İçeriğe geç

Alin'in Sırları

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Alin'in Sırları

Bölüm 1

Bölüm 1: Harika doğum günü

20 Mart 2025 İstanbul/Maltepe

Merhaba. Ben Alin ÇELİK. 25 yaşındayım. Avukatım 1 yıldır. Daha yeniyim bu işlerde. Koyu kahve saçlarım var ve omuzlarımın altına düşüyor. Aynı zamanda koyu kahverengi gözlerim var. Yani çok da güzel değilim. Renkli gözlü ya da farklı bir saç rengim yok. Klasik türk kızı yani. Boyum 168. Ne uzun ne kısa olduğumu düşünüyorum. Biraz size kendimi soğuk tanıttım ama napıyım elimde değil ben insanlarla çok zor tanışırım. Tanıştıkça açılırım galiba sizde de öyle olacak gibi.

Bugün benim doğum günüm. Aynı zamanda annemle babamı kaybettigim gün. 2 sinin de aynı anda olması kaderin bana bir otunuydu görüyordum fakat moralimi bozmayacaktim. Kaderi yenicektim.

O gün aşırı yorucu bir gündü bütün gün büro da saçma sapan inançlarla ilgilenmistim ve gerçekten kafam çok doluydu. Bir yandan da çok uzgundum cunkubbu annem ve babamsiz geçireceğim ilk doğum günümdu.

Doğum günlerini oldum olası severim. Ama şöyle bir şey de var. Aylar boyunca kendi dogum gunumden nefret ettim çünkü onların ölmesiyle aynı gün olmasını kaldiramadim. Ama sonra buna da takilmamaya başladım yoksa kafayı yerdim.Ve doğum gunume baglu kalmaya çalıştım.

Evim müstakil gibiydi ama 1 sitenin içerisindeydi. Yani etraftaki herkesin evinde bu böyleydi. Artık ayaklarım zor tutuyordu kendini. Nihayet evin kapısını açmıştım ve acmamla beraber büyük bir patlama gibi bir ses çıkmıştı.

"hassiktir." Diye inledim. Ve daha sonr patlayabin bir konfeti olduğunu anladım. Ve ezgiyi gördüm gülümsüyordu. Ezgi benim en yakın arkadaşımdı. Kendisi bir veterinerdi ve işinde basariliydi. Onun da benim gibi koyu kahve saçları vardı ama onunkiler beline doğru uzaniyorsu, genelde saçlarını açık bırakırdı. Gözleri ise masmaviydi. kahve saçına mavi göz zitligi ona çok yakisiyordu. Boyu 1.71 yani bana öyle dedi.

İçerde Ezgi ve birkaç meslektaşım vardı. Tabiki konfetiyi patlatan ezgiydi ve beni çok mutlu etmişti. Ama yine de bu kadar gürültüyü kafam kaldıracak gibi değildi.

Ezgiye sarıldım ve "canım çok teşekkür ederim." Dedim. O da "Hep beraber daha mutlu yaşlara canım " diye bağırdı.

O gece ben, Ezgi ve oradaki herkes doyasıya eğlendim. Şarkılar söyledik, danslar ettik, oyunlar oynadık. Aslında bunlara da ihtiyacı vardı insanın. Bazen eğlenmek gibi.

Gece bittikten sonra Ezgiyi kapıya kadar uğurladım ve ona sonsuz teşekkür ettim. Onu uğurladıktan sonra çok darlandığımı fark ettim ve hava almaya çıktım. Evdeki bahçem çok geniş değildi, ama bana yeterdi. Bir tane posta kutusu vardı genelde o kutuya hiç bakmazdım zaten bayağı paslı görünüyordu.

Uzaktan posta kutusuna bakarken ağzından bir kağıt gördüm. Gözlerim 1.50 miyoptu bu yüzden emin olamadım.

Ama merak etmiştim ve posta kutusunun yanına doğru gittim. Evet yanılmamıştım posta kutusunun içinde bir kağıt vardı. Mektup? İyi de bu çok saçmaydı. İlk başta bunun bir müvekkil olabileceğini düşündüm ama hangi müvekkil böyle bir şey yapardı ki?

