İçeriğe geç

ALDI AH’IMI

Bölüm 2 · 8 dk okuma

ALDI AH’IMI

Bölüm 2

Bölüm 1: Aldığın Ah’ım

🫧Oy ve yorumlarınızı bekliyorum🫧

🫧Başlama tarihlerinizi buraya yazabilirsiniz. Ben yazmaya 14.09.2022'de başladımm🫧

Şu sıralar en sevdiğim şarkılardan biri kulağımda, yürüyordum. Sevdiğim şarkıları onlardan bıkana kadar döngüye alıp dinlediğimden dolayı bu şarkıya önümdeki birkaç gün daha takılı kalacak gibiydim. Okuldan çıkalı çok olmamıştı ve ben perişan haldeydim. Üstümde sabahtan beri aralıksız bir şekilde derslere girmenin yorgunluğu vardı ve o dalgınlıkla adımlarımı peşi sıra atıyordum. Bazen kendime sorarım, bu kadar yorulmama değecek mi bu ülkede doktor olmak diye fakat kendimden kesin bir cevap alabildiğimi hatırlamıyorum.

Ben böyle düşüncelere dalmışken, şarkıya adeta bağımlı hale geldiğimden dolayı son sese verdiğim telefonum kulak zarlarıma zarar verircesine çalmaya başladı. Bir an önce açmak için iki kere tıkladım kulaklığıma, arayana bakmaya gerek duymamıştım. Beni zaten yabancı numaradan arayan olmaz, ya ailemden biri ya da en yakın arkadaşım Duru diye düşünerek açtığım telefonuma cevap verdim.

"Alo?" sordum, karşıdan bir cevap gelmeyince sorumu yineledim. "Alo, anne sen misin?" diye detaylandırdım, genelde okuldan çıkış saatimde beni annem arardı. Fakat tekrar cevapsız kaldım. Birkaç saniye sonra ise ahizeden derin bir nefes alma sesi işittim.

Meraklandım ve telefonumu cebimden çıkartıp arayana baktım. Hayret, yabancı bir numaraydı. Son dört hanesine anımsamaya çalışırcasına baktığımda, numaranın tanıdık geldiğini fark ettim. İki üç ayda bir beni arayıp hiçbir şey demeden benim konuşmamı bekleyen numaraydı. Tam da beni yabancı numaralar aramaz demiştim, evrense bana cevabımı verdi.

Kendi kendime düşünürken aramada olduğumu unutmuştum, bu arada hala eve yürüyordum. Baktım yine ve yeniden cevap yok, kapattım telefonu. Bu döngüden sıkılmıştım ama kulaklıklarım çoğu zaman, şarjları olduğu her zaman, kulağımda takılı oldukları için telefonu elime alıp arayana bakmak gibi bir zahmete girmiyordum. Bir an keşke baksaydım dedim, bilseydim açmazdım.

Boş verdim, onları çıkartıp şarj olmaları için kutularına koydum ve bizim sokağa giriş yaptım.

Karşıdan gelen Duru'yu görmemle yüzüm aydınlandı diyebilirim, çok seviyorum onu. O da beni fark edince birbirimize doğru küçük ama hızlı adımlarla koşmaya başladık ve orta noktada sarıldık.

Duru benim küçüklüğümden beri tanıdığım yegane dostumdu, biricik arkadaşım ve kız kardeşim adeta. Ailelerimiz de birbirlerini çok yakından tanır ve severler, bizler zaten onlar sayesinde tanışmıştık. Bizim sokakta böyle çoğu aile iç içedir ama Duru'nun annesi Berra Teyze ve benim annem, yılların getirdiği komşuluk sayesinde diğer sokak sakinlerine kıyasla çok daha yakınlardı. Bu nedenle çoğu akşam ya onların bahçesinde ya da bizim bahçemizde toplanır; yemeklerimizi yer, sohbetlerimizi ederiz.

