Merhabalar öncelikle ben size bir şey söylemek istiyorum. Bu bölümdeki bazı kısımları anlatmak için hukuki bilg gerekiyor e tabii bu bende tam olarak olmadığı için o hukuki kısımları kendime göre yazdım. Bilgiler yanlış olabilir, çünkü hukuki bilgileri kendi kurguma göre ayarladım. Minik bir hatırlatmaydı. İyi okumalar. sizleri çoooooook seviyorum.
Bölüm şarkısı: Müneccim
Küçükken çoğu şeye hemen heyecanlanırdım. Bir sınav olsun, yarışma olsun. Çok çabuk heyecanlanan bir yapim vardı hep. Bu özelliğimden nefret ederdim hep. 25 yaibdayim hala bu duygu üstümden gitmedi.
Adını bilmediğim ama beni tokat attığım adamın yanından ayrılmıştım. Zaten çok heyecanlıydım, bu da kalp atışlarımı daha da hizlandirmisti. Derin bir nefes aldım ve yürümeye devam ettim.
En uca dogru ilerlediğimde koca bir kapı gördüm. Kapının hemen yanında da şu yazıyordu: Turgay SÖNMEZ. Hiç düşünmedim, direkt kapısını çaldım. İçeriden "Gel." Sesi duydum. Yutkundum zor da olsa kapıyı açtım ve evet içeri girdimGördüğüm adam Turgay SÖNMEZ di belki de ba- hayır, o benim babam değildi.
Buna zaten inanmıyordum ama anlarsınız insan ister istemez her ihtimale tutunur, benimki de o cinsten."Merhaba kızım hoş geldin." Dedi. Ben ise adamı incelemeye devam ediyordum. Koyu kahve gözleri vardı, saçları agarmisti ve 50 li yaslardaydi büyük ihtimal. Gözleri, gözleri benimkiler gibi yusyuvarlak ve kocamandı. Hayır, hayır bana öyle gelmişti.
Biraz duraksadiktan sonra ben de "Merhaba, hoş buldum." Dedim. "Orursana." Diyerek koltuğu işaret etti. Hızlıca oturdum. "Adın nedir?" Dedi. "Alin." "E yani Alin ÇELİK." "Ne işle meşgulsun? "Avukatım ben." Dedim. "İkinci yılımdayım."Gülümsedi: "Ooo, daha yenisin." Dedi. "Biliyor musun aslında ben de Avukatım ama eski. Yani bıraktım." "Yaa." Dedim.
Şaşırmıştım. Demek eski Avukatti ha. ''Ne güzel." Dedim. "Neden bıraktınız?" Gibi saçma sapan sorular sormadım kısa kestim.O benim konuşmayacagimi anladığında başka bir konuya giriş yaptı. "Bugün bizim evdekilerle biraz takismissin galiba." Diyerek gülümsedi. "Evet." Dedim. "Çok iyi bir tanışma olmadı." Tekrar gülümsedi; "Olsun, tanıdıkça seversin." Dedi.
Şaşirarak "Tanıdıkça?" Dedim sorar gibi. Afallamis gozukuyordu "Yani, lafın gelisi." Dedi. "Galiba Maksude'yi arıyorsun?" Dedi. Kendimi tutamayıp "Evet!" Dedim. "Sonunda Maksude Hanim' i tanıyın biri." Dedim bir zafer edasıyla Bu Turgay Bey' in hoşuna gitmiş olacak ki kahkaha attı.
"Evdekilerin onu tanımaması çok normal. Çünkü Maksude Hanim evin eski çalışanidir. Ve 15 yıl önce aramızdan ayrıldı." Dedi. "Nasıl yani? Oldu mu?" "Hayır, hayır. İşini bıraktı dek istemiştim.''
Derin bir rahatlama nefesi almıştım. Çünkü eğer Maksude Hanim öldüyse hiçbir şey yapamazdim.
''Neden Maksude hanım'ı arıyorsun?'' dedi. Duraksadım. Tabiki her şeyi anlatmayacaktım ama vereceğim bir yanıtım yoktu.