Merakla mektubu elime aldım. Arkasına çevirdiğimde arkasında ''Alinim'e...'' yazıyodu. Bu bir müvekkil olamazdı. Daha da meraklandım. Mektubu tam açacaktım ki yağmur bastırdı. Islanmaktan nefret ederdim. Bu yüzden hemen içeri kaçtım.

Eve geçince mektubu merakla okumaya başladım:

20 Mart 2001

İstanbul/Sönmez Konağı

''Alin, yavrum İnşallah bu mektubu

okursun.Umarım yaşarsın. Doktorlar yaşamanın çok düşük bir ihtimal olduğunu söylüyor. Ama ben biliyorum, sen yaşayacaksın. Annen şu an doğumda ama dediğim gibi ben senin yaşayacağını biliyorum canım. Annenle babanın yanında büyüyeceğini biliyorum yani umarım öyle olur. Ama eğer işler yolunda gitmezse bilmen gereken şeyler var. Kızım, senin annen Cansu TEKİN, baban ise Turgay SÖNMEZ. Ne olursa olsun bunu unutma. Bu arada ben Maksude teyzen sönmez konağının çalışanıyım. Eğer her şeyi öğrenmek istersen Sönmez Konağı'na gel. Ben sana her şeyi anlatacağım yavrum.''

Ne! Bu nasıl olur. Okuduklarıma hala inanamıyordum. Ben evlatlık değildim ki! Yoksa... Ama böyle bir şey olamazdı çünkü beni büyüten anne babamla çocukluk, hatta bebeklik fotoğraflarım var. Belki de ben doğduktan sonra verdiler... Ay, ne saçmalıyorum ben. Ayrıca Turgay Sönmez benim nasıl babam olabilirdi!

Eğer bunlar doğruysa bütün hayatım yalandı! Hem de koskoca bir yalan.

Derin bir nefes aldım. ''Alin,sakin ol.'' dedim kendi kendine. ''Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.'' diye mırıldandım. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bunu bana annem söylemişti.Annem...

Ahhh... Ya o annem değilse... Hayır, hayır,hayır. Şunu biliyordum ki sonuç ne olursa olsun o benim annemdi... Gerçek annem kesinlikle beni büyüten kadındı...

Sakin kalmaya çalıştım. Asla ağlamadım. Bu, beim kendime verdiğim bir sözdü. -yeri geldiğinde bunu da size anlatacağım- Eğer evlatlıksam bunu anlayabilirdim. Kendi velayetimle ilgili evraklara bakarak. Bunlara ulaşmam çok da zor olmazdı.

Hemen bilgisayarın başına oturdum. Önce bu Sönmez ailesine yoğunlaşacaktım. Mektupta Sönmez konağına gitmem söyleniyordu. Evet, Sönmezleri daha önce duymuştum. Ülkenin sayılı zenginlerindenlerdi. Ama onlarla daha önce ne bir dava da karşılaşmıştım ne de başka bir şeyde.

İnternete baktığımda tabiki evleriyle ilgili hiçbir şey bulamadım. Evleri goggle' da yazacak değildi ya.

Aklıma bir tane müvekkilimi aramak geldi. Evet saat geç olmuştu ama onun davasını kazanmıştım ve beni geri çevirmeyeceğini biliyordum. O da iş adamıydı. Mutlaka tanıyor olması gerekiyordu.

Hemen müvekkilim Sadık Bey'i aradım.

''Alo, Sadık bey. Kusura bakamyın sizi bu gecenin saatinde rahatsız ediyorum ama acil olmasa aramazdım.''

''İyi akşamlar. Avukat hanım. Emin olun, hiç önemli değil. Yoksa davamızla ilgili mi?''

''Hayır, hayır korkmayın lütfen. Ben sizden bir iyilik istiyorum.''

''A tabii, Avukat hanım ne isterseniz.''

''Sönmez ailesi. Turgay SÖNMEZ'i tanıyorsunuz değil mi?''

