ALEVLER ARASINDA Bir kabusu andırıyordu yaşananlar. Şen kahkahalar bir anda sustu o gün. Yerini çığlıklar aldı. Susmuyordu çığlıklar. Büyüyordu alevler gibi. Güneş değil alevler ısıttı onları. O lise o gün ölüm feryatlarına şahit oldu. “Kızım, okul formanı giy. Lütfen” diye rica etti annesi son derece inatçı olan kızına. Lara kendini bildi bileli okul formasından nefret ederdi. Pembe üstünde tatlı çiçekler olan bir elbise vardı üstünde. Buğday rengi saçları buram buram Hindistan cevizi kokuyordu. Saçlarını açık bırakmıştı. Toplamaktan nefret ederdi. Dalgalanırdı saçları bir deniz gibi açıkken. Huzurlu hissederdi Lara. Annesinin dediklerinden dolayı yüzünü buruşturdu. “Lara” diyerek odasına geldi annesi. Kızgın duruyordu. Siyah saçlarını ev topuzu yapmıştı. Elinde ki bıçağı fark eden Lara’nın gözleri büyüdü. “Anne?” dedi panikle. Gözleri bıçakta takılı kalmıştı. Annesi anlamadı önce. Kafası kızının baktığı yere döndü. “ay bunu da getirmişim” dedi. “insanda akıl bırakmıyorsunuz ki.” Anlaşılan o ki Lara dışında annesini birileri daha sinirlendirmişti. Baş harfi Leya. Evet kendisi 13 yaşında bir ergendi. Bütün gün herkesi çileden çıkarmayı başarıyordu. Ne yaparak annesini çıldırttığını merak dahi etmiyordu. “off. Ne halin varsa gör” dedi annesi odadan çıkacağı esnada Lara sarıldı arkasından. “annecimmm” dedi sonu uzatmıştı. “anne deme bana” diye günlük tribini attı annesi. “annemmm. Canımm.” Demeye devam etti. “ne oldu, ne var?” dedi annesi nazlı nazlı. “küstün mü bana?” diye sordu Lara. Dudaklarını büzmüştü. “anneler kızlarına küsmez. Sadece sinirlenir” diye açıkladı ton ton yanaklı kadın. Derin bir öpücük kondurdu annesine. En sevdiği kadın annesiydi onun. ❤︎ Sabahın köründe olan matematik dersi Lara için son derece can sıkıcıydı. Matematik notları zaten sürünüyordu. Bari kendisi sürünmeseydi. Ofladı sessizce. Derken aklına muhteşem bir fikir geldi aklına. Parmağını kaldırarak söz istedi. Matematik hocaları Kader, hanım son derece sertti. Beyaz saçlarını tepeden bir topuz yapmıştı. Kalem eteği ve 1.50 boyuyla korkunçtu. “evet” diye söz hakkı verdi kıza. “ee şey Sanem hoca beni bu ders çağırmıştı. Dans için” Lara okulda dansı ile bilinirdi. Onlarca kupası ve madalyası vardı. Okulunun isminin duyulmasını sağlamıştı. Kafası ile kapıyı işaret etti kadın. Lara heyecanla çıktı sınıftan. Fakat ona hayran, hayran bakan bir çift kahveden habersizdi… Karan Demirağ anlatımı ile Bal rengi gözleri ile bıkkın bakışlar atıyordu. Sıkılmıştı belli ki. Sevmezdi zaten matematiği Lara. Aklına bir fikir gelmişçesine parladı gözleri. Kaldırdı zarifçe elini. Onu gören matematik hocası söz hakkı verdi. “ee şey Sanem hoca bu ders çağırmıştı beni. Dans için” masum masum göz kırparak sormuştu bu soruyu. Adı kadar emindi çağırmadığına. Kendince dersten kaçmaya çalışıyordu. İzin verdi Kader hoca. Kalktı ayağa Lara mutlulukla. Teşekkür ederek çıktı sınıftan. Fark etmezdi Lara Karan’ı çoğunlukla. ‘sınıftan biri’ derdi sorsalar. Ama Karan bilirdi Lara’yı. Doğum gününü, en sevdiği dersi, yemeği, sporu, şarkıyı. En nefret ettiği yemeği. Polene alerjisi olmasını. Kuşları sevdiğini. Ve daha nicesini. Nasıl bildiğini o da bilmiyordu. On beş dakika sonra çalan zil ile