Ulu Dağlar’ın zirvesinden süzülen ay ışığı, bu gece gümüş rengi değil, yerdeki kanın yansımasıyla bakır rengindeydi. Gölge Pençeler’in bin yıllık kutsal alanı olan "Yıldız Kayası", artık bir mezbahaya dönmüştü. Yaşlı Alfa Alkar’ın cansız bedeni, kayanın hemen dibinde, gururu çiğnenmiş bir anıt gibi yatıyordu.
Varg, ağzından damlayan sıcak kanı uzun diliyle yaladı. Gözleri, zaferin getirdiği o zehirli hazla parlıyordu. Arka ayakları üzerinde doğrularak Yıldız Kayası’na tırmandı. Her adımında pençeleri taşa sertçe sürtünüyor, çıkan gıcırtı hayatta kalan kurtların kulaklarında yankılanıyordu. Kayanın en tepesine ulaştığında, aşağıda korkuyla sinmiş olan eski Gölge Pençeler üyelerine ve kendi sadık Demir Diş ordusuna baktı.
"Bakın!" diye gürledi Varg. Sesi, vadiyi bir çığ gibi dövdü. "Eski dünya yıkıldı! Zayıf olanın merhamet dilendiği, barış masallarıyla uyutulduğunuz o günler Alkar’ın gırtlağıyla birlikte parçalandı!"
Aşağıda, hayatta kalan birkaç Gölge Pençe üyesi birbirine sokulmuştu. Aralarında genç Betalar ve titreyen dişiler vardı. Varg’ın en sadık infazcısı olan Kızıl Göz, yerdeki bir yaralıyı pençesiyle ezerek öne çıktı. Kızıl Göz, yüzündeki derin yara iziyle tanınan, acımasızlığıyla nam salmış bir devdi.
"Alfa Varg!" diye bağırdı Kızıl Göz, başını saygıyla eğerek. "Hala nefes alanlar var. Diz çökmeyenleri ne yapalım?"
Varg’ın dudakları vahşi bir gülümsemeyle gerildi. "Diz çökmeyenlerin bacaklarını kırın. Merhamet, sadece sahibine itaat eden köpekler içindir. Biz köpek değiliz, biz bu dağların yeni tanrılarıyız!"
O sırada, Kül Getiren büyücülerinden biri, yüzü simsiyah bir pelerinle örtülü olan Morgath, sislerin arasından süzülerek belirdi. Elindeki metal asa yere her çarptığında topraktan cılız, mor bir duman yükseliyordu. Morgath, Varg’ın yanına, kayanın dibine kadar geldi. Kurtlar, bu yabancı ve metalik kokudan nefret etseler de büyücünün gücünden korktukları için geri çekildiler.
"Anlaşmamızı unutma Varg," dedi büyücü. Sesi çatallı ve rüzgârın ıslığı gibi tekinsizdi. "Sana bu tahtı biz verdik. Karşılığında vadinin derinliklerindeki kristal damarlarını bize açacaksın. O kristaller olmadan senin 'krallığın' sadece bir ceset yığınından ibaret kalır."
Varg hırıldadı. Bir büyücüden emir almak canını sıksa da şimdilik bu güce ihtiyacı vardı. "Kristaller senin olsun Morgath. Bana sadece itaat edecek bir ordu ve bu dağların mutlak hâkimiyeti lazım. Aria nerede? Cesedini buldunuz mu?"
Kızıl Göz duraksadı. Gözlerini kaçırarak cevap verdi: "Uçurumun dibine düştü Alfa. O yükseklikten kimse sağ çıkamaz. Kemikleri un ufak olmuştur."
Varg, bir an için Aria’nın düşmeden önceki o son bakışını hatırladı. O gümüşi parıltı... İçinde garip bir huzursuzluk hissetti ama bunu hemen bastırdı. "Yine de emin olun. Eğer bir parça kürk bile bulursanız bana getirin. Onun kanı kurumadan bu taht tam anlamıyla benim sayılmaz."
Gece boyunca katliam devam etti. Varg’ın emriyle, Gölge Pençeler’in tüm hiyerarşisi altüst edildi. Alfaya sadık olan Betalar, ibret olsun diye ormanın girişindeki ağaçlara asıldı. Hayatta kalan Omega ve yavrular ise mağaraların en derin, en karanlık köşelerine zincirlendi. Artık avlanmak yoktu; sadece büyücülerin kazı çalışmaları için taş taşımak ve köle gibi çalışmak vardı.
Varg, Yıldız Kayası’nın üzerinde otururken vadinin yavaş yavaş kararmasını izledi. Kül Getirenlerin kurduğu metal ocaklardan çıkan dumanlar, ormanın o temiz çam kokusunu boğuyordu. Kurtlar, doğanın dengesini bozmanın bedelini ödemeye başlamıştı. Demir Diş sürüsü, her köşede devriye geziyor, en ufak bir fısıltıda dişlerini gösteriyordu.
"Burası artık 'Demir Vadi'," diye fısıldadı Varg kendi kendine. Pençesini taşa geçirdi ve derin bir çizik attı. "Ve ben, bu vadinin gördüğü en acımasız Alfa olacağım."
O gece, vadide yükselen ulumalar artık bir özgürlük çağrısı değil, mutlak bir teslimiyetin ve acının senfonisiydi. Ancak Varg’ın bilmediği bir şey vardı; uçurumun en dibinde, buz gibi bir nehrin kıyısında, parçalanmış bir beden hala nefes alıyordu. Kalbi nefretle çarpan o beden, intikamın ilk kıvılcımını körüklüyordu.
Karanlık çökmüştü ama şafak, hiç olmadığı kadar kanlı sökecekti.