''Bir mektup...'' dedim. ''Bana bir mektup geldi.'' ''O mektupta Maksude hanım benim onu bulmam gerektiğini söylüyor.'' Şu an verebileceğim en güzel yanıt buydu.
''Hımmm.'' dedi Turgay Bey. Ona istediği bilgiyi vermeyeceğimi anlamıştı. ''Peki tamam o zaman. Alin, bak şöyle yapalım: Ben sana kartımı vereyim. Bu arada Maksude hanım'la ilgili araştırma yapacağım. Bilgileri ben sana veririm. Bu karttaki numaradan benimle haberleşebilirsin.
''Tamam.'' dedim gülümseyerek. Yine de beni başından savmaması güzeldi. Umarım dönerdi. Yoksa ben bilgi almasını bilirdim zaten. ''Teşekkürler.'' deyip ayağa kalktım.
Ben teşekkür ettikten sonra birden dan diye kapı açıldı. Kapı bile çalınmadı.
''TURGAY ABİ! BEN BU AVUKATLARINDAN BIKTIM ARTIK!'' diye haykırdı resmen. O... Oydu. Evet ona tokat attığım adam...
Beni görünce adamın devreleri yandı birden. ''Evet.'' dedi. Eliyle beni işaret etti. ''Bu kadın, burda çalışmıyor mu? Bir de yalan söylüyor.'' Kaşlarımı çattım. Benim konuşmama izin vermeden Turgay Bey konuştu.
''Hayır, burda çalışmıyor, burayla bir alakası yok. Ayrıca oğlum bi' otur soluklan bu halin ne böyle!''
''Bu.'' dedim elimle adamı işaret ederek. ''Bu adam çalışanları insan yerine koymuyor. Kesinlikle işine son verilmesi lazım.'' Şaşkınlıkla bana bakarlarken ben konuşmaya devam ettim: ''Hatta davalık olursanız ben size yardım ederim.''
Turgay'ın gülümsemesi daha da arttı. ''Kızım, öyle şey olur mu hiç?'' dedi. Adam ''Diye ne bak, daha demin bana tokat atıyordun.''
''Ne!'' dedi Turgay Bey. ''Bu kız sana tokat mı att-'' ''Evet. Asıl burdan gitmesi gereken birisi varsa o da sensin.'' ''Hayır sensin.'' ''Hayır, asıl sensin.'' ''Hayır sensi-''
''Çocuklar, yeter.'' diyerek lafımızı kesti Turgay abi. ''Ne olduğunu bilmiyorum ama aranızda kötü şeyler yaşanmış anladığım kadarıyla. Ama gerek yok unutun gitsin. Hem ben sizi tanıştırmadım.''
İkimizde aynı anda ''Neden?!'' dedik. Turgay Bey daha da gülümsedi. Bu adama n'oluyordu böyle!
''Maksude'yi hatırlar mısın Tolga?'' dedi Turgay Bey. Tolga'nın birden yüz ifadesi değişti, yumuşadı. ''Evet.'' dedi daha sakin bir sesle. ''O kadın benim annem sayılır. Bilmem mi?'' dedi. Nasıl yani?! Bu nasıl oluyordu?
Turgay Bey benim şaşkınlığımı anlamıştı. Ama ilk başta ''Oturun çocuklar, ayakta kaldınız.'' dedi. Biz de oturduk. Otururken ilk defa Tolga'yı inceleme fırsatı buldum. Saçları bayağı koyu kahveydi, gözleri ise bir tık daha açık kahve. Boyu ise 1.90 lardaydı. Aman neyse!
''Önce tanışın.'' dedi. Biz ne kadar sinirliysek o aksine aşırı sakindi. Bu adamla tanışmak falan da istemiyordum.
Bana döndü. ''Alin bak bu Tolga. Benim oğlum gibidir. Bu yaşıma kadar onu ben büyüttüm. Maksude'yi çok severdi. Onu annesi gibi görür.'' dedi.
Benim konuşmama yine ve yine izin vermeden Tolga'ya döndü bu sefer. ''Bu Alin, Alin ÇELİK. Kendisi bir avukat. O da Maksude'yi soruyordu. Sen bir şey biliyor musun?''