Bu sırada Duru'yla birbirimizden ayrılmış ve kol kola bakkal Mehmet Amcaya doğru yürümeye başlamıştık. O da bakkala gidiyormuş ki ben gelmeden cips ve kola alsın, beraber onlarda günün yorgunluğunu atalım ve kız gecesi yapalım. Yapmadığımız şey değildi, hangi günler dersimin yoğun olduğunu o da bildiği için o geceye özel böyle dinlenmelik aktiviteler gerçekleştirirdik.

Henüz birkaç adım atmıştık ki Duru bana dönüp heyecanla ve biraz da korkuyla,

"Sana vermem gereken çok önemli bir haberim var," deyince sorar gözlerle ona baktım. Gözlerinden gerçekten de önemli bir şey söyleyeceğini anladığımda yürüdüğümüz yolun kenarına doğru çekmiştim onu.

Ortada durup ölmek istemeyiz, gerçi okulun bu yorgunluğunu derin soluksuz bir uyku da almaz değil ya, neyse.

Duru hala bir şey demeyip gözlerime kedi yavrusu gibi bakınca, "Ay konuşsana Duru iyice meraklandırdın beni," dedim temkinlice. Aklıma birkaç ihtimal geliyordu ama korkuyordum.

Duru, "Abim," deyince korkularımın yerli olduğunu fark etmiş oldum. Devam etti, "Abim, dönüyormuş görevden yarın." dedi bana. O an sanki zaman kavramını yitirdim, kulaklarım uğuldamaya, dizlerim titremeye başladı. Elimi Duru'nun koluna attım ve ona sıkıca tutundum, düşerdim yoksa.

🫧

Abisi, Asil Abi 3 yıldır yoktu. Gitmişti, bir gün biz akşam saatlerinde onların bahçesinde çay içerken ve ben, o karşımda oturduğu için heyecandan kızaran yanaklarımla alttan alttan ona bakarken "Size söylemem gereken önemli bir şey var," demişti. O an aklımdan geçen ihtimaller gözümü öyle bir korkutmuştu ki betim benzim atmıştı adeta.

Sandım ki gönlünde başkası var, onu söyleyecek. Aklım onu sadece kalbimdeki sevdayla bağdaşlaştırabiliyor ve bu kötü ihtimalden kendini her daim uzak tutuyordu çünkü.

Ona gözlerim; bolca sevgi, biraz aşk ve yine bolca endişeyle bakarken, ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordum. Söylemesi gereken şey beni telaşlandırdığı kadar annesi Berra Teyzeyi de telaşlandırdı, "Hayırdır oğlum ne oldu, niye gerginsin?" diye sorguladı onu.

"Görev emri geldi annem, gitmem gerekiyor yarın." dediğinde kalbim anlık başka birinin olmadığı olgusuna sevinse de ters giden bir şeyler vardı, çünkü sevdiğim adam hala gergindi. Sanki diyecekleri bitmemiş gibiydi ve annesi sordu, "Allah yolunu açık etsin, geri bizlere sağ sâlim kavuştursun yavrum. Hep gidiyorsun, söylemezdin bize böyle. Bu sefer kötü bir şey yok inşallah?" deyip kafamdaki soruları ona yöneltti.

O göz göze gelmek için çekinerek baktığım yüzü şimdi annesine çevriliydi, derin derin ne diyeceğini düşünüyor gibiydi.

"Uzun bir görev annem bu," dedi. "Dönmeyeceğim çok uzun bir süre, belki üç belki dört sene." demesiyle adeta beynimden vurulmuşa döndüm, gözlerim anlık kararsa da yanımda oturan Duru kolunu direkt olarak sırtıma atıp olduğum yerde çökmememi sağladı, ona baktım. Benim iyi olduğuma emin olduktan sonra annesi gibi ayaklanıp Asil Abi'nin yanına gitti.

Berra Teyze çoktan oğlunun yanına ulaşıp ona kocaman bir sarılma bahşetmişti; neden gittiğini, daha yeni gelmiş olduğunu ve daha bir çok şeyi dillendirdi sarılmaları sırasında.

