Alice her sabah olduğu gibi erkenden uyandı. Her halde doğasında var erken uyanmak çünkü her gün istese de istemese de kendiliğinden uyanıveriyor.
Yataktan kalktı, odasını paylaştığı bir arkadaşı yok.
Alice mugglelarla kalsa da büyüyü biliyor ve seviyordu. Kendi keşfetmişti. Yaklaşık 1 yıldır elleriyle basit büyüler yapabiliyor. Başkalarına şakalar yapmaya bayılırdı. Ve büyünün ona çok yardımı dokunuyordu.
Alice gardolabına doğru yöneldi. Bir an duraksadı. Gözü masasındaki takvime kaydı bugün doğum günüydü. '31 temmuz' diye mırıldandı. Mavi bir kot şort ve beyaz bir t-shirt giydi. Siyah şapkasını aldı, hızlıca converselerini giyip odadan çıktı. Kızıl saçları ve yeşilimsi renkte gözleriyle birlikte iyi görünüyordu.
Alice's Pov
Aşağı indiğimde karşımda benim için süslenip özenle hazırlanmış bir salon beklemiyordum-bir saniye hala beklemiyorum, şakaydı. Aşağı indiğimde tabii kide kimse ne doğum günümü kutladı nede beni gördüğüne dair bir tepki gösterdi.
Bugün yine klasik gezi curcunası var. Mrs. Morgan çocukları dışarıya çıkarmaya başladı bile. Yine her zaman ki gibi ana caddeye doğru yürümeye başladık. Hava baya sıcak. Her zaman ki toplanma yerimiz olan duvarın önünde durduk. Beklemek çok sıkıcı.
Yazar's Pov
Alice diğerleriyle gezi otobüsünü beklerken biraz ilerde sarı saçlı bir çocuk dikkatini çekti. Üzgün göründüğünü fark edince gruptan gizlice ayrılıp yanına doğru gitti. Elini omzuna koydu ama çocuğun ani irkilmesi ile hemen geri çekti.
"Şey..korkutmak istememiştim. Ben Alice."
Mavi, gri karışımı gözleriyle Alice'e bakarken şaşkın ve etkilenmiş görünüyordu. Yüz ifadesi kızın kıkırdamasına sebep oldu.
"Senin adın yok mu?"
"Draco. Draco Malfoy."
"Tanıştığımıza memnun oldum Draco."
"Bende."
"Alice diyebilirsin."
"Bende tanıştığıma memnun oldum Alice."
"Sen nerede yaşıyorsun?"
"Sokağın sonundaki malikanede. Sen?"
"Bende sokağın başındaki yetimhanede."
Draco şaşırarak Alice'e baktı.
"Ne zamandır? Ailen yok mu?"
"Yaklaşık 1 yaşımdan beri. Ailemi ise bilmiyorum. Tek bildiğim soy adım Potter."
Draco'nun aklına babasının söyledikleri geldi. Babası Alice Potter'ın öldüğünü söylemişti.
"Sen Alice Potter mısın? Ama babam senin öldüğünü söylemişti. O zaman bir büyücüsün, değil mi?"
"1. si ölüler konuşamaz yani yaşıyorum. 2. si ise evet sanırım büyücüyüm."
Draco bir anda gelen mutlulukla yerinden sıçradı. Kız belki onunla arkadaş olurdu ve Draco yalnız kalmazdı. Hem belli ki onunda arkadaşı yoktu.
Alice 'ne oldu' dercesine ona bakarken arkalarından otobüsün korna sesi duyuldu. Ve Mrs. Morgan kızın yokluğunu fark etmiş olacak ki avazı çıktığı kadar bağırıyordu;
"POTTER, derhal buraya gel!"
Alice kısa bir of çektikten sonra;
"Umarım yine görüşürüz Draco. Kendine iyi bak."
"Umarım Alice. Sende kendine iyi bak."
Kız koşturarak otobüse vardı. Onu azarlayan ses Draco'ya kadar geldiğinde kendini suçlu hissetti. Anna onun yüzünden geç kalmış ve azarlanmıştı. Düşünürken aklına bir fikir geldi. Hemen babasına ve annesine anlatmalıydı. Hızla malikaneye doğru koşmaya başladı. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.
Malfoy Malikanesi
-Draco: ANNE! BABA! Size bir şey anlatmalıyım!
Narcissa ve Lucius hemen hole indiler. Narcissa bir an endişelenmişti.
"Draco! Ne diye öyle bağırıyorsun. Çok endişelendim."
"Üzgünüm anne. Size bir şey anlatmalıyım."
Lucius nefes nefese kalan oğluna döndü.
"Pekala. Biraz soluklan, içeride konuşalım."
Draco Narcissa ve Lucius'un karşısına oturduktan sonra söze başladı;
"Anna Potter yaşıyor...

"