''Neden arıyorsun Maksude'yi?'' diye sordu. ''Nedeni seni ilgilendirmez.'' dedim. Ona karşı sinirimi hale üstümden atamamıştım. Bu istemsiz olmuştu.
Boğazımı temizledim. ''Yani, bulmam lazım işte. Bana bir mektup yazmış. Kendisi onu bulmam gerektiğini söylemiş.''
''Güncel mi mektup?'' dedi. ''Hayır, 2001 senesine ait.'' dedim. Hayır, bunu söylememeliydim zaten bilgi vermek istemiyordum. ''Sen bir şey biliyor musun?''
''Hayır.'' dedi. O bunu demer demez ayağa kalktım. ''Tamam o zaman teşekkürler, dediğiniz gibi Turgay Bey ben sizi bilgiler için arayacağım.'' dedim. Tolga'yaysa bir şey demedim.
''Tamam.'' dedi Turgay Bey. ''Ben sana döneceğim. Tanıştığıma memnun oldum kızım.'' dedi. Kızım... Derin bir nefes aldım. Neyse... ''Ben de.'' dedim. ''Ben de...''
Daha sonrasında odadan çıktım. Hızlı adımlarla şirketi terk etmeye başladım. Tabii demin yaşanan olay yüzünden herkes bana bakıyordu ama bunlar umrumda değildi zaten. Çoğu zaman insanların bana böyle bakmasına alışmıştım. Yeri geldiğinde işim gereği, yeri geldiğinde okul hayatım yüzünden... Her neyse...
Şirketin bahçesine çıktım. Olanları düşünmeye başladım. Bu adamın babam olma ihtimali beni çok yoruyordu. Aslında işim basitti. Direkt velayet dosyamı bulup bakacaktım. Her şey çözülecekti.
Ama şu an buna bakmaya cesaretim yoktu. Düşündüm: Eğer bu adam benim babamsa, Görkem, İpek ve Güneş hepsi benim kardeşlerim olurdu... Bu ilk defa aklıma gelmişti. Peki bu adam benim babam olsa ve bu anlaşılsa onlar beni kabul ederler miydi? Ya ben, ya ben onları kabullenebilecek miydim?
Mesela ben onlarla mı yaşardım. Yoksa böyle olduğu için hiç görüşmez miydik. Eğer Turgay Bey'in kızıysam o bunu biliyor muydu? Ya da Tolga. O da mı biliyordu?
Kafamda soru sormayı aniden bıraktım. Yoksa bu sorular daha sabaha kadar devam ederdi ve ben asla bunu durduramazdım. Kararımı vermiştim. Bugün değil, yarın bu dosyaya bakıp her şeyi anlayacaktım.
Belki de bunların hepsi yalandı. Ve Turgay Bey asla babam değildi. Ve bunu gördükten sonra onlarla bir daha görüşmezdim. Kendimi rahatlatmaya çalıştım ama bu uzun sürmedi. Hep öbür ihtimali düşünüyordum.
Burada daha fazla kalmak istemediğimden hızlıca arabama binip burayı terk ettim.
Arabaya bindiğimde ise hala iyi değildim. Çünkü velayet dosyama bugün bakmaya karar vermiştim. Radyoyu açtım. ''Nothing's New'' çalıyordu. Bu şarkıyı oldum olası sevmişimdir. Ve özellikle şu sözlerini çok sevmişimdir:
Dokunulmak ,
sevilmek istiyorum.
İyileşmek,
ve kucaklanmak istiyorum.
Sadece ikimiz varız,
ya da öyle söz vermiştik...
Sonunda eve varmıştım. Bugün normalde izin günümdü, hiçbir şey yapmamıştım belki ama bugün yaşadığım duygu yoğunluğu beni çok yormuştu.
Eve varınca direkt duşa attım kendimi. Saçımı kuruttum ve üzerimi değiştirdim

Üstüme bu pijamaları giydim.

Saçımı da açık bıraktım. Genelde saçlarım düzdü ama bazen nedensiz böyle dalgalanıyordu.