Gözlerimden akacak olan yaşları zor tutuyordum, babamla abim buradaydı. Hayır, şimdi olmazdı. Kızaran harelerimi ona kaldırdım, çakıştı bakışlarımız. Nedendir bilmem, gözlerime hüzünlü ve biraz da özür diler gibi bakıyordu. Neden öyle bakıyordu ki, biz ona göre manevi birer abi kardeşten ibarettik. Belki Duru'ya da böylesine hüzünlü bakacaktı, bunu bekledim. Ama o gözlerini benimkilerden hiç çekmedi.

Ayağa kalktım, mutfağa gidip su içmem gerekti benim. Evet, su içmem lazımdı. Gitmem, bu ortamdan uzaklaşmam lazımdı. Ağlayacaktım, ah durduramayacaktım kendimi... Koşar adımlarla girdim eve, zaten herkesin gözü Asil Abi'deydi. Kimsenin dikkatini çekmemiştim.

Geçtim mutfağa, yasladım ellerimi masaya. Derin birkaç nefes aldım; nasıl giderdi, nasıl birkaç sene onu göremeyeceğimizi bizlere böyle bir gün kalmışken söylerdi. Allah korusun ya bir daha göremezsem onu, ah...

Ben kendi kendimle cebelleşip dururken kaç dakika geçmişti bilmiyordum. Kapıda bir hareketlilik hissettim, kaldırdım gözlerimi masanın dantelli örtüsünden. Asil Abi, kederin çevrelediği yüzüyle bana bakıyordu. Bakıştık biraz böyle, o kederli ben üzgün. Yavaşça birkaç adım attı bana doğru, o üzgünlüğüme rağmen heyecanlandım, salak kalbim... Adam seni bırakıp gidiyor, sen hala heyecanlan. Gerçi özellikle beni bırakmıyordu ki, ailesini de bırakıyordu. Kişiselleştirmemeliydim.

Dedikleri kalbimin paramparça olmasına neden olmasaydı ben onun bana ormanları anımsatan gözlerine dalıp gitmiştim çoktan.

"Biliyorum Derin, bana farklı bakıyorsun. Biliyorum seni, abine hissettiğin gibi de hissetmiyorsun bana karşı, ama yapma." eğdi kafasını omzuna doğru, son dediği beni her ne kadar yerle bir etmişse de şu an masum bir çocuk gibi gözlerime bakmasını kalbim kaldıramıyordu.

"Ne kendini ne de beni yorma Derin, kızartma gözlerini akmasın diye gözyaşlarını geri yollarken. Kaşlarını da bükme sana bunları dediğim için, beni farklı gör istemiyorum Derin. Heveslisin, küçüksün üzeceksin kendini," artık gözlerimden süzülen yaşları durduramıyordum. O konuşuyordu ama ben algılayamıyordum.

"Gidiyorum, görevi kendim istedim. Buna sen sebepsin demiyorum, kendini suçlu görüp beni buralardan uzak ettiğini düşünme fakat senin kendini daha fazla bu hevese kaptırmaman, beni de buna alet etmemen için gidiyorum." Alet etmek mi? Ben onun gözlerine bakarken bile çekiniyordum, ne diyordu bu adam. Ben onun yanındayken kızarırsam belli olmasın diye kapatıcı sürüyordum yanaklarıma. Neler düşünüyordu, nasıl böylesine küçük görebilirdi duygularımı?

Heves demişti değil mi, küçüklüğümden beri ona hayrandım, yakınındaydım. Ben onu tanımıştım. Fakat o, hiç mi tanımamış beni?

Kimsenin karşısında ağlayamayan ben, kendisinin gözlerinin içine bakarak bir heves uğruna mı akıtırdım gözyaşlarımı? Heves değil, sevda yıpratırdı ancak bu kadar.

