İçeriğe geç

Alin'in Sırları

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Alin'in Sırları

Bölüm 3

Bölüm 3: Tesadüf

Bölüm Şarkısı: Ben Böyleyim

Yalandı. Koca bir yalan. Önce hayatımın yalan olduğunu sandım, sonra gerçek olduğunu. Ama bu gerçek bile bana yalan geliyordu. Ellerim dosyayı titretirken dosyayı kapattım. Aslında sevinmem gerekiyordu belki ama içimde bir boşluk oluşmuşu.

Hayır, hayır gerçek bu değildi. Evet dosyaya göre gerçek buydu lakin biliyordum gerçek bu değildi, hissediyordum. Bunlar gerçekse Maksude'nin söylediği neydi?Mektuba göre söylediği annem olan Cansu TEKİN kimdi?Hemen telefonumu çıkardım ve arama motoruna Cansu TEKİN yazdım. Aratınca karşıma bir ünlü geldi. Adı aynıydı ve onunla ilgili hiçbir şey yoktu. Instagram'a ve facebook'a hatta youtube'a bile girdim, baktım hesabı var mı diye ama hiçbir şey yoktu, hiçbir şey...

Ben bu kadına nasıl ulaşacaktım!Daha fazla dışarda durmak istemediğim için arabama binip hemen eve gidecektim. Tam arabaya binecektim ki telefonum çaldı. Bilinmeyen numaraydı. Telefonu açtım.

''Alo, Alin ben Turgay.''

''Merhaba Turgay Bey.''

''Bu Maksude Hanım vardı ya.''

''Evet. Ona dair bir şey mi buldunuz?''

''Yani sayılır. Şirketime gel'

''Tamam. Geliyorum.''

Telefonu kapattım. Turgay Bey'e Cansu'yu sormak istedim ama sonra bunun çok saçma olacağını düşündüm. O zaman Turgay Bey neden bana yardım ediyordu. Eğer onun kızıysam bunu Maksude'nin biliyor olduğunu biliyor olması gerekiyordu. Hem bana mektup için hiçbir şey sormamıştı. Belki de mektubu biliyordu. Belki de o mektubu yazdı. Ama neden yazsın. Belki de hiçbir şeyden haberi yoktu. O zaman neden yardım ediyordu? Neden? Belki de beni kandırıyordu...Offff ben ve düşüncelerim... Gerçekten çok bıkmıştım.

Eskiden kendimi severdim, ama artık kendimi hiç sevemiyordum.

Uzun yıllar bu böyleydi. Her şeyi sorgulamaktan, olmayan şeyleri oldurmaya çalışmaktan, düşüncelerimden kaçamamaktan bıkmıştım, hem de çok. Belki mesleğim gereği böyleyimdir diye düşünüyordum ama benim karakterim böyleydi. Belki de bu yüzden vukattım.

Arabaya bindim. Hiçbir şey düşünmek istemiyordum en azından şirkete varana kadar. Gel ya git açtım radyodan. Bu şarkı gerçekten insana çok farklı bir hissiyat veriyordu. Şarkı bir film için yapılmaydı ama filmini hiç izlememiştim.

''Gel ya da git böyle durma, ben seni öyle sevmiştim

Ya sen ya hiç dedin bana, nasıl inanmışım sana

Gel ya da git şimdi durma, sen bana böyle öğrettin

Ya sen ya hiç dedin bana nasıl inanmışım sana...

Ben de delirebilirdim, yoldan çıkabilirdim yapmadım kıyamadım sana

Hep keyfini bekledim yollarını gözledim, bir küçük kıvılcım istedim.

Yanlış yapabilirdim yoldan çıkabilirdim, yapmadım kıyamadım sana

Hep keyfini bekledim yollarını gözledim ve bir küçük kıvılcım istedim...''

Ben bu şarkıyı dinlerken varmıştım şirkete. Çok uzak da değildi zaten. Arabadan indim. Havada hala toprak kokusu vardı ama azalmıştı. Hızlı adımlarla şirkete girdim. Bu sefer danışmaya uğramadım.