''Ah, evet yakın aile dostumuzdur SÖNMEZ ailesi. N'olmuş ki onlara?''

''Onların evinin adresi lazım bana. Emin olun gerçekten onlara zarar vermeyeceğim. Sadece bu bilgi bana çok lazım.''

Sadık bey biraz duraksadı. Ama konuşmaya devam etti.

''Avukat hanım, bilirsin sen bana çok yardım ettin zamanında, bu yüzden sana çok şey borçluyum. Sana söyleyeceğim ama benden duymadın tamam mı?''

''Tamam, tamam. Size söz veriyorum kimsenin haberi olmayacak.''

''Tamamdır o zaman ben sana konumu atarım. Görüşmek üzere Avukat hanım, iyi akşamlar.''

''İyi akşamlar Sadık Bey, size ne kadar teşekkür etsem az, sağ olun.''

Telefonu kapattım. Tam 5 dakika sonra adresi bana mesaj olarak yolladı Sadık Bey.

Hala olanları kafam almıyordu. Heyecandan başım dönmeye başlamıştı. Dakikalardır kafamda bu gerçek olabilir mi diye düşünüyordum.

Eve yarın gidecektim. En iyisi duş alıp yatmaktı. Yarın ilk işim eve gitmek ve kendi velayet dosyama bakmak olacaktı.

--------Sabah saat 7---------

Nihayet sabah olmuştu. Gece sürekli uyanmıştım, bir türlü uyku tutmamıştı. Bir an önce Sönmez konağına gitmek istiyordum.

Bunu üstüme giymiştim.

Saçımı da bu şekilde topladım. Konağa gitmeye hazırdım.

Hemen arabama bindim ve Sadık Bey'in attığı konuma tıkladım. Konak Nişantaşı'ndaydı. Benim evime 26 km falandı tabii o da çevre yolundan şehir içi olduğu için daha da uzaktı. Yapacak bir şey yoktu ben de gitmeye başladım.

Bi' 45 dakika sonra falan konağın önündeyim. İstanbul'un en popüler semtlerinden biriydi Nişantaşı ve aşırı kalabalıktı. Park yerini bile zor buldum. Arabayı park ettikten sonra yürümeye devam ettim ve yaklaşık 2-3 dakika sonra konağın önündeydim.

Konağın önünde 3 tane koruma vardı. Korumalardan birine gidip ''Merhaba ben Alin ÇELİK.'' dedim. ''Avukatım.'' ''Merhaba hanımefendi size nasıl yardımcı olabilirim?''

''Öncelikle burası SÖNMEZ konağı değil mi?'' dedim. Güvenlik ise yanıt olarak. ''Evet.'' dedi. Maruzatınız nedir?''

''Ben...'' dedim. Derin bir nefes aldım. ''Burada yaşayan Maksude hanımla görüşmek istiyorum.'' dedim. Güvenlik afalladı.

''Burada Maksude hanım diye biri yok, sanırım karıştırdınız.'' Sinirle bu sefer yeniden bir nefes aldım. Söylememesi gayet normaldi. Sözde konağı koruyordu ve ben yabancıydı.

''Bakın.'' dedim. ''Bana güvenebilirsiniz. Benden size zarar gelmez. Lütfen söyleyin.'' dedim.

Adam konuşmaya devam etti: ''Bakın gerçekten öyle biri yok, lütfen bizi uğraştırmayın.''

Bayağı sinirlenmiştim. Sinirden derin derin nefes alıyordum. ''Tamam.'' dedim sakin kalmaya çalışarak. Bu işi de kendi yöntemlerimle halledecektim.

Güvenliklerden uzaklaştım ve birden ''MAKSUDE HANIM!'' diye bağırmaya başladım avazım çıktığı kadar. ''MAKSUDE HANIM BEN ALİN SİZİNLE KONUŞMAYA GELDİM ÇIKIN LÜTFEN DIŞARI BEKLİYORUM!'' ''MAKSUDE HAN-''

Lafım kesildi ve birden konağın dış kapısından bir adam çıktı. Koyu kahve saçlı ve kahverengi gözlüydü. Boyu 1.80-1.85 lerdeydi. ''NOLUYO LAN BURDA!'' diye bağırdı. Güvenlik anında ''Görkem Bey, siz lütfen içeri geçin biz hallediyoruz.'' dedi. Görkem diye anladığım kişi sinirle ''Görünen o ki halledemiyorsunuz.'' dedi ve bakışları bana döndü.