Kendime bir çay yaptım. Oldum olası kahveyi sevmezdim zaten. Ve sonunda yapmaktan en korktuğum şeyi yaptım. Bilgisayarın başına oturdum. E- devletten velayet dosyama bakacaktım.
Siteye girdim kalp atışlarım bayağı yükselmişti. Siteyi ararken birden aklıma benim velayet dosyam olmadığı geldi. Allah'ım, bunu nasıl düşünememiştim! Ben zaten 25 yaşındaydım ve benim tabiki velayet dosyam yoktu şu an.
Ancak geçmiş velayet dosyamı bulursam her şeyi anlayabilirdim. Bu da çok zordu! Adliyeye gitmem gerekiyordu. Ve dosyaları karıştırmam gerekiyordu.
Bugün de olmamıştı. Saat gece yarısını geçmişti. Bu sefer yarın ilk iş adliyeye gitmekti...
-------- SABAH --------
Nihayet sabah olmuştu. Kahvaltı yapmayı hiç sevmezdim. Bu yüzden sadece yine kendime çay koydum, bu bana yeterliydi. Üzerimi değiştirdim.

Üstüme bunları giydim.

Saçımı da buna benzer atkuyruğu yaptım ama daha üsttendi.
Hemen evden çıkıp arabama bindim. İstanbul Anadolu Adliyesi'ne gidecektim. Geneldeki oradaki dosyalar daha çeşitli olurdu.
Adliye Kartal'daydı. Oradan buraya gitmem 15 km'yi alırdı. Arabayla 17 dakika falan alırdı. Hızlıca arabayı sürdüm. Bu yüzden 13 dakikada falan vardım.
Ben arabadan iner inmez birden yağmur çiselemeye başladı. ''Hay sikeyim.'' dedim. Islanmayı sevmiyordum. Bu sefer hızımı arttırıp koşmaya başladım.
Ben ıslanmayı sevmiyorum ya bu yüzden yağmur daha da bastırdı ve bayağı ıslandım.
Sonunda adliyenin içerisine girmeyi başarmıştım. (Güçlülük belirtisi) Ama her yerim su olmuştu. Tabii adliyede kurutma makinesi gibi bir şey de yoktu. OF!!!
Her neyse vakit kaybetmemeliydim. Hemen hızlı bir şekilde adliyenin 2. katına çıktım. Koridorun en so nuna doğru yürüdüm dosya odası oradaydı. E tabii ıslandığım için herkesin gözü benim üzerimdeydi. E daha önce demiştim buna alışkınım diye :).
İşim uzun sürecek gibi duruyordu. O kadar dosya arasından... Kendi dosyamı arayacaktım, belki de bulamayacaktım...
Neyse hızlıca odaya daldım. İyi ki kimse yoktu. Oda çok büyüktü ve her yerinden dosya fışkırıyordu resmen. Ama kısım kısım ayrılmışlardı.
Etrafıma şöyle bir baktım ve ''Velayet ve Çocuk Dosyaları (Eski)'' kısmını gördüm. Eski demesi 18 yaşından büyüklerin çocukluk dosyaları anlamına geliyordu. Hızlıca oraya yürüdüm.
Burda yüzlerce, neredeyse binlerce dosya vardı. Vakit kaybetmedim hemen dosyaları karıştırmaya başladım. ''Müge Ayşem ÇERKEZ, hayır, bu değil. Tamay Tarık BAYRAM, hayır, bu da değil.''
1 saat çoktan geçmişti. Ben hala aramaya devam ediyordum. ''Akın KAYA, hayır, bu değil. ''Sonat Kutay AKYOL, bu hiç değil. Güneş ÇERKEZ ah hayır, bu da değil ya!''
''Alin ÇELİK.'' Evet, evet, evet! Buldum. Sonuda! Kalp atışlarım yine aşırı hızlanmıştı. Dosyaya bi' 2 dakika falan baktım. Açmaya cesaret edemedim. Ama benim cesaret edemet
yeceğim bir şey yoktu ve hemen dosyayı tam açıyordum ki içeri biri girdi.
Anında dosyayı gömleğimin içine sıkıştırdım. Kendime çok kızmıştım, cesaretimi kırıp hemen bakamamıştım dosyaya.