Adımlarımın hızını durdurmadan katları çıktım. Hızlı davranıyordum ki aklımdan düşünce geçmesin. çünkü düşündükçe batıyordum. Kapıyı tıklattım. Gel demesine müsaade etmeden hemen kapıyı açtım. Turgay Bey oturuyordu. Ve yine kalp atışlarım hızlanmıştı. Her şeye engel olabilirdim ama kalbimin atışına engel olamıyordum aslında kimse kendi kalp atışına engel olamazdı. Kalp atışının hızlanmasını beyin isterdi ve kalp yapardı. Beyin direktifkar, kalp itaatkar...

Turgay Bey beni görünce gülümsedi. ''Hoş geldin Alin, geç otur ayakta kalma.'' Dediği gibi karşısındaki koltuğa oturdum. Hiç konuşmadığımı fark ederek ''Hoş buldum.'' dedim. ''Maksude'yle ilgili konuşacağım. Evinin adresini buldum. Merakla gözlerimin açtım.''Bunun dışında başka bir şey var mı?'' diye sordum. ''Şimdilik yok kızım.'' dedi. Kızım... Neden sürekli böyle diyordu belki de sadece benim kuruntumdu.

Sormak istedim ona: Bana neden sorgusuz sualsiz yardım ettiğini, bütün gerçekleri bilip bilmediğini... Ama şimdi olmazdı bu bacağıma sıkmak gibi bir şey olurdu. Sessiz kaldım bir süre.''Tamam, teşekkür ederim.'' dedim. ''Adresi bana atarsınız.''

Duraksadım ense kökümden migren geliyordu hissediyordum. ''İyi misin?'' dedi Turgay Bey. ''İyiyim.'' dedim. ''Sadece ense kökümden giren bir migren.'' diye devam ettim.Ben bunu söylediğim an Turgay Bey'in gözleri tahmin ettiğim şaşkınlıktan kocaman açıldı. Zaten kocaman gözleri vardı benim gibi... Daha da kocaman olmuşlardı. ''N'oldu?'' diye sormadım. Daha fazla konuşmak istemiyordum.

Ayağa kalktım birden. ''Gidiyor musun?'' dedi. ''Evet.'' dedim ''Gideyim artık.'' ''Tamam.'' dedi. ''Görüşürüz Alin.'' Bana Alin Hanım demiyordu. Neden? Her neyse...

Kapıdan tam çıkmıştım ki tam o esnada odaya giren biriyle çarpışmıştım. Kafamı kaldırıp baktığımda bu kişinin Görkem olduğunu gördüm. Off, hiç uğraşamayacaktım şununla. Hiçbir şey demeden geçmeye çalıştım ama beni durdurdu. Ne var?der gibi baktım. ''Senin ne işin var burda?'' dedi.'İnan.'' dedim. ''Sana açıklama yapmak zorunda değilim.'' ''Zorundasın. Ne çeviriyorsun?'' ''Sanane.'' cevabım hızlı ve netti. Hızlıca onu iterek uzaklaştım.

Beynim çok doluydu. Her an ağlama isteği geliyordu ama ağlamayacaktım. Hızlı adımlarla şirketi terk ettim. Şirketin bahçesine çıktığımda İpek'i gördüm o da beni gördü ama bir şey demedik. Allah'ım! Ben sürekli bunlarla mı karşılacaktım?

Bahçede biraz hava alacaktım ama bu fikrimden vazgeçtim. Arabama doğru yürüdüm. Arabama tam oturmuştum ki Turgay Bey'den mesaj geldi, Maksude'nin adresini atmıştı.Aslında bugün oraya gitmeyecektim ama fikrimi değiştirmiştim. Evi biraz uzaktı, bu yüzden arabayı hemen sürmeye başladım.

Yaklaşık bir yarım saat sonra falan Maksude Hanım'ın evine gelmiştim. İzbe bir apartmandı. Zaten çok zengin olduğunu düşünmüyordum. Kat 4, daire 2. Asansör yoktu. Merdivenlerden 4. yani, en üst kata çıktım. Merak ediyordum, madem Maksude Tolga'nın annesi gibiydi o zaman onu neden ziyarete gelmiyordu, gelse evinin yerini bilirdi. Merdivenleri çıkmış, Maksude Hanım'ın kapısına gelmiştim. Bu sefer kalbim 2 kat daha hızlı atıyordu çünkü bu kadından çok şey öğrenebilirdim.