''Hanımefendi, siz kimsiniz? Ayrıca ne bağırıyorsunuz?!'' dedi. ''Ben Alin.'' dedim. ''Maksude hanımla görüşeceğim ben.'' dedim. Gülümsedi ama bu sinirdendi.

''Deli misin be kadın! Burada Maksude diye biri yok!'' Daha da sinirlenmiştim. ''Bakın hala yalan söylüyorsunuz var, biliyorum çekilin lütfen!'' diyerek onu ittirdim. Anında kolumu tuttu. ''Bu yalıya girmek öyle kolay değil!'' dedi bana sinirle.

''Öyle mi?'' dedim ''Bak, iyi izle şimdi nasıl giriyorum.'' dedim. Kolumu ondan hızlı bir şekilde kurtardığımda tam kapıya doğru atılacaktım ki kapıdan bir kadın çıktı.

Bayağı açık kahverengi saçları vardı. Gözleri çok güzel bir elaydı. Boyu 1.70 ten kesinlikle daha uzundu. ''Ne oluyor burada!'' dedi. O da Görkem gibi sinirliydi. Gözlerinde aynı sinir vardı resmen.

Görkem hiddetle ''İpek! Ne işin var burada. Ben sana gelme demedim mi?!'' ''Görkem, beni sinirlendirme hem derdi ne bu kadının mal mal bağırıyor?!''

Aaaaa, bunlar ailecek manyaktı! Beni delirteceklerdi. İpek'e döndüm. ''Siz hangi hakla böyle konuşursunuz?! Hangi hakla!'' diyerek üstüne yürüdüm. O sırada Görkem önüme geçti ve beni İpek'ten uzaklaştırdı.

Bir yandan ben, bir yandan Görkem ve bir yandan İpek hepimiz birbirimize bağırıyordu. Görkem kolumu tutmuş bırakmıyordu ''Bıraksana be!'' diye bağırdım. Sonra kolumu hızlıca çektim onu itekledim.

''Sen napıyorsun deli kadın!'' dedi. ''Ben mi deliyim?! Çarpıcam bi' tane.''

''Hadi sıkıyosa çarp.'' - Görkem

''Görkem bi' durun Allah aşkına.'' - İpek

''Gel, gel çarp hadi.'' - Görkem

''Benden günah gitti.'' - Alin

''Maksude'yi tanıyorum.'' dedi bir kadın sesi birden. Ses kapının dışından gelmişti.

Hepimizin gözleri o yöne döndü. Kadın yavaş yavaş dışarı çıktı. Sapsarı saçları açık yeşil baharı andıran gözleri vardı. Benden çok az uzundu.

''Nerden tanıyorsun?'' dedi İpek. ''Evet.'' dedi Görkem.

Kadın sakince nefes aldı konuşmaya başladı: ''Abicim, ablacım öncelikle lütfen sakin ol. Maksude ise...'' dedi ve devam etti. ''Babam anlattı eski bir arkadaşıymış.'' dedi.

Şaşırmamıştım. Çünkü biliyordum Maksude'nin burayla bir bağlantısı olduğunu.

Gözleri bir süre sonra benim üzerimde gezindi. Gülümseyerek ''Merhaba.'' dedi. ''Adınız nedir?'' Ben de gülümsedim ''Alin, Alin ÇELİK.'' dedim.

Ben daha siz dememe fırsat vermeden ''Ben Güneş SÖNMEZ.'' Buyrun gelin, oturup konuşalım.''

Çok acayipti. Görkemle İpek'in bu kadar sinirli olmasının aksine Güneş'in bu kadar sakin olması beni şaşırtmıştı.