kalktı Karan. Gideceği adres belliydi. Kuğ gibi süzülen kadını izledi sessizce. Ona hayat veren pencerelerden baktı. Her hareketinde savrulan elbisesi. İle dans ediyordu. Dans sınıfında. Elinde olsa ömrünün her anını onu izlemeye ayırabilirdi. Fakat bilmiyordu ki birkaç dakika sonra elektrik panosu patlayacak. Manzarasını alevler kaplayacaktı… ❤︎ Soluklandım yavaşça. Yorulmuştum. Yanımda ki pembe mataradan biraz su içtim. Dinlendiğimde dans etmeye hazırdım. Fakat burnuma gelen koku bunu engelledi. Neydi bu şimdi? Yanık kokuyordu. Olduğum yerde kaldım ve anlamaya çalıştım. Ta ki alt kattan gelen çığlık seslerini duyana kadar… Alt katta sadece sınıflar ve kantin vardı. Ben ise üst kattaydım. Burada ise dans sınıfı ve müzik sınıfı vardı. Fakat bulunduğum katta tek ben vardım. Yangın sirenleri kulağıma dolarken kapı açıldı. Panik olmuştum. Korkuyordum. Buradan çıkmalıydım. Kapıda gördüğüm suret beni şaşırttı. Karan vardı karşımda. Sınıfımdan biriydi sadece. “Yürü!” dedi panikle. İkiletmedim kapıya doğru koştum. “ne oluyor?” diye sordum korku dolu bir sesle. “soru sormada yürü” Yanık kokusu fazlalaşıyordu. Öksürdüm birkaç kere. Elime değen sıcaklık ile gözlerim elime kaydı. Durdum, durdu. Aynı yere bakıyorduk ikimizde. Kenetlenen ellerimize. Gözlerimiz buluştu fakat bu kısa sürdü. Yeniden koşmaya başladık. En sonunda durduk. Yangın alt kattaydı. Biz ise üst. Ve lanet olası okulda bir tane bile acil çıkış kapısı yoktu. “ne yapacağız” dedim. Gözlerim dolu doluydu. “korkma” diyerek durdurdu beni. “çıkacağız” dedi sakin bir tonla. Hocalar bağırıyordu. Ama pek anlayamıyordum. Herkesi çıkarmaya çalışıyorlardı. Bağırmaya başladım. Alevler sesimi yutuyordu. Merdivenleri saran ateşler aşağı inmemizi engelliyordu. Beni sürüklemeye devam etti. “bırak” “aşağı inelim” dedim korkuyla. Bana döndü ve ‘sen salak, mısın?’ tarzında bir bakış attı. “farkındaysan yangın aşağıda” dilimi dudağımda gezdirdim yavaşça. Haklıydı. Sessiz kaldım. Tuvalete geldiğimizde durdu. Titriyordum korkudan. Bu nedenle terlemiştim. “iyi misin?” dedi telaşla. “i-iyiyim. Sadece…” evet boşluğu dolduramadım. Dilim varmıyordu. Ama o anladı diyemediğimi. “ölmeyeceksin. Ölmeyeceğiz” dedi. Kararlı bir sesle. WC kapısını kapattı. Dolaptan. Birkaç havlu alarak kapının altına yerleştirdi. “telefonun yanında mı?” başımı iki yana salladım. Telefonları alıyorlardı okulda. Gözlerim minik cama takıldı. Yavaşça gittim ve açtım. Kimse yoktu. Ne bir itfaiye ne bir insan. Bağırmaya başladım. “YARDIM EDİN! BİZ BURADAYIZ” bu cam okulun arka bahçesine bakıyordu. Herkes ön bahçede olmalıydı. Ama ben bağırmaya devam ettim. Susmadım. Bir umut duyarlar belki diye düşündüm. Ama cevap yoktu. Kimse duymadı hayata tutunmaya çalışan çığlıklarımı. “kimse duymuyor. Boşver” dedi sakin bir tınıyla. “boşver mi? Öleceğiz” omzunu silkti. “sen bana güven. Yaşayacaksın” Hayır ölecektim. Ses yoktu. Kimse duymuyordu beni. Sesimi. Yardım çığlıklarımı. “konuşalım” dedi. “ne?” dedim şaşkınca. “öleceğim zaten” dedi umutsuzca. “hani ölmeyecektik?” “ölmeyeceğiz zaten öleceğim” BÖLÜM 2 SON SÖZLER CAN YAKAR ❤︎ “Son sözlerimin melodisi olmanı istiyorum.” “sadece dinle beni istiyorum” “bil beni istiyorum” Duydukları karşısında