Kapıyı çaldım. Biraz bekledim ve sonunda kapı açıldı ama açan kişi tahmin ettiğim gibi Maksude Hanım değildi. Benden bi' beş ya da daha büyük bir adam açtı. ''Ne vardı?'' dedi. ''Burası Maksude Hanım'ın evi mi?'' dedim.

''Evet ama ne var?'' dedi. Niye bu kadar gergindi ki? ''Kendisiyle görüşmem gerekiyor. Evde mi?'' ''Kimsin sen?'' dedi. Bana bi saygısı yoksa bende mutlu kız maskemi indirecektim.

''Alin Çelik. Avukatım. Maksude Hanım bir olaya karışmış polislerle gelmeyi reddettiği için ben geldim onu karakola götürmeye.'' ''Ne!'' dedi adam. Gözlerindeki ifadeyi görmüştüm, bayağı korkmuştu. Daha uzun sürsün istemedim ve ifadesiz bir şekilde ''Şaka.'' dedim. ''Sadece bir şaka.'' ''Ne istiyorsunuz siz?'' dedi. Sinirlenmişti. Banane.

''Maksude Hanım bana bir mektup yazmış. 2001 senesinde.'' Adam tekrar ''Ne?'' dedi. Ama bu sefer içerden bir kadın sesi ''Alin.'' dedi. ''Seni hatırladım.''

Bu ses gelince hemen adamı ittirip kendimi eve attım. Kapının bi 5 metre uzağında salonda oturuyordu Maksude Hanım. Kalp atışlarım zirve yapmıştı. Beni görünce ''Alin!'' diyerek gülümsedi. Ben de gülümsedim. Çok çökmüştü, yani öyle görünüyordu. Nedenini bilmiyordum ama kadını görür görmez onu çok yakın hissetmiştim ve aşırı tanıdık geliyordu. Genelde insan sevmezdim ve ilk defa gördüğüm bir insanı bu kadar çabuk sevmiştim. Belki de ilk görüşüm değildi...

Hemen yanına oturdum. ''Buldum sizi.'' dedim. ''Alin, ne kadar büyümüşsün.'' dedi. ''Mektubunuzu okudum.'' dedim. Hemen konuya girmek istiyordum. Kadın cevap vermeyince tedirgin oldum: ''Hatırlıyorsunuz değil mi?'' ''Ah, evet.'' dedi. ''Beni bulacağını hiç düşünmemiştim.'' ''Turgay mı söyledi? Tek o biliyor yerimi. Ha bir de Tolga'm.'' Nasıl yani? Turgay Bey bildiği halde o zaman bana neden direkt söylememişti? Bir şeyler dönüyordu ve ben bunun en başından beri farkındaydım.

''Evet.'' dedim bozuntuya vermeden. ''Onun kızı olduğumu biliyor değil mi?'' dedim. Risk almıştım ve vereyeceği cevap belki de hayatımı değiştirecekti.

''Evet.'' dedi. ''Biliyor, tabii'' Biliyor, tabii, biliyor tabii,biliyor tabii, biliyor tabii... Bu cümle bi' kaç kez aklımda yankılandı ve boğazıma bir yumru oturdu. İşte her şey şimdi yalandı. Hayatım şimdi yalandı. Gerçeği öğrendikten sonra aslında hiç bu gerçeği istemediğimi fark ettim.

Duraksadım. Maksude Hanım ise bunu fark etti. ''İyi misin kızım.'' dedi. ''İyiyim.'' dedim. ''Peki annem yaşıyor mu?'' dedim. İşte ne olduysa o anda oldu. Maksude Hanım'ı birden öksürük tuttu. Durur diye bekledim ama öksürüğü duracak gibi değildi. ''Maksude Hanım iyi misiniz?'' dedim endişeyle ''Maksude Hanım'ın öksürmesi keslimedi. Öksürüklerin arasından şunu dedi: ''Hiçbir şey tesadüf değil, şu an benim ölmem ve...'' ''Ve?'' dedim sorgular bir şekilde ''Ve.'' dedi öksürüklerinin arasından. Çoktan o adam yanımıza gelmişti. ''Ve annenle babanın kazası hepsi Turgay'ın'' dedi son nefesiyle cümlesi yarıda kalmıştı ve benim vücudumu ateş basmıştı. Bu kadın ne demeye çalışıyordu?