''Yani.'' dedim. ''Ben çok vaktinizi almayacağım. İçeri geçmeye gerek yok.'' ''Aaaaa olur mu öyle şey? Lütfen buyrun geçin Alin Hanım.'' dedi.

''Tamam o zaman.'' dedim. Görkem ''Güneş, sen iyi misin?'' dedi. ''Ne olduğunu bilmediğin kadını niye eve alıyorsun sen?''

Güneş'in konuşmasına izin vermeden ben konuştum: ''Bak.'' dedim gözlerimi ona çevirerek. '' Ben öyle sıradan biri değilim. Avukatım. Hem bak Maksudeyle bir bağlantınız var. Bu yüzden konuşmayada hakkım var çekil!'' diye onu ittirdim.

Bu sefer de İpek de Görkem'in konuşmasına izin vermeden bana cevap verdi: ''Hop Alin, orda dur. Görkem'le böyle konuşamazsın.'' Birbirlerine bağlı oldukları çok belliydi. Ama bu benim umrumda bile değildi.

Nefes verdim. Gözlerimi ikisine çevirerek konuşmaya başladım. '' Öyle mi?'' dedim yapay bir şaşkınlıkla. ''2'nizde umrumda bile değilsiniz.'' Yavaşça yalıya doğru ilerledim.

Güneş beni salonlarına aldı. Yalı çok görkemliydi. İnsanı hayran bıraktırıyordu ama beni ilgilendirmezdi.

Hepimiz salona oturduk. Biz hala birbirimize sinirle bakıyorduk bu yüzden kimseden çıt yoktu.

Bunu fark eden Güneş ''Abi, abla ve Alin Hanım. Lütfen yapmayın. Sinirlenmeyin bence düzgün bir şekilde tanışalım.'' dedi.

''Bak Alin, İpek ve Görkem ikizler 29 yaşındalar. Görkem abim Tolga abimle şirketin başında, İpek ise bir moda şirketinde baş danışmanlık yapıyor. Bense 28 yaşındayım bizim şirkette satış danışmanlığı yapıyorum.''

''4 kardeşsiniz yani?'' dedim. Şaşırmıştım. Bir ailede 4 çocuk fazlaydı bence.

Güneş gülerek ''Yok.'' dedi. ''Aslında biz 3 kardeşiz. Ben, İpek ve Görkem. Ama Tolga abim çok küçükken bizim eve geldi ama hepimizin abisi gib-''

Görkem Güneş'in lafını kesti. ''Bu kadar bilgi yeter Güneş. Mevzuya gelelim.'' dedi. ''Banane zaten. Banane sizin ailenizden.'' dedim Görkem'e.

Sonra Güneş'e döndüm. ''Kusura bakma asabım bozuldu ama artık asıl mevzuya gelsek. Bu arada ben de kendimi tanıtayım. Avukatım 25 yaşındayım.''

''Önemli değil.'' dedi Güneş ''Sadete gelirsek Maksude'yi biliyorum. Peki siz nerden biliyorsunuz?''

''2001'de bu yalıdaymış.'' dedim. ''Yuh!'' dedi İpek. ''Bunun için mi geldin?'' Ters ters baktım. Konuşmaya devam ettim. ''Onu bulmam lazım.'' dedim. ''Kendisi bana önemli şeyler söyleyecek, biliyorum.'' ''Ne gibi?'' dedi Güneş

Sana söyler miyim sence ben? Bence bu Güneş'in de bildiği bir şey yoktu, blöf yapıyor gibi geliyordu ama o zaman beni evine neden almıştı. Ben bunları düşünürken. Birden güvenliklerden biri geldi salona.

Bana bakarak ''Turgay bey şirkette Alin hanımı bekliyor konuşmak için.'' dedi. Gözlerim kocaman açıldı. ''Nasıl?'' dedim. ''Biz durumu Turgay beye anlattık. Yani Maksude hanımı da.'' dedi. ''Sizi bekliyor. En iyi bilgiyi ondan alırsınız çünkü kendisi Maksude Hanım'ı tanıdığını söyledi.''