Odaya birinin girmesi ve benim o kişiyi görmem kalp atışlarımı 2 katına çıkarmıştı neredeyse. Karşımdaki kişi Tolga'ydı. Ve üzerinde Avukat cübbesi vardı.
Gözlerimi kocaman açarak yutkundum. Yutkunmam ondan etkilendiğim için değildi, onun bu cübbeyle karşıma çıkması şaşırtıcıydı.
''Sakin.'' dedim kendi kendime. ''Sakin.'' ''Alin.'' dedi o da en az benim kadar olmasa da şaşırmış görünüyordu. Aynı anda
''Senin ne işin var burda?'' dedik. O sorusunu tekrarladı. ''Ne işin var burada?'' Buradan dosya almanın etik olmadığını biliyorsun değil mi? yaptırımları var.''
''Peki senin şu an burda dosya almak dışında ne işin var?'' dedim hızlıca. afallamıştı. Adamı öyle değil, böyle sıkıştırırlar. ''Her neyse.'' dedi. Gülümsedim ben de onu taklit ederek ''Her neyse.'' dedim ve devam ettim: ''Güzel kaçış yolu.'' Hiçbir şey demedi sadece yüzüme bakıyordu.
Onunla uğraşacak vaktim yoktu. Tam yürüyecektim ki önüme geçti. Kaşlarımı çattım. ''N'apıyorsun?'' dedim sorgular bir şekilde. ''Benden.'' dedi. ''Özür dileyeceksin.'' ''Ne?'' dedim tekrar sorgular gibi. ''Ne sebeple.'' ''Bana tokat attın. Özür dileyeceksin.'' Bu adam kendini ne sanıyordu? Küstah şey!
''Hakettin ama.'' dedim hemen. ''Ha ayrıca, sen ben sana sadece tokat attım diye dua et. Çekil yolumdan.'' Tam geçecektim ki yine önümde durdu. ''Çekil. Bir daha söylemem.'' ''Benden özür dileyene kadar burdan gidemezsin.'' ''Hadi ya sen dilemeyecek misin?'' ''Dileyeceksen dilerim.'' ''Dile.'' dedim. ''Özür dilerim. Seni başkasıyla karıştırmıştım o zaman.'' O sırada fark etmeden benim geçmemi engelleyen kolunu orada çekmişti.
Özür dilememi bekliyordu. ''Ne?'' dedim anlamazlıktan gelerek. ''Özür dilemeyecek misin?'' dedi. ''Hayır.'' dedim. ''Ama dileyeceğini söyledin.'' ''Ben sana öyle bir şey demedim.'' dedim kolunun açtığı boşluktan geçip hızlıca kapıya doğru koştum.
''Ayrıca.'' dedim. Kapıya doğru koşarken ''İnsanlara bir daha böyle davranma benden sana naçizane bir tavsiye.'' Deyip göz kırptım.
Şok olmuştu. Ardımdan ''Bu burda bitmedi.'' dedi. Mal adam. Sanki çok büyük bir olay yaşamıştık. O kapıya doğru gelirken ben kapıdan çıkıp koşmaya devam ettim. İşte adamı böyle şok ederler. Neyse... Adımlarımı yavaşlatmadan katları inmeye devam ettim. Adliyenin camlarından baktığımda yağmurun dindiğini gördüm ve hızlıca bahçeye çıktım.
Hava hala güneşli değildi ama havada yoğun bir yağmur kokusu vardır. Aslında toprak kokusu. Evet ıslanmayı ve yağmuru belki çok sevmezdim ama bu kokuyu severdim.
Dosyayı gömleğimin içinden çıkardım. Ellerim titriyordu. Ve sonunda dosyayı açtım. Dosyada şunlar yazıyordu...
''Ad: Alin ÇELİK
Baba adı: Serkan ÇELİK
Anne adı: Gonca ÇELİK
Yetimhane geçmişi: Yok ''
Geri kalan kısımda ise benim doğumumdaki hastanenin kayıtları vardı. Yani ben beni büyüten anne babanın çocuğuydum. Maksude, SÖNMEZ ailesi.. Hepsi ama hepsi koca bir yalandı.