Maksude Hanım bunları söyledikten sonra son nefesini verdi ve öldü. Öleceğini biliyordu, peki bu kadar nasıl emindi. ''Ambulans çağır!'' diye bağırdı bana adam. ''Anne! Anne!'' diye bağırıyordu. Derin bir nefes alıp yutkundum. Gözlerimi kocaman açtım. ''Arıyorum.'' dedim ve koşarak evden çıktım. Hava almam gerekiyordu çünkü nefes alamıyordum, başım çok ağrıyordu ense kökümdeki migren başımdaydı artık.

Bahçeye inene kadar ambulansı arayıp haber vermiştim ama ne fayda kadın zaten ölmüştü. Evin bahçesine indim derin, derin nefesler aldım. Migren krizim geliyordu.Ayakta duramayacağımı anladığımda bahçedeki demirliklere tutundum. Gözlerim dolmuştu. Çünkü gerçekleri öğrenmiştim. Gerçekler acıtır.'' demişti annem. Ve evet gerçekler acıtıyordu hem de çok. Rüzgar yüzüme çarpışıp yüzümdeki bebek saçlarımı uçuşturdu. Nefes almakta hala zorlanıyordum.

Göğsümün ortasında bir yangın vardı sanki. Turgay Bey'e bütün bunları söyleyecek miydim? Peki ya Maksude Hanım? Her şeyi bilirken ölmesi... Ve bunlar tesadüf değil demesi. İçimden bir ses Maksude Hanım'ın haklı olduğunu söylüyordu ama eğer annemle babamın kazası tesadüf değilse onları öldürmüşler miydi? Turgay Bey yüzündense bunu o mu yapmıştı? Aklım almıyordu.

Başımın ağrısı düşündükçe 2 kat artmıştı ve gözlerim dolmuştu, ağlamak istemiyordum. Demirliklere daha sıkı tutundum. ''Alin.'' dedi bir ses. Kafamı kaldırdığımda Tolga olduğunu gördüm. Elinde bir çiçek vardı ve jelibon paketi, bu neydi şimdi? Beni öyle görünce aramızdaki bütün şeyleri bir kenara bırakıp ''İyi misin?'' diye sordu. Hayır, hayır, hayır beni böyle görmemesi gerekiyor.

''Beni boş ver.'' dedim ''Sen Maksude Hanım'ı görmeye mi geldin?'' ''Evet.'' dedi hemen. ''Maksude.'' dedim. Cümleyi tamamlayamamıştım. ''Öldü.'' ''Ne?'' dedi. Yüzünden bir hüzün dalgası geçti.''Ne, nasıl öldü?'' diye bağırdı. Bunu beklemiyordu. Ona her şeyi anlatmak istedim birden, bu tesadüf olayını falan. Ama hayır, kimseye hiçbir şey anlatmamalıydım.

''Cevap versene.'' dedi. Gözlerinin içine baktım. ''Öksürürken.'' dedim ''Nefesi kesildi.'' Ben bunu söyledikten sonra binaya doğru yöneldi. Ben de peşinden ilerledim. ''Ambulans'ı aradın mı?'' dedi merdivenleri çıkarken. ''Evet, aradım, yoldalar.'' dedim.

Yukarı çıktığımızda kapı hala aralıktı direkt eve daldık. Maksude'nin oğlu deli gibi ağlıyordu, Maksude hanım ise öylece yatıyordu, ölü gibi...

''Tuna, iyi misin?'' diye içeri girdi Tolga. ''Nasıl oldu, hiç anlamadım Tolga. Annem galiba...'' ''Sakın.'' dedi Tolga. ''Öyle bir şey yok.'' Ama öyleydi, ölmüştü. Bazen bazı şeyleri kabullenmek gerekirdi. Bu anı görünce kendi anne babamı kaybettiğimi öğrendiğim an aklıma gelmişti. ''O öldü.'' dedim.

Anında 2'sinin de bakışları bana döndü. Tolga bana uyarır gibi baktı. ''Ne?'' dedim. ''Bazı şeyler erken kabullenirsen daha az acıtır. Ama eğer böyle saçma sapan şeylere gerek yok.'' Tolga sinirle nefes aldı. ''Boş ver.'' dedi Tuna'ya ''Onun annesiyle babası ölmemiştir daha o bunu bilemez.'' Cevap vermedim. Ama çok içerlemiştim. Çünkü 2'si de ölmüştü. Boğazıma tekrar bir yumru oturdu ve o esnada ambulansın o acı sesini duyduk. Hemen ambulans ekipleri yukarı çıkmıştı.