"Bu geçecek olan senelerde de beni unutmanı isterim senden, benim aklımda da kalbimde de vatan aşkından başka bir şey yok, olamaz da. Abine kardeşim demişken sana farklı gözle istesem de bakamam Derin, beni de anla." Ah, delirecektim... Gözlerimin içine içine bakıyordu, bir cevap bekliyordu sanki ama ben kendimde o gücü bulamıyordum. Ellerim titriyor, avuçlarım terliyordu. Sadece ellerim değil ki, göz bebeklerimin bile titrediğine eminim. Kulaklarımda sanki damarlarımın içinden geçen kanımın uğultusunu duyuyordum.

Sonra birden ne oldu bilmiyorum ama toparlandım, kendime geldim. Sanki bir rüyadan uyandım, yüzüme soğuk bir su çarptım da ayıldım. Titreyen parmaklarımı hızlı bir şekilde gözlerime ve yüzüme sürtüp ıslaklığı kurulamayı amaçladım.

Ovalayarak kuruttuğum gözlerimi araladığımda gördüğü şeyle şaşırdı, ilk defa ona böylesine dik bakıyordum, şaşkınlığını saklamak için uğraşmadı.

"İstediğin yere kaç Asil Abi," dedim, yanlış bir şey söylemek istemiyordum ancak daha fazla düşünecek vaktim yoktu. "Kaç ve saklan benden. Gösterme bir daha yüzünü, görmesin gözlerin bir daha yüzümü. Ancak bil ki o heves dediğin kalbimi yakan sevdam, ne benim peşimi bırakır ne de beni yaralayan o kalbin için kendini yıpratmaktan vazgeçer."

Derin bir nefes aldım, onunla günlük sohbetlerin dışına çıkmazdık ki biz, konuşurken böylesine zorlanmam bundan dolayı olmalıydı.

Ettiğim itirafım onu şaşırtmamıştı, farkında olduğu için gidiyordu ya zaten . Devam ettim, "İstediğini yapacağım, ben seni sen dönene kadar unutmuş olacağım. Kalbimi de zorlayacağım bunun için; ondan, onu yaralayan bir kalp içim atmamasını isteyeceğim. Dinlemezse sözümü, yansıtmam sana döndüğünde."

Şimdi, karşısında güçlü durmak çok zordu, içim ezim ezim eziliyordu.

"Döneceksin, biliyorum fakat sen sadece ailene döneceksin. Bende gittiğinle kalıp, aldığın ah'ımla içimde biteceksin."

Dediklerimle orman yeşili harelerinden silik bir duygunun geçişini okudum, afalladım. Pişmanlık mıydı gördüğüm? O da benim gözlerimden afallayışımı gördü, duygularını sakladı. Yüzü konuşmaya başladığından itibaren ilk defa bu kadar sert bir hale geldi. Dişlerini sıkıyormuş gibi kasılmıştı çenesi.

Biliyordum, ne derse arkasında dururdu o.

Yine biliyordum, dediklerinden pişman olmazdı çünkü pişman olacağı bir şey demezdi. Ben sadece kendimi kandırıyordum. Bu halime rağmen düşündüğüm şeye içimden güldüm. Böyle bir şeyin olacağına dair inancım bile yoktu ki, ne saçmalıyordum.

Gözlerime içli içli bakıp "Eyvallah Derin, sözlerin başım üstüne. Dönmek olur mu nasip bilemem fakat olsa da olmasa da sen kendine iyi bak, Allah'a emanet." dedi ve çıktı mutfaktan.

Sözleriyle kalbime ekmiş olduğu korku, sesime de yansıdı. Ardından, "Sen de Allah'a emanet ol." diye mırıldandım fakat o, bunu hiç duymadı.

Cahit Zarifoğlu'nun iki mısrası beni yansıtırdı en iyi şimdi;

"Yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki, Züleyha,

Bir insanın, bir cümleyle yıkıldığını gördüm ben."

🫧

Merhaba güzellikler, bu benim ilk kitabım. Yorumlarınızı çok önemseyeceğimmm

💌Bölüm için yorumlarınızı buraya alabilirimmm 💌

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.