18.09.2021
-
"Gitme!"
Kafamı hafifçe iki yana salladım. "Gidiyorum," dedim.
Bedenini saran paniğin farkındaydım. Bu kadar korkmuş olmasını da anlıyordum. Son olanlar yüzünden kendime zarar vereceğime inanıyordu. Suçlu hissetmek onun için resmen kabustu. Hem, yeterince dibe batmıştı. Muhtemelen, çözmesi gereken binlerce sorun arasında bir de benimle uğraşmak istemiyordu. Hayatında bir lekeye daha yer yoktu.
"Korkma," dedim, "Kendime zarar verecek halim yok. Suçlu hissetme."
"Yapma," dedi. Ellerini çaresizce saçlarından geçirip sıkıntılı nefesler bıraktı. Kararlı duruşumu fark ettiği an birkaç adım uzaklaştı. Omuzları pes etmiş bir şekilde düşerken, "Yapma bunu!" dedi, "Yapma!"
Onun aksine oldukça sakindim.
"Neyi?"
Neyi yapmayacaktım? Başka bir seçenek var mıydı?
"Tamam tutma elimi!" dedi. Kontrolünü tamamen kaybetmiş gibi bağırmaya başladı, "Allah belamı versin ki yaklaşmam sana! Yemin ederim uzak dururum ama gitme, yaşatma bunu bana!"
Kalamazdım. Ben...
Kendi kendime bile acımıyorken sevdiğim adamın vicdanı rahatlasın diye istenmediğim bir yerde tek saniye dahi duramazdım. Nefes alamazdım.
Kafamı tekrar iki yana salladım. Adem'in yalvaran bakışlarına arkamı dönüp gözlerimi kapattım. Berbat durumdaydım. Saatlerdir boğazımı mesken tutan acıyı bir kez daha yutkunmaya çalıştım. Diş sıkmak nedir? Anlamıştım.
Kendime birkaç saniye daha verip gözlerimi açtım. Avucumda sıkıca kavradığım anahtara baktım. Evet, yapacaktım. Yapmak zorundaydım. Pirinç rengi metali kilide yerleştirirken kalbimin göğsümü zorlamaya başladığını hissettim.
Öylece gidecektim.
Anahtarımı bir daha asla yanıma alamayacağım gerçeğiyle yüzleştim. Zaten, geri dönmeyenlerin açacak kapıları da olmazdı, bilirdim. Görüşmemek üzere giden herkes gibi, "Hoşçakal," dedim.
Titreyen parmaklarıma rağmen anahtarı çevirdim.
"Firuze," dedi, "Ne olur gitme..."
Artık bağırmıyordu. Onu da anlıyordum. Çok yorgundu. Belki bir gün, o da beni anlamış olurdu.
Kapıyı çektiğim anda ikimize dair kurduğum bütün hayaller ayağıma dolandı. Sanki adımlarım tonlarca yüktü. Bu kararı vermek kolay mı sanıyordu?
Aşk, kara bir lanet gibi üzerime çullandı. İçimi delen acısıyla birlikte eşikten geçtim. Yaşlarını akıtmamak için zor tuttuğum gözlerimin menziline karanlığı da yerleştirip evi terk ettim.
"Burası evim değil," diye fısıldadım kendime, "Hiç olmadı."
Ayaklarım güç bulsun diye sessiz dualar etmeyi denedim.
-
Yorumlarınızı bekliyorum 🖤