Ekipten biri geldi ve direkt Maksude'nin nabzına baktı. ''Ölmüş. Arabadan kabin'i getirin.'' ''HAYIR!'' diye haykırdı Tuna. ''Hayır, ölmedi o yanlış bakıyorsunuz.'' Tolga ise Tuna'ya sarıldı en az onun kadar üzülmüştü ama içinde yaşıyordu. Daha fazla dayanamadım ve evden dışarı çıktım, bahçeye indim ne yapacaktım şimdi, eve mi gidecektim. Hayır, sadece onlar evden çıkana kadar onları bekleyecektim. Ekipten biri kabini yukarı götürüyordu.

İç çektim. Maksude'nin ölümüne üzülmüştüm. Ama kabullenmiştim. Kabullenmek üzülmeyi azaltırdı. Biraz süre geçtikten sonra Maksude Hanım'ı indirdiler bense öylece baktım. Tuna hala ağlıyordu. Tolga ise peşlerindeydi, gözleri dolmuştu.

Hastaneye gelmiştik. Maksude Hanım'ı yarın gömeceklerdi. Tuna hala çok ağlıyordu. Tuna'nın yanına arkadaşı gelmişti galiba kız arkadaşı, adı Ada'ymış.

Tolga bana doğru yaklaştı. Ben ise boş gözlerle hala etrafa bakıyordum. Gerçekleri idrak etmeye çalışıyordum. Tolga gelince gözlerimi ona çevirdim. ''Ne işin vardı Maksude'nin evinde?'' dedi. ''Konuşmam gerekiyordu. Maksude Hanım bana mektup yazmıştı geçmişimle ilgili onunla konuştum. Zaten adresi Turgay Bey verdi.'' Artık gizlemeye gerek yoktu, yakında her şeyi açık edecektim.

''Sen.'' dedim. ''Kaç yaşında SÖNMEZ Konağı'na geldin. Yani Turgay Bey seni kaç yaşında yanına aldı?'' ''7.'' dedi. ''Güzel.'' dedim. Zaten bu yüzden Maksude'yi tanıyordu. ''Geç oldu, ben gideyim artık.'' dedim. O da başını salladı. Tam arkasını dönecekken omzunu tuttum. Şaşırmıştı, hızla bana doğru döndü. ''Ha bu arada.'' dedim. ''Ben de anne babamı kaybettim, bu duyguyu çok iyi bilirim.'' dedim. Ve elimi omzundan çektim.

Daha sonrasında ise arkamı dönüp uzaklaştım. Tolga ise öylece bakakalmıştı. Bunu beklemiyordu çünkü beni hiç tanımıyordu. Birinin ne yaşadığını bilmiyorsanız ya da emin değilseniz bunun hakkında yorum yapmayın. Çünkü hiç tahmin etmeyeceğiniz biri hiç tahmin edemeyeceğiniz şeyler yaşamış olabilir...

Arabama doğru ilerledim. Ve gaza bastım. Hızlı bir şekilde eve vardım. Hemen duşa girdim. Başımın ağrısı hala vardı ve bu yüzden hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Sıcak bir duşun ardından hemen yatağa attım kendimi. Fiziken değil ama zihnen çok yorulmuştum.

----------SABAH--------

Kendimi biraz olsun rahatlamış hissediyordum. Bugün davam vardı ama öncesinde başka bir yere uğrayacaktım. Sizce nereye?

Üstüme bunu giymiştim.

Saçımı ise buna benzer bir şey yaptım.

Arabama bindim. Bugün öbürkülerden çok farklı olacaktı. Gaza umarsızca bastım. Hızlı bir şekilde şirkete vardım. SÖNMEZ şirketine. Hızlı adımlarla şirkete girip Turgay Bey'in odasına vardım. Kapıyı çaldım yine gel demesini beklemeden içeri daldım. Turgay Bey oturuyordu.

Beni görünce gülümsedi. ''Merhaba Al-'' derken lafını kestim. ''Kızınız olduğumu bana ne zaman söyleyecektiniz?'' dedim sinirle.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.