Gözlerim daha da açılmıştı. ''Tamam.'' diye atladım hemen. ''Hemen gideyim.'' Ayaklandım. Gidecektim ki duraksadım. arkamı dönüp ''Güneş, görüşmek üzere. Misafirperverliğin için teşekkür ederim.'' dedim. Öbürlerinin yüzüne bakmadan hızlıca yalıdan çıktım.

Yalıdan dışarı çıkınca güvenlik ''Sizi bırakayım.'' dedi. ''Hayır, siz bana konumu atın ben kendim giderim.'' dedim.

Öyle de yaptım bana konumu attılar ve hızlıca arabayı sürmeye başladım. Şirket yalıya çok uzak değildi.

Yaklaşık bi' 15 dakika falan sonra şirkete varmıştım. Şirket çok büyüktü, yalıda olduğu gibi ağzım açık kalmamıştı ama yine de burayı beğenmiştim.

Danışmaya doğru ilerledim. ''Merhaba.'' dedim danışmadaki kadına. ''Benim Turgay SÖNMEZ'le bir görüşmem olacaktı. ''Alin ÇELİK değil mi?'' dedi. Ben de ''Evet.'' dedim. ''Buyrun geçin, Turgay Bey sizi odasında bekliyor. Arkadaşlara sorun onlar size yeri söylerler.''

Başımı evet anlamında sallayarak ''Tamam.'' dedim ve yürümeye başladım. Ayağımdaki topuklu bot çoktan ayağımı ağrıtmaya başlamıştı. Aslında topuklu sevmiyordum ama iş gereği işte giymek zorunda kalıyordum.

Yürüdükçe kalp atışlarımın hızlandığını fark ettim. Eğer mektuptakiler gerçekse o adam benim... Hayır, hayır, hayır bunun gerçek olmasını asla istemiyordum.

Bana Turgay Bey'in odasının en yukarı katta olduğunu söylediler. Yani 4. kat. Asansörle çıkmadım. Etrafıma bakıp gezmek istedim biraz ayağımdaki topuklulara rağmen.

En yüksek kata çıktığımda insanların burada daha yoğunlukta olduğunu gördüm. Daha çok işler burada dönüyordu, anlamıştım. Kalp atışlarım zirveye çıkmıştı.

Birden yanımdan geçen bir adam bana ''Sen Avukat mısın?'' diye sordu

Çok sinirli gözüküyordu, sanki biriyle tartışmış gibiydi. Ben de normal olarak ''Evet.'' dedim.

Sonra birden kolumdan tuttu ve beni sertçe kendisine çekti, bağırmaya başladı:

''İŞLERİ YAPMAYI NE ZAMAN ÖĞRENECEKSİN!'' dedi. ''Bıktım artık sizden!'' deyip kolumu daha fazla sıktı. Neye uğradığımı şaşırmıştım. ''Bakın siz galiba karıştırdın-'' lafımı kesti. ''BU YAPTIĞIN SON DAMLAYDI SEN NE YAPTIĞINI SANIYORSUN!'' dedi beni duymazdan gelerek.

''Bakın yanlış anlıyo-'' Yine lafımı kesti. ''Sus konuşma, konuşmaya hakkın yok!'' deyip kolumu daha fazla sıktı. Bu son damlaydı.

Adamın yüzüne okkalı bir tokat indirdim. Zaten herkesin yüzü bize dönüktü bu sefer kes taş kesilmiş gibi bize bakıyordu.

Kolumu ondan hızlıca kurtardım. Bu sefer konuşma sırası bendeydi. ''BİR!'' diye bağırdım. ''SENİN HİÇBİR KADINA BU ŞEKİLDE DAVRANAMAZSIN YAPTIRIMLARI VAR! İKİ! BEN BURANIN AVUKATI DEĞİLİM. Kİ OLSAM BİLE BANA BÖYLE DAVRANAMZSIN. ÜÇ! ÇEKİL YOLUMDAN.'' dedim ve adamı ittirdim.

Adam ise hiçbir şey diyemedi ve bende oradan uzaklaşmaya başladım ama kafam karışmıştı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.