olmadı.'' Bunları söyledikten sonra hızla arkamı dönüp merdivenleri inmeye başladım.
''Bu kız aileye yakışmaz.'' dedi Güneş arkamdan sessizce. Duydum seni Güneş, biliyorum sen de az değildin. Ayrıca o gün bana blöf yapmıştı. Çünkü Maksude Hanım, Turgay Bey'in arkadaşı falan değildi. Çalışanıydı.
Aşağıya indim. Beni getirdikleri odanın kapısını açıp sertçe çarptım. Bu sesin bütün evde yankılandığını biliyordum. Ama bu umrumda da değildi.
Hiçbir zaman sakin bir insan olmamıştım. Ama en sinirlendiğim şey birinin hakkına girilmesiydi ve bu şekilde benim hakkıma giriyorlardı. Turgay Bey de normal bi adam değildi. Kendi şirketinde konuştuklarını hatırlıyorsunuzdur.
Yatakta oturuyordum. Buradan nasıl kaçabileceğimi düşünüyordum. Ben bunları düşünürken birden kapı çaldı.''Gel.'' dedim.
İçeriye giren Tolgay'dı. Bir şey demedim kapıyı kapatıp yanıma oturdu. ''Alin.'' dedi. Gülümsedi. ''Çocuk gibisin.'' ''Oysa bugün mahkeme salonunda hiç öyle görünmüyordun. Meğer rol yapıyormuşsun. Gören seni olgun kadın sanacak. Ama senin gerçeğin bu.''
Kaşlarımı çattım ve ona baktım. Hala gülüyordu. ''Nerden biliyorsun. Beni ne kadar tanıyorsun?'' dedim. ''Çünkü gözlerinde görüyorum.'' dedi. ''Sen busun. Ve bu olma. Öfke insana hata yaptırır.'' ''Sen niye bu kadar ilgileniyorsun? Ha bu aileye gireceğim için beni mi değiştirmeye çalışıyorsun? Yoksa ben-'' ''Alin.'' dedi. ''Sus artık.''
O an ne kadar çok konuştuğumu fark ettim. Ama napayım kendime engel olamıyordum. Aşırı sinirlenmiştim. Gözlerimi kaçırdım. Ben sessiz kalınca tekrar konuştu. ''Bak ben ailemizin ve senin iyiliğini düşünüyorum.'' ''Ne ailesi ya!'' dedim. Sesimi kıstım: ''Ne ailesi?'' ''Bak.'' dedim. ''Sen de beni anla. Ben bu yaşıma kadar bu ailede değildim ve şimdi de bu ailede olmak istemiyorum. Benim tek istediğim bu.''
''Turgay Amca böyle uygun gördü. Ben de bir şey diyemem ama full burada yaşamazsın zaten.'' ''Turgay Amca böyle uygun gördü.'' dedim onu taklit ederek. ''Uygun görmüşmüş. Ne bu adam? Sultan Süleyman falan mı?''
Bu lafıma bayağı güldü Tolga. ''Her neyse.'' dedi aynı benim gibi. ''Sen sinirli olma, her şeyin bir çaresine bakılır.'' dedi. ''Tamam.'' dedim ama asla dediğini uygulamayacaktım. Çünkü ben buydum. Tolga ayağa kalktı, ben ise hala yatakta oturuyordum. '''Biraz dinlen şimdi.'' dedi. Ben de ayağa kalktım ama ayağa kalktığım an başımın ağrısı anlık olarak arttı ve gözüm karadı. ''Ah!'' deyip yanımdaki koltuğa tutundum.
Tolga ''İyi misin?'' dedi. ''İyiyim.'' dedim. ''Migren sadece.'' ''Auralı migrenin var değil mi?'' ''Evet. Sen nerden biliyorsun?'' ''Aynısı Turgay Amcada da var. Genetik çekmiş.'' Gülümsedi.
Hemen yüzümü düşürdüm. ''Tamam Tolga çık bugünlük bu kadar SÖNMEZ ailesi dozu yeter.'' ''Aaa.'' dedi. ''Ben SÖNMEZ değilim. Tolga'yım. Tolga KILINÇ'ım'' ''Ay tamam o zaman. Bugünlük Tolga KILINÇ dozu yeter.'' dedim ve o da gülerek odadan çıktı. Bu adamın derdi neydi?
Her neyse. Hala çok sinirliydim ama şunu biliyordum ki elbette buradan çıkacaktım ve çıktığım an izimi kaybettirecektim.
Başım hala çok ağrıyordu. Duş bile alamadan yatağa attım kendimi...
----------------------Sabah------------------------
Sabah uyandığımda kendimi daha iyi hissediyordum. Hızlıca duşa girdim, biraz saçlarımı kuruttum. Odadaki gardırobun içine baktım, tıklım tıklımdı. İçinden

Bunu seçtim.

Saçımı da böyle yaptım. Ve odamdan çıktım. Ben çıktıktan sonra çalışan yanıma geldi. ''Efendim birazdandan kahvaltı edilecek. Sizi yukarı alalım. ''Peki.'' dedim. Yukarı çıktım.
Yukarı çıktığımda tüm ev ahalisi oradaydı. ''Günaydın.'' dedi Turgay Bey beni görünce. Ben de ''Günaydın.'' ''Bugün çok güzel olmuşsun.'' dedi Turgay Bey tekrar. Dünkü halime gönderme yapıyordu. ''Teşekkür ederim.'' dedim.