şaşırdı Lara. Sessizliği evet anlamına geliyordu. “eğer bir gün bu anı hatırlarsan, Alevler değil gözlerin yaksın beni. Sana hiç söyleyemedim ya, Belki zaman izin vermez diye sustum. Ama şimdi, Zaman durmuşken sadece sana bakıyorum. Sessizliğimin sesi oldun. Geleceğimin sonu oldun.” Ölüm sessizliği vardı işte şimdi. Süzülen göz yaşları kaderin bir parçasıydı. Bu sessizliği bölen yine Karan oldu. “kısaca sevdim seni. Bal rengi gözlerini. Hindistan cevizi kokan yumuşak saçlarını. Gülüşünü. Her hareketini sevdim.” “fakat şimdi veda vakti” biliyordu Karan öleceğini. Son üç aydır her rüyasında gözleri bir daha açılmayacak derece kapanıyordu. Geleceğe dair bir mesajdı bu rüyalar. Ama mutluydu yine de. Çünkü sevdiği kadını son kez görebilecekti. “o zaman artık buna son verelim. Hazır mısın?” diye sordu sessizce. “hazırım” dedi Lara göz yaşlarını koluna sildi. ❤︎ Kapının arkasında ki alevlerin birkaç dakika sonra onlara ulaşacağını biliyordu ikisi de. Cebinden telefonunu çıkardı Karan. Öğretmenler alırdı normalde. Ama o üç aydır yedek telefon taşırdı yanında. “Alo. Gelecek okulunda ki yangında mahsur kaldık. Arka bahçeye bakan ikinci kattaki tuvaletteyiz yardım edin.” Şaşkın şaşkın izliyordu Lara. Telefon varsa neden daha önce aramamıştı ki? Birkaç saniye sonra camın altına geldi itfaiye ekibi. Bir merdiven çıkardı. “hadi in” dedi Karan sakince. “sende geleceksin ama söz mü?” dedi Lara sessizce. Minik bir tebessüm kondurdu yüzüne Karan. Lara ineceği esnada minik bir buse kondurdu yanağına. Yüzüne yapışan saçlarını çekti yüzünden. Bal rengi gözlerle vedalaştı içten içe. Biliyordu buradan kurtulsa da onu sevmeyecekti. Çünkü biliyordu ki Lara’nın bir sevgilisi vardı. İçten içe eritmişti bu şey Karan’ı. Cevap vermedi Karan. Lara cevap bekliyordu fakat acele etmesi gerektiği için inmeye başladı. Lara birkaç basamak sonra durdu. “seni severim Karan. Denerim bunu” dedi yumuşak bir sesle. Karan olduğu yerde çakıldı resmen. Duydukları yıktı onu. Sevecek miydi gerçekten onu. Tutundu bu ihtimale. Karar verdi inmeye. Fakat bu sefer onu durduran kaderine inanması değil dolan duman ve ardından gelen ateşti. Ateş hızlıydı. İtfaiye gelemeden sardı odayı. Kapının tam arkasında bekleyen Karan önce derin derin öksürdü. Sonra ise hissettiği sıcaklık ile teslim etti kendini. Son duyduğu sevdiği kızdan yükselen çığlıktı. Üzülür müydü onun için? Tek o üzülürdü belki de. Bir arkadaş çevresi, bir ailesi yoktu. Son sözlerinde ise şunları dedi: “sevdim seni. Seveceğim daim-“ yarım kaldı cümlesi. Gözleri kapandı. Ama o pişmandı. Sadece rüyalarına aldanması büyük bir salaklıktı. Ama artık değiştiremezdi bu gerçeği. 1 YIL SONRA ❤︎ Elinde ki fotoğrafa baktı Lara. Aşamıyordu hala. Yıkmıştı son sözleri, gözleri. O da pişmandı. Daha önce fark edememişti Karan’ı. Fiziksel olarak bir şeyi olmasa da zihinsel olarak yıkılmıştı. Bir fotoğraf vardı elinde. Okulda arkadaşları ile çekindiği. Galerisinde gezinirken bulmuştu. Sorun bu değildi. Sorun arkadan ona bakan bir çift kahveydi. Okulda her çekindiği fotoğrafta elbette arkasında Karan vardı. Ona bakıyordu. İzliyordu. Dudağına kurulan minik bir tebessüm ile hem de. Ve o bunu hiç fark etmemişti. Karan’ı hiç fark etmemişti… ❤︎ SON