'' Hemen de alışmışsın eve.'' dedi Görkem ordan. ''Alışmış değilim, alışmam da. Sadece sinirlenip kendimi yıpratmıyorum diyelim.'' Bütün gözleri üzerimdeydi. ''Ha ayrıca ben bu aileye sizin gibi yakışamam. Değil mi Güneş?'' Anında dün gece söylediklerini duyduğumu anladı. ''Ben öyle dem-'' dedi Güneş ama lafını kestim: ''Boş ver.'' dedim e harfini uzatarak. ''Çok acıktım, yemeğe geçelim mi?'' dedim.
''Peki.'' dedi Turgay Bey gülümseyerek.Hepimiz masaya geçerken Görkem'le biz arkada kalmıştık ''Sen benim kardeşimle böyle konuşamazsın.'' dedi sessizce. ''Sana mı sorucam?'' dedim. ''Evet bana soracaksın.'' ''Oldu paşam başka isteğin?'' ''Alin, Görkem!'' diye uyardı Tolga bizi. Gözlerimi devirerek yemek odasına girdim.
Bir uca Turgay Bey, bir uca Tolga oturmuştu. Ben Güneş'le yan yana oturuyordum. Karşımızda ise İpek'le Görkem oturuyordu. Ne bu?'' dedim. Yaşa göre mi bu oturma şekli? En büyükler en uçta daha küçükler orta da mı oturuyor?'' dedim. ''Hayır.'' dedi İpek. ''Evet, en büyüğümüz babam ama Ben, Görkem ve Tolga aynı yaştayız. Güneş ise bir yaş küçük.'' ''Hımmm.'' dedim. ''Desene.'' dedim Güneş'e bakarak. ''Senin yanını ben dolduruyorum. Artık boş değil.''
''Aksine.'' dedi Güneş. ''Orda annem olur.'' Lan! Bir de bunların annesi vardı. ''Gezide şu an.'' dedi Turgay Bey. Sizi tanıştırmayı çok isterim. Tabii gelince.'' İçimden kalsın dedim. Bu aileden kimseyle tanışmak falan istemiyordum.
''Benim bugün davam var. Yani birazdan çıkmam gerekiyor.'' dedim. Sahte bir ifadeyle yüzümü buruşturdum. ''Alin.'' dedi Tolga her zaman uyaran sesiyle. ''Davan olmadığını biliyorum. Neden yalan söylüyorsun. İç çektim. ''Tamam.'' dedim. ''O zaman eve gitmek istiyorum. Burada kalacağım ya eşyalarımı alacağım.'' dedim. Tabiki yalandı. Eve gitmek istediğim doğruydu fakat burada kalmak için değil.
''Doğru söylemişim.'' dedi Güneş. ''Sen bu aileye zaten yakışmazmışsın. Yalancı.'' ''Güneş.'' dedi Turgay Bey uyarır bir şekilde. ''Neden?'' dedim Güneş'e. '' Sen bana o gün blöf yaparken iyiydi ama.'' Güneş ne demek istediğimi anlamıştı. Ama bir şey diyemedi.
Kahvaltı bitmişti. Herkes ayağa kalktı. ''E ben gidiyorum o zaman.'' dedim. Turgay Bey bir adamımla beraber gidersin.'' dedi. ''Neden?'' dedim. ''Neden kaçacağımdan mı korkuyorsunuz?'' ''Senden her şey beklenir.'' dedi Turgay Bey çekinmesizce.
''Tamam.'' dedim. ''Yalnız ben hemen çıkacağım. Ona göre. Her neyse çıktık konaktan. Yanına bir adamımı vermişti. Evime gittim. Valizimi topladım falan. Sanki taşınıyormuşum gibi. Ne kadar da özlemiştim evimi. Bir süre evimden ayrı kalacaktım. Çünkü kaçacaktım.
Bu yanımdaki adamı eterle atlatacaktım madem bana böyle yapmışlardı, ben de aynı şekilde karşılık verecektim.Bir taksiye atlayacaktım. Ve tabii telefonumu da kıracaktım ki beni takip edip ulaşamasınlar. Şimdilik başka bir şehre giderdim belki. Orasına daha sonra karar verirdim.
Evimden çıktık. Son kez baktım evime. Çünkü uzun zaman boyunca göremeyecektim ve bunlara hep SÖNMEZ ailesi sebep oluyordu!
Evden çıktık adamla. Evin bahçesine çıkmıştık. Birden ''Ayy!'' dedim e tabii normal olarak adam ''Noldu Alin Hanım!'' ''Ya ben en sevdiğim oyuncak ayıyı unutmuşum! Vallahi hemen alıp geleceğim, onsuz yapamam lütfen.'' dedim. Tabiki yalandı. Ayrıca benim oyuncak ayım falan da yoktu. Çocuk falan değildim.
Adam gülecekti de belli edemedi. ''Tamam.'' dedi. ''Git al.'' Ben giderken adamın arkası dönük oluyordu benden çok da uzun değildi. Bu yüzden arkamı döndüğüm an bir elimi sertçe adamın boynuna doladım ve anında eterli medili burnuna götürdüm. Adam bana döndü ama anında bayıldı. ''Evet.'' Bayılırken onu tuttum. Dan diye yere düşsün de adamı öldürelim istemezdim. Adamı yavaşça yere bıraktım.
Anında arkamı dönüp valizle beraber koşmaya başladım. Çünkü adam her an ayılabilirdi. Çok mutluydum! Kafamda Teoman'ın Renkli Rüyalar Oteli çalıyordu. keyifli olduğum zamanlar hep bunu dinlerdim.
Arkama bakarak koşturuyordum. Koştururken önüme bakmadığım için birden birine çarptım. dedim: ''Hassiktir!'' Çarptığım kişi beni belimden tuttu. Hemen baktım.Tolgay